26 Aralık

“Ve Sodom kralı Avram’a ‘Adamlarımı bana ver, mallar sana kalsın’ dedi.”
(Yaratılış 14:21)

İstilacı ordular Sodom’a gelmişler ve Lut’u, onun ailesini esir almışlar ve büyük miktarda ganimeti ele geçirmişler idi. Avram olup bitenleri duyar duymaz, uşaklarını silahlandırdı ve istilacı orduları izledi. Sonunda Şam yakınlarında onlara yetişti ve esirleri ve kendisine ait olan malları geri aldı. Sodom kralı Avram ile buluşmak için çıktı ve onunla karşılaşınca ona şöyle dedi:

“adamlarımı bana ver, mallar sana kalsın”

dedi. Avram ise ona şu yanıtı verdi:

“Yeri göğü yaratan yüce Rabbin önünde sana ait hiç bir şey, bir iplik, bir çarık bağı bile almayacağıma ant içerim. Öyle ki, Avram’ı zengin ettim demeyesin.”

Burada Sodom kralı bir anlamda şeytanı temsil etmektedir; imanlıları maddesel şeyler ile meşgul etmeye çalışır, öyle ki, imanlılar çevrelerindeki kişileri ihmal etsinler. İbrahim bu ayartmaya karşı durdu, ama daha sonraki zamanlarda o zaman olduğu gibi başarılı olamadı. İsrailoğulları mal mülk biriktirmeye öncelik tanıdılar ve Tanrısız, Mesih’siz ve umutsuz bir sonsuzluk ile karşı karşıya olan komşularına ve dostlarına çok az ilgi gösterdiler.

İnsanlar önemlidir, eşyalar değil! Genç bir imanlı annesinin dikiş diktiği oturma odasından içeri girdi ve ona şöyle dedi:

“Anne, Tanrı bana eşyalara değil de insanlara karşı daha çok sevgi verdiği için çok mutluyum.”

Genç imanlının annesi de aynı şekilde mutlu idi.

Biri çok değerli Çin malı çay takımınızı kırdığı zaman, ağlamanız uygunsuz gibi gelebilir, ama buna rağmen mahvolmakta olan milyonlarca can için bir damla gözyaşı dahi dökülmez. Futbol maçlarının sonuçları ile ilgili harika bir belleğe sahip olduğumuz zaman, bunun bir anlamı var gibi görünebilir, ama kişilerin adlarını hatırlama konusunda zorluk çekmemiz hiç de hoşumuza gitmez. Bir araba kazasında, diğer arabadaki yaralanmış insandan çok kendi arabamın gördüğü hasar için üzüldüğüm zaman, manevi değerlerime ihanet etmiş olurum. Önemli bir proje üzerinde çalıştığımız zaman, bu projeyi yarıda kesen müdahalelerin bizi gücendirmeleri çok kolaydır, ama buna rağmen müdahale, projenin kendisinden daha önemli olabilir.

Genellikle erkeklerden ve kadınlarla ilgilenmekten daha çok altın ve gümüş ile ilgileniriz. A.T. Pierson şöyle der:

“İmanlıların evlerinde 50.000 gemilik bir donanma inşa etmek ve bu gemilerin içini Kutsal Kitap’lar ve hizmet eden kişiler ile doldurmak için yeterli olacak kadar çok altın, gümüş ve yararsız mücevher bulunur: her yoksul ufak köyde bir kilise kurun ve bir kaç yıl içinde her yaşayan canı müjde ile destekleyin.”

Bir başka Tanrı peygamberi olan J.A.Stewart şunları yazdı:

“servetimizi ihtiyacımız olmayan pek çok lüks ile harcıyoruz. Dünyamızın diğer yerlerindeki milyonlarca kişi günahın açlığı içinde ölmekte iken, biz “havyar çeşitlerini” denemekteyiz. Ruhsal doğum mirasımızı bir tabak sebze çorbası için satmış bulunuyoruz.”

Yüreğim her zaman şunu merak ediyor: biz imanlılar maddesel değerlere olan çılgınca arzularımızdan ne zaman vazgeçeceğiz ve insanların rıhsal refahına odaklanacağız? Tek bir insanın canı, dünyada var olan tüm servetten daha değerlidir. Eşyaların önemi yoktur. İnsanlar önemlidir.