Bölüm 9

Tanrı’yla Barıştırıldık

Daha önce de belirttiğimiz gibi, insan günah işlediğinde öncelikle ayartıcıyı dinlemiş oldu. Kendini İblis’in etkisi ve gücüne teslim ettiği için insanoğlu bu güce bağımlı hale geldi. Bu nedenle, Tanrı insanı kurtardığında aynı zamanda karanlığın gücünden de kurtarmalıydı. Buna ek olarak, insanın günah işlemesiyle Tanrı’nın yasasını çiğnediğini, suçlu olduğunu ve ölüm cezasına çarptırıldığını görmüştük. Bu nedenle, Tanrı’nın insanı yasanın lanetinden ve yasanın altında olmaktan kurtarması da gerekliydi.

İnsan günah işlediğinde bir şey daha olmuştu. Günah konusunu işlerken Tanrı’nın insanı yarattığını ve insanın sahip olduğu her şeyin Tanrı’dan geldiğini görmüştük. Bu nedenle, insanın Tanrı’ya karşı sahip olması gereken tutum tamamıyla Tanrı’ya bağımlı olmaktır. İnsanın günahı Tanrı’dan bağımsız, kendisine bağımlı olmasıdır. İnsanın sahip olduğu bu tutum Tanrı’ya ve O’nun insan ve insana sağladıkları üzerinde egemenliğine, yönetimine karşı isyandan başka bir şey değildi. Herhangi bir grup insan, yönetimi altında yaşadıkları hükümetten bağımsızlıklarını ilan ettiğinde bunun adı isyan olur. Eğer bağımsızlıklarını ilan ederlerse ve ayrı bir yönetim kurarlarsa artık eylemleri bir devrime dönüşür. İnsan, Tanrı’dan ayrı olarak varlığını kurmayı asla başaramamıştır.

Kimileri bunu yapabilecek gibi düşünür ya da davranırlar, fakat insan Tanrı’nın güneş ışığı, yağmuru, havası olmadan yaşayamadığı sürece Tanrı’dan bağımsızlığını ilan edemez. O halde, insanın Tanrı’dan bağımsızlığı ancak isyan düzeyinde olabilir. İsyan etmiş insanın barıştırılmaya gereksinimi vardı.

Ayartıcının sözlerini dinleyerek, insan ona bağımlı hale geldi. Bu şekilde, insan Tanrı’dan ayrı, O’na düşman bir varlık oldu. Burada da barıştırılmaya ihtiyaç vardı.

Âdem ve karısı günah işledikten sonra, “…günün serinliğinde bahçede yürüyen RAB Tanrı’nın sesini duydular. O’ndan kaçıp ağaçların arasına gizlendiler. RAB Tanrı Âdem’e, ‘Neredesin?’ diye seslendi. Âdem, ‘Bahçede sesini duyunca korktum. Çünkü çıplaktım, bu yüzden gizlendim’ dedi” (Yaratılış 3:8-10).

Âdem’in içinde bir değişiklik olmuştu. Tanrı’ya karşı yabancılaşmıştı. O’nun yabancısı olmuştu. Sevgi, güven ve cesaretin yerini korku almıştı. Tanrı’ya yaklaşmak yerine O’ndan uzaklaşmıştı. Günahı nedeniyle Âdem Tanrı’dan uzaklaşmıştı. Tanrı’yla arkadaşlık, paydaşlık, paylaşım ve yakınlığın yerini düşmanlık ve yabancılık almıştı.

Âdem günahkâr doğasını soyuna geçirdiği zaman Tanrı’dan yabancılaşma ve korkmayı da geçirmişti.

İnsanlığın hâlâ Tanrı’ya karşı yabancılaştığını görmek için fazla uzağa gitmenize gerek yoktur. İnsanın Tanrı’dan korktuğunun kanıtı eskisinden bin kat fazladır. İnsanın Tanrı’yı hoşnut etmek ve O’nun iyiliğini kazanmak için gösterdiği her çaba O’na karşı yabancılaştığına tanıklık etmektedir. Ölüm ve yargı korkusu insan ve Tanrı arasındaki uyumsuzluğa işaret eder.

Bütün insanların Tanrı’ya karşı yabancılaşmış olması, Tanrı’nın insan adına özel bir şey yapmasını gerektirir. Yasanın altında olmak ve yasanın çiğnenmesinden dolayı ortaya çıkan cezadan fidye sayesinde kurtulmak, Tanrı’nın insanı kendi yasasına göre kusursuz bir doğruluğa sahip olmak üzere aklamasını sağlamıştır. Fakat hukuki anlamda Tanrı’yla doğru bir ilişkiye sahip olmak, O’nunla yakın olacağımız anlamına gelmez.

İki arkadaştan biri, arkadaşına zarar verecek yasadışı bir iş yaptığında, olayın hukuki yönü çözülse de eski arkadaşlıklarına sahip olamayabilirler. Sonsuza dek birbirlerine yabancı olabilirler. Hukuki bir anlaşmanın yanı sıra, birbirleriyle barışmaları gerekir. Aynı şekilde, insan yasanın cezasından kurtulmuş ve yasanın gözünde yetkin doğruluğa sahip biri olarak görünse de Tanrı’yla barışması gerekir. Bu, Âdem günah işlediğinde bozulan Tanrı’nın etkinliğinin onarılmasıdır. O halde barışma, kurtuluşun önemli bir parçasıdır.

Tanrı’nın barıştırma etkinliği insan adına yapılmış bir etkinliktir. İki insan birbirleriyle barışacaksa, aralarında düzeltilmesi gereken yanlış bir şeyler olabilir. Birbirleriyle barışmaları gerekir. İnsanın Tanrı ile barışması durumu farklıdır. İnsan Tanrı’yla uyum içinde olmadığı için barışması gerekir. “Tanrı, Mesih aracılığıyla bizi kendisiyle barıştırdı” (2. Korintliler 5:19).

Barıştırmak demek, yeniden arkadaşça olmalarını sağlamak, arkadaşlığı onarmak, uyumu geri getirmek, uyuşmazlık içinde olmamalarını sağlamaktır. Tanrı’yla arkadaşlığı bozan insandı. Günah işleyen insan, Tanrı’nın evreninde uyumsuz biri oldu. İnsanın içinde, Tanrı’yla yabancılaşmaya ve uyumsuzluğa neden olan şey neyse bunun çözülmesi gerekir. Tanrı, insanı kendisiyle barıştırarak işte bunu yapar: “Tanrı, insanların suçlarını saymayarak dünyayı Mesih’te kendisiyle barıştırdı” (2. Korintliler 5:19).

Tanrı’nın yasasının çiğnenmesi olan günah, fidye sayesinde, aklama sırasında, İsa Mesih’in çarmıhta cezasını ödemesi nedeniyle bağışlanmıştır. Böylece, insan Tanrı’nın yasası karşısında doğruluğa sahiptir. Tanrı insanı barıştırırken, insanın Tanrı’nın yönetimine karşı isyanında görülen suçlarını ele alır.

İnsanın Tanrı’dan korkmasına, O’ndan saklanmasına, O’na düşman olmasına, O’nunla uyum içinde olmamasına neden olanlar isyan sayılmaz.

İsyan sayılan şeyler sanki hiç olmamış gibi görünür.

Günah aracılığıyla insanın Tanrı’dan ayrılması ve yabancılaşmasının ne kadar korkunç bir şey olduğunu Tanrı’nın barıştırma işini nasıl bir bedel ödeyerek gerçekleştirdiğini görerek anlayabiliriz. Tanrı’nın oğlunun ölümü gerekliydi. “…biz Tanrı’nın düşmanlarıyken oğlunun ölümü sayesinde O’nunla barıştık” (Romalılar 5:10). Yine, “Yaptığınız kötülükler yüzünden bir zamanlar düşüncelerinizde Tanrı’ya yabancı ve düşmandınız. Şimdiyse, Mesih sizi Tanrı’nın önüne (…) çıkarmak için öz bedeninin ölümü sayesinde sizi Tanrı’yla barıştırdı” (Koloseliler 1:21, 22).

İnsanların hükümetine karşı isyanının cezası ölümdür. Benjamin Franklin şu sözleri söylediğinde bu gerçeğin farkındaydı: “Bir arada olmalıyız, yoksa hepimiz tek tek asılacağız.” Aynı şekilde, Tanrı’ya karşı isyanın cezası da ölümdür. Bu nedenle, Mesih insanı Tanrı ile barıştırmak için çarmıhta öldüğünde, insan yerine isyancı olarak öldü.

Yahudi önderler İsa’yı Pilatus’un önüne çıkardıklarında, ulusu yoldan çıkarmak, Sezar’a saygı göstermeyi yasaklamak ve kral olduğunu iddia etmekle suçladılar (Luka 23:1, 2). Bunların hepsi isyan eylemleridir; İsa bu suçlardan yargılanmıştı. Pilatus İsa’yı sorguladıktan sonra Yahudiler’e şöyle dedi: ” Ben bu adamı sizin önünüzde sorguya çektim ve kendisinde öne sürdüğünüz suçlardan hiçbirini bulamadım. Hirodes de bulmamış olmalı ki, O’nu bize geri gönderdi. Görüyorsunuz, ölüm cezasını gerektiren hiçbir şey yapmadı. Bu nedenle ben O’nu dövdürüp salıvereceğim.” Ama onlar hep bir ağızdan, “Yok et bu adamı, bize Barabba’yı salıver!” diye bağırdılar.

Barabba, kentte çıkan bir ayaklanmaya katılmaktan ve adam öldürmekten hapse atılmıştı… ve Pilatus, onların isteğinin yerine getirilmesine karar verdi. İstedikleri kişiyi, ayaklanmaya katılmak ve adam öldürmekten hapse atılan kişiyi salıverdi” (Luka 23:14-19, 24, 25). Ayaklanma çıkarmayan, isyancı olarak öldü; ayaklanma çıkaran özgür bırakıldı. Bu, İsa öldüğü için oldu. İsa ölmeseydi, Barabba çarmıha gerilecekti. Fakat İsa’nın ölümüyle özgürlüğünü kazanan tek kişi Barabba değildi. Tanrı’nın lütfuyla İsa her insan için ölümü tattı (İbraniler 2:9). Bütün bunlar, isyan eden, yaratılmış  insanın Tanrı’yla barışması için oldu.

Bazen insanlar Tanrı’yla barış yapmaya çağrılırlar. Kutsal Kitap’ta bu sözleri destekleyen hiçbir ayet yoktur. Aslına bakarsanız, “Mesih’in kendisi barışımızdır” ve düşmanlığı kendi bedeninde yıktığı ifadeleriyle çelişmektedir (Efesliler 2:14, 15). İnsan Tanrı’yla barış yapamaz. İnsanın yapabileceği tek şey, İsa Mesih tarafından çarmıhta insan adına gerçekleştirilen ve Tanrı tarafından karşılıksız olarak sunulan barışı kabul etmektir. Barıştırma ancak Tanrı’nın işidir.

Barıştırma sayesinde insan Tanrı’nın düşmanı olmaktan çıkıp O’nunla barış içinde oluyor. Tanrı’nın oğlu, Beytlehem’de bebek olarak doğduğunda melekler, “Esenlik olsun!” (Luka 2:14) dediler. Bunun anlamı, doğmuş olanın, insanı Tanrı’yla barıştıracağıydı.

Tanrı’yla barıştırılanlar artık Tanrı’dan uzakta değil, O’na yakındır. Ruh aracılığıyla Baba’yla iletişim kurabilirler. Tanrı’dan korkmak yerine, sevgi ve cesaretle yaklaşabilirler. “Böylece artık yabancı ve garip değil, kutsallarla birlikte yurttaş ve Tanrı’nın ev halkı” sayılırlar (Efesliler 2:19). Tanrı’nın ev halkından olmak, O’nun iyiliği ve her şeye gücü yeter olmasından yararlanabilmek demektir.

İnsan, Tanrı’yla barışı sağlayamayacağı halde, İsa Mesih’in kendisi için sağladığı barışı kabul edebilir. Tanrı, İsa Mesih’in ölümü aracılığıyla düşmanlık ve yabancılığa neden olan şeyleri uzaklaştırmıştır. Bununla birlikte, her insanın Tanrı’ya karşı yaklaşımını değiştirmesi gerekir. Bir yandan isyankâr tutumunu koruyup bir yandan da Tanrı’yla barıştırılması mümkün değildir. Elçi Pavlus şöyle söylemişti: “…Tanrı aracılığımızla çağrıda bulunuyormuş gibi Mesih’in adına elçilik ediyor, O’nun adına yalvarıyoruz: Tanrı’yla barışın” (2. Korintliler 5:20). İnsan, ancak kendisine bağımlılığını ve Tanrı’dan bağımsızlığını bir kenara bıraktığında Tanrı’yla barışabilir.