9 Nisan

“.. kesime götürülen kuzu gibi,
kırkıcıların önünde sessizce duran koyun gibi…”
(Yeşaya 53:7b)

Bir kez ölmekte olan bir kuzuyu izledim. Şimdiye kadar izlediğim en dokunaklı ve en korkunç görünümdü.

Öldürüleceği yere getirilirken o kadar sevimli idi ki, çocuklar ona sarılmaya bayılırlardı. Her hayvanın küçüğü çok sevimlidir – kedi yavruları, köpek yavruları, civcivler, buzağılar ve sıpalar – ama bir kuzu hepsinden daha çok çekici bir sevimliliğe sahiptir.

Kuzu orada dururken bir masumiyet örneğini temsil ediyordu. Lekesiz ve beyaz postu onu bir saflık sembolü yapıyordu. Yumuşak huylu ve sakindi, çaresiz ve savunmasızdı. Özellikle gözleri çok etkileyici idi; korku ile bakıyorlardı, kendisine bakan kişide merhamet ve sempati uyandırıyordu ve ona bakan ıstırap duyuyordu. Böyle küçük ve güzel bir yavrunun neden ölmesi gerektiğine ilişkin hiç bir makul düşünce yok gibi görünüyordu.

Şimdi ayakları bağlandı ve yana yatırıldı, öylece acıklı bir şekilde yerde yatıyordu, sanki yaklaşan ölümün farkında imiş gibi ağır ağır nefes alıyordu. Eli işine yatkın kasabın becerikli tek bir hareketi ile bıçak kuzunun boğazını kesti. Yere kan aktı. Yavru hayvanın bedeni ölümün ıstırabı ile şiddetle sarsıldı ve kısa bir süre sonra hareketsiz kaldı. Narin kuzu ölmüştü.

Olayı izleyen bazı kişiler olup biteni görmemek için başlarını çevirmişlerdi; olay izlenemeyecek kadar üzücü idi. Bazı kişiler gözlerinden akan yaşları siliyorlardı. Hiç kimse tek bir söz bile söylemek istemedi.

Ben iman aracılığı ile başka bir Kuzu’nun öldüğünü görüyorum – bu kuzu, Tanrının Kuzusu. Olabilecek görünümlerin hem en bereketlisi hem de en korkuncu.

Bu Kuzu, her şeyi ile sevimli; O’nun gibi saf ve temiz bir Kuzu yok. Öldürülmek üzere getirildiği yerde iken, yaşamının en güzel döneminde.

O, yalnızca masum değil, aynı zamanda kutsal, zararsız, günahsız, günahkarlardan tamamen farklı, ne ufacık bir lekesi ne de minicik bir lekesi var. Böylesine saf birinin öldürülmesinin gerekmesi için hiç bir makul neden yok.

Ama O’nu öldürenler, O’nu alır ve ayakları ve ellerini çivileyerek Çarmıha gererler. Orada günahkarların Yerine Geçen olarak cehennemin en yoğun elemlerinin ve dehşetlerinin acısını çeker. Bu acıları çekerken gözleri sevgi ve bağışlama ile dolu olarak bakar.

Artık acı çekme zamanı sona ermiştir. Ruhunu teslim eder ve bedeni çarmıhta asılı kalır. Bir asker mızrak ile O’nun göğsünü deler ve bağrından kan ve su akar. Tanrı Kuzusu ölmüştür.

Yüreğim dopdolu, gözyaşlarıma engel olamıyorum ve özgürce akıyorlar. Dizlerimin üstüne çöküyorum ve O’na şükrederek O’nu övüyorum! Ve düşünüyorum  – O benim için öldü! O’nu sevmekten azla vazgeçmeyeceğim.