26 Haziran

“İsa onlara, ‘Gelin tek başımıza tenha bir yere gidelim de biraz dinlenin’ dedi. Gelen giden öyle çoktu ki, yemek yemeye bile zaman bulamıyorlardı. Tekneye binip tek başlarına tenha bir yere doğru yol aldılar. Gittiklerini gören pek çok kişi onları tanıdı. Halk civardaki bütün kentlerden yaya olarak yola dökülüp onlardan önce oraya vardı. İsa tekneden inince büyük bir kalabalık ile karşılaştı. Çobansız koyunlara benzeyen bu insanlara acıdı ve onlara bir çok konuda öğretmeye başladı.” (Markos 6:31-34)

Yapmak istediğimiz bir şeyi yapamadığımız zaman kızmamız çok kolaydır. Kendim ile ilgili bazı işlerimi tamamlamama engel olan bazı beklemediğim talepler tarafından engellendiğim zaman, ne kadar sık sinirlendiğimi hatırladığım zaman yüzüm kızarır. Belki yamak için oturmuş ve yazıyorumdur ve sözcükler çabuk ve kolay bir şekilde akmaktadırlar. Tam o sırada telefon çalar ya da bana danışmak isteyen biri gelmiş kapımı çalmaktadır. Bu tür durumların hoşuma gitmeyen istilalar olduklarını düşünürüm.

Ancak Rab İsa istediğini yapamadığı zaman asla siniri bozulmadı. Olup biten her şeyi Babasının o günkü planına ait olan bir bölüm olarak kabul etti. Bu tutumu O’nun yaşamına muazzam bir huzur ve sükunet sağladı.

Aslında, kendi işlerimize engel çıkmasının derecesi ne kadar fazla ise, bu genellikle bizim ne kadar yararlı bir kişi olduğumuzun göstergesidir. Anglican Digest adlı yayının bir yazarı şöyle der:

“İşleriniz kesintiye uğradığı zaman çileden çıktığınızda, bu kesintilerin sıklığının sizin yaşamınızın değerliliğini ima ettiğini hatırlamaya gayret edin. Yalnızca yardımcı olabilen ve güç dolu olan kişiler diğer kişilerin ihtiyaçlarının yükü ile karşı karşıya kalırlar. İşlerimizin gecikmesinden dolayı huzursuz olmamıza neden olan kesintiler bizim ne kadar vazgeçilmez olduğumuzun kanıtlarıdırlar. Bir kişinin karşılaşabileceği en büyük mahkumiyet – ve buna karşı korunmaya geçmek bir tehlike arz eder – gereğinden fazla bağımsız olmaktır, kişi yardımcı olmaktan o kadar uzaktır ki, onun işlerini hiç kimse kesintiye uğratmaz ve bizler rahatsız bir şekilde yalnızlığa terk ediliriz.

Hepimiz meşgul bir ev kadınının deneyimleri hakkında okuduğumuz zaman, sinirli bir şekilde gülümseriz. Bu ev hanımı bir gün sıra dışı şekilde çok yoğun bir program planlamıştı. Tam işlerini yaparken kocasının eve her zamankinden erken geldiğini gördü ve yaptığı işten başını kaldırarak:

“Seninin burada ne işin var?”

diye kızgınlığını tam olarak yok edemediği bir ses tonu ile sordu. Kocası, acı dolu bir gülümseme ile,

“Ben burada yaşıyorum”

 diye karşılık verdi. Bu ev hanımı daha sonra şunları yazdı:

“O günden sonra, kocam eve geldiği zaman, elimdeki tüm işi bir kenara bırakmaya karar verdim. Onu sevgi ile karşıladım ve ilk yerin gerçekten ona ait olduğunu bilmesini sağladım.”

Her sabah o günü her ayrıntısını düzenlemesini isteyerek günü Rabbin eline teslim etmemiz gerekir. Sonra eğer biri bizi işlerimizden alıkoyar ise, o zaman bu kişiyi Tanrı göndermiştir. Nedenini anlamamız ve bu konuda hizmet etmemiz gerekir. Her ne kadar bir kesinti şekline bürünerek gelmiş olsa dahi, belki de o gün boyunca yapacağımız en önemli iş bu kesinti olabilir.