Çölde Sayım 35

Bu çok ilginç bölümün önümüze koyduğu ilk cümlelerin konusu Yehova’nın Levili hizmetkarları için yapmış olduğu lütufkar sağlayıştır. İsrail’in her bir oymağı – verilen buyruk üzerine – alacakları mülkten oturmaları için Levililere kentler verecekler ve kentlerin çevresinde de otlaklar verecekler idi. “Levililer’e otlakları ile birlikte toplam kırk sekiz kent vereceksiniz. İsraillilerin mülkünden Levililere vereceğiniz kentler her oymağa düşen pay oranında olsun. Çok kenti olan oymak çok, az kenti olan oymak az sayıda kent verecek.” Çölde Sayım 35: 7,8.

Rabbin hizmetkarları payları konusunda tamamen Rabbe bağımlı idiler. Rabbin belirlemiş olduğunun dışında miras ya da mülke sahip değiller idi. Bereketli miras! Değerli pay! İman yargısı içinde bunun gibi bir şey yok idi. Şu sözleri Rabbe gerçekten söyleyebilenler kutludurlar. “Kaseme düşen pay ve mirasım sensin.” Tanrı Kendisine bağlı hizmetkarları ile ilgilendi ve İsrail’in tüm topluluğuna bu kutsal ayrıcalığı tatması için izin verdi. Rabbin işinin dışındaki her şeyden vazgeçerek kendisini gönüllü olarak Rabbin işine adamış olanlar sağlayan Rabbin işçileri idiler.

Bu durumda o zaman şunu öğrenmiş oluruz: “ On iki İsrail oymağı Levililer’e kırk sekiz kent verecek idi; bu kentlerden altısı sığınak kent olacak idi, öyle ki, adam öldüren biri oraya kaçabilsin. Ayrıca Levililer’e kırk iki kent daha verecekler idi. Böylece Levililer’e otlakları ile birlikte toplam kırk sekiz kent vermiş olacaklar idi.” Ne kadar sevgi dolu bir sağlayış! Sevgi ile başlayan ve sevgi ile devam eden harika bir lütuf örneği!

Sığınak kentlerin üçü Şeria ırmağının doğusundan, diğer üçü de Kenan ülkesinden seçilecek idi. İstemeyerek birini öldüren kişi bu sığınak kentlerden birine kaçacak ve öç alacak kişiden bu kentte korunmuş olacak idi; adam öldüren kişi sığındığı bu yer sayesinde topluluğun önünde yargılanmadan öldürülmeyecek idi. Bu ancak Tanrımızın gösterebileceği bir lütuf örneği idi. İstemeden adam öldüren biri eğer öç almak isteyen birinin ellerine düşer ise bunun nedeni sığınacak bir yerinin olmayışı değil idi; kişi bu sığınak kente kaçma konusunda başarısız olduğu için idi. Gerekli olan tüm sağlayış tedarik edilmiş idi; kentlerin adları belirlenmiş idi ve herkes tarafından iyice bilinmeleri için ayrıntılı olarak tanımlanmışlar idi. Bu kentler ile ilgili tüm bilgiler herkese mümkün olan en sade, basit ve kolay şekilde verilmiş idi. İşte Tanrının yolları böylesine zengin lütuf ile dolu idi.

Hiç kuşkusuz adam öldüren kişinin bu kutsal sığınak kentlere tüm gücünü kullanarak ulaşabilmesi için sorumluluğu var idi. Ve yine hiç kuşkusuz bu kişi kaçmak için tüm enerjisini kullanacak idi. Elbette hiç kimse sakin bir kayıtsızlık içinde şu sözleri söyleyecek kadar kör ya da aldırmaz bir tavır ile hareket edemez idi: “Eğer kaderimde kaçmak var ise kaçacağım, benim kendi çabalarıma gerek yok. Eğer kaderimde kaçmak yok ise o zaman zaten kaçamayacağım, benim gayretlerimin hiç bir yararı olmaz.” İstemeden adam öldüren birinin böyle ahmakça konuşabileceğini ya da bu tür kör bir kadercilik ile kendisini mahkum edemeyeceğini elbette biliriz. İstemeden öldürdüğü kişinin akrabasının kendisinden kan öcü almak istemeyeceği gibi bir düşünceye sahip olamaz idi. Yapabileceği tek bir şey var idi ve bu da yaşamını kurtarmak için kaçması gerektiği idi; gelmekte olan yargıdan kaçması lazım idi ve güvenliğini sığınak kentin kapısından içeri girdiği zaman elde edecek idi. O sığındığı kente girdiği zaman özgür bir şekilde soluk alabilecek idi; orada hiç bir kötülük ona dokunamaz idi. Sığınak kentin kapısının eşiğinden içeri girdiği zaman, orada Tanrının lütuf sağlayışının tam güvenliği içinde korunacak idi. Eğer sığınak kentin sınırları içinde iken, onun tek bir saç teline bile dokunulacak olması Tanrının buyruğuna yapılmış bir saygısızlık ve hakaret olacak idi; böyle bir kişinin kentten ayrılmaması gerekiyor idi; sığınak kentin kapısının dışına çıkma cesaretini gösteremez idi. Ancak sığınak kentin içinde iken mükemmel bir koruma altında idi. Aksi takdirde kan öcü almak isteyen kişinin yargısına maruz kalacak idi. Böyle bir durumda kalan kişi dostlarını dahi ziyarete gidemez idi. Babasının evinden ayrılmış bir sürgün idi. Bir umut mahkumu idi. Yüreğinde yapmak istediği arzularından uzak kalarak baş kahinin ölümüne dek sığınak kentte kalır idi; ancak baş kahinin ölümünden sonra tam olarak özgür kalabilir ve yenilenebilir idi, sonra da kendi mirasına ve ailesine geri dönebilir idi.

Biz, bu harika buyruğun İsrail ile ilgili bir işaret verdiğine inanıyoruz. Onlar Yaşam Prensi’ni öldürdüler, ama buradaki mesele şudur: onlar Tanrının gözünde birer katil mi yoksa istemeden adam öldürmüş kişiler midirler? Eğer katil iseler o zaman ne sığınak ne de umut yoktur. Hiç bir katil bir sığınak kentin içinde korunamaz. Burada Yeşu kitabının 20.bölümünde belirtildiği gibi, yasa durumu söz konusudur: “Bundan sonra Rab Yeşu’ya ‘Musa aracılığı ile size buyurduğum gibi, İsraillilere kendileri için sığınak olarak kentler seçmelerini söyle’ dedi, ‘Öyle ki, istemeyerek, kaza ile birini öldüren oraya kaçsın. Sizin de öç alacak kişiden kaçıp sığınacak bir yeriniz olsun. Bu kentlerden birine kaçan kişi, kentin kapısına gidip durumunu kent ileri gelenlerine anlatsın. Onlar da onu kente, yanlarına kabul edip kendileri ile birlikte oturacağı bir yer versinler. Öç almak isteyen kişi adamın peşine düşer ise, kent ileri gelenleri onu teslim etmesinler. Çünkü adam öldüren öldürdüğü kişiye önceden kin beslemiyor idi. Yani onu istemeyerek öldürdü. Bu kişi topluluğun önüne çıkıp yargılanıncaya ve o dönemde görevli baş kahin ölünceye dek o kentte kalmalıdır. Ondan sonra kaçıp geldiği kente, yani kendi evine dönebilir.” Yeşu 20: 1-6.

Ama konu katil ile ilgili olunca yasa çok katı ve asla esnek değil idi, “Eğer biri başka birine beslediği kinden ötürü onu öldürür ise, ölenin öcünü alacak kişi katil ile karşılaşınca onu öldürecektir.” Çölde Sayım.

Bu durumda İsrail’e Tanrının harika lütfu aracılığı ile bir katil olarak değil kaza ile adam öldüren bir olarak davranılacaktır. “Baba, onları bağışla, çünkü ne yaptıklarını bilmiyorlar.” Bu güçlü sözler İsrail’in Tanrısının kulağına ve yüreğine yükseldi; işitildiler ve yanıtlandılar. Aksi takdirde Pentikost günündeki uygulamanın gerçekleşmesi mümkün olamaz idi. Bu sözler her zaman geçerlidir ve etkinlikleri İsrail evinin geleceğinin tarihinde de örnek olarak verilecektir. Bu kişiler babalarının evlerinden ve ülkelerinden uzak olan sürgünlerdir. Ama kendi ülkelerinde restore edilecekleri zaman geliyor; ama baş kahinin ölümü aracılığı ile değil – O’nun ölümsüz adına övgüler olsun! O asla ölemez – ama şimdiki konumunu bırakacak ve yeni bir karakter olarak tahtında oturan Kral Kahin olarak ortaya çıkacaktır. O zaman sürgünde olanlar onun evine ve mirasına geri döneceklerdir. Ama bu ancak o zaman gerçekleşecektir. Aksi takdirde imkansız olan bir şeyi, yani yaşam Prensi’ni öldürdükleri gerçeği bilinemez idi. Kaza ile adam öldüren kişinin belirlenen zamana kadar mülkünden uzak durması gerekir idi, ama bu kişiye bir katil gibi davranılmaması gerekir idi, çünkü öldürme eylemini kasten isteyerek yapmamış idi. Elçi Pavlus, İsrail hakkında bir örnekten söz eder iken,” Ben merhamete kavuştum, çünkü ne yaptı isem bilmeden imansızlık ile yaptım” der. Petrus ise şöyle der: “Ve şimdi kardeşlerim, yaptığınızı bilgisizlik nedeni ile yaptığınızı biliyorum, önderleriniz de aynı şekilde hareket ettiler.”

Bu bölümlerde İsrail’in boğazlanan Kuzu’nun değerli aracılığı sayesinde bir katil konumunda değil, kazara istemeden adam öldüren bir kişinin konumunda ifade edildiğini görmekteyiz. Tanrı çok sevdiği halkı için bir korunma yeri ve bir sığınak tedarik etmiştir ve Tanrının sevdiği halkı uygun zamanda Yehova’nın dostu İbrahim’e bir armağan olarak sonsuza kadar sürecek şekilde verdiği o ülkeye, özledikleri evlerine kavuşacaklardır.

Sığınak kenti ile ilgili verilen buyruk hakkındaki gerçek yorumun bu olduğuna inanıyoruz. Bir günahkarın Mesih aracılığı ile kurtularak O’nda sığınak bulması çok özel bir lütuftur. Burada benzer noktalar kadar karşıt noktalar ile de karşılaşmaktayız. Çünkü öncelikle şunu belirtmeliyiz ki, istemeden kazara adam öldüren biri sığınak kentte bulunduğu zaman yargıdan dışarda bırakılmış değil idi. Bu ifadeyi Yeşu 20:6 ayetinde okuruz. Ama İsa’daki imanlı için yargı yoktur ve yargı olamaz, çünkü bu konudaki en basit nedenlerden biri Mesih’in günahkarın tüm yargısını Kendisinin taşımış olmasıdır.

Yine bir başka noktaya değinelim; kazara istemeden adam öldüren kişi eğer sığınak kentin kapısının dışına çıkacak olur ise, kan öcü almak isteyen kişinin eline düşmesi olasılığı mevcuttur. İsa Mesih’teki imanlı ise asla mahvolamaz; Kurtarıcısı nasıl tam güvende ise kendisi de aynı şekilde O’nun gibi tam güvendedir.

Son olarak kazara istemeden adam öldüren kişinin durumuna değinecek olur isek, buradaki mesele bir sonsuz kurtuluş ve gelecek olan dünyada sonsuza kadar sürecek olan yaşam meselesidir. Aslında hemen hemen her noktada benzerlikten çok çarpıcı karşıtlıkların var olduğunu görürüz.

Kazara istemeden adam öldüren kişi ile günahkar arasındaki ortak olan tek nokta gelmesi yakın olan tehlikeye açık olmak ve sığınağa kaçmak için duyulan acil ihtiyaçtır. İstemeden kazara adam öldüren kişinin kendisini sığınak kentte güvenceye alıncaya dek bir an için bile olsa duraklaması ve tereddüt etmesi akılsızca davranarak kendisine kötülük etmesidir. Aynı şekilde günahkar açısından da İsa Mesih’e gelme konusunda kararsız davranmak ya da tereddüt etmek kesinlikle çılgınca bir davranıştır. Kan öcü almak isteyen kişi belki kazara istemeden adam öldüren kişi sığınak kentte iken ona dokunamayabilir ama Mesih ile birleşmiş olan imanlıya yargı dokunamaz. Ancak Mesih ile birleşmemiş kişi üzerine yargı gelecektir. Bundan kaçış yoktur. Ne kadar ağır ve ciddi bir düşünce! Henüz Mesih ile birleşmemiş olan okuyucunun yüreğine bu ağır ve ciddi düşüncenin yerleşmesini diliyoruz. Halen günahlarının içinde olan böyle bir kişi diliyoruz ki huzur bulamasın ve kendisine duyurulmuş olan iyi haberdeki umuda sımsıkı yapışsın ki sığınağı olan Mesih’e kaçabilsin. Yargı yakında gelecektir; kesin ve ağır yargı! Söz konusu olan yalnızca kan öcü alacak olan kişi değildir, ama Mesih ile birleşmemiş olan herkesin üzerine yargı gelecektir.

Ah! Henüz tövbe etmemiş, düşüncesiz ve özensiz okuyucu – eğer bu kitap eline geçecek olur ise ve okur isen, burada seni uyaran sese kulak ver! Yaşamak için Mesih’e kaç! Tereddüt etme, sana yalvarıyoruz! Gecikmek çılgınlıktır. Her an değerlidir. Bu dünyadan alınacağın saati bilmiyorsun, günahlarının içinde bu dünyadan ayrıldığın takdirde gideceğin yerde tek bir umut ışını dahi olmayacak, orada sonsuz gece, sonsuz feryat ve sonsuz işkence olacak- hiç sönmeyen ateş bulunacak. Sevgili dostum, kitabımızın bu son birkaç satırında sana yalvarmamıza izin ver,” Mesih’e şimdi gel! Kolları açık ve sevgi dolu yüreği ile seni kabul etmek için hazır bekleyen İsa’ya “olduğun gibi” ve şimdi gel! O sana sığınak olmak istiyor, seni kurtarmak ve seni bereketlemek için yanıp tutuşan bir arzu ile seni bekliyor. Yüreğindeki tüm sevgi ile Adının ve kurban oluşunun tüm mükemmel etkinliği ile seni kucaklamak için her an hazır durumda bekliyor. Tanrı Kutsal Ruhun direnilmesi imkansız enerjisi ile hem şimdi İsa’ya gelmen için seni yönlendirmesini diliyoruz. Seni seven Rabbimiz ve Kurtarıcımız şöyle diyor: “ Ey yükleri ağır olanlar! Bana gelin, ben size huzur veririm.” Ne kadar değerli sözler! Bu sözler O’nun tanrısal gücü ile bezgin yürekleri harekete geçirsin diye dua ediyoruz.

Burada Tanrının kitabının bu harika bölümü hakkındaki düşüncelerimize son veriyoruz, 1 ve bunu yapar iken okuyucuya aktarmak istediğimiz hazinenin derinliğini ve zenginliğini ifade edebilmiş olduğumuzu ümit ediyoruz. Bu hazineyi sunar iken bize güç verenin Kutsal ruh olduğunu biliyoruz. Çünkü tek güvendiğimiz diri Tanrımızdır ve O Kutsal Ruhu aracılığı ile imanlı okuyucunun zihnini ve yüreğini Kendi değerli gerçeğine yönlendirecektir ve böylelikle imanlıyı şimdiki çağın bu son günlerinde Kendi hizmeti için giderek daha uygun hale getirecektir, öyle ki Rabbimiz İsa Mesih’in adı ve O’nun gerçeği diri güç içinde muhafaza edilebilsin. Yüce Tanrı bol merhameti aracılığı ile bunu İsa Mesih’in uğruna bize ihsan etsin!

C.H.M.


1. 36. bölüme, 17. bölümümüzdeki düşüncelerimizi yazar iken değinilmiştir.