Bölüm 19

Kaybolmak Ne Demektir?

İsa kendisi hakkında şöyle der: “Nitekim İnsanoğlu, kaybolanı arayıp kurtarmak için geldi” (Luka 19:10). Pavlus da kaybolanlara dair, “Yaydığımız Müjde örtülüyse de, mahvolanlar için örtülüdür” (2. Korintliler 4:3) der. Buradaki kayıp kelimesi kişiler için kullanılmıştır ve bu kişilerin Tanrı’yla ilişkilerinde bulundukları durumu tanımlamaktadır. İsa bu kişileri aramaya geldiğinden, bu kaybolmuş kişilerin Tanrı’dan uzaklaşmış olduğunun kanıtıdır. Bu kişilerin zihinleri bu dünyanın ilahı olan Şeytan tarafından kör edilmiş olduğundan, lütuf müjdesinden yararlanamazlar, çünkü karşılıksız olan kurtuluş onlardan saklanmıştır (2. Korintliler 4:4). Bu durum kurtulmamış olanlar için geçerli olduğundan, kurtulmamış olan kişilerin kaybolmuş olduğu anlamına gelmektedir.

İnsan yaptığı bir şey nedeniyle kaybolmuş olmaz. İnsan kurtulana kadar kaybolmuştur. Âdem ve Havva yaptıkları bir şey aracılığıyla kaybolmuşlardır ve tüm insan ırkı da onlar da birlikte kaybolmuştur. İsa Mesih dünyaya insanları bu kaybolmuş durumlarından kurtarmak için gelmiştir.

Kaybolmuş olanlar kurtulmamış oluyorsa, o zaman bu kişiler kurtuluş aracılığıyla insana sunulan daha önce sıralanmış olan tüm harika bereketlerden mahrum oluyorlar demektir. Ama bundan daha fazlası da vardır. Kurtuluşun getirdiklerinden çok az kişi haberdar olduğu için, insanların çok azı kaybolmanın ne kadar kötü bir şey olduğunu ve sonucunun ne kadar korkunç olduğunu anlayabilirler.

Tanrı’nın Kaybolmuş Olanlarla İlgili Hükmü

Kurtuluş karanlığın güçlerinden kurtulmayı da içermektedir (V. bölüm). Bu nedenle kaybolmuş demek aynı zamanda Tanrı’nın egemenliğinden uzak olup, Şeytan’ın yetkisi altında bulunmak demektir. Bu durumda bulunmak da Tanrı’ya karşı tam bir  düşmanlık içinde bulunmak demektir.

Tanrı, Söz’ünde kaybolmuş olanlar için bir hüküm vermekte, bu insanların günahları ve suçları nedeniyle ölü durumda olduğunu söylemektedir (Efesliler 2:1, 5). Kutsal Kitap’ta ölüm her zaman ayrılık anlamına gelmektedir. Fiziksel ölüm ruhun bedenden ayrılmasıdır. Ruhsal ölümse ruhun Tanrı’nın Ruh’undan ayrılmasıdır. Bu ikinci ölümdür (Vahiy 20:14) ve bedenin Tanrı’dan tamamen ayrılması anlamına gelmektedir. Günah ve suçların içinde ölü olmak ruhsal ölüm, ruhsal olarak Tanrı’dan ayrılmaktır.

Birisi ölümü ‘kişinin içinde bulunduğu çevreyle ilişiğinin kesilmesi’ olarak tanımlamıştır. Ruhsal olarak ölü olmak da Tanrı’yla ilişkinin kesilmesidir.

Âdem ve Havva yemeleri yasak olan meyveyi aldıklarında (Yaratılış 3:6) ruhsal olarak ölmüşlerdir. Günahları onları Tanrı’dan ayırmıştır. Günah insanı Tanrı’dan ayırdığından beri kurtulmamış olanlar suç ve günahları içinde ölü olarak kalmaktadırlar.

Bu günahların mutlaka cinayet, sarhoşluk, zina, yalan söylemek, rüşvet ve benzeri şeyler gibi büyük ahlaksızlıklar olması gerekmez, ama insanların gözünde önemsiz olduğu için günah olarak saymadıkları birçok küçük günah bile kişinin bu durumda olmasına sebep olabilmektedir.

Çünkü günahların hepsi Tanrı’nın kutsallığı ve mükemmelliğinin büyüklüğünü göstermektedir. “Çünkü herkes günah işledi ve Tanrı’nın yüceliğinden yoksun kaldı.” (Romalılar 3:23). En ahlaklı ve pak yaşayan kişi bile Tanrı’dan uzaklaşmıştır.

Her insan Âdem’den aldığı insan ırkında devam eden günahkâr doğa gereği günahlıdır ve bu nedenle günahkârdır. Tanrı’yla arasındaki bu günah sorunu çözülünceye dek her insan Tanrı’dan uzaktır.

Suç ve günahların içinde ölü olmanın ne demek olduğu günah işledikten sonra Âdem’in Tanrı’ya karşı değişen tavrında görülmektedir. Korktuğundan dolayı, Âdem Tanrı’nın varlığıyla karşılaşmamak için kendisini ağaçların arkasına gizlemiştir (Yaratılış 3:8-10). Ruhsal olarak ölü olanlar Tanrı’dan korkarlar. Kurtulmamış olanların yüreğinin derinlerinde bir şey onların Âdem’de olduğu gibi Tanrı’yla karşılaşmaktan korkmalarına neden olmaktadır. Bu kişilerin çok azı Tanrı’nın Âdem’i sevgiyle aradığı gibi bugün de kendisiyle uyum ve tam bir birliğe getirebilmek için onları aradığını anlayabilmektedirler.

Kaybolmuş olanlar Mesih’siz, umutsuz ve Tanrı’dan yoksun olarak yaşamaktadırlar(Efesliler 2:12). Mesih’ten yoksun olmak Tanrı’nın önüne gelmek ve O’nun sağladığı bereketleri alabilmekten de yoksun olmak anlamına gelir. İsa, “Yol, gerçek ve yaşam Ben’im. Benim aracılığım olmadan Baba’ya kimse gelemez” (Yuhanna 14:6) demiştir. O’nsuz olmak geleceğe dair bir ümidin olmaması anlamına gelmektedir. Tanrısız olmak insanı ve evreni yaratan ve devamını sağlayandan uzak olmaktır. Baba Tanrı’sız olmak ve ondan ‘uzak’ olmaktır (Efesliler 2:13).

Şu anda Tanrı’sız olanlar hâlâ Tanrı’nın sağlayışından bir şekilde yararlanmaktadırlar, ama bu sağlayış ve ilgi üzerinde hiçbir hakları yoktur. İsyankâr bir halka ait olduklarından Tanrı’nın önünde olmaya hiçbir hakları yoktur. İnsanlar sadece İsa Mesih’in ismiyle Tanrı’nın önünde bir hak sahibi olurlar. İsa: “O gün bana hiçbir şey sormayacaksınız. Size doğrusunu söyleyeyim, benim adımla Baba’dan ne dileseniz, size verecektir” (Yuhanna 16:23) demiştir. Kaybolmuş olanlar henüz sahip olmadıkları İsa ismiyle dilekte bulunamazlar.

Kurtulmuş olanlar karanlıktan Tanrı’nın şaşılası ışığına çağrılmışlardır (1. Petrus 2:9). Kurtulmamış olanlar halen karanlıkta bulunmaktadırlar. “Onların zihinleri karardı. Bilgisizlikleri ve yüreklerinin duygusuzluğu yüzünden Tanrı’nın yaşamına yabancılaştılar” (Efesliler 4:18). İnsan bu dünyaya göre çok zeki, yetenekli olup, hâlâ ruhsal konularda karanlıkta olabilir. Tanrı’nın görünümü olan Mesih’in yüceliğiyle ilgili Müjde’nin ışığı imansızların üzerine doğmasın diye bu çağın ilahı onların zihinlerini kör etmiştir (2. Korintliler 4:4).

Kurtulmamış olanlar itaat etmeyen çocuklar diye adlandırılmaktadırlar (Efesliler 2:2). İtaatsizliklerinden dolayı cezalandırılacak olan çocuklardırlar. Çünkü, “Rabbimiz İsa, Tanrı’yı tanımayanları ve kendisiyle ilgili Müjde’ye uymayanları cezalandıracak” (2. Selanikliler 1:8) denmiştir. Müjde’ye itaatsizlik ettiklerinden ve Tanrı’nın oğlunu reddettiklerinden “doğal olarak gazap çocukları”dırlar (Efesliler 2:3). “Oğul’a iman edenin sonsuz yaşamı vardır. Ama Oğul’un sözünü dinlemeyen yaşamı görmeyecektir. Tanrı’nın gazabı böylesinin üzerinde kalır” (Yuhanna 3:36).

Kurtulmamış olanların içinde bulunduğu yukarıda bahsedilen durum pek iç açıcı değildir, ama bu Tanrı’nın onların durumlarıyla ilgili kendi tanımıdır ve doğrudur.

Kaybolmanın Sonu

Rab İsa Mesih’in Müjde’sini önemsemeyip kurtuluşu reddedenler, “Rab’bin varlığından ve yüce gücünden uzak kalarak sonsuza dek mahvolma cezasına” (2. Selanikliler 1:9) çarptırılacaklardır. Bu onların sonsuza dek devam edecek olan durumudur. Şimdiki zamanda bu kişiler için Tanrı’ya geri dönüp kurtulma fırsatı bulunmaktadır, ama Tanrı’dan sonsuz ayrılış meydana geldiğinde artık bu kişiler için hiçbir şans kalmayacaktır.

Bu ayrılık sadece Rab’bin varlığından ayrılmak değil, aynı zamanda gücünden ve bu gücünün getirdiği tüm bereketlerden de ayrılmak anlamına gelmektedir.

Birçokları Tanrı’dan ayrılmayı ciddiye almazlar. Yaşadıkları anda Tanrı’yla bir işleri yoktur ve gelecekte de O’ndan bir şey alabileceklerini kavrayamamışlardır. Tanrı olmadan da gayet iyi bir şekilde yaşayabileceklerini düşünmektedirler. Yaşamlarının her anında O’na ne kadar bağlı olduklarının ve O’ndan ne kadar çok bereket aldıklarının farkında değillerdir. Teneffüs ettikleri hava Tanrı tarafından yaratılmıştır. Yağan yağmur, doğan güneş hepsi Tanrı tarafından yaratılmıştır. Bunu sadece doğa diye adlandırırlar, oysa bu doğayı Tanrı yaratmıştır ve hâlâ varlığını kendi gücüyle devam ettirmektedir. Tanrı’nın sağlayışı olmadığı takdirde hem insan hem de tüm yaratılış bir anda yok olacaktır.

İnsan Tanrı’nın gücünün görkeminden ayrıldığında, o zaman Tanrı’nın sağlayışından küçük bir parça bile yararlanamaz.  O zaman yaratılmış olan O’nun sağlayışından tamamen uzaklaştırılacaktır. “Onları sonsuza dek sürecek koyu karanlık bekliyor” (Yahuda 13). O zaman tamamen karanlık içinde kalanları aydınlatmak için küçücük bir aydınlık, susuzluklarını gidermek için bir damla yağmur, sonsuz gecenin bitişini ve yeni günün gelişini sağlayan sabahyıldızı olmayacaktır.

Kaybolmuş olan insanın bulunacağı yer tanımlandığı gibi ateş gölü olacaktır. Yazıldığı gibi, “adı yaşam kitabına yazılmamış olanlar”ın hepsi buraya atılacaktır (Vahiy 20:15). Bazıları bunun sadece mecaz olduğunu söylerler. Eğer öyleyse bu, durumu daha da korkunç hale getirmektedir. Çünkü gerçek her zaman mecazi anlatımdan daha güçlü olduğu için, mecaz böyleyse gerçek durum daha da korkunç olacaktır. Aynı zamanda, “Eğer gözün günah işlemene neden olursa, onu çıkar at. Tanrı’nın egemenliğine tek gözle girmen, iki gözle cehenneme atılmandan iyidir. Oradakileri kemiren kurt ölmez, yakan ateş sönmez” (Markos 9:47, 48) ve “Ama bu egemenliğin asıl mirasçıları dışarıdaki karanlığa atılacak. Orada ağlayış ve diş gıcırtısı olacak” (Matta 8:12) denmiştir.

Kurtulmamış olanlar şimdiden yargılanmışlardır. “O’na iman eden yargılanmaz, iman etmeyense zaten yargılanmıştır. Çünkü Tanrı’nın biricik oğlunun adına iman etmemiştir” (Yuhanna 3:18). Şu anda yargının infazı için beklense de, bu kişiler Tanrı’ya dönmez ve Rab İsa Mesih’i kurtarıcıları olarak kabul edip, O’na bağlanmazlarsa, o zaman kendileri hakkında kesinleşmiş olan yargı uygulanacaktır.

Günahın özü Tanrı’dan bağımsız olma arzusudur. Kaybolmuş olanların son durumu yaşamlarında Tanrı’ya bağımlılığın olmayışı ve bunu istemeyişleridir. İnsanın bu arzusu cehennemde tam olarak gerçekleşecektir.