18 Eylül

“İyileşenler on kişi değil miydi? Öbür dokuzu nerede?”  (Luka 17:17)

Rab İsa on cüzamlı kişiyi iyileştirdi, ama O’na teşekkür etmek için yalnızca bir tanesi geri döndü ve geri dönen bu kişi hor görülen bir Samiriyeli idi.

Yaşamda bizim için değerli olan deneyimlerden bir tanesi nankörlük ile yüz yüze gelmektir. Çünkü o zaman Tanrının parçalanmış yüreğini bir az da olsa paylaşabiliriz. Cömertçe verdiğimiz zaman ve bunun karşılığını görmediğimiz zaman, biricik Oğlunu nankör bir dünya uğruna vermiş olan Tanrıyı daha iyi takdir edebiliriz. Kendimizi diğer kişiler için zahmetli bir hizmet vermeye adadığımız zaman, nankör bir soy uğruna bir kölenin yerine geçen Kişi’nin paydaşlığına katılmış oluruz.

Nankörlük ya da yapılan iyiliğe teşekkür etmemek düşmüş insanın sevimsiz özelliklerinden biridir. Pavlus bize, putperest dünyanın Tanrıyı bildiği zaman, O’nu Tanrı olarak yüceltmediğini ve O’na şükran duymadığını hatırlatır. (Romalılar 1:21) Brezilya’da hizmet veren bir görevli, iki kabilenin “teşekkür ederim” sözcüğünü ifade eden bir kelimeye sahip olmadıklarını fark etti. Bu iki kabile halkı kendilerine bir iyilik yapıldığı zaman, şu karşılığı veriyorlardı:

“İstediğim şey bu idi” ya da “Bu işime yarayacak.” Kuzey Afrika’da çalışan başka bir görevli ise, hizmet verdiği kişilerin kendisine asla teşekkür etmediğinin farkına vardı, çünkü bu kişiler ona Tanrı gözünde bir sevap işleme fırsatı verdiklerini düşünüyorlardı. Teşekkür etmesi gereken kişinin hizmet eden kişi olması gerektiği duygusuna sahiplerdi, çünkü hizmet eden bu kişi onlara yaptığı iyilik sayesinde sevap kazanıyordu.

Nankörlük, tüm toplumun içine işlemiştir. “Naklen İş Merkezi” adlı bir radyo programı, 2500 kişi için iş bulma konusunda başarı gösterdi. Protokol müdürü, daha sora 2500 kişiden yalnızca on tanesinin kendisine teşekkür etmek için zaman ayırdığını rapor etti.

Adanmış bir okul öğretmeni yaşamının elli yılını sınıf öğrencileri uğruna harcamıştı. Bu öğretmen seksen yaşına geldiği zaman, eski öğrencilerinden birinden bir mektup aldı; bu öğrenci öğretmene, kendisine sağladığı yardımlar için ne kadar çok müteşekkir olduğunu yazıyordu. Bu öğretmen elli yıl boyunca öğretmişti ve tüm yaşamı boyunca aldığı takdir mektubu yalnızca bir tane idi.

Bize nankörlük edilme tecrübesini yaşamamızın iyi olduğunu söyledik. Çünkü bu durum bize Rabbin her zaman tecrübe ettiklerine ilişkin sönük de olsa bir yansıma verir. Nankörlük deneyiminin neden değerli bir tecrübe olduğuna dair bir başka neden bize kendimize müteşekkir olmamızın önemini gösteriyor olmasıdır. Genellikle Tanrıdan isteklerimiz şükranımızdan daha ağır basar. Tanrının bize verdiği bereketlerin değeri üzerinde fazla durmayız. Ve yine genellikle konukseverlik, bilgi verme, ulaşım sağlama, tedarik etme ve iyilik etmenin sayısız türleri ile ilgili olarak birbirimize takdirlerimizi ifade etme konusunda başarısız oluruz. Bize bu iyiliklerin yapılmasını neredeyse onları hak ettiğimizi düşünerek bekleriz.

On cüzamlı ile ilgili konu, bize sürekli olarak bir hatırlatıcı görevini üstlenmelidir; bazı kişiler teşekkür etmek için büyük nedenlere sahiptirler, ancak çok az yürek bu gerçeği kabul eder. Bizler bu çok az kişiler arasında olacak mıyız?