10 Temmuz

“Bildiğiniz bu şeyleri yaparsanız ne mutlu size!” (Yuhanna 13:17)

Hıristiyan imanını öğreten ve vaaz eden kişilerin vaaz ettikleri şeyleri kendilerinin uygulamaları gerekir. Bu kişilerin dünyaya gerçeğin canlı bir örneğini sunmaları gerekir. Tanrının isteği, Söz’ün, Tanrı halkının yaşamında et ve kan haline gelmesinin gerektiğidir.

Dünyayı etkileyen sözlenen sözlerden çok bulunulan eylemlerdir.

“Bir vaaz işitmekten ise bir vaaz görmeyi tercih ederim diye yazan Edgar Guest değil miydi? Ve yine çok iyi bilinen bir vecize vardır:”Böyle yüksek ses ile konuştuğun şeyi, söylediğini işitemem!”

Bir vaiz hakkında şunlar söylenir: Bu vaiz kürsüde konuşur iken, kişiler onun kürsüden ayrılmasını hiç bir zaman istemezler. Ama aynı vaiz kürsüden indikten sonra da kişiler onun kürsüye bir daha çıkmasını asla istemezler.

H.A.Ironside şöyle dedi:

” Dudakları yaşam kadar kilitleyen başka hiç bir şey yoktur.”

 Henry Dummond da benzer konuda şunları yazdı:

“Mesaj, insanın kendisidir.”

 Carlyle tanıklığına şu sözleri ekledi:

“Kutsal yaşam bir gerçek çağında Tanrı için konuşan tek gerçek kanıttır. Sözlerin arkasında bir insan olduğu zaman, sözlerin ağırlığı olur.”

 E.Stanley Jones ise şöyle dedi:

“Söz, bizim aracılığımız ile güç haline gelmeden önce, beden haline gelmesi gerekti.”

Eğer doğru olanı vaaz eder ama doğru olanı yaşamaz isem, o zaman Tanrı hakkında gerçek olmayan bir şey yaşamış olurum.”

Bu söz sözler Oswald Chambers’e aittir.

Öğrettiği şeyi elbette yalnızca Rab İsa’nın mükemmel şekilde uygulayabileceğini biliriz. O’nun mesajı ve yaşamı arasında hiç bir karşıtlık mevcut değildir. Yahudiler O’na,

“Sen kimsin?”

 diye sordukları zaman, İsa onlara şu yanıtı verdi:

“Başlangıçtan beri size ne söyledi isem ben O’yum.” (Yuhanna 8:25)

 O’nun davranışları söyledikleri ile uyumlu idi. Bizim davranışlarımızın da zaman içinde böyle gelişmesi gerekir.

İki erke kardeşin ikisi de doktor idi; biri bir vaiz diğeri ise bir tıp doktoru idi. Bir gün, dertli bir kadın vaizi görmeye geldi, ama geldiği yerde doktorlardan hangisinin oturduğundan emin değil idi. Vaiz kapıyı açtığı zaman, kadın ona şu soruyu sordu:

“Siz vaaz veren doktor musunuz yoksa uygulayan doktor mu?”

 Kadının bu sorusu vaizi derinden etkiledi ve öğrettiklerine canlı bir örnek olma konusundaki gerçeği hatırlattı.