5 Mayıs

“İlk oğulluk hakkını bir yemeğe karşılık satan Esav gibi..” (İbraniler 12:16)

Fiziksel bir iştahın anlık zevkini yaşamın en iyi değerleri ile takas etmek genellikle mümkün olmaktadır.

Esav böyle bir davranışta bulundu. Tarladan yorgun ve aç olarak eve dönmüş idi. Yakup ise tam o anda bir kırmızı mercimek çorbası pişiriyordu. Esav, pişen çorbadan bir tabak istediği zaman, Yakup ona şu sözleri söyledi:

“Elbette veririm, ancak bu çorba karşılığında bana ilk oğulluk hakkını satarsan.”

Belirtmemiz gereken, bu ilk oğulluk hakkının ailenin en büyük oğluna ait olan değerli bir ayrıcalık olduğudur. İlk oğulluk hakkı değerli idi, çünkü bu hak en büyük oğula ailedeki ya da oymaktaki baş olma konumunu sağlıyor ve ona mirastan çift pay alma ayrıcalığı veriyordu.

Ama Esav o anda ilk oğulluk hakkının değersiz olduğunu düşündü. Benim gibi açlıktan ölmek üzere olan bir adam için ilk oğulluk hakkının ne yararı olacak diye düşündü. Duyduğu fiziksel açlık görünürde öylesine güçlü idi ki, bu açlığını gidermek için neredeyse her şeyini vermeye razı idi. Bir anlık bir iştahı yatıştırmak için kalıcı bir değere sahip olan bir şeyden vazgeçmeye istekli idi. Ve böylece korkunç bir pazarlığa alet oldu!

Buna benzer dramlar hemen hemen her gün tekrarlanmaktadırlar. Size burada, yıllarca iyi bir tanıklık sürdürmüş olan bir adamdan söz edelim. Harika ailesinin sevgisine ve Hıristiyan paydaşlığının saygısına sahiptir. Konuştuğu zaman, sözlerinde ruhsal yetkiye sahiptir ve Tanrının bereketi hizmetinin üzerindedir. Sözünü ettiğimiz bu kişi örnek bir modeldir.

Ancak daha sonra ateşli bir tutku anı gelir. Sanki cinsel ayartmanın ateşleri tarafından tüketiliyor gibi görünmektedir. Ve aniden bu fiziksel dürtünün tatmin edilmesi her şeyden daha önemli hale gelmiş gibidir. Bu kişi akılcı düşüncenin gücünü terk eder. Bu caiz olmayan beraberlik için her şeyi feda etmeye istekli hale gelir.

Ve böylece bu çılgın adımı atar! O tutku anını, tanrının onuru, kişisel tanıklığı, ailesinin değerliliği, dostlarının saygısı ve harika bir Hıristiyan karakterinin gücü ile takas eder. Ya da Alexander Maclaren’in dediği gibi,

“doğruluk için duyduğu özlemleri unutur, tanrısal paydaşlığın sevinçlerinden vazgeçer, canını karartır, refahını sona erdirir, yaşamının geri kalan yıllarında başı aşağı düşer ve adını ve dinini kendisinden sonra gelecek olan alaycı kuşağın hain alayları için bir hedef haline getirmiş olur.”

Kutsal Yazılara özgü klasik sözleri kullanacak olur isek, ilk oğulluk hakkını bir kap çorba için satmış olur.