Bölüm 6

O’nda Fidyeyle Kurtuluşa Sahibiz

İnsan Aden’de günah işlediğinde, hem kendini İblis’e teslim etmiş ve onun yönetimi altına girmiş, hem de iyiyle ve kötüyü bilme ağacının meyvesini yememekle ilgili buyruğu çiğneyerek Tanrı’nın yasasına karşı gelmiş oldu. Yasayı çiğnemenin cezası ölümdü: “Çünkü ondan yediğin gün kesinlikle ölürsün” (Yaratılış 2:17). Tanrı’nın yasasını çiğnemenin cezası her zaman ölümdür: “Ölecek olan günah işleyen kişidir” (Hezekiel 18:20).

Âdem’in günahıyla gelen ölüm, bütün insanlara geçmiştir; insanların hepsi çiğnenen yasanın cezasına mahkûm olmuştur (Romalılar 5:12). Yasanın laneti altındadırlar.

Bazıları, Kutsal Kitap’ta Âdem’in günahı nedeniyle bütün insanların lanet altında olduğu öğretişine karşı çıkarlar. Fakat bunun kanıtını bulmak için fazla ileri gitmeye gerek yoktur. Her bir cenaze bunu kanıtlamaktadır. Âdem günah işleyerek ölümlü (fiziksel olarak ölüme mahkûm) oldu. Âdem’in kendi “benzeyişindeki” oğlu ölümlü olarak doğdu. Ölümlü insanlar ölümsüz bir soya sahip olamazlar. Bu nedenle bütün insanlar ölümlüdür ve lanet altındadır. Bunun nedeni de Âdem’in günah işlemesidir.

Fakat hepsi bu değildir. Âdem günah işlediğinde ruhsal olarak ölmüştür. Ruhu Tanrı’dan ayrılmıştır. Tanrı’yla sahip olduğu ruhsal bağlantıyı kaybetmiştir. Ruhsal olarak ölü olan kişi, ruhsal olarak yaşayan çocuklara sahip olamaz. Bu nedenle, Âdem’in soyundan gelen herkes, “suçlardan ve günahlardan ötürü” ölüdür (Efesliler 2:1). 

Bu da, Âdem’in günah işlemesi sonucunda insan üzerine gelen lanetin bir parçasıdır. Her insanda tanrısal bir yön olduğu doğru değildir. Yukarıda da alıntı yaptığımız gibi, herkes suçları ve günahlarından dolayı ölüdür.

Buna ek olarak, Âdem’den miras aldıkları günahkâr doğa nedeniyle bütün insanlar “…günah işledi ve Tanrı’nın yüceliğinden yoksun kaldı” (Romalılar 3:23). Bu nedenle, bütün insan ırkı Tanrı önünde suçlu ve çiğnenmiş yasanın mahkûmiyeti altındadır (Romalılar 3:19).

O halde, Tanrı kurtuluşta, İblis’in gücü ve egemenliğinden kurtarılmanın yanı sıra, insanı ölümden, yani yasanın lanetinden de özgür kılmayı öngörmüştür. Ölüm günahla geldiği gibi (çünkü ölüm günahın cezasıydı), insanın günahtan da kurtarılması, özgür kılınması gerekliydi. Hem ceza hem de cezanın nedeni ortadan kaldırılmalıydı. Tanrı’nın gerçekleştirdiği bu işe fidyeyle kurtarma diyoruz.

Webster sözlüğüne göre fidyeyle kurtarmak, “bir bedel ya da fidye ödeyerek kurtarmak, özgür kılmak, tutsaklıktan ya da bağdan kurtarmak ya da cezadan muaf olmak”tır. Fidyeyle kurtarmanın iki kısmı vardır. Birincisi, tusaklık ya da bağdan kurtarmak, özgür kılmak; ikincisi, bir bedel ödeyerek cezadan ya da sorumluluktan kurtarmak. Fidyeyle kurtarmanın her iki unsurunu da Tanrı’nın kurtuluş işinde görüyoruz.

İnsan günaha tutsaktır ve yasanın çiğnenmesinden dolayı ölüm cezasına mahkûm edilmiştir. Adeletin gereklerinin yerine gelmesi için insanın yaşamını vermesi gerekir. Yargıdan kurtulmanın tek yolu fidyeyle kurtuluştur. 

Suçun cezası ölüm olduğu için insanın kendini fidye olarak sunup kurtulması olanaklı değildir. Kendi yaşamı, fidye olarak sunabileceği her şeyden daha değerlidir. Ceza belli bir süreden oluşan hapis cezası olsaydı, belli miktarda iyi işlerin ya da pişmanlığın ödenmesiyle bir tarafa atılabilirdi, fakat ceza ölüm cezası olduğunda insanın bütün yaşamı boyunca gerçekleştirebileceği iyi işler ya da canın teslim edilmesi dahi fidye bedeli sayılamaz. İnsanın, kendisini yasanın lanetinden kurtarmak üzere verebileceği hiçbir şey yoktur. Bütün insanlar aynı durumda olduğu için başka insanlardan yardım almak da mümkün değildir.

Buna ek olarak, hâkim olan Tanrı’nın da yumuşaklık gösterip yargıyı bir kenara koyması mümkün değildir. Tanrı, olduğu ve yaptığı her şeyde sonsuzdur. Bu nedenle, doğruluğu da sonsuzdur. Yargısı ve yargının infazı konusunda uzlaşma gösteremez. Kendi kutsal yasasının cezasını göz ardı edemez. Tam olarak yerine getirilmesi gerekir.

İnsan kendisini fidyeyle kurtaramayacağına ve Tanrı’nın sonsuz yargısı cezanın bir kenara atılmasına izin vermediğine göre, insan kurtulacaksa bu ancak bir kurtarıcı aracılığıyla olacaktır. Yasanın öngördüğü bedele eşit bir bedeli ya da fidyeyi ödeyebilecek biri bulunmalıdır. O halde fidye, kurtuluşun vazgeçilmez bir parçasıdır.

Fidye olmadan kurtuluş da olmaz.

Bu koşullar altında ancak Tanrı kurtarıcı olabilir. Bunu da sonsuzlukta, oğluyla geçekleştirmiştir. Bu nedenle, tek oğlunu insan olmak üzere dünyaya göndermiştir.

“Ama zaman dolunca Tanrı, yasa altında olanları özgürlüğe kavuşturmak için kadından doğan, yasa altında doğan öz oğlunu gönderdi” (Galatyalılar 4:4, 5).

Mesih dünyaya gelişi ve ölümüyle, “bizim için lanetlenerek bizi yasanın lanetinden kurtardı” (Galatyalılar 3:13). Evet, Tanrı’nın sonsuz oğlu, Tanrı tarafından dünyanın kurtarıcısı olarak atandı.

İnsanlık için fidye olarak ödediği fidye bedeli, tek bir insanın yaşamından daha büyük değil, insan ırkının bütün üyelerinin yaşamlarının toplamından daha büyük olmalıydı, çünkü  bütün herkes ölüme mahkûm olmuştu. Ve öyle de oldu; ödediği fidye bedeli kendi yaşamıydı. Kendisi için şöyle demişti: “…İnsanoğlu, hizmet edilmeye değil, hizmet etmeye ve canını birçokları için fidye olarak vermeye geldi” (Matta 20:28). O, “…kendisini herkes için” sunmuştur (1. Timoteos 2:6).

Bu fidyenin yeterliliği üç koşula bağlıdır: (1) İnsani yaşamı. Çiğnenen yasa insanın ölmesi gerektiğini söylüyordu. Bu nedenle Tanrı’nın oğlu insan yapısını almak zorundaydı. (2) Yaşamının günahsızlığı. Yahudiler’e şöyle söyleyebilecek durumdaydı: “Hanginiz bana günahlı olduğumu kanıtlayabilir?” (Yuhanna 8:46). İşlediği herhangi bir günah için ölmesi gerekmiyordu. Böylece, başkalarının yerine ölebilirdi. (3) Tanrı Oğlu olduğundan dolayı sonsuzluğu. Yaşamı ölümlü insan yaşamlarının toplamından daha büyüktü. Bu sayede, O’nun yaşamı herkes –bütün insanlık– için fidye olabilirdi.

Fidye bedeli, insan günahının toplamından daha büyüktü.

İsa’nın yaşamını fidye olarak vermek üzere geldiğini söylediğini fark etmemiz önemlidir. Çoğu zaman iddia edildiği gibi, davası uğruna yaşamını kaybetmiş bir şehit değildir. Yaşamını vermiştir. Şöyle söylemişti: “Canımı, tekrar geri almak üzere veririm… canımı kimse benden alamaz; ben onu kendiliğimden veririm” (Yuhanna 10:17, 18). İsa öldüğünde, insan ırkını Yasa’nın ölüm cezasından kurtarmak için yaşamını fidye olarak, isteyerek vermişti. 

Kutsal Kitap’taki birkaç bölümde, Mesih’in kanının kurtuluş fidyesi olduğu yazılmıştır. 1. Petrus 1:18, 19, “…atalarınızdan kalma boş yaşayışınızdan altın ya da gümüş gibi geçici şeylerle değil, kusursuz ve lekesiz kuzuyu andıran Mesih’in değerli kanının fidyesiyle kurtuldunuz” diyor. Fidyeyle kurtuluşun İsa Mesih’in kanı aracılığıyla olduğu gerçeği, Efesliler 1:7, Koloseliler 1:14, 20 ve Vahiy 5:9’da da geçmektedir.

Fidyeyle kurtuluşun İsa Mesih’in kanı aracılığıyla olduğu  ve yaşamını fidye bedeli olarak verdiği ifadeleri arasında çelişki yoktur. Yaşam kanda olduğu için (Levililer 17:11) aynı anlama gelirler. Kan döküldüğünde yaşam verilmiş olur. Bu nedenle, vurgu, İsa’nın kendisinin de vurguladığı gibi kanın akması üzerinde olmalıdır. Rab’bin Sofrası geleneğini başlatırken de şarap kâsesini alıp şöyle der: “…bu benim kanımdır, günahların bağışlanması için birçokları uğruna akıtılan…” (Matta 26:28). 

Bu nedenle, insanların yasanın lanetinden kurtuluşu O’nun yaşamını yaşama biçiminden kaynaklanmamaktadır. Yaşamını vermesi, kanını akıtmasındandır ve bu nedenle O’nun ölümüyle insan kurtulur.

Bütün bunların anlamı, insanın yasa nedeniyle suçlu olması ve ölüm cezasına çarptırılmış olmasıdır. İnsan kendisini fidyeyle kurtarıp cezadan kurtulma olanağına sahip değildir. Tanrı’nın oğlu dünyaya gelip insan olmuştur. Tanrı’nın yasasına göre kusursuz doğruluğa sahip bir yaşam sürdürmüştür. Kendi doğruluğu nedeniyle cennete geri dönüp Tanrı’nın huzuruna çıkabilirdi. Bunun yerine günahsız olan, insan ırkının yerine ölmüştür. İnsan yerine ölüm cezasını çekmiştir.

Bazıları İsa’nın kanının, damarlarında akarken de çarmıhta döküldüğünde sahip olduğu değere sahip olduğunu öğretir. Kurtuluşun da, insanlar arasında yaşadığı yaşam, öğretişleri ve yaptığı iyilikler aracılığıyla geldiğini savunurlar. Bu öğretiş, insanın Mesih’in kanı aracılığıyla kurtulduğunu söyleyen Kutsal Kitap’la çelişmektedir. Çünkü kan, damarlarında olduğu sürece fidye bedeli olamazdı. Bu öğretişin arkasında insanın kendisini günahkâr olarak görmeyi istememesi yatmaktadır. Fidye bedelini ortadan kaldırmak, buna gerek olduğunu inkâr etmektir. Bu gereksinimi inkâr etmek de günahı ve günahın sonuçlarını inkâr etmektir.

İsa’nın dünyadaki yaşamı hiçbir insanı yasanın cezasından kurtarmamıştır ve kurtaramayacaktır.  Açıkça, “yasa altında” doğduğu yazılmıştır (Galatyalılar 4:4).

Bunun anlamı, İsa’nın o dönemde yaşamış herhangi bir İsrailli gibi, On Emir de dahil olmak üzere Tanrı’nın yasasına bağlı olarak yaşamış olmasıdır. Bu nedenle, kusursuz yaşamı sayesinde kendisi yasanın cezasından kurtulmuş ve Tanrı’yla ilişkiye sahip olmuştur. Kesin olan şudur ki, hiç kimse normal yaşantısı sayesinde Tanrı’yla böyle bir ilişkiye sahip olmamıştır.

Bununla birlikte, dünyada yaşadığı yetkin yaşamın insanlık için değeri büyüktür. Yetkin olduğu için, daha önce de belirttiğimiz gibi, kendi işlediği günahlar için ölmesi gerekmemiştir. Bu nedenle, diğer günahkârların yerine ölüp, yaşamını fidye olarak sunabilmiştir.

O halde, Mesih’in ölümü kurtuluşun merkezinde yer almaktadır. Ne var ki, bu ifadeyi kabul ettikleri halde Mesih’in fidye bedeli olarak ölmesi gerektiğini inkâr edenler vardır. İsa’nın ölümünün insanlar için en üstün kurbanın örneği olduğunu ve bunu görerek ve fedakâr yaşamlar sürdürerek insanların da kurtulacağını söylerler. Bu kesinlikle mümkün değildir, çünkü Kutsal Kitap hiçbir yerde çarmıhtan gelen herhangi bir ahlaki öğretişin kurtulmamış insanların iyi ya da Tanrı tarafından kabul edilebilir hale geldiklerini söylemez.

Yasadan Fidyeyle Kurtuluş

Tanrı, insanı yasanın gerektirdiği cezadan ya da lanetten kurtardığında yasa altında olmaktan da kurtarır. Daha önce de belirttiğimiz gibi, ” Tanrı, yasa altında olanları özgürlüğe kavuşturmak için öz oğlunu gönderdi” (Galatyalılar 4:4, 5).

Yasa ceza olmadan yasa sayılamaz. İnsan fidyeyle kurtulduktan sonra Tanrı artık bu kişiyle ilişkisini yasa temelinde kurmaz. Artık yasa yerine lütuf temelinde ilişki kurulur: “…Tanrı’nın lütfu altındasınız” (Romalılar 6:14). Artık Kutsal Yasa’nın söyleyeceği bir şey yoktur. Fidyeyle kurtulmuş insanı suçlu sayamaz. “Mesih İsa’ya ait olanlara artık hiçbir mahkûmiyet yoktur” (Romalılar 8:1). O halde fidyeyle kurtuluş, Tanrı’nın kurtulanlara karşı tamamen farklı bir yaklaşıma sahip olmasına neden olmaktadır.

Fidyeyle Kurtuluş Günahtan ve Günahın Gücünden Kurtuluştur

 Tanrı insanla lütuf temelinde ilişki kurduğunda, kurtuluş işini, insanı yasanın ceza vermesine neden olan günahtan da kurtarmak üzere ilerletmektedir. Tanrı’nın insanı kurtarmaktaki amacı sadece günahın cezasından özgür kılmak değil, yaşantısındaki günahtan da özgür kılmaktır: “Mesih, bizi her suçtan kurtarmak, arıtıp kendisine ait, iyilik etmekte gayretli bir halk yapmak üzere kendini bizim için feda etti” (Titus 2:13).

Elçi Pavlus, günaha “satılmış” olduğunu ve “benliğin denetiminde” olduğunu yazıyor (Romalılar 7:14, 23). İsa Yahudiler’e şöyle söylemişti: “Günah işleyen herkes günahın kölesidir” (Yuhanna 8:34). Kuşkusuz, insan günaha tutsaktır. Yaşantısında günah egemen olmasına karşın bundan kurtuluş da mümkündür. Bu kurtuluş Tanrı’nın kudretiyle gerçekleşir. Tanrı günahın cezasından kurtarılan herkese lütufla karşılık verir. “Günah size egemen olmayacaktır. Çünkü Kutsal Yasa’nın yönetimi altında değil, Tanrı’nın lütfu altındasınız” (Romalılar 6:14). Bunun nedeni Mesih İsa’daki yaşamın, Ruh’un yasasını Âdem’den miras alınan günah yasasından özgür kılmasıdır (Romalılar 8:2).

Bedenin Fidyeyle Kurtarılması

Elçi Pavlus, imanlıların beklediği, gelecekte gerçekleşecek bir kurtuluştan söz etmektedir. “Biz de (…) evlatlığa alınmayı, yani bedenlerimizin kurtulmasını özlemle bekleyerek içimizden inliyoruz” (Romalılar 8:23).

Mesih’in ölümünde, yasanın çiğnenmesinden dolayı ortaya çıkan cezadan fidye aracılığıyla kurtuluş vardır. Bu cezanın bir kısmı fiziksel ölümdür. İnsanın bedeni ölümlü hale gelmiş; ölüm ve bozulmaya mahkûm olmuştur. İnsan ölüme mahkûm olduğunda hastalıklara da açık hale gelmiştir. İnsan pek çok sıkıntı çekmektedir. Bunlar için de, Mesih’in ölümünde şifa vardır. Üzücü olsa da, insan henüz bu şifayı tecrübe etmez. Pavlus şöyle söylüyor: “Biz de (…) bedenlerimizin kurtulmasını özlemle bekleyerek içimizden inliyoruz.” O gün gelecektedir. Tanrı’nın borazanı çalındığında, ölüler yeniden çürümeyecek şekilde dirildiğinde ve yaşayan imanlılar değiştiğinde gerçekleşecektir. O zaman çürüyen beden çürümezliği, ölümlü beden ölümsüzlüğü giyinecektir (1. Korintliler 15:51-54). Fidyeyle kurtuluş işi o güne kadar tamamlanmış sayılamaz. O zaman tam olarak yeniden bina edileceğiz. Âdem’in günahının etkisi bütünüyle ortadan kaldırılmış olacaktır.

Fidyeyle Kurtuluş Tanrı İçin Kurtulmuş Olmaktır

Fidyeyle kurtuluş sadece yasanın çiğnenmesinden dolayı ortaya çıkan cezadan kurtuluşu içermez. Aynı zamanda Tanrı içindir. “…boğazlandın ve kanınla (…) insanları Tanrı’ya satın aldın” (Vahiy 5:9) sözleri, kurtulanların Kuzu’ya söyleyecekleri övgü ilahisidir.

Kurtulanların hiçbiri artık kendilerine ait değil, fidye hakkı nedeniyle Mesih’e aittir. “…bilmiyor musunuz? Kendinize ait değilsiniz. Bir bedel karşılığı satın alındınız; onun için Tanrı’yı bedeninizde yüceltin” (1. Korintliler 6:19, 20).

Bir bedel karşılığında kurtuluşun amacı, Tanrı’nın “kendisine ait bir halkı” olmasıydı (Titus 2:14).

Fidyeyle Kurtuluş Sonsuzdur

Fidyeyle kurtuluş hakkında son bir düşüncemi daha paylaşmak istiyorum. Mesih sonsuz olduğu ve fidye bedeli olan kanı çürümez olduğu için, fidyeyle kurtuluş sonsuz olmalıdır. Tanrı da böyle olduğunu söylemektedir (İbraniler 9:12). Bu nedenle, Tanrı’nın imanlılar için gerçekleştirdiği iş sonsuzluk boyunca kalacaktır.