BELİRSİZLİK

Ama yine de biri şöyle diyebilir: ‘Ben canımın refahına karşı kayıtsız değilim. Benim en büyük sıkıntım bir başka sözcük içinde sarılı duruyor:

Ben, sizin sözünü ettiğiniz o ikinci sınıfta yolculuk eden kişilerden biriyim.

Pekala sevgili okuyucum, o zaman size şunu söylemem gerekiyor: hem kayıtsızlık hem de belirsizlik aynı anne-babadan doğmuşlardır – imansızlık. Kayıtsızlık, insanın günahı ve mahvolması hakkındaki imansızlıktan kaynaklanır, belirsizlik ise Tanrı’nın insan için hazırladığı egemen çözüm hakkındaki imansızlıktan ortaya çıkar. Bu satırların yazılmasının nedeni, özellikle Tanrı’nın önünde kurtuluşlarından tam ve hatasız bir şekilde EMİN olmayı arzu eden canlardır. Ben, canınızdaki derin sıkıntıyı çok iyi anlayabilirim ve siz bu her şeyden önemli olan konu hakkında daha gayretli oldukça duyduğunuz susuzluğun artacağından da eminim. Siz gerçekten ve sonsuza kadar kurtulduğunuzu kesin olarak bilinceye kadar susuzluğunuz dinmeyecektir. “İnsan bütün dünyayı kazanıp da canını yitirirse, canından olursa, bunun kendisine ne yararı olur?”

Sadık bir babanın tek oğlu, denizdedir. Baba, oğlunun gemisinin battığına ve geminin enkazının yabancı bir sahile vurduğuna dair haberler alır. En güvenilir otoritelerden oğlunun sağ salim kurtulduğuna dair kesin bilgi almadıkça bu babanın hissettiği umut ve korku ile karışık duygunun neden olduğu acıyı kim anlayabilir? Ya da aynı konuda bir başka örnek daha verelim: evinizden uzakta olduğunuzu düşünün, gece karanlık ve soğuktur, ve siz hangi yoldan gideceğinizi kesinlikle bilmiyorsunuz. Bir yol ayrımında duruyorsunuz ve yanınızdan geçen birine ulaşmayı arzu ettiğiniz kente giden yolun önünüzdeki iki yoldan hangisi olduğunu soruyorsunuz ve o da size, filanca yolun doğru olduğunu düşündüğünü ve o yoldan giderseniz istediğiniz kente ulaşacağınızı umduğunu söylüyor. “Düşünceler”, “umutlar” ve “belkiler” sizi tatmin eder miydi? Kesinlikle etmezlerdi. Gideceğiniz yol hakkında kesin bilgiye sahip olmanız gerekir, aksi takdirde o yolda atacağınız her adım duyduğunuz kaygıyı artıracaktır. O zaman, canlarının sonsuz güvenliği dengesizlik içinde sarsıldığında, insanların bazen yemek yiyememelerine ya da uyku uyuyamamalarına şaşırmamak gerekir!

Zenginliğinizi yitirmek büyük bir kayıptır,
Sağlığınızı yitirmek ise daha büyük bir kayıptır,
Ama canınızı yitirmek öylesine büyük bir kayıptır ki,
Bunu hiç kimse restore edemez.

Sevgili okuyucum, şimdi Kutsal Ruh’un yardımı ile size açıklamayı arzu ettiğim üç konu var; ve bu konuları Kutsal Yazılar’dan alıntılar yaparak aktaracağım: –

  1. “Kurtuluş yolu.” (Elçilerin İşleri 16:17)
  2. “Kurtuluş bildirisi.” (Luka 1:77)
  3. “Kurtuluş sevinci.” (Mezmur 51:12)

Bence bu üç konu arasında çok yakın bir bağlantı olmasına rağmen, her bir konunun birbirlerinden ayrı temeller üzerinde durduklarını düşünmemiz doğru olur; öyle ki, bir can, kendisinin kurtulduğuna dair kesin bilgiye sahip olmaksızın kurtuluş yolunun ne olduğunu bilebilsin ya da kurtuluş bilgisine eşlik etmesi gereken sevinci her zaman hissetmese de kurtulmuş olduğundan emin olabilsin.

O zaman size kısaca söyleyeceğim öncelikli konu şudur:

KURTULUŞ YOLU

Lütfen Kutsal Kitabınızı açın ve Mısır’dan Çıkış kitabının on üçüncü bölümünün on üçüncü ayetini dikkatle okuyun; bu ayette Yehova’nın dudaklarından çıkan şu sözleri bulacaksınız: “İlk doğan her sıpanın bedelini bir kuzu ile ödeyin. Bedelini ödemezseniz, boynunu kırın. Bütün ilk doğan erkek çocuklarınızın bedelini ödemelisiniz.”

Şimdi benimle birlikte zihninizde üç bin yıldan daha uzun süre önce gerçekleştiğini varsaydığınız bir olay canlandırın. İki adam (bir Tanrı kahini ve yoksul bir İsrailli) ayakta durmuş ciddi bir konuşma yapmaktadırlar. Konuşmalarını dinlemek için onlardan izin aldıktan sonra gidip ayakta yanlarında duralım. Adamların yüzlerindeki ifade, çok önemli bir konu hakkında konuştuklarını göstermektedir ve konuşmalarının konusunun yanlarında titreyerek duran küçük bir sıpa olduğunu kolayca anlayabiliriz.

Yoksul İsrailli şöyle der: “Bu kez benim lehime merhametli bir istisna yapılıp yapılamayacağını merak ediyorum. Bu zayıf küçük hayvan beni sıpamın ilk doğanı ve Tanrı’nın yasasının bu konuda ne söylediğini çok iyi bilmeme rağmen, bana merhamet edileceğini ve sıpanın yaşamının esirgeneceğini umuyorum. Ben İsrailli yoksul bir adamım ve durumum bu küçük sıpayı kaybetmemi kaldıramaz.”

Kahin, yoksul İsrailliyi kesin bir ifade ile şöyle yanıtlar: “Ama Rabbin yasası bu konuda çok açık ve hata kabul etmez.” – ‘İlk doğan her sıpanın bedelini bir kuzu ile ödeyin. Bedelini ödemezseniz, boynunu kırın.’ Kuzu nerede?’

‘Ah bayım, benim kuzum yok ki!”

“O zaman git ve bir kuzu satın al, aksi takdirde sıpanın boynunun kesinlikle kırılması gerekir. Ya kuzunun ya da sıpanın ölmesi gerekiyor.”

“Eyvah!” diye bağırır yoksul İsrailli, “o zaman tüm umutlarım yıkıldı, çünkü bir kuzu satın alamayacak kadar yoksulum.”

Aralarındaki bu konuşma devam ederken, üçüncü bir kişi onlara katılır ve yoksul adamın üzücü öyküsünü dinledikten sonra, ona döner ve nazik bir ses tonu ile şöyle der: “Üzülmeyi bırak ve neşelen, çünkü senin ihtiyacını karşılayabilirim” ve sözlerine şöyle devam eder: “Tepenin üstündeki evimizin ocak başına getirilen “lekesiz ve kusursuz” küçük bir kuzu var. Bu kuzu evden hiç kaçmadı ve evdeki herkesin (haklı olarak) beğenisini kazandı. Bu kuzuyu senin için alıp getireceğim.”

Ve hemen acele ile tepeye doğru yürümeye koyulur. Çok geçmeden adamın, elinde saf ve temiz hayvanın bağlı olduğu ipi tutarak yokuştan aşağı doğru yürüyerek geldiğini görürsünüz. Ve kısa bir süre sonra kuzu ve sıpa yan yana ayakta dururlar.

Sonra, kuzu sunağa bağlanır, kanı dökülür ve ateş onu yakar.

O anda adil kahin yoksul adama döner ve şöyle der: “Artık küçük sıpanı özgürlük ve güvenlik içinde evine götürebilirsin – boynunun kırılmasına gerek kalmadı. Sıpanın yerine kuzu öldü ve bu nedenle sıpa adalete uygun bir şekilde özgürce gidebilir, arkadaşın için şükürler olsun.”

Şimdi siz, zavallı, çaresiz can, bu verilen örnekte Tanrı’nın bir günahkarı nasıl kurtardığını göremiyor musunuz? Tanrı, günahın bedeli olarak “kırılmış bir boyun” talep ediyor. Suçlu başın üzerine gelen adil bir yargı, Tanrı tarafından onaylanan tek seçenek sizin için kefaret edilmesidir.

Şimdi sizin ihtiyacınıza karşılık verecek olan sağlayışın ne olduğunu siz bulamadınız; ama Tanrı’nın Kendisi, hoşnut olduğu biricik Oğlu’nun kişiliğinde Kuzu’yu sağladı. “İşte dünyanın günahını ortadan kaldıran Tanrı Kuzusu!” (Yuhanna 1:29).

O, “boğazlanmaya götürülen bir kuzu gibi” Golgota Tepesi’ne gitti. Ve sonra orada, “Bizleri Tanrı’ya ulaştırmak amacı ile doğru kişi olarak doğru olmayanlar için günah sunusu olarak ilk ve son kez öldü.” (1.Petrus 3:18) “İsa suçlarımız için ölüme teslim edildi ve aklanmamız için diriltildi. Öyle ki, Tanrı günaha karşı olan adil ve kutsal taleplerinin en ufak bir zerresini bile eksiltmeden İsa Mesih’e iman eden tanrısız günahkarı aklayabilsin (yani, günahın tüm cezasından temizleyebilsin). (Romalılar 3:26) Böyle bir Kurtarıcı ve böyle bir Kurtarış için Tanrı’ya övgüler olsun!