5 Ağustos

“Çünkü insanın öfkesi Tanrının istediği doğruluğu sağlamaz.”  (Yakup 1:20)

Örnek, bize yabancı olan bir örnek değildir. Kilise ile ilgili bir iş hakkında bir toplantı süreci söz konusudur. Bir karar alınması gerekmektedir. Verilecek karar, iman ile ilgili önemli bir öğretiş hakkında değildir, ama belki ek bir bina yapmak, ya da mutfağı boyamak ya da bazı bağışlar konusunda katkı sağlamaktır. Bir anlaşmazlık ortaya çıkar, öfke yükselir, kontrol kaybedilir ve patlamalar yaşanarak konuşmalar bağırmaya dönüşür. Bir kaç düşüncesinde kararlı ve bildiğinden şaşmayarak sesini yükselten birey sonunda üstün duruma gelirler ve sonra da Tanrının işini ileri götürdüklerini sanarak toplantıdan ayrılırlar. Tanrının işini ileri götürmemişlerdir ya da O’nun isteğini yerine getirmemişlerdir; insanın gazabı, tanrının istediği doğruluğu sağlamaz.

Emerson ile ilgili şöyle bir öykü anlatılır: Emerson bir çok tartışma ve zihinsel çatışmanın yaşandığı bir komite toplantısından hızla dışarı koşar. Halen öfke içinde kıvranmaktadır, ama sanki yıldızlar ona şu sözleri söylemektedirler:

“Neden bu kadar öfkelisin, küçük adam?”

Leslie Weatherhead bu konuda şu yorumu yapar:

“Görkemli güzellikleri içindeki yıldızların sessizliği ne kadar harikadır! Sanki şu sözcükleri söyleyerek ruhlarımızı yatıştırmak istemektedirler, ‘Tanrı, seninle ilgilenecek yeterli güce sahiptir’ ve ‘Senin canını sıkan hiç bir şey göründüğü kadar önemli değildir.’

Elbette doğru öfke için de bir zaman olduğunu biliriz. Tanrının onuru tehlikeye atıldığı zaman öfke doğrudur. Ama bu ayette Yakup, insanın öfkesinden söz eder iken, düşündüğü konu bu değildir. Yakup, kendi yolunda gitme konusunda ısrar eden ve kendisine engel olunduğu zaman, öfke ile patlayan kişidir. Yakup burada kendi düşüncesinin doğru olduğuna karar vermiş ve bu yüzden kabullenme konusunda hoşgörülü davranmayan kibirli kişiden bahseder.

Bu dünyaya ait bir kişi için, çabuk öfkelenen bir yapı bir güç belirtisidir. Bu kişi için öfke onun önderliğinin bir işaretidir, saygı gösterilmesini buyuran bir araçtır. Böyle bir kişi yumuşak huylu olmanın güçsüzlük ya da zayıflık anlamına geldiğini sanır.

Ama Hıristiyan bu konu ile ilgili gerçeği bilir. Öfkesine hakim olamadığı zaman, saygınlığını yitirdiğinin farkındadır. Her öfke patlaması bir başarısızlıktır.  Öfke, Ruh’un ürünü değildir, benliğin işidir.

Mesih, Hıristiyan’a daha iyi bir yol öğretmiştir. Bu yol, özdenetimdir; Tanrının öfkesine yer bırakmaktır ve tüm insanlara yumuşak huylu davranmaktır. Yanlışa sabır ile katlanma ve diğer yanağı çevirmedir. Hıristiyan öfkesini sergilemek ile Tanrının işine engel olduğunu bilir, kendisi ve imansız kişi arasında göz ile görülen herhangi bir fark kalmaz ve tanıklığı ile ilgili olarak ağzını mühürlemiş olur.