Neşide 3

Sevgi Sofrası

Neşide 3:6-5:1.

Yeruşalim Kızları (3:6)

3:6 Kimdir bu bir duman sütunu gibi kırdan çıkan?
Tüccarın türlü türlü baharatı ile,
Mür ve günnük ile tütsülenmiş?

Bu neşidede gelini artık yatağının üstünde, gece boyunca sevgilisini ararken, Güvey’in lütfu ile duygularını yatıştırmasını bekleyerek dinlenirken görmeyiz. Gelin burada daha çok sevgi ziyafetinden zevk alan ve Kral’ın görkemlerini paylaşmak için kırdan çıkan biri olarak sunulur. Yeruşalim kızları sorarlar:” Kim bu?” Bu soru şu şekilde de tercüme edilebilir:”bu kadın kim?”

Bu bölümde sunulan, kesinlikle İsrail örneğidir, Rab İsrail’den şöyle söz eder, “İsrail çölde bir salkım üzüm gibi geldi bana, ataları ise, incir ağacının ilk ürünü gibi” ve “Ben sana çölde, kurak topraklarda göz kulak oldum” (Hoşea 9:10 ve Hoşea 13:5). Yehova’nın “onları insancıl ipler ile, sevgi bağları ile süt ve bal akan bir diyara çektiği doğrudur, ama onlar Rabbe sırt çevirdiler ve yabancı putların peşinden gittiler. Ama ilerdeki günlerde Tanrı İsrail’i ikna edip yine çöle götürecek ve orada onun yüreğine dostça konuşacaktır ve ondan sonra orada İsrail’e bağlar verecek ve ona “bir umut kapısı” açarak onu gerçek Süleyman’ın krallık yüceliklerine yönlendirecektir (Hoşea 2: 14-23).

Kilisenin de aynı şekilde göksel yüceliğine ulaşmadan önce yersel yolculuğu sırasında geçtiği çölde yol alması gerekir. Bu harika neşide de bu yolculuğun açıklamasını görürüz; ancak burada görülen zayıflık ve başarısızlık değil, Tanrı’nın düşüncesi ile uyumlu olarak sevgi ziyafetinin paylaşılmasıdır. Çünkü çölde mahrumiyetler kadar ayrıcalıklar da söz konusudur ve bu neşidede sunulan konu bu ayrıcalıklar hakkındadır, çünkü bu yolculuk Kral’ın tahtırevanı üstünde yapılır. Ayrıca buna ek olarak mahrumiyet olarak görülen şeyler aslında ortaya yayılan tatlı bir kokuya dönüşür, aynı gelinin yolundaki tüccarın türlü türlü baharatı ile, mür ve günnük ile süslenmiş bir duman sütunundan çıkan tatlı koku gibi… Tüccarın baharatları çöldeki bitkilerden toplanarak yapıldıkları için burada ruhsal bir gerçeği belirtirler. Denemeler, sıkıntılar ve çöl yolculuğumuzun mahrumiyetleri Tanrı’nın elinden alındıkları zaman, Mesih’in lütuflarını geliştiren bir fırsat haline dönüşürler ve daha şimdiden tatlı ve hoş bir kokunun yükselmesini sağlarlar ve İsa Mesih göründüğü zaman, O’na övgü ve yücelik verirler. Buradaki neşidede sunulan çöl yolculuğunun konusu budur ve bu konu, İbraniler’e mektupta bulunan bizim zayıflıklarımız ve Tanrı’nın sağlayışı ile ilgili çöl yolculuğundan farklıdır; daha çok Filipeliler’e mektupta söz edilen mahrumiyet ve ayrıcalıklar ile ilgili olan çöl yolculuğuna benzer. Pavlus çölün mahrumiyetlerini tatmak zorundadır, ama içinde bulunduğu denemeler nedeni ile Rab’de büyük sevinç duyar, çünkü bu denemeler kutsallarda, Mesih’in lütfu aracılığı ile “Tanrı’yı hoşnut eden, hoş kokulu kabul edilebilir bir kurbanın hoş ve tatlı kokusunu” ortaya çıkartan bir fırsat haline dönüşürler. Ve biz de, Pavlus gibi, mahrumiyetlerimizi ayrıcalıklara dönüştürebiliriz; bunun için yapmamız gereken, her denemenin Tanrı tarafından gönderilmiş olan ve Hıristiyan lütfunu ortaya çıkartmak için çağrı yapan bir fırsat olduğunu görebilmektir. Ancak ne yazık ki, denemeler genellikle benliğin ortaya çıkmasına neden olan bazı çirkin görüntülere sebep olurlar – benliğin huyları, ve şiddeti, kıskançlığı ve gururu, sabırsızlığı ve şikayetleri. Çöl koşullarının canlarımız ve Tanrı’nın arasına girmesine izin vererek benliğe kapı açmış oluruz. Kendimiz ve koşullarımız arasında Tanrı’nın bulunmasına izin verelim ve işte o zaman denemeler Mesih’in lütuflarını ortaya çıkartacaklardır. İman, umut, sevgi, alçakgönüllülük, alçalma, dayanma gücü ve sabır denemelerin sonuçları olacak ve çöldeki yolculuğumuz, Tanrı’nın önüne, tüccarın türlü türlü baharatı, mür ve günnük ile tütsülenmiş hoş bir koku olarak yükselecektir.

Güvey’in Arkadaşları (3:7-11)

3:7 İşte Süleyman’ın tahtırevanı!
İsrailli yiğitlerden
Altmış kişi eşlik ediyor ona.
3:8 Hepsi kılıç kuşanmış, yiğit savaşçı.
Gecenin tehlikelerine karşı,
Hepsinin kılıcı belinde.

Gelinin çölde yapacağı yolculukta bineceği sediri ya da tahtırevanı Kral tedarik etti. Aynı şekilde Hıristiyan da kendi parası ile ya da kendi düşüncelerine göre yolculuk yapmak zorunda değildir. Yolculuğunu Tanrı’nın tedarik ettiği şekilde yapacaktır. Ancak bu yolculuk sırasında çatışmalar ile karşılaşılacaktır ve çöl yolculuğu Hıristiyan lütuflarını geliştirmek ile birlikte aynı zamanda Hıristiyan savaşlarını da beraberinde getirir. Bu konuda “yiğit savaşçılara” ihtiyacımız vardır. Pavlus Timoteos’a iki öğüt verir: “Oğlum, Mesih İsa’da olan lütuf ile güçlen.” Ama aynı zamanda şunu da söyler: “Mesih İsa’nın iyi bir askeri olarak sıkıntıya göğüs ger.” (2 Timoteos 2:1-3).

Ve tahtırevana eşlik eden askerler savaş için gerekli donanımlara sahiptirler. “Kılıçları bellerindedir”; hepsi, kılıçlarını nasıl kullanacakları konusunda “ tümü “uzman”dırlar. Ve kılıçlarını kullanmak için hazırdırlar, çünkü “gecenin tehlikelerine karşı hepsinin kılıcı bellerindedir.”

Ve böylece İsa Mesih’in iyi askeri “kurtuluş miğferi ve Ruh’un kılıcı yani Tanrı’nın sözü ile” donanmıştır. (Efesliler 6:17) Pavlus Timoteos’a şunu hatırlatır: “Kutsal Yazılar’ın Tanrı esinlemesidir ve öğretmek, azarlamak, yola getirmek, doğruluk konusunda eğitmek için yararlıdır.”

Ancak gerekli olan her şey yalnızca Kutsal Yazılar’a sahip olmaktan ibaret değildir. Kutsal Yazılar’ın kullanımı konusunda uzman olmamız gerekir. Bu nedenle Timoteos’a verilen öğütler devam eder: “Benden işitmiş olduğun doğru sözlere bağlı kal”, ve “gerçeğin bildirisini alnı ak bir işçi olarak sunmaya gayret et”. (2 Timoteos 1:1; 2 Timoteos 2:15)

Ayrıca yalnızca “donanımlı” ve “uzman” olmamız yeterli değildir, hazır da olmamız gerekir – her savaşçının “kılıcı belinde” olmalıdır. Nehemya’nın zamanında böyle yaparlardı. “Yapıcılar kılıç kuşanmış, öyle çalışıyorlardı.” (Nehemya 4:18) Saldırı anında kılıç kuşanacak zaman bulunmaz. Zamanı olsun olmasın “Söz’ü duyurmak” için hazır olmamız gerekir.

3:9 Kral Süleyman tahtırevanı
Lübnan ağaçlarından yaptı.
3:10 Direklerini gümüşten,
Tabanını altından yaptı.
Koltuğu mor kumaş ile kaplı idi.
İçini sevgi ile döşemişti Yeruşalim kızları.

Tahtırevanı korumak ile görevli yiğit savaşçılardan söz edildikten sonra tahtırevan tanımlanır. Tahtırevanın ayrıntıları hakkında konuşulur iken, Mesih İsa hakkındaki büyük gerçeklerin ortaya çıkarıldıklarını görmez miyiz? Canlarımızın desteği ve imanımızın temellerinden söz edildiğini anlamaz mıyız? Lübnan ağacı tahtası, İsa’nın mükemmel insanlığını, hoş kokusunu ve çürümezliğini temsil eder; gümüş sütunlar O’nun kurtaran gücünü anlatırlar; altın ise, O’nun tanrısal doğruluğudur; mor renk O’nun Kral olduğunun simgesidir; ve içinin sevgi ile döşenmiş olması her şeyin temeli olan tanrısal sevgiyi ifade eder. Sevgi, en sonda yer almıştır, bir kişinin söylemiş olduğu gibi, “Altının ötesinde mevcut olan şeyler vardır, ama sevginin ötesinde var olan bir şey yoktur.

Bunlar düşmanın karşı koyduğu ve Hıristiyanlık dünyasının vazgeçmiş oldukları

önemli gerçeklerdir, ama İsa Mesih’in iyi askerinin bu koşullara karşı mücadele vermesi gerekir.

3:11 Dışarı çıkın ey Siyon kızları!
Düğününde, mutlu gününde
Annesinin verdiği tacı giymiş
Kral Süleyman’ı görün.

Yeruşalim kızları gelin ve düğün töreni ile ilgilenmişlerdi, ama şimdi kendilerine Kral’ı görmeleri söylenir. Denenmeler ve çatışmalar içeren çöl yolculuğumuz Krallık görkemlerinde sona erecektir. Bu dünya çölünde Kral’ı dikenli tacı ile tanıdık, ama evlilik gününde O’nu yücelik tacı ile göreceğiz. Çöl yolculuğu kısa bir süre sonra geçmişte kalacak. Düğün gününün zamanı geliyor ve O’nun halkı O’na, “lekesi, kusuru ya da herhangi bir hatası olmayan görkemli bir kilise” olarak sunulacak. O gün geldiği zaman Güvey, canını eda ettiği için “gördükleri ile gerçekten hoşnut olacak”. (Yeşaya 53:11)

Güvey (4:1-16)

4:1 Ah, ne güzelsin aşkım, ne güzel!
Peçenin ardındaki gözlerin güvercinler gibi.
Siyah saçların Gilat Dağı’nın yamaçlarından inen
Keçi sürüsü sanki.
4:2 Yeni kırkılıp yıkanmış,
Sudan çıkmış koyun sürüsü gibi dişlerin,
Hepsinin ikizi var.
Yavrusunu yitiren yok aralarında.
4: 3 Al kurdele gibi dudakların,
Ağzın ne güzel!
Peçenin ardındaki yanakların
Nar parçası sanki.
4:4 Boynun Davut’un kulesi gibi,
Kakma taşlar ile yapılmış,
Üzerine bin kalkan asılmış,
Hepsi de birer yiğit kalkanı.
4:5 Sanki bir çift geyik yavrusu memelerin
Zambaklar arasında otlayan
İkiz ceylan yavrusu.

Diğerleri Kral’ın görkemleri ile ilgilenir iken O, gelininin güzellikleri ve mükemmellikleri ile ilgilenir ve bundan büyük zevk duyar. Gelin, diğer kişilere Kral’ın görkemlerinden söz etmekten haz duyar, ama Kral gelini hakkında düşündüklerini gelinine açıklamaktan sevinç duyar. Mesih’in görkemleri hakkında diğer kişilere tanıklık etmek bereketlidir, ama yüreklerimizin sağlam huzur ve sevinç ile bina edilmeleri için İsa’nın dudaklarından, Kendi halkı hakkındaki düşüncelerini işitmek gerekir. Yuhanna 17.bölümdeki duaya böylesine üstün değer kazandıran özellik bundan kaynaklanır, çünkü orada O’nun Kendisine ait olanlar hakkındaki düşüncelerini işitmemize izin verilir.

Kral, üst üste iki kez, “Ah, ne güzelsin” gibi bir beğeni ifadesinde bulunur. Ama gelinini takdir eder iken, onun çeşitli özellikleri üzerinde durur. Bizler için hiç kuşkusuz, bu çeşitli özellikler Mesih’in, ahlak ile ilgili lütuflarını ortaya koyarlar.

  1. Gözler, canın karakterini ve ahlak durumunu iade eden bir tür penceredirler. Gelinin gözlerinin güvercine benzetilmesi, yumuşak huyluluk, saflık ve adanmış sevgiyi tanımlar ama tüm bu özellikler alçakgönüllülük ile tanımlanır, çünkü gözler peçenin ardından görünürler.
  2. Gelinin siyah saçları Gilat dağının yamaçlarından inen keçi sürüsüne benzetilir. Saç, Kutsal Yazılar’da boyun eğme” , dünyadan ayrılma, ve Tanrı’ya adanma sembolü olarak kullanılır. (1.Korintliler 11)
  3. Gelinin dişleri yeni kırkılıp yıkanmış, sudan çıkmış koyun sürüsüne benzetilir iken, ima edilen, saflıktır. İkizler birliği, aralarında yavrusunu yitirenin olmaması bütünlüğü temsil eder; hiç bir eksiği yoktur, gelin, Mesih’in, Halkında görmekten keyif aldığı tüm özelliklere sahiptir.
  4. Gelinin dudakları al kurdeleye benzetilir; bu benzetme, bedenin sağlıklı olduğuna dair bir imadır; dudaklar ya da ağız yüreğin bir sembolüdürler, çünkü “ağız yürekten taşanı söyler.” Rab İsa lütuf ve gerçek ile dolu idi ve bu yüzden O’nun hakkında şunu okuruz: “O’nun dudaklarından lütuf dökülür”; ve gelin hakkında Kral şunu söyleyebilir: “Ağzın (konuşman) ne güzel.” Eğer Mesih’in sevgisi yüreklerimizde olursa ve dudaklarımızdan Mesih’e övgüler çıkar ise, O’nun dudaklarından dökülen lütuf, bizim dudaklarımız tarafından ifade edilecektir.
  5. Şakaklar. Yanaklar, Kutsal Yazılarda ya alçakgönüllülüğü ya da cesareti ifade etmek için kullanılır. Peygamberin İsrail’e şu sözleri söylemesi gerekmişti, “İnatçısınız.. tunç alınlısınız…” (Yeşaya 48:4) Yehova şu soruyu sorar: “Yaptıkları iğrençlikten utandılar mı? Ne utanması?” ve şu yanıt gelir: “Hayır, utanmadılar. Kızarıp bozarmanın bile ne olduğunu bilmiyorlar.” (Yeremya 6:15; Yeremya 8.12) Bu söylenenlerin aksine gelinin alçakgönüllülüğünden söz edilir. Gelinin yüzü kızarır bozarır, öyle ki yanakları nar parçası gibi olur. Ama yanakları da gözleri gibi peçenin ardındadır. Boyun eğmenin dışsal sembolü altında var olan, içten bir alçakgönüllülüktür. Dışsal bir boyun eğme ve içsel bir isyan değil. Boyun eğme ile birlikte var olan bir alçakgönüllülük Mesih’in gözünde çok değerli bir niteliktir.
  6. Boyun. Gelinin değerli mücevherler ile süslenmiş gelinin boynuna bakan Kral, gelinin boynunu Davut’un zaferlerinden söz eden binlerce kalkan ile süslenmiş olan Davut’un kulesine benzetir. Mesih de aynı şekilde Kendi kutsallarında yüceltilecek ve iman eden herkes O’na hayran kalacaktır.
  7. Göğüsler, duyguları ortaya koyarlar. Geyik yavrusu örneği, hoş olan bir şeyi belirtmek için Süleyman’ın Özdeyişleri 5:19 ayetinde yer alan aynı bağlantı ile kullanılır. “Yavru” geyik, genç ve diri olanı ifade eder. Mesih’in gözünde Halkı sevgi ile ifade edilir; bu sevgi gerçekten hoştur ve hiç bir zaman yaşlanmayacak ya da eskimeyecektir.
4:6 Gün serinleyip gölgeler uzayınca
Mür dağına,
Günnük tepesine gideceğim.

Gece geliyor ve Kral evlilik sabahına kadar gelinini bırakmak zorundadır. Bu arada sevginin iletişimleri ne kadar bereketli olsalar da Güvey’in yüreğinin sevinç günü hala gelecektedir. Gelin çöldedir; evlilik günü henüz gelmemiştir. O gün gelinceye kadar güvey kendi ülkesine gidecektir; gizemli bir dil ile bize hatırlattığı şudur: çöl yolculuğumuz sırasında Mesih’in yokluğunun gecesini yaşarız. Güvey, yolculuk sırasında bizimle iletişim kurabilir; bizimle olan beraberliği ile ilgili bize çok bereketli farkındalıkları ruhsal bir anlamda verebilir, ama gün doğana ve gölgeler ortadan yok olana kadar mür dağına ve günnük tepesine bizzat gitmiştir.

4:7 Tepeden tırnağa güzelsin, aşkım,
Hiç kusurun yok.

Eğer bir süre için gelin arka planda bırakıldı ise, bunun nedeni gelinin bir eksiği olması değildir. Gelin, Kral’ın gözünde çok güzel ve kusursuzdur. Ve aynı şekilde, Rabbin amacının ışığı altında görülen Rabbin halkı da “O’nun huzurunda sevgide kutsal ve lekesizdir.”

4:7 Benim ile gel Lübnan’dan, yavuklum,
Benim ile gel Lübnan’dan!
Amana doruğundan,
Senir ve Herman doruklarından,
Aslanların inlerinden,
Parsların dağlarından geç.

Eğer gelin bir süre için çölde bırakılıyor ise ve güvey mür dağına gidiyor ise, geline duyduğu sevgisini kendisi ile birlikte taşıyordur. Geline:”benim ile gel, Amana doruğundan bak” der. Aynı şekilde bizler de “Tanrı’nın sağında oturan Mesih’in bulunduğu göklerdeki değerlerin peşinden gitmeliyiz”. Yeryüzünde Lübnan ve Amara, Senir ve Hermon gibi güzel yerler yoktur; dünyanın en parlak amaçlarının altında gizli tehlikeler saklanırlar. Yeryüzünün en harika yerlerinde aslan inleri ve pars dağları mevcuttur. Bol su alan Şeria vadisi Rabbin bahçesi kadar güzel görünebilir. Ama Sodom ve Gomora da oradadırlar. Lut’un karısı gibi dönüp geriye bakmaktan sakınalım, ve bunun aksine gözlerimizi yeryüzündeki “yaratılmış güzellikler” olan değerlere değil, gökyüzündeki değerlere dikelim.

4:9 Çaldın gönlümü kız kardeşim,
yavuklum,
Bir bakışın ile,
Gerdanlığının tek zinciri ile çaldın gönlümü!
4:10 Aşkın ne güzel, kız kardeşim,
yavuklum,
Şaraptan çok daha tatlı;
Esansının kokusu her türlü baharattan daha güzel!
4: 11 Ey yavuklum, bal damlar dudaklarından,
Bal ve süt var dilinin altında,
Lübnan’ın kokusu geliyor giysilerinden!

Güvey, gelinin duygularını kendisine doğru sürüklemek istediği için ona şu sözleri söyleyebilmektedir: “Gönlümü çaldın.” Bu sözleri iki kez tekrar eder:” Gönlümü çaldın [Yüreğimi kapıp götürdün]!” Duygularımız ile Mesih’ten haz almak bizim için iyi bir şeydir, ama yürekleri bina eden ve onları hayranlık içeren bir sevinç ile dolduran, Mesih’in kendi halkından aldığı hazdır. Mesih hakkındaki düşüncelerimiz az ve yetersizdir, ama biz de Mezmur yazarının söylediklerini söyleyebiliriz, “Hakkımdaki düşüncelerin ne değerli, ey Tanrı. Sayıları ne çok!” yüreklerimizin Mesih tarafından kapılıp götürülmeleri hiç de şaşırtıcı değildir. Ama Kendi halkının O’nun yüreğini kapıp götürmesi gerçekten de dünya harikalarından birine benzetilebilir. Ve Kral, gelinin O’nun yüreğini kapıp götürmesi için gelinde ne buldu? İnsan anlayışına göre pek de önemli bir şey bulmadı. Bulduğu, yalnızca gelinin bir bakışı ve gerdanlığının bir zinciri idi. Ancak bu tek bakış, bir sevgi bakışı idi ve gerdanlık ise, güveyin geline takmış olduğu bir süs idi. Bu noktada söyleyeceğimiz şudur: “O’nu seviyoruz çünkü önce O bizi sevdi.” Gözün bir bakışı, yüreğin sevgisini anlatır ve gerdanlığın zinciri, yüreğin sevgisinin O’nun Kendi sevgisinin bir meyvesi olduğunu beyan eder.

Gelin, güveyin sevgisi ile ilgili olarak daha önce de bu sevginin, şaraptan daha tatlı olduğunu söylemiştir ve O’nun adının ortaya saçılan esansından daha iyi olduğunu düşünmektedir. Ve şimdi Kral, aynı örnekleri – gelinin örneklerinden daha yoğun ve daha fazla olarak – geline duyduğu sevgiden aldığı hazzı ifade etmek için kullanır. Gelinin sevgisi, “şaraptan daha tatlı” olmakla kalmaz, “çok daha tatlıdır”, ve gelinin esansı her türlü baharattan daha güzeldir. Mesih’in yüreği de aynı böyledir: O’nun halkının sevgisi, tüm yersel sevinçlerden çok daha iyidir ve O’nun halkının lütufları doğada zevk vermek için hizmet gören pek çok şey ile kıyaslanamayacak kadar yukardadır. Simun Rab için harikulade bir ziyafet hazırlayabilir, ama davet edilmemiş konuk – günahkar olan isimsiz bir kadın – Rabbin yüreği için yine de daha büyük bir ziyafettir, “çünkü o çok sevmiştir.” Biri şu güzel sözü söylemiştir: “Rabbimiz İsa Mesih yüreğin çerçevesine özel bir önem verir; O’nun gözünde önemli olan, işlerimiz değil, yaşamlarımızdır; her ne kadar gerçek sevginin işlere yer vermesi gerekse de…”

Ama yalnızca bir bakışı ve gerdanlığının bir zinciri ile geline duyulan sevgi ifade edilmez, aynı zamanda “dudakları”, “ağzı” ve “giysileri” de Kral’ın yüreğini etkilerler. Kötüler için şöyle yazılır: “dudaklarının altında engerek yılanının zehiri bulunur.” Ama Kral’a ait olan kişiler için söylenen şudur: “dillerinin altında süt ve bal vardır”. Dudaklarından çıkan sözler Kral’ın kulağına hoş gelir ve kutsalların uygulamalı doğrulukları – giysileri – Lübnan’ın kokusu gibidir, sedir ağacının tahtası insan mükemmeliyetinden söz eder.

4:12 Kapalı bahçesin sen, kız kardeşim, yavuklum,
Kapalı bir kaynak, mühürlü bir pınar.
4:13 Fidanların nar bahçesidir;
Seçme meyveler ile.
Kına ve hintsümbülü ile.
4:14 Hintsümbülü ve safran ile,
Güzel kokulu kamış ve tarçın ile.
Her türlü günnük ağacı ile,
Mür ve öd ile, her türlü seçme baharat ile.
4:15 Sen bir bahçe pınarısın.
Bir taze su kuyusu,
Lübnan’dan akan bir dere.

Kral, gelinden aldığı zevki ifade ettikten sonra, onu kapalı bir bahçeye benzeterek tanımlamaya devam eder. Böylece, gelininin her şeyi ile O’na hitap ettiğini ortaya koyar. Kral, kurak bir çölün ortasında kapalı bir bahçeye sahiptir; bu bahçenin içinde Kral’ın zevk alması için su pınarları ve hoş meyveler mevcuttur.

Tanrı’nın amacı, zamanın başlangıcından beri bu dünyada zevk almak için bir bahçeye sahip olmak olmuştur. Rab Tanrı bu arzusu ile uyumlu olarak Aden’in doğusuna bir bahçe yerleştirmiştir. Ve bu bahçenin içinde görünüşü güzel ve yenmesi hoş olan ağaçlar ve bahçeyi sulayan ve sonra çevresinde akan bir ırmak vardır. Ama bahçeye günah girdiği zaman, bahçe bozulur ve çalılar ve dikenler üretir.

Ama bir süre sonra Rab bir bahçe ekmiştir. Tanrı, uluslar arasından İsrail’i seçti ve onu çok verimli bir tepedeki bağa benzetti. İsrail’i diğer uluslardan ayırdı ve bağının etrafına “bir duvar ördü” ya da “orta yere bir gözcü kulesi yaptı” ve toprağı belleyip taşları ayıkladı ve toprağa en seçme asmayı ekti ve bağının üzüm vermesini bekledi. Ama günah bahçeyi tekrar bozdu ve bağ yabanıl üzüm verdi ve bahçe fundalıklar ve dikenler ile doldu (Yeşaya 5:1-7)

Ayrıca Rab bu gün bu bahçesine yeryüzünde sahiptir. Çünkü elçi Hıristiyan topluluğundan şu sözler ile söz edebilmektedir: “Sizler, Tanrı’nın tarlasısınız.” Ve bu bahçeye biri tohum eker, diğeri sular, ama büyüten Tanrı’dır. (1.Korintliler 3:6-9) Ama ne yazıktır ki, bahçe bir kez bozulmuştur, çünkü düşman, “insanlar uyurken” tohumların arasın deve dikenleri ekmiştir. Bunun sonucunda Tanrı’nın kırılmış ve dağılmış halkı varlığını hala sürdürmesine rağmen, Rabbin bahçesi zayıflamıştır.

Ama Tanrı’nın halkını bir kenara bırakıp Tanrı’nın Sözü’ne bakacak olur isek, Ezgiler Ezgisi kitabında kutsal olarak kabul edilen bahçe hakkında Rabbe uygun olan bahçe hakkında mükemmel bir tanım buluruz. Ve bu güzel bahçenin çevresinden ayrılmadıkça, Rabbe uygun olanın ne olduğunun farkına varmakla kalmaz, ama aynı zamanda O’nun yüreğinin arzusuna verdiğimiz karşılığın ne kadar yetersiz olduğunu da anlarız.

Öncelikle şunu hatırlayalım: Rabbin bahçesi, “kapalı bir bahçedir”. Bu ifadenin anlamı, ayırma, koruma ve kutsal kılmadır. Tanrı’nın gözlerinde bu dünya İsa’nın öldüğü kurak bir çölden başka bir yer değildir; ama yine de bu çölde Rabbin “benimkiler” olarak adlandırdığı kişiler bulunmaktadır. Ve Yuhanna 17.bölümde yer alan büyük duada Rabbin, Kendisine ait olanlar için ifade ettiği arzusuna kulak verdiğimiz zaman “kapalı bir bahçenin” derin ruhsal anlamının farkına varmaya başlarız. Eğer bir “bahçe kapalı” ise, çevresindeki çölden ayrı bir yerdedir. Aynı şekilde , Rabbin Baba’ya kendisinin olduğu gibi, kendisine ait olanların da bu dünyadan olmadıklarını söylediğini duyarız. Eğer “kapalı bir bahçe”, nazik bitkilerin korunması için var ise, o zaman bu düşünce ile uyumlu olarak, Rabbin, halkının kötüden korunması için dua ettiğini işitiriz. Ve son olarak, eğer “kapalı bir bahçe” sahibinin zevk alması için ayrılmış olan bir yeri ima ediyor ise, o zaman bununla uyumlu olarak halkının kutsal kılınması için Rabbin duyduğu arzuyu işitiriz.

Rabbin arzu ettikleri şunlardır: bu dünyada, dünyadaki kötülükten korunan ve kendi zevki için bir kenara alınmış olan, bu dünyadan tamamen ayrılmış bir topluluğa sahip olmak; Tanrı’nın arzusu Kendisi için “kapalı bir bahçe” oluşturmaktır.

Ancak, Kral’ın bahçesi yalnızca “kapalı bir bahçe” değil, aynı zamanda sulanmış bir bahçedir. Sapmış İsrail “susuz bir bahçeye” benzetilir. Ancak İsrail’in gelecekteki restorasyonu ile ilgili olarak peygamber İsrail’e şu sözleri söyler, “Yaprakları solmuş yabanıl fıstık ağacına, susuz bahçeye döneceksiniz” (Yeşaya 1:30 ve Yeşaya 58:11) Ve böylece Kral’ın bahçesinin kaynakları kapanmış ve çeşmesi mühürlenmiştir. İhtiyaçlarının karşılanması için çevresindeki çöle bağlı değildir, bahar, bahçenin içindedir. Aynı şey Rabbin halkı için de geçerlidir.

Rabbin halkının ihtiyaçlarını karşılayan gizli bir su kaynağı vardır; Kutsal Ruh! Dünya O’nu kabul edemez; O’nu ne görmüştür ne de tanır. Kutsal Ruh, gerçekten de “Su Kaynağı” dır, ama hatırlamamız gereken önemli nokta, Su Kaynağı’nın engellenmemesi gerektiğidir. Kutsal Ruh’u sessiz kalmasına neden olacak şekilde kederlendirmek olası bir durumdur. O zaman canlarımız sudan yoksun kalır, kurak bir hale gelir, Rabbin halkı meyve vermez, çünkü Kutsal Ruh söndürülmüştür. Çok dikkatli olmalı ve benliğin istilalarına karşı kapıyı sürekli “kapalı” tutmalıyız. Aksi takdirde, Filistinliler, aynı İbrahim’in günlerinde olduğu gibi yine kuyulara toprak doldurarak suyu engelleyebilirler.

Ayrıca, kapatılmış bir su kaynağı mühürlenmiş bir çeşmedir. Bir su kaynağı, her zaman bol su akıtan bir çeşme sağlar. Kutsal Ruh yalnızca bizimle birlikte olan, kusursuz bir diri su kaynağı olmakla kalmaz, aynı zamanda çöl yolculuğumuz sırasındaki tüm ihtiyaçlarımızı da karşılar, ama O imanlının içinde sonsuz yaşam için fışkıran bir pınardır. (Yuhanna 4:14) tüm bunların yanı sıra bu pınar Kral için ayrılmıştır – “mühürlenmiş”tir. Su Kaynağı olarak Kutsal Ruh bizimle ve bizim ihtiyaçlarımız ile ilgilenir ve bir Çeşme olarak da tamamen Mesih ile meşgul olur ve yüreklerimizi O’nunla meşgul eder.

Bundan başka, Kral’ın bahçesinin verimli bir bahçe olduğunu söyleyebiliriz. Bu bahçedeki bitkiler, değerli meyveler ve günnük ağaçları ile tüm seçme baharatlardan oluşan ve nar fidanları olan bir cennet meydana getirirler. Bitkilerin güzellikleri, kokuları büyüklükleri ve meyveleri birbirinden farklıdır, ama hepsi de Kral’ın zevk alması içindir. Aynı şekilde, Rabbin bahçesinde bulunan iki kutsaldan bir diğerine benzemez, ama tüm kutsallar O’nun zevk almasına hizmet ederler.

Ve son olarak, Kral’ın bahçesi, yalnızca O’nun zevk alması için hizmet vermez, aynı zamanda ötedeki bölgeler için de bir bereket kaynağı olur. Lübnan’dan akan bir derenin diri su kaynaklarının bir kuyusuna benzer. Ve böylece eğer Rabbin bahçesi, “kapalı” ise, eğer kapalı bir kaynak ve mühürlü bir kaynak ise, ve değerli meyvesini Rab için veriyor ise, o zaman gerçekten çevresindeki dünyaya bir bereket kaynağı, ölmekte olan insanlara “diri su ırmakları” olmak üzere bir kanal olacaktır.

Bir süre Kral’ın bahçesinin içinde dolaşmak ve bu bahçeyi kapatan duvarların ruhsal anlamını öğrenmek için araştırma yapmak canlarımız için ne kadar da yararlıdır. Bahçe pınar tarafından tazelenir, içinde yetişen meyveler ve baharatlar sulanır ve pınarın suları ötelerdeki çorak topraklara doğru akarlar.

Ve biz bahçeden alınacak her derse muhtacız. Çünkü hizmetimiz genellikle zayıf ve eksiktir. Bahçenin bir kısmında hizmet verirken bahçenin diğer kısmına zarar vermek gibi bir eğilimimiz vardır. Bu nedenle Rabbin bahçesinin tarihçesinde bazı kişiler genellikle bahçenin “etrafına çalı dikmek ve hendek kazmak” ile o kadar çok meşgul olmuşlardır ki, bu yüzden çiçekleri ve meyveleri ihmal etmişlerdir. Bu kişiler dünyadan uzak durma konumunu elde etmek ve kötüyü Rabbin bahçesinden kovmak için nerede ise işlerinin tamamını sınırlamışlardır ve canlar ile ilgilenmek için çok az zaman bulurlar, ama bu yüzden Rab için az meyve verirler ve çevrelerindeki dünya için küçük bir bereket olurlar.

Ayrıca bazı başka kişiler pınarı “kapalı” tutmayı unutmuşlardır. Rabbin bahçesinde engellenmeden çalışması için benliğe izin verilmiştir. Ve bu yüzden Kutsal Ruh kederlendirilmiş ve engellenmiştir. Ve bahçe bu nedenle Rabbe sunacağı hoş meyveyi üretememiştir.

Yine bazı kişiler çiçekleri ve meyveleri öylesine çekici bulmuşlardır ki, çalılar ve hendekleri görmezlikten gelmişlerdir, ve bunun sonucu olarak bahçenin etrafını çeviren duvarlar bakımsız ve tamire muhtaç hale gelmişlerdir ve kötü gediklerin arasından içeri sızmış ve Rabbin bahçesi dikenler tarafından boğulmuş ve ürünsüz hale gelmiştir.

Son olarak, bazı kişiler çevrelerindeki dünyaya doğru akan sular tarafından öylesine zapt edilmişlerdir ki, içerde büyüyen bitkileri göremez hale gelmişlerdir ve bahçe bu yüzden Rabbe ürün veremez hale gelmiştir.

Bahçenin bize değil Rabbe ait olduğunu hatırlayalım; Kral, Ezgilerin Ezgisi’nde, “Benim bahçem” der (16). Bahçe, Rab için “kapatılmıştır”; pınar O’nun bahçesini sulamak için vardır; seçme meyveler O’nun zevk alması içindir; ve eğer bu diri sular bahçeden akıyorlar ise, bunun nedeni yalnızca bahçeye ait bitkileri büyütmek içindir. Bu noktayı aklımızda tuttuğumuz takdirde, Rabbin bahçesinin ürünsüz kalmasına neden olabilecek herhangi bir şeyi ihmal etme konusunda çok dikkatli olmamız gerektiğinin farkına varırız.

4:16 Uyan, ey kuzey rüzgarı,
Sen de gel, ey güney rüzgarı!
Bahçemde es ki, güzel kokusu saçılsın.

Kral, kuzeyden esen soğuk rüzgarı ve güneyden esen sıcak yakıcı rüzgarı çağırır ve onlardan bahçesinin üzerin esmelerini ve bahçenin güzel kokusunun etrafa saçılmasını ister. Bu nedenle, Rab genellikle bu dünyanın birbirlerinin karşıtı olan rüzgarlarını, Halkının üzerine esmesi için çağırır; öyle ki, halkının üzerindeki lütfunun seçme ürünleri ortaya çıksınlar. Çok Bahçesindeki bitkilerin en çok büyüdükleri ve en fazla güçlendikleri zaman, en kızgın zulmün hüküm sürdüğü zamandır.

Gelin (4:16).

4:16 Sevgilim bahçesine gelsin,
Seçme meyvelerini yesin!

Kral’ın kullandığı örneği üstlenen gelin, sanki şunları söyler gibidir, “Eğer ben bir bahçe isem ve eğer Kral, bahçesinde seçme meyvelerden oluşan bir cennet görebiliyor ise, o zaman bırakın sevgilim bahçesine gelsin ve onun seçme meyvelerinden yesin.” Gelinin gözünde bahçe, içinde Kral’ın varlığı olmadan yoksul bir yerden başka bir şey değildir. Ve bizler şöyle diyebiliriz: “Mesih’in varlığı olmadığı takdirde cennetin anlamı nedir ki? İçinde Rab olmadan cennet ne işe yarar? Ve eğer O, yeryüzündeki halkının ortasında olmasa, o halk ne ifade eder?” Bu kapalı bahçenin tüm bereketini sağlayan nedir? Öğrenciler haftanın ilk gününde üst kattaki odada Yahudiler’den korktukları için kapalı kapılar arkasında toplandıkları zaman, sahip oldukları bereket ne idi? “İsa’nın gelip aralarında durması değil miydi?” ve O’nun bahçesine yapılan aynı ziyarette bir öğrencinin “İsa geldiği zaman diğerleri ile birlikte olmadığını” okumuyor muyuz? O’nun bahçesini bir cennete dönüştüren İsa’nın onların aralarına gelmesi idi.

Güvey (5:1)

5:1 Bahçeme girdim, kız kardeşim, yavuklum;
Mürümü topladım baharatım ile,
Güvecimi, balımı yedim.
Şarabımı, sütümü içtim.
Yiyin, için, ey dostlar!
Mest olun aşktan, ey sevgililer!

Güvey gelinin davetine ne kadar büyük bir sevinç ile karşılık veriyor. Mesih’in de aynı şekilde istekli halkı tarafından zorlanmaktan zevk aldığını söyleyemez miyiz? Emmaus yolundaki öğrenciler, “kendileri ile kalmasını söyleyerek O’nu zorladılar”. Ve Rabbin hemen o anda onlara nasıl lütuf ile karşılık verdiğini okuyoruz. ”İsa onlarla birlikte kalmak üzere içeri girdi.” Kral bahçeye girdikten sonra yalnızca bahçenin seçme ürünlerini yemekle kalmaz, ama aynı zamanda ziyafet sofrasını kuran da O’dur. Çünkü şöyle der:”yiyin için ey dostlar, mest olun aşktan ey sevgililer!” Bizler, Rab için Beytanya’daki evde olduğu gibi kendi küçük ziyafet soframızı kurabiliriz, ama O’nun bizim için hazırladığı ziyafet sofrası ne kadar zengindir. Eğer O, kendisine ait olanların arasında bulunmaktan zevk alıyor ise, halkının yüreğini sevinç ile dolduran da O’nun varlığıdır, çünkü şunları okuruz: “Öğrenciler Rabbi gördükleri zaman yürekleri sevinç ile çarptı.” Böylece, yolumuz devam ederken defalarca gördüğümüz şudur: O, çölden ayrılarak bahçesine gelmekten zevk alır; “gün doğana ve gölgeler uzaklaşana kadar” O bizimle biz de O’nunla yemek yemekten zevk alırız. Sonra sonunda Kuzu’nun göksel yüceliğinin bulunduğu Kendi evindeki düğün ziyafetinde bir daha oradan ayrılmamak üzere oturacağız.