6 Şubat

“Tanrı Sözünü yalnız duymakla kalmayın, sözün uygulayıcıları da olun.”   (Yakup 1:22)

Toplantılara, seminerlere ve konferanslara katılmakla Tanrı’nın işinin yapıldığına ilişkin çok sinsi bir aldatma mevcuttur. Mesajları dinleriz ve yapmamız gereken şeyler hakkında konuşuruz ve böylece aldatıcı ve asılsız bir düşünce, O’nun işini yerine getirdiğimize dair bir düşünceyi bize hissettirmeden yüreğimize yaklaştırır. Aslında yaptığımız şey, sorumluluğumuzu arttırmak ve kendimizi aldatmaktır. Gerçekte oldukça dünyasal olmamıza rağmen, ruhsal olduğumuzu düşünüp kendimizi aldatırız. Büyüdüğümüzü düşünerek kendimizi kandırmış oluruz, oysa gerçek, yerimizde hareket etmeden durduğumuzdur. Hastalıklı bir şekilde akılsızca davrandığımız zamanlarda, bilge olduğumuzu düşünerek kendimizi aldatırız.

İsa, bilge olan kişinin O’nun sözlerini işiten ve uygulayan kişi olduğunu söyledi. O’nun sözlerini aynı zamanda akılsız kişi de duyar, ama bu sözler ile ilgili hiç bir şey yapmaz.

Bir mesajı dinlemek ve sonra, “Ne harika bir mesaj idi” diyerek kalkıp gitmek yeterli değildir. Asıl deneme, vaaz bittikten sonra kalkıp giderken “İşittiklerim ile ilgili bir şeyler yapacağım” diyebilmektir. Biri iyi bir vaazın zihni esnettiğini, yüreği ısıttığını ve birine dayak attığını, ama aynı zamanda eyleme geçmek için iradeyi kışkırttığını da söylemiştir.

Bir kez bir vaiz, mesajının tam orta yerinde topluluğa söyledikleri ilk ilahinin adını sordu. Hiç kimse bilemedi. Okunan Kutsal Yazıların hangi bölüm olduğunu sordu. Yine hiç kimse bilemedi. Sonra, hangi duyuruların yapılmış olduğunu sordu. Hiç kimse hatırlayamadı. İnsanlar, sanki kilisecilik oyunu oynuyorlardı.

Her toplantıdan önce kendimize pekala şu soruları sorabiliriz. Neden geldim? Tanrının bana kişisel bir şekilde konuşması için istekli miyim? Eğer konuşursa O’nun sözünü dinleyecek miyim?

Ölü Denizin adını nereden aldığı bellidir. Dışarıdan gelen bir akıntı ile sürekli bir iletişimi yoktur. Yaşamlarımızda sahip olduğumuz uygulanmayan bilgiler durgunluğa yol açarlar. Kulaklarımıza Kurtarıcının ısrarla sorduğu şu soru gelir, “ Neden beni ‘Rab, Rab!’ diye çağırıyor ama söylediklerimi yerine getirmiyorsunuz?”