11 Temmuz

“Bunlara şimdiden kavuştuğumu ya
da yetkinliğe eriştiğimi söylemiyorum.”  (Filipeliler 3:12)

Dün yaptığımız çalışmada davranışlarımızın ağzımızdan çıkan sözler ile uyumlu olmaları gerektiğini gördük. Ama bu konuda tam denge sağlamak için iki düşünce daha eklememiz iyi olacaktır.

Öncelikle kabul etmemiz gereken şey şudur: Bu dünyada bulunduğumuz sürece Tanrının gerçeğini tam ve dolu olarak asla uygulayamayız. Elimizden gelenin en iyisini yaptıktan sonra yine de yararsız hizmetkarlar olduğumuzu söylememiz gerekmektedir. Ancak bu gerçeği, başarısızlığı hatta bayağılığı bahane olarak kullanmamamız gerekir. Bize düşen, ağızlarımız ve yaşamlarımız arasındaki uçurumu kapatmak için sürekli gayret göstermemiz gerektiğidir.

Üzerinde düşünmemiz gereken ikinci nokta şudur: Mesaj, her zaman mesajı getiren kişi kim olursa olsun, ondan daha büyüktür. Andrew Murray’in sözlerini aktaralım,

” Biz, Rabbin hizmetkarları er ya da geç bizim kendimizin yerine getiremeyeceğimiz sözleri vaaz etmek zorunda kalacağız. ”

 Abide in Christ (Mesih’te kal) adlı kitabı yazdıktan otuz beş yıl sonra Andrew Murray şunları yazdı:

“Bir hizmetkarın ya da Hıristiyan yazarın tecrübe ettiklerinden çok daha fazlası hakkında sık sık konuşmaya yönlendirilebileceğini anlamanızı isterim. O zamanlar (Mesih’te Kal  adlı kitabı yazdığı zaman), yazdıklarımın hepsini tecrübe etmemiştim. Ve hepsini tecrübe ettiğimi de hala söyleyemem.”

Tanrının gerçeği her şeyden üstündür ve yücedir. Tanrının gerçeği öylesine göksel ve yüksektir ki, Guy King’in yazdıklarında bu konuya net olarak değinilir:

“Tanrının gerçeği kişiyi ona dokunarak bozmayacak kadar bilge kılmalı ve kişi Tanrının gerçeğini bozmaktan korku duymalıdır.”

 Ama en kibirli üst noktalarına ulaşamadığımız için Tanrının gerçeği sonsuza kadar duyurulmadan kalmak zorunda mıdır? Aksine, Tanrının gerçeğini duyuracağız. Böyle yapmakla kendimizi mahkum ediyor olsak bile yine de duyuracağız. Kendimiz bu gerçeği tecrübe etme konusunda ne kadar başarısız olsak da, bunu yüreklerimizin arzusu haline getireceğiz.

Bu düşüncelerin Kurtarıcıya layık olmayan davranışı mazur göstermek için asla kullanılmamaları gerektiğini bir kez daha vurgulamamız gerekiyor. Ama bunu yapar iken, verdiği mesaj bazen kendisinin ulaşamadığı yüksekliklere çıktığı için gerçek bir Tanrı adamını haksız yere mahkum etmekten kaçınmamız gerekir.  Eğer Tanrının tüm öğütlerini tam olarak yerine getiremedi isek bile, Tanrının öğütlerini kendimizden esirgemememiz gerekir. Tanrı yüreklerimizi bilir. O, bizlerin uygulama yapan iki yüzlüler mi yoksa tutkulu arzulara sahip kişiler mi olduğumuzu bilir.