20 Aralık

“Ben her durumda elimdeki ile yetinmeyi öğrendim.” (Filipeliler 4:11)

Bize genellikle, önemli olanın yaşam koşulları olmadığı söylenir; asıl önemli olan bizlerin bu koşullara nasıl karşılık verdiğimizdir. Bu doğrudur. Her zaman koşullarımızı değiştirmeye çalışmak yerine kendimizi değiştirmek konusunda daha fazla düşünmemiz gerekir.

İnsanların aksi durumlara verdikleri farklı tepkiler mevcuttur. İlk tepki stoacı tepkidir; bu şu anlama gelir: kişiler aksi olaylar karşısında tamamen pasif kalırlar, dişlerini sıkarlar ve hiç bir duygu belirtisi göstermezler. Uyguladıkları politika, “kaçınılmaz olan ile iş birliği yapmaktır.”

Diğer kişiler isterik bir tepki verirler. Yüksek ses ile bağırırlar, gözyaşı dökerler ve herkesin önünde fiziksel gösterilerde bulunurlar. Duygusal açıdan paramparça olurlar. Bazıları yenilgi tepkisi verirler. Kesin bir umutsuzluğa kapılarak vazgeçerler. Aşırı durumlarda bu tepki intihar vakalarına dahi dönüşür.

Normal imanlı yolu, aksi olaylara boyun eğerek tepki vermektir. İmanlı şöyle bir mantık yürütür:

“Tanrı yaşamıma giren her şeyi kontrol ettiği için bu olay bir tesadüf değil. Tanrı bir hata yapmadı. Tanrı bu olaya Adına yücelik vermek için izin verdi, bu olayı başkalarına berekete çevirecek ve bana da iyilik edecek, şimdi O’nun planının tamamını göremiyorum, ama her şeye rağmen O’na güveneceğim. Bu nedenle O’nun isteğine boyun eğiyorum ve O’nun Kendisini yüceltmesi ve bana öğretmek istediği şey ne ise onu öğretmesi için dua ediyorum.”

Bazı seçkin kutsalların verdiği bir başka tepki daha vardır: üstün bir zafer duygusu içine girerler ve ben bu kişilerin arasında yaşıyor olsam bile, kendimi onlar gibi saymaya cesaret edemiyorum. Bu kişiler aksi durumları zafere ulaşmak için bir basamak taşı olarak kullanırlar. Acı olanı tatlıya, külü ise güzelliğe çevirirler. Koşulların kendilerini kontrol etmesine izin vermezler, aksine koşulların kendilerine hizmet etmesini sağlarlar. Bu bağlamda bu kişiler “galiplerden de üstündürler.” Size bu konuda bir kaç örnek vereyim.

Yaşamı hayal kırıklığı ve umutsuzluk ile dolu bir imanlı kadın vardı. Ancak bu kadının yaşamını kaleme alan yazar şunları yazdı:

” O, Tanrının vermediği dileklerinden harika çiçek buketleri yaptı.”

Doğudaki bir ülkede yaşayan imanlılar öfkeli bir grup tarafından taş yağmuruna tutularak saldırıya uğradılar. Bu aynı imanlılar o aynı ülkeye tekrar geri döndükleri zaman, kendilerine atılmış olan taşlardan bir ufak kilise binası inşa ettiler.

Bir adam bir ev satın aldı ve evi satın aldıktan sonra evin bahçesinin tam ortasında çok büyük bir kaya parçası buldu. Ve bir kaya bahçesi yapmaya karar verdi.

E. Stanley Jones şöyle der:

“Reddedildiğiniz konuları kullanın ve onları kapılara dönüştürün.”

Ya da bir başka kişinin dediği gibi,

“Yaşam size limon verdiği zaman, siz de bu limonlardan limonata yapın.”

Benim en çok beğendiğim öykü doktorunun kendisine bir gözünü kaybedeceği ve yerine camdan bir gözün takılmasının gerektiğini söylediği zaman bu adamın doktoruna hemen o anda verdiği şu karşılıktır,

“Göz kırpabilen bir camdan göz yerleştireceğinizi garanti edin.”

Koşulların üstüne çıkarak yaşamak diye işte ben buna derim.