Çölde Sayım 32

Bu bölümde kaydedilmiş olan gerçek dikkat çekecek olan tartışmalara neden olmuştur. İki oymağın ve bir oymağın yarısının tutumları ilgili olarak ileri sürülen çeşitli düşünceler mevcuttur. Miraslarını Şeria nehrinin çöl tarafında olan kısmında seçmek ile doğru mu yoksa yanlış mı hareket ettiler? Mesele budur. Bu konudaki davranışları gücün mü yoksa zayıflığın mı ifadesi idi? Böyle bir durumda sağduyulu bir yargıyı nasıl oluşturmamız gerekir?

İlk planda düşünmemiz gereken İsrail’e uygun olan payın nerede olduğudur- Tanrının onlar için belirlemiş olduğu miras nerededir? Bu mirasın Şeria’nın diğer yakasındaki Kenan diyarında olduğu kesindir. Peki ama o zaman bu gerçeğin biliniyor olması uygulanması için yeterli değil midir? Gerçekten doğru olan bir yürek – Tanrı ile birlikte düşünen, Tanrı ile birlikte hisseden ve Tanrı ile birlikte yargıda bulunan bir yürek – Tanrının lütfetmiş ve ihsan etmiş olduğundan daha farklı bir payı seçmek ile hangi düşünceye hizmet etmiştir? Tanrının seçmiş olduğu paya ‘hayır’ diyebilir mi? İmkansız. O zaman bu yüzden bu konu ile ilgili tanrısal bir yargıya sahip olmak için daha ileri gitmeye ihtiyacımız yoktur. Rubenliler ve Gadlılar ve Manaşşe oymağının yarısı Şeria ırmağının karşı kıyısına geçmek zorunda kalmadan Gilat topraklarını seçmek ile tanrısal plana engel olan bir hata yaptılar ve başarısız oldular. Bu davranışlarını yöneten dünyasal –gözlerinin gördüğüne göre davrandılar – ve bencil düşünceler idi ve bu nedenle dünyasal motifler ile hareket ettiler. Ve Yazer ülkesi ile Gilat ülkesini istediler. Buna karar verir iken tamamen kendi isteklerine göre davrandılar ve Tanrının düşüncesine ve isteğine ilgi duymadılar. Eğer yalnızca Tanrıya bakmış olsalar idi, o zaman Şeria ırmağının karşı kıyısına geçmeden yerleşmek gibi bir düşünceleri olmayacak idi.

Ama insanlar sade ve içten yürekli olmadıkları zaman, her tür sorunun yer aldığı koşullar içine girerler. Tanrısal lütfun insanları bir davranış çizgisini izlemeleri için güçlendirmesi gerekir ve bu çok önemli bir noktadır, öyle ki insanlar sorunlar ile karşılaşmayacakları bir yolda ilerleyebilsinler. Hiç bir karışıklığın hiç bir zaman ortaya çıkmaması için tanrısal yolda ilerlemek bizim kutsal ve mutlu ayrıcalığımızdır. Bunu yapabilmenin sırrı ise Tanrı ile yürümektir ve böylelikle davranışlarımızın tamamı O’nun sözü tarafından yönetilmiş olur.

Ama Ruben ve Gad oymakları Söz’e göre davranmadılar ve bu davranış şekilleri onların tüm tarihi için geçerlidir. Bu iki oymak ve diğer oymağın yarısı karışık ilkelere sahip olan ve yalnızca sınırlarda yaşayan, Tanrının değil kendi isteklerinin peşinden giden kişiler idiler. Eğer yüreklerinde tanrısal isteğe yer vermiş olsalar idi, gerçek yerlerindeki konumlarını elde etmelerine hiç bir şey engel olamayacak idi.

Musa’nın onların bu isteklerine sempati duymadığı çok aşikardır. Musa’nın Kenan diyarına gitmesine izin verilmemesinin nedeni bir davranışının yargılanması idi. Musa’nın yüreği vaat edilen diyarda idi ve oraya girmek için yüreğinde büyük bir özlem var idi. O zaman yalnızca hazır olmak ile kalmayan ama aynı zamanda buna arzu duyan biri olarak başka bir yere yerleşmek isteyen insanların davranışlarını nasıl onaylayabilir idi? İman, asla Tanrı halkının gerçek konumu ve payından başka bir şey ile tatmin olamaz. Tanrı tarafından verilen mirası göz yalnızca görebilir ve yalnızca sadık bir yürek bu mirası arzu edebilir. Musa bu yüzden Ruben ve Gad oymaklarının önerisini hemen reddetti. Daha sonra bu yargısını esnettiği ve razı olduğu doğrudur. Silahlanıp İsraillileri kendilerinin olacak ülkeye götürünceye dek onlara öncülük edeceklerini Musa’ya vaat ettiler ve Musa bazı koşullar altında onların isteklerine razı oldu. Yalnızca kardeşleri için savaşmak amacı ile tüm sevdiklerini arkalarında bırakarak Şeria ırmağını geçmek için gösterdikleri fedakarlık ve enerji olağan üstü bir davranış sergiler gibi görünüyor idi. Ama o sevdikleri kişileri nerede bırakmışlar idi? Gilat kentlerinde, yani tanrısal olarak belirlenmiş olan yerde değil. Böylece sevdiklerini gerçek olan vaat edilmiş diyar gibi bir yerdeki konumdan ve paydan yoksun bırakmış oldular. Oysa Tanrı bu mirası İbrahim, İshak ve Yakup’a söz vermiş idi. Bu iki oymak, sevdiklerini hangi neden ile Gilat kentlerinde bıraktılar? Sığırları ve öbür hayvanları iyi otlaklarda beslensinler diye! Bu iki oymak ve bir başka oymağın yarısı sırf bu amaç ile İsrail’in Tanrısının doğru sınırları içinde yer alan konumlarını terk ettiler.

Ve şimdi bu eylemin getirdiği sonuçlara bakalım. Bu noktada okuyucudan ricamız Yeşu kitabının 22.bölümüne dönmesidir. Bu bölümde Ruben ve Gad oymaklarının yanlış kararlarının ilk üzücü sonucunu okuruz. “Rabbin topluluğu bu gün kendilerine bir sunak yaparak Rabbe başkaldırdılar ve O’nu izlemekten vazgeçtiler; İsrail’in Tanrısına karşı hainlik ettiler.” Yeşu 22: 16. Tüm bunlar neyi kanıtlamaktadır? Şeria ırmağını geçmeyerek yerleşmek istedikleri yer konusunda hatalı hareket ettiklerini kanıtlar. Ve bu sunağın rahatsız edici ve panik veren etkisinin tüm topluluğa verdiği rahatsızlığı düşünün. İlk bakışta, bu sunağın bir baş kaldırı olduğu fark edilmekte idi. “Rubenliler, Gadlılar ve Manaşşe oymağının yarısının Kenan sınırında, Şeria ırmağı kıyısında İsrailliler’e ait topraklarda bir sunak yaptıklarını duyan İsrail topluluğu onlara karşı savaşmak üzere Şilo’da toplandı. Ardından İsrailliler kahin Elazar’ın oğlu Pinehas’ı Gilat bölgesine, Rubenliler’e, Gadlılar’a ve Manaşşe oymağının yarısına gönderdiler. 1 İsrail’in her oymağından bir temsilci olmak üzere on oymak önderini de onunla birlikte gönderdiler. Bunların her biri bir İsrail boyunun başı idi. Gilat topraklarına, Rubenliler ile Gadlılara ve Manaşşe oymağının yarısına gelen temsilciler şunları bildirdiler: ‘Rabbin topluluğu, bu gün kendinize bir sunak yaparak Rabbe baş kaldırdınız ve O’nu izlemekten vazgeçtiniz’ diyor. ‘İsrail’in Tanrısına karşı bu hainliği nasıl yaparsınız? Peor’un günahı bize yetmedi mi? Rabbiin topluluğu onun yüzünden felakete uğradı. Bu güne dek kendimizi bu günahtan temizleyebilmiş değiliz. Bu gün Rabbi izlemekten vaz mı geçiyorsunuz? Eğer bu gün Rabbe isyan ederseniz, O da yarın tüm İsrail topluluğuna öfkelenir. Eğer size ait olan topraklar murdar ise, Rabbin tapınağının bulunduğu Rabbe ait topraklara gelip aramızda mülk edinin. Kendinize Tanrımız Rabbin sunağından başka bir sunak yaparak Rabbe ve bize karşı isyan etmeyin.’” Yeşu 22: 12-19.

Şimdi tüm bu yanlış anlamalar ve tüm bu sıkıntı ve panik Ruben ve Gad oymaklarının hatalarının sonucu idi. Sunak ile ilgili olarak davranışlarını açıklamaya ve kardeşlerini tatmin etmeye güçleri oldukları doğrudur. Ama eğer tanrısal yerlerine yerleşmiş olsalar idi sunağa, açıklama için talebe ve panik çıkmasına gerek kalmayacak idi.

Tüm kötülüğün kaynağı işte burada idi ve bu noktanın imanlı okuyucu tarafından çok net anlaşılması önemlidir ve ancak bu şekilde öğretilmesi tasarlanan büyük pratik ders öğrenilebilir. Düşünceli ve ruhsal bir zihniyete sahip olan herhangi bir kişi olayın içindeki gerçeği tam olarak görebilir; iki oymak ve bir oymağın yarısı Şeria ırmağını geçmek ve tanrısal yerde yerleşmek istemediler. Tüm olup bitenleri öğrenen bizler için bu durum zihinlerimizde hiçbir soruya yer bırakmıyor. Ve eğer bu konu ile ilgili başka bir kanıta ihtiyaç duyulmuş olsa idi, düşmanın eline düşecek olan il kişilerin kendileri olacağı gerçek idi. Bakınız 1.Krallar 22:3 – “İsrail kralı Ahav görevlilerine ‘Ramot-Gilat’ın bize ait olduğunu bilmiyor musunuz?’ dedi. ‘Biz onu Aram Kralından almak için bir şey yapmadık.”

Ama okuyucunun aklına şu sorular gelebilir: “Tüm bunlar ile bize söylenmek istenen nedir? Tarihin bu parçası bize bir ses vermek ya da bir şeyler mi öğretmek istiyor?” Hiç kuşkusuz ,evet. Derin bir ciddiyet içeren aksanı ile kulaklarımızda yankılanan şudur: “Uygun konumunuzdan – uygun payınızdan – bu dünyaya ait değerlere razı olarak yoksun kalmamak için uyanık olun. Ve gerçek ruhsal Şeria olan ölüm ve dirilişten mahrum kalmayın.” 2

Bizim algıladığımız kadarı ile kitabın şu anda incelediğimiz kısmındaki öğretiş budur. Mesih’teki duruşumuzda yüreğimizin adanmış ve kararlı olması en önemli noktadır. Göksel çağrı ve karakterlerini inkar ederek ve sanki bu dünyanın vatandaşları imiş gibi davranarak ve ağızları ile imanlı olduklarını ikrar eden bu tarz imanlılar Tanrının davasına ve Mesih’in tanıklığına ciddi bir zarar verilmesine neden olurlar. Bu tür davranışlar şeytanın ellerinde tuttuğu çok güçlü birer silahtırlar. Kararsız ve yarı imanlı gibi davranan bir Hristiyan açık açık dünyaya ait biri gibi davranan sadakatsiz imanlıdan daha dengesizdirler. İman ikrarında bulunan kişilerin gerçek dışı davranışları, Tanrının davasına ahlak bozukluklarının bir araya getirilmiş tüm şekillerinden daha fazla zarar verirler. Bu ifade abartmalı bir ifade gibi gelebilir, ama yeterince gerçektir. İman ikrarında bulunan imanlılar yalnızca vaat edilen diyarın sınırlarında kalan, karmaşık ilkelere sahip, kuşku dolu düşünceleri olan kişiler olarak bereketli ve kutsal davaya en ciddi zararı veren kişilerdir. Ve bu yüzden Mesih’in düşmanının tasarılarına bilmeden hizmet etmiş olurlar. Şu anda istediğimiz tek şey İsa Mesih’in kusursuz tanıklığını verebilecek olan tam yürek ile adanmış ve zorluklar karşısında dayanan imanlılardır; dünyasal olmayan, gayretli ve vatanlarının göklerde olduğunu açık bir şekilde beyan eden kişiler.

Hali hazırdaki kriz için ihtiyaç duyulan kişiler bunlardır. Kibirli ve övüngen bir şekilde imanlı olduklarını ağızları ile ikrar eden, yüksek ses ile ölüm ve dirilişten söz eden, üstün öğretişleri ve göksel ayrıcalıkları ile övünen, ama yürüyüş ve yollarındaki sözlerinde yalana yer veren bu kişilerden daha çok zarar veren, üzen ve hayal kırıklığına uğratan başka ne olabilir? Onlar dünyayı ve dünyanın değerlerini severler. Para severler ve onu elde etmek için ellerinden gelen her şeyi yaparlar.

Sevgili imanlı okuyucu, bu konular ile ilgili olarak kendimize bakmamız gerekir. Tanrının huzurundaki kişiler olarak kendimizi içtenlikle yargılayalım ve bizi sevene ve Kendisini bizim için feda edene ruhta, canda ve bedende tam adanmışlığımıza engel olmaya eğilim gösteren her şeyden – ne olur ise olsun – uzak tutalım. Yeşu kitabının 22.bölümünde yer alan dili kullanacak olur isek, kendimize bir sunak yapmayalım, nereye ait olduğumuzu, nerede tapındığımızı, kime ait olduğumuzu ve kime hizmet ettiğimizi beyan edelim. Böylece hakkımızdaki her şey açıkça görülebilsin ve sorgulanmasın, o zaman tanıklığımız farklı ve borazanımızın sesi net olacaktır. Aynı zamanda esenliğimiz de duru bir ırmak gibi akacak ve yönümüzün ve karakterimizin tamamı Adı ile çağrıldığımız Kişi’ye övgüler yükseltecektir. İyi olan Rabbimiz nefret duyan kayıtsızlık, ılıklık ve umursamaz davranışlar ile dolu günümüzde yüreklerimizi harekete geçirsin ve Mesih’in davası için daha içten bir teslimiyet ve gerçek bir adanmışlık ve diri Tanrıya sarsılmaz iman ile yaşayalım. Okuyucu tüm söz edilen konularda ettiğimiz bu duaya katılacak mıdır?


1. Bu durumda iki oymak ve bir oymağın yarısı İsrail ulusundan ayrılmış gibi oluyor idi.

2. Hiç kuşkusuz kilisenin göksel çağrısını ve konumunu göremeyen – Efesliler’e yazılan mektupta öğretilen gerçeğin özel karakterine girememiş olan pek çok imanlı mevcuttur. Bu kişiler, her şeye rağmen aydınlanmış, gayretli, adanmış ve samimi yüreklere sahip kişilerdir. Ama biz bu tür kişilerin kendi canlarında sayılamayacak kadar çok bereketi kaybettiklerine ikna edilmiş durumdayız; bu kişiler bu yüzden gerçek imanlı tanıklıklarında eksik kalırlar.