17 Aralık

“Odun bitince, ateş söner..” (Süleyman’ın Özdeyişleri 26:20)

İki kişi tartışmaktadırlar. Bir tanesi öfkeli bir söz söyler ve diğeri de bu söze keskin ve şiddetli bir tepki verir. Diğeri yine kızgınlıkla karşılık verir ve ikinci kişi ona aynı şiddette kızgınlıkla bağırır. Yanıt vermemeleri ya da sessiz kalmaları zayıflık ya da yenilgi olarak sayılacağı için ikisi de bu tartışmayı sona erdirmeyi istemez. Ve bu yüzden yangın yoğunlaşır ve alevler harlayarak büyürler.

Ama bir de başka bir örneği düşünelim. Adamın biri diğerine sözle bir hakarette bulunur ama karşılığında hiç bir öfkeli söz işitmez. Yine de buna rağmen karşısındaki kişiyi tahrik etmeye, kızdırmaya, ona hakaret etmeye ve onu utandırmaya devam eder. Ama tüm bunlara karşın diğer kişi bu çirkin oyuna alet olmayı reddeder. Kavga çıkartan kişi sonunda zamanını boşa harcadığının farkına varır, bu nedenle homurdanarak ve lanet ederek kavga etmekten vazgeçer. Yangın söner, çünkü diğer kişi yangına benzin dökmeyi reddetmiştir.

Dr.H.A.Ironside yaptığı konuşmalar konusunda kendisi ile tartışma yapmak isteyen kişiler ile toplantısı bittikten sonra bir araya gelir ve konuşurdu. Bu kişiler genellikle temel öğretiş hakkında tartışmak yerine önemsiz şeyleri konu alan tartışmalara eğilimli kişilerdir. Dr.Ironside onları sabır ile dinler ve sonra durmadan konuşan kişi soluk almak için ara verdiği zaman, ona şöyle derdi:

“Cennete gittiğimiz zaman ikimizden birinin hatalı olduğunu göreceğiz ve belki de bu hatalı kişi ben olacağım.”

İyi yürekli doktor bu yanıtı ile her zaman başarılı olur ve bir ikinci kişi ile konuşmaktan kurtulurdu.

Eleştirilere nasıl karşılık vermemiz doğru olur? Kendimizi savunalım mı, bize yapılan haksızlığa aynı şekilde mi karşılık verelim, diğer kişi hakkında her zaman beslediğimiz eleştiri içeren düşüncelerin tümünü özgür mü bırakalım? Ya da sakin bir şekilde, “Kardeşim, beni daha iyi tanımadığın için mutluyum, çünkü eğer daha iyi tanımış olsa idin, o zaman eleştireceğin çok daha fazla şey olur idi. “Bu tür bir yanıt bek çok yangının sönmesini sağlamıştır.

Sanırım hepimizin belli zamanlarda bizi yerin dibine sokan mektuplar aldığımız olmuştur. Böyle zamanlarda gösterdiğimiz doğal reaksiyon kalemimizi asit hokkasına batırarak can yakıcı bir yanıt yazmak olmuştur. Bu reaksiyonumuz ateşe benzin döker ve çok geçmeden zehirli kalemlerin ucundan çıkan mektuplar gidip gelmeye başlarlar. Oysa böyle kötü bir mektuba şu basit ifadeye yer veren bir mektup ile karşılık yazmak ne kadar iyi olurdu!

Yaşam, öz savunma, tartışma ya da öfkeli sözler ile geçirilemeyecek kadar kısadır. Tüm bunlar bizi ilk öneme sahip olan şeylerden ayırırlar. Ruhsal gücümüzü aşağı çekerler ve tanıklığımıza leke sürerler. Diğer kişiler ellerindeki meşaleyi bilerek ve isteyerek bir yangın çıkartmak için ellerinde taşırlar, ama biz benzini kontrol ederiz. Yangına benzin dökmeyi reddettiğimiz zaman, yangın sönüp gider.