25 Aralık

“Kuşkusuz Tanrı yolunun sırrı büyüktür. O, bedende göründü.” (1.Timoteos 3:16)

Sır büyüktür, sır çok gizemli olduğu için büyük değildir, büyüktür, çünkü çok şaşırtıcıdır. Gizem Tanrının bedende göründüğüne dair şaşırtıcı gerçektir.

Örneğin, bunun anlamı şudur: Sonsuz Olan dünyadaki zamanını içine doğdu. Zamanı Yaratan ve Zamansız Olan takvimlerin ve zaman dilimlerinin olduğu bir alanda yaşadı.

Tüm yerlerde aynı zamanda var Olan, Kendisini tek bir yer ile sınırladı – Beytlehem ya da Nasıra, Kefernahum ya da Yeruşalim gibi.

Göğü ve yeri dolduran yüce Tanrının Kendisini bir insanın bedeni içine koyduğunu düşünmek harika bir şey! İnsanlar O’na baktıkları zaman, tam olarak şöyle diyebilirlerdi:

“O’nda bedence Tanrının tüm doluluğu yaşıyor.”

Gizem bize Tanrının yeryüzü olarak adlandırılan bu önemsiz gezegeni ziyaret ettiğini hatırlatır. Evrenin diğer yarısı ile karşılaştırıldığı zaman yeryüzü yalnızca kozmik bir toz lekesinden ibarettir. Ama Tanrı yine de buraya yeryüzüne gelmiştir. Göklerdeki sarayından bir kulübeye, bir ahıra ve bir yemliğe!

Gücü her şeye Yeten çaresiz bir Bebek oldu. Meryem’in kollarında tuttuğu Kişi’nin aslında Meryem’i Kendi kollarında tuttuğunu söylemek hiç de abartma değildir, çünkü O hem Yaratıcıdır hem de var olanı Sürdüren’dir!

Her şeyi Bilen tüm bilgeliğin ve bilginin kaynağıdır ve biz yine de buna rağmen O’nun bir çocuk iken, bilgelikte ve bilgide büyüdüğünü okuyoruz. Her şeyin Sahibi olan Tanrının Kendi halkı tarafından kabul edilmediğini düşünmek hemen hemen imkansız gibidir. Handa O’nun için boş bir oda yok idi. Dünya O’nu tanımadı. Kendi halkı O’nu kabul etmedi.

Efendi dünyaya bir Hizmetkar olarak geldi. Yücelik Rabbi et ve kandan oluşan bir bedende bu yüceliği gizledi. Yaşam Rabbi dünyaya ölmek için geldi. Kutsal Olan bir vahşi günah ormanına girdi. Yüksekliği sınırsız Olan, sınırsız şekilde alçaldı. Babanın zevk aldığı ve meleklerin tapındığı Kişi acıktı ve susadı, Yakup’un kuyusunun başında yorgunluk gidermek için oturdu, Celile’deki bir teknenin içinde uyudu, “Kendi ellerinin yaratmış olduğu dünyada evi olmayan bir yabancı” olarak dolaştı. Lüks bir yaşamdan yoksulluğa geldi, başını yaslayacak bir yeri yoktu. Bir marangoz olarak çalıştı. Hiç bir zaman bir yatağın üstünde uyumadı. Hiç bir zaman musluktan akan sıcak ya da soğuk bir suya sahip olmadı ya da bizim değerini bilmediğimiz bir çok nimetten yararlanmadı.

Ve tüm bunların hepsi sizin ve benim için idi!
O, gelin O’na tapınalım!