6 Ağustos

“Ey sizler, yoldan geçenler, sizin için önemi yok mu bunun
(ya da bunlar sizin başınıza da gelmesin)?
Bakın da görün, başıma gelen dert gibisi var mı?
Öyle bir dert ki, Rab öfkesinin alevlendiği gün başıma yağdırdı onu.”  (Ağıtlar 1:12)

Bazen Rabbin sofrasında oturur iken kendime şu soruyu sormam gerekir:

”Bana ne oluyor? Burada oturuyor ve Kurtarıcının acısı üzerinde düşünüyorum ve neden gözyaşı dökmüyorum?”

Adı bilinmeyen bir şair aynı sorular ile karşılaştı ve şunları yazdı:

“Ben taş değilim ki dayanabileyim, ben bir insanım/ ey Mesih, Çarmıhının altındayım ve yavaş yavaş akan kanını damlalarını sayıyorum, nasıl ağlamayayım? / Bir gece yarısı gökyüzünde yüzlerini gizleyen güneş ve ay gibi yapamam,/ yeryüzü şiddet ile sarsılır iken ve inlerken – yine de yalnızca ben etkilenmemiş ve kederlenmemiş gibi görünebiliyorum./ yüce Tanrı, böyle olmamam gerekir ya da O’nun üzerine aldığı gazabı anlamam gerekir./Ey Rab, Senden dönmeni ve bir kez daha bakmanı diliyorum, dön, bak ve bu kayaya yani yüreğime vur.”

Bir başka şair benzer bir ruh ile şunları yazdı:

“Kendime nasıl da şaşırıyorum/ Sen, sevecen, kanını akıtan ve ölen Kuzu,/ gizemini inceden inceye tetkik edebileyim ve Seni daha çok sevmek için harekete geçebileyim.”

Ölmekte olan Kurtarıcının acıları ile yürekleri parçalanan ve ağlayan duyarlı canlara hayranlık duyuyorum. Hıristiyan olan berberim Ralph Ruocco aklıma geliyor. Onun dükkanına gittiğim zaman benimle ilgilenir iken genellikle Kurtarıcının katlandığı acılar hakkında konuşur ve sonra üzerime koyduğu berber örtüsünün üstüne gözyaşları damlar ve şöyle der:

“Benim için ölmeye neden istekli olduğunu bilmiyorum. Ben çok sefil biriyim. Ama O yine de, Çarmıh üzerindeki bedeninde benim günahlarımı üstlendi.”

Kurtarıcının ayaklarını gözyaşları ile yıkayan günahkar kadını düşünüyorum. Sonra O’nun ayaklarını saçları ile kuruladı ve onları öptü ve değerli yağı üzerlerine sürdü.(Luka 7:38) Bu kadın çarmıhın öte tarafında yaşıyordu, ama buna rağmen benim sahip olduğum üstün bilgi ve ayrıcalıklara sahip olmaksızın çarmıh konusunda benden daha duygusal davrandı.

Ben neden böyle bir buz gibi soğuğum? Bunun nedeni acaba erkeklerin ağlamasının ayıp olduğu bir kültürde yetiştirilmiş olmam olabilir mi? Eğer böyle ise, o zaman böyle bir kültürü hiç tanımamış olmayı isterdim. Golgota’nın gölgesinde ağlamak bir utanç değildir; asıl utanç ağlamamaktır.

Yeremya’nın sözlerinden alıntı yaparak şu şekilde dua etmeliyim:

“Keşke başım bir pınar, gözlerim bir gözyaşı kaynağı olsa! Ağlasam gece gündüz!” (Yeremya 9:1);

 günahımın günahsız Kurtarıcımın üzerine koyduğu acılar ve ölüm için ağlamak1 Ve Isaac Watts’ın şu ölümsüz sözlerini kendi sözlerim olarak kabul ediyorum: 

O’nun biricik çarmıhı göründüğü zaman, ben utanç içindeki yüzümü saklamalıyım; yüreğim şükran ile dolmalı ve gözlerimden yaşlar akmalı.

Rab, gözleri kuru bir Hıristiyanlığın lanetinden kurtar.