12 Ağustos

“Birinci ve ikinci uyarıdan sonra bölücü kişi ile ilgini kes.
Böyle birinin sapmış olduğundan ve günah işlediğinden emin olabilirsin;
o, kendi kendini mahkum etmiştir.”  (Titus 3:10-11)

Sapmış bir kişi hakkında düşündüğümüz zaman, genellikle imanın büyük temel gerçeklerine karşı olan görüşlere sahip olan ve bunları yayan birini düşünürüz. M.S. ikinci ve üçüncü yüz yıllarda yaşayan Arius, Montanus, Marcion ve Pelagius gibi kişiler aklımıza gelir.

Sapkınlık tanımını reddetmeyi değil, ama genişletmeyi teklif ediyorum. Yeni Antlaşma’daki anlamı ile bir sapkın, aynı zamanda ikinci derecede bir öneme sahip olsa dahi, inat ederek bir öğretişin değerini artıran herhangi biri olabilir; bu tür bir tutum kilisede bölünmeye neden olacaktır. Bu kişi, temel öğretişlere sadık olabilir, ama yine de çatışmaya neden olan bazı diğer öğretişler üzerinde ısrar edebilir, çünkü bu öğretiş, kişinin içinde bulunduğu paydaşlıkta kabul edilen inançtan farklılık göstermektedir.

Modern çevirilerin çoğu, “sapkın kişi” ifadesi yerine, “hizipçi ya da bölücü kişi” ifadesine yer verirler. Hizipçi kişi, kilisede bir bölünmeye neden olsa bile kendisinin merakla izlediği konudaki öğretişi sürdürme konusunda inatçı bir kararlılığa sahiptir. Konuşmalarında kaçınılmaz olarak sürekli bu çok ilgilendiği konuya yer verir. Kutsal Kitap’ın hangi bölümüne baksa, kendi görüşünü destekleyen ayetler bulunduğunu görür. Söz’ü herkesin önünde paylaşır iken, bu konuyu ortaya koymadan hizmet edemez. Zihni tek bir konuya takılmış olan kişidir. Kemanında yalnızca tek bir teli vardır ve o bu tel üzerinde yalnızca tek bir nota çıkartarak kemanını çalar.

Davranışı had safhada sapkındır. Kutsal Kitap’ta kutsalları imanları konusunda bina eden bin bir tane öğretişi tamamen göz ardı eder ve yalnızca bir hizip yaratılması için hizmet eden düzene aykırı bir ya da iki öğretiş üzerinde yoğunlaşır. Peygamberliğin belirli bazı görünümleri üzerinde ısrarla durabilir. Ya da Kutsal Ruh’un armağanlarından birini gereğinden fazla vurgulayabilir. Ya da takıntılı olduğu nokta Kalvinizm’in beş ilkesi ile ilgili olabilir.

Kilise önderleri, kendisini bu irade savaşına son vermesi için uyardıkları zaman, bu davranışından vazgeçmez. Bu konuları öğretmediği takdirde Rabbe sadık kalmamış olacağını söyler. Böyle bir kişi susturulamayacaktır. Kendisine karşı söylenen her kanıt için olağanüstü ruhsal bir yanıta sahiptir. Kilise içinde çatışma ve bölünmeye neden olduğuna ilişkin gerçek, onu hiç bir şekilde durdurmaz.

“Kim Tanrının tapınağını yıkarsa Tanrı da onu yıkacak” (1.Korintliler 3:17)

 ayetindeki tanrısal buyruktan hiçbir şekilde etkilenmemiş gibidir.

Kutsal Yazılar böyle bir kişinin harap edici olduğunu söyler; günah işlemekte ve kendini mahkum etmektedir. Harap edicidir, çünkü bir “ahlaki çarpıtma” yapmaktadır (Phillips), “çarpık bir zihne” sahiptir (NEB), “doğru yoldan sapmıştır” (NIV). Günah işlemektedir, çünkü Kutsal Kitap bu tür davranışı mahkum eder. Ve bu kişinin kendisi de, dindarca karşı koymalarına rağmen, günah işlediğini bilir. Topluluk, ona iki kez uyarıda bulunduktan sonra ondan sakınmalıdır; kendisi ile ilişki kestikten sonra belki bunun o kişinin sapkınlığını terk etmesi için bir neden sağlayacağını ümit ederek ondan uzak kalmalıdır.