14 Eylül

“Yaşayan Rabbin adı ile derim ki,
bundan sana bir kötülük gelmeyecek.”  (1.Samuel 28:10)

Saul krallığının başlangıcında, tüm medyumların ve falcıların ülkeden atılmaları gerektiğini buyurmuş idi. Ama daha sonra Saul’ün kişisel ve toplumsal yaşamında işleri kötüden daha kötüye gitmeye başladı. Samuel’in ölümünden sonra, Filistliler Gilboa dağında Saul’ün ordusuna karşı toplandılar. Saul Rab’den bir söz alamayınca, kılık değiştirerek  Eyn-Dor’daki bir cinci kadına danıştı. Ama kadın korku içinde ona şu karşılığı verdi:

“Saul’ün neler yaptığını, cincilere ve ruhlara danışanları ülkeden kovduğunu biliyorsun. Öyle ise neden beni öldürmek için tuzak kuruyorsun?”

 O zaman Saul, cinci kadına bir kötülük yapmayacağına dair ant içti:

”Yaşayan Rabbin adı ile derim ki, bundan sana bir kötülük gelmeyecek.” (1.Samuel 28:10)

Burada, alınacak ders aşikardır. İnsanlar yalnızca kendilerine uygun olduğu sürece, Rabbe itaat etme eğilimine sahiptirler. Eğer Rabbin isteği artık kendileri için uygun değil ise, kendi istedikleri şeyi yapmak için her zaman mazeretler uydurabilirler.

Biraz önce “onlar” mı dedim? Belki de ”biz” demem gerekir idi. Hepimiz Kutsal Yazılarda kaçamaklı yollar aramaya eğilim gösteririz. İtaat etmek istemediğimiz zaman, onların anlamlarını çarpıtabiliriz ya da onlara farklı açıklama getiririz.

Örneğin, kadınların kilisedeki rolleri ile ilgili bazı basit talimatlar mevcuttur. Ancak bunlar günümüzdeki feminizm akımı ile çelişir gibi görünürler.

O zaman ne yapmamız gerekir? Buyrukların o günün kültürünü temel aldığını söyleriz ve buyrukları günümüzde uygulamayız. Bu ilkeyi bir kez kabul ettiğimiz zaman elbette Kutsal Kitap’ta bulunan hemen hemen her şeyden kaçınmamız mümkündür.

Bazen Rab İsa’nın öğrencilik ile ilgili sözlerinde bazı katı ifadeler ile karşılaşırız. Eğer bu sözlerin, bizden gereğinden fazlasını talep ettiğini hisseder isek, şöyle deriz:

“İsa, bu sözleri ile bunları yapmamız gerektiğini söylemedi, yalnızca onları yapmamız için istekli olmamız gerektiğini kast etti.”

İsa’nın sözlerini yerine getirmek için hiç bir isteğimiz olmadığı zaman, istekli olduğumuzu söyleyerek kendimizi aldatırız.

Gücendiren kişilerin Söz’ün katı talepleri ile uyumlu olarak disiplin edilmelerini talep etme konusunda biz de çok katı olabiliriz. Ama bu gücendiren kişi bir akrabamız ya da bir dostumuz olduğu zaman, taleplerin esneyebileceği ya da tamamen dikkate alınmayacağı konusunda ısrarlı olabiliriz.

Bir başka kötü huyumuz ise, Kutsal Yazılardaki buyrukları, “önemli” ya da “önemsiz” şeklinde bir sınıflandırmaya tabii tutmaktır. “Önemli değil” kategorisinde yer alan buyruklar göz ardı edilebilir ya da en azından bizim kendimize söylediğimiz sözler bunlardır.

Tüm bu sahte mantıklarda aslında Kutsal Yazılar ile kendi yıkımımıza neden olacak şekilde güreşiriz. Tanrı, bize uygun olsa da uygun olmasa da O’nun Sözü’ne itaat etmemizi bekler. Berekete götüren yol budur.