29 Şubat

“İsa Mesih, herkesin Rabbidir.” Elçilerin İşleri 10:36)

Yeni Antlaşmanın ana konularından bir tanesi, İsa Mesih’in Rab oluşudur. Bize defalarca O’nun Rab olduğu ve yaşamlarımızda O’na Rab olarak yer vermemiz gerektiği hatırlatılır.

İsa’yı Rab olarak taçlandırmanın anlamı yaşamlarımızı O’na teslim etmemizdir. Bu, kendimize ait bir isteğe sahip olmamamız ve yalnızca O’nun iradesini istememiz anlamına gelir. O’nun istediği her yere gitmeye, O’nun arzu ettiği her şeyi yapmaya ve O’nun istediği her şeyi söylemeye istekli olmamız anlamına gelir. Yeşu, Rabbin ordusunun komutanına “Sen bizden misin, karşı taraftan mı?” diye sorduğu zaman, Komutan aslında şu yanıtı verdi:

“Ne size yardım etmek için ne de size engel olmak için geldim. Komutayı ele almak için geldim” (Yeşu 5:14).

Bu nedenle Rab, yüceltilmiş bir yardımcı olarak gelmez; yaşamlarımızın tüm yönetimini ele almak için gelir.

Rab olmanın önemi şöyle açıklanabilir: Yeni Antlaşma’da” Kurtarıcı” sözcüğü yalnızca 24 kez yer alırken, “Rab” sözcüğü, 522 kez yer alır. Aynı zamanda önemli olan bir başka konu daha vardır; insanlar her zaman “Kurtarıcı ve Rab” şeklinde bir düzen içinde konuşurlar, Kutsal Yazılar ise, her zaman “Rab ve Kurtarıcı” şeklindeki bir düzene yer verirler.

İsa’yı Rabbimiz yapmak yapabileceğimiz en makul ve en mantıklı şeydir. O bizim uğrumuza öldü; biz de en azından O’nun için yaşayabiliriz. O bizleri satın aldı; bizler artık kendimize ait değiliz. “Hayretlere düşmemize neden olan bu Tanrı sevgisi canlarımızı, yaşamlarımızı ve her şeyimizi talep eder.

Eğer sonsuz kurtuluşumuz için O’na güvenebiliyor isek, yaşamlarımızın yönetimi için O’na güvenemez miyiz?

“O’na en önemli olanı verdiğimizi ve O’ndan en önemsiz olanı esirgediğimizi ağzımızla ikrar ederken samimi davranmamış oluruz; sonsuz canı Tanrıya teslim etmek ve sonra ölümlü yaşamı O’ndan esirgemek?” (R.A.Laidlaw)

O zaman İsa’yı Rab olarak nasıl taçlandırırız? Kontrolü ilk kez O’na devrettiğimiz zaman, bir kriz deneyimi yaşanmalıdır; yaşamımızın her alanı O’nun egemenliği altına yerleştirilir. Bu teslimiyet içinde “hiç bir kayıtsızlığa, hiç bir geri çekilmeye, hiç bir pişmanlığa” yer vermeyen tam bir adanmadır.

Bu noktadan sonra konu artık an be an O’nun rehberliğine teslim olmak haline gelir; bedenlerimizi O’na sunarız, öyle ki, O bizler aracılığı ile Kendi yaşamını sürebilsin. Kriz bir süreç haline gelir.

Bu çok anlamlıdır! O, Kendi bilgeliği, sevgisi ve gücü ile yaşamlarımızın yönetilmesi konusunda bizden çok daha iyi bir iş yapacaktır.