Yeniden Doğmanız Gerekir

Bölüm 4

Nikodim öğretiş almak için rabbimizin yanına gittiği zaman, kendisi Rab tarafından şu anlamlı sözler ile karşılandı: “Sana doğrusunu söyleyeyim, bir kimse yeniden doğmadıkça Tanrının Egemenliğini göremez” (Yuhanna 3:3). Bu nedenle her endişeli canın bu araştıran tanrısal söz üzerinde düşünmesi gerekir. Çünkü endişeli canın, gayretli istekler ve imanın ağız ile ikrar edilmesi gibi davranışlar ile, “yeniden doğum” adlı bu büyük değişimin gerçekleşip gerçekleşmediğini hemen öğreniriz. Eğer yeniden doğum olmadı ise, canda yaşam yoktur ve bunun sonucu da canın kurtulmamış olmasıdır.

O zaman Rab, söylediği bu sözler ile kime hitap etti? Yahudilerin bir din önderi olan Nikodim’e yanıt verdiğimiz zaman, gerçeğin yalnızca yarısını öğreniriz; çünkü aslında bu bize onun adının ve resmi ünvanının ötesinde hiç bir şey söylemez. Ve bu tür şeylerin Tanrının gözünde hiç bir itibarı yoktur ve arayış içinde olan can için de bir anlam taşımazlar. Sorumuzun gerçek yanıtını üçüncü bölümün ikinci bölüm ile olan bağlantısında bulacağız. Bu ifadeleri okuyalım: Fısıh Bayramında İsa’nın Yeruşalim’de bulunduğu sırada gerçekleştirdiği belirtileri gören bir çokları O’nun adına iman ettiler. Ama İsa tüm insanların yüreğini bildiği için onlara güvenmiyordu. İnsan hakkında O’na kimsenin bir şey söylemesine gerek yoktu. Çünkü kendisi insanın içinden geçenleri biliyordu.” Ama “bu şekilde okunması gerekir” Yahudilerin Nikodim adlı bir önderi vardı.. (Yuhanna 2:23-25); Yuhanna 3:1 v.b.) Böylece anlıyoruz ki, İsa’nın yaptığı mucizeleri gören ve bu nedenle O’na inanan bir kaç Yahudi vardı. Ve Nikodim bu birkaç kişiden biri idi. Ama İsa onlara güvenmiyordu, çünkü O, insanın yüreğinde ne olduğunu biliyordu; çünkü aslında onların imanları yalnızca doğal bir imandan ibaretti; İsa’nın söylediklerindeki gerçeğe değil, gerçekleştirdiği mucizelere ikna olmuşlardı. Bu davranışları yüreklerinde Tanrının önünde eğildiklerinin kanıtı değildi. Bu yüzden Nikodim o gece İsa’nın yanına geldiği zaman, hiç kuşkusuz peşinde olduğu şey daha fazlası idi. Nikodim İsa’ya şu inancını ifade etti: “Rabbi, senin Tanrıdan gelen bir öğretmen olduğunu biliyoruz. Çünkü Tanrı kendisi ile olmadıkça hiç kimse senin yaptığın bu mucizeleri yapamaz.” İsa ona, bir kez daha, yeniden doğmanın gerekli olduğunu ifade ederek yanıt verdi. İsa bu sözleri ile şunu demek istiyordu: “Benim Tanrıdan gelen bir öğretmen olduğumu biliyorsun ve yine de hala kaybolmuş birisin. Tanrının Egemenliğine girebilmen için önce yeniden doğman gerekir.”

Böylece almamız gereken bir tedbir ile birlikte çok da ciddi bir uyarı alırız. Uyarı şudur: “Birinin Mesih’e olan imanını ağzı ile ikrar etmesi ile tatmin olmak konusunda dikkatli olun.” Tedbir ise şudur: “Eğer yeniden doğmazsanız her şeyin boş olduğunu hiç bir zaman unutmayın. Davranışlarınız çok gayretli, çok dindar ve çok örnek davranışlar olabilir; kutsal yaşam konusunda üne sahip olabilirsiniz ya da çok yararlı işler yapabilirsiniz, ama yine de kaybolmuş bir cansınızdır; çünkü eğer yeniden doğmadığınız takdirde Tanrının egemenliğine girmeniz mümkün değildir.”

O zaman bir insanın neden yeniden doğması gerekir?Bu soruya verilecek yanıt bizi konumuzun çok önemli bir bölümüne getirir. Daha önce tüm insanların günahkar olduklarını belirtmiş idik. Ancak tüm insanlar yalnızca günahkar olmak ile kalmazlar, aynı zamanda kötü, bozulmuş ve çürümüş bir doğaya sahiptirler ve tedavisi imkansız bu bozuk doğa günahın tüm kötü meyvelerini üreten ağaçtır. Günahlı davranışlar bu doğanın karakterini ortaya koyarlar ve bu doğa Tanrının huzurunda durmak için kesinlikle ve mutlak şekilde uygunsuzdur. Rabbimizin bu bölümdeki sözlerinin anlamı budur. “Bedenden doğan bedendir.” (ayet 6) Bu yüzden hepimiz doğal insanlar, Adem’in çocukları olarak bedeniz ve bu bedende konut kurmuş olan iyi hiç bir şey yoktur. (Romalılar 7:18)

“İstisnasız herkesin tamamen çürümüş, umutsuzca kötü olduğunu anlamamız gerekiyor mu?”

“Evet, Tanrının insan doğası hakkında verdiği hüküm budur. ‘Bedenden doğan, bedendir.”

“Ama örneğin, tarihte kaydedilmiş olan, tüm soylu işler ya da günlük yaşamda karşılaşmış olduğumuz her tür cömert ve hayırsever eylemlerin hepsi bu çürümüş doğaya sahip kişiler tarafından yapılmamış mıdır? Bir farklılığın bulunmasının gerektiği kesindir – doğal konumumuzdaki aşamalar; çünkü bu tür eylemleri açık ve çok çirkin günahlar ile sınıflandırmak nasıl mümkün olur?”

İnsanların eylemlerinin dış özelliklerinin ne olduğu önemli değildir, alkışlanması gereken eylemler olabilecekleri gibi, aynı zamanda diğer kişilerin yargılarına maruz kalacak eylemler de olabilirler; çünkü bu tür eylemler yeniden doğmamış kişiler tarafından yapıldıkları sürece, Tanrının gözünde kötü işlerden başka bir şey değildirler. “İyi ağaç kötü meyve, kötü ağaç da iyi meyve vermez. Her ağaç meyvesinden tanınır. Dikenli bitkilerden incir toplanmaz, çalılardan üzüm devşirilmez” (Luka 6:43,44). Tanrı sözü, bu konu hakkında çok nettir. “Benliğe dayanan düşünce (bedenin düşüncesi) Tanrıya düşmandır; Tanrının yasasına boyun eğmez, eğemez de. Bu nedenle, benliğin denetiminde olanlar Tanrıyı hoşnut edemezler. (Romalılar 8:7,8) Bundan dolayı Luther’in söylediği gibi, konu, bir eylem konusu değil, bir var olma konusudur; bir eylem özelliği konusu değil, bir doğa konusudur ve bu doğa Tanrı tarafından benlik olarak adlandırılır ve benlik Tanrının gözünde sadece kötüdür ve bunun sonucu olarak “Et ve kan Tanrının egemenliğini miras alamaz; aynı şekilde çürüyen de çürümezliği miras alamaz.” (1.Korintliler 15:50)

Bu nedenle, burada yeniden doğmanın gerekliliğini görüyoruz: “Bedenden doğan bedendir, Ruh’tan doğan ruhtur. Sana, ‘Yeniden doğmalısınız’ dediğime şaşma” (Yuhanna 3:6,7). Bu gereklilik uygulama konusunda evrenseldir; bu dünyaya doğmuş olan herkesi kapsar; kaybolmuş oğuldan sadık ve itaatkar oğula kadar. Hücresindeki bir mahkumdan aktif ve gayretli bir hayır işleyen kişiye kadar. Çünkü beden bedendir ve Tanrının Egemenliğine giremez. Bu yüzden yeni bir doğa ve yeni bir yaşamın var olması gerekir. Çünkü bunlar olmadığı takdirde, bir insan ne kadar ahlaklı olur ise olsun, sonsuza kadar Tanrının Krallığının dışında kalacaktır.

O zaman bir insanın nasıl yeniden doğması gerekir? Nikodim’in sorusunun özünde yatan soru budur. “Yaşlanmış bir adam nasıl doğabilir? Annesinin rahmine ikinci bir kez girip yeniden doğabilir mi?” (Yuhanna 3:4) Bu soru hiç kuşkusuz sözlerin birebir anlamı ile yorumlanmıştır. Bir insanın yeniden doğması nasıl mümkün olabilir? Ama Rabbimiz Nikodim’e yanıt verirken, bu yoruma aldırmaz bile ve bir insanın yeniden doğuş şekline işaret eder. “Sana doğrusunu söyleyeyim, bir kimse sudan ve Ruh’tan doğmadıkça Tanrının egemenliğine giremez.” (ayet 5)

1. Su. Bu sembolün anlamı hakkındaki pek çok kişisel düşüncenin özel girişimleri yüzünden bir çok zorluk ile karşılaşılmıştır. Farklı fikirlere sahip olan ayine göre ibadet etme taraftarları bu bölümü kullanarak vaftiz ile yeniden doğma ile ilgili yanlış öğretişlerini desteklemek için ısrarlı bir şekilde bu ayeti kullandılar. Ama kendimizi Kutsal Yazıların tanımlamaları ile sınırlar isek, bu zorluğun yok olduğunu görürüz. Şimdi artık Nikodim’in Rabbimizin ne dediğini anlamış olduğu aşikardır; eğer yine anlamamış olsa idi bile, bu durumda artık anlamış olması beklenirdi. Çünkü İsa’ya şöyle bir yanıt verdi: “Bunlar nasıl olabilir?” İsa ona yanıt vererek şöyle dedi: “Sen İsrail’in öğretmeni olduğun halde bunları anlamıyor musun?” (Yuhanna 3:9-10). Ve eğer peygamberlerden birine dönecek olur isek (İsrail’in öğretmenlerinden biri olan Nikodim’in bu peygamberlik yazılarından çok iyi haberi olması gerekirdi), Rabbimizin bu öğretişinin farklı bir ön gölgesini bulmuş oluruz. İsrail’in gelecekteki restorasyonundan söz eden peygamber şöyle der: “size yeni bir yürek verecek, içinize yeni bir ruh koyacağım; kurallarımı izlemenizi, buyruklarıma uyup onları uygulamanızı sağlayacağım” (Hezekiel 36:25-27). Burada sudan ve Ruh’tan doğma ile ilgili aynı ifadeyi görüyoruz ve aynı zamanda bunun uygulanmasını izleyen köklü bir değişim fark ediyoruz; çünkü bunlar olmadıkça “yeni bir yürek” verilemez. Ancak yalnızca bu kadarı da değil; bu bölümde söz edilen su İsrailliler için temizlenme ile ilgili her anlamda çok tanıdık bir ifadedir.

O zaman, önümüzdeki bu bölüm bize suyun öneminin ne olduğunu sordurur. 119.Mezmur’a dönelim ve 9.ayetteki şu soruyu okuyalım: “Genç insan yolunu nasıl temiz tutar? Senin sözünü tutmakla. “Mesih kiliseyi su ile yıkayıp tanrısal söz ile temizleyerek kutsal kılmak için kendini feda etti” (Efesliler 5:26). “Size söylediğim söz ile siz şimdiden temizsiniz” (Yuhanna15:3; aynı zamanda Yuhanna13:5-11). Su, bu nedenle Tanrı sözünün çok iyi bilinen bir sembolüdür. Bu nedenle “su” Sözünü diğer bölümlerde sürekli olarak yeniden doğuş ile ilgili olarak buluruz. “O, yarattıklarının bir alamda ilk meyveleri olmamız için bizleri kendi isteği uyarınca, gerçeğin bildirisi ile yaşama kavuşturdu” (Yakup 1:18). “Çünkü ölümlü değil, ölümsüz bir tohumdan yani, Tanrının diri ve kalıcı Sözü aracılığı ile yeniden doğdunuz. Nitekim, ‘İnsan soyu ota benzer, bütün yüceliği kır çiçeği gibidir. Ot kurur, çiçek solar, ama Rabbin sözü sonsuza dek kalır.’ İşte size müjdelenmiş olan söz budur.” (1.Petrus 1:23-25) Elçi Pavlus Korintlilere yazdığı mektuptaki şu sözleri ile aynı konuya değinir, “Size müjdeyi ulaştırmak ile Mesih İsa’da manevi babanız oldum.” (1.Korintliler 4:15) Müjde’de vaaz edilen Tanrı Sözü, Rabbimizin burada su örneği ile ortaya koyduğu yeniden doğuşun imasını yapmaktadır.

2. Ve Ruh’[tan]. “Yaşam veren Ruh’tur” (Yuhanna 6:63). “Yazılı yasa öldürür, Ruh ise yaşatır.” (2.Korintliler 3:6) Tanrı Sözü aracılığı ile iç varlıkta işleyen Ruh, ölü ruhlara yaşam verir ve ruhlar yeniden doğar. Yeniden doğuşu tek başına Söz yapamaz ve aynı şekilde Tanrının Ruh’u da tek başına hareket edemez, ama Ruh, Söz’ü bir araç olarak kullanır öyle ki, ruhlarda hem yeni bir doğa ve hem de yeni bir yaşam üreterek r uhları ölümden yaşama geçirebilsin. Kutsal Yazılarda bununla ilgili pek çok örnek bir araya getirilebilir. Bu örneklerin en önde geleni, Pentikost gününe kadar yaşanmış olan bir örnektir. Rab İsa’yı çarmıha gerenler, Petrus ve diğer elçilerin çevresinde toplandılar. Petrus, onlara Tanrının Sözünü duyurdu ve şöyle söyledi, “Böylelikle tüm İsrail halkı şunu kesinlikle bilsin: Tanrı sizin çarmıha gerdiğiniz İsa’yı hem Rab hem Mesih yapmıştır” (Elçilerin İşleri 2:36). Bölümün başlangıcında Kutsal Ruh’un indiğini okuruz; ve elçiler için şu söylenir: “İmanlıların hepsi Kutsal Ruh ile doldular; Ruh’un onları konuşturduğu başka diller ile konuşmaya başladılar.” Petrus bu nedenle, Kutsal Ruh’un gücü ile konuşuyordu ve bu aynı Ruh, Tanrı sözünü kudretli güç ile donattı ve bunun etkisi büyük bir çoğunluğun yeniden doğması oldu, çünkü bu sözleri duyanlar yüreklerine hançer saplanmış gibi oldular ve Petrus ile öbür elçilere ‘Kardeşler, ne yapmalıyız?’ diye sordular. (ayet 37) İnsanlar yeniden doğdukları zaman işte böyle olur. Yeniden doğuş her zaman Tanrının Ruh’u aracılığı ile Söz sayesinde gerçekleşir. Bunun dışında bir yol yoktur.

3. Ama yine de bizler, Rabbin kendi öğretişini bilen kişiler olarak bundan daha iyi tanımlamalar yapabiliriz. Nikodim, 9.ayette şu soruyu sorar, “Böyle bir şey nasıl mümkün olabilir?” Rabbimiz nazik bir şekilde de olsa, her şeyden önce hem Nikodim’in bilgisizliğini (ayet 10) hem de onun inançsızlığını azarlar (ayetler 11,12). Ve sonra Nikodim’in sorusuna lütuf ile davranarak tam bir karşılık verir. Verdiği karşılık üç bölüm ile olur ve tümü Nikodim’in zihnini karıştıran gizemli durumun tamamını eksiksiz olarak açıklar.

  1. İnsanoğlu’nun Kişiliği. Tanrının bu sözündeki her şeyin temeli budur – müjde – Tanrı sözü ve Kutsal Ruh aracılığı ile ruhlar yeniden doğarlar. “Gökte olan İnsanoğlu’ndan başka hiç kimse göğe çıkmamıştır” (ayet 13) Burada Tanrı Oğlu’nun beden alışına ilişkin büyük gizemi görürüz. O, gökte idi, ama gökten aşağı indi, bir kadından doğdu ve Nikodim ile konuşur iken Kendisinden “gökte olan” yeryüzündeki İnsanoğlu olarak söz etti; O, Tanrı-İnsan idi- gerçek insan ve gerçek Tanrı idi; yeryüzünde iken İnsanoğlu’nun kişiliğinde açıklandı. İşte İsa Mesih’in tamamladığı işe sonsuz yetkinliği veren Mesih’in Kişiliğindeki bu eşsiz saygınlıktır. Ve bu yüzden Rabbimizin Kişiliğinin gerçek öğretişini ve mükemmel ününü böylesine kıskançlık ile korumak ve O’nun insani ve tanrısal doğalarının değerini düşürmek isteyen tüm öğretişleri reddetmek gerekir. Çünkü Mesih’in Kişiliğine karşı çıkan her şey, O’nun çarmıhına da kefaret eden kurban oluşuna da karşı çıkmaktadır. Mesih’in Kişiliği, kurban oluşunun temelinde bulunur; Mesih’in Kişiliği, Tanrı lütfunun müjdesine kutsanmış karakterini verir. “Çünkü, ‘Işık, karanlıktan parlayacak’ diyen Tanrı, İsa Mesih’in yüzünde parlayan Kendi yüceliğini tanımamızdan doğan ışığı bize vermek için yüreklerimizi aydınlattı” (2.Korintliler 4:6)
  2. Mesih’in İşi. Bu bölümde tanrısal “zorunlulukların” ikincisine sahibiz. Rabbimiz, “Evet, yeniden doğmanız gerekir” dedi. Ve şimdi de O’nun söylediği şu sözlere bakalım: “Musa çölde yılanı nasıl yukarı kaldırdı ise, İnsanoğlu’nun da öylece yukarı kaldırılması gerekir: Öyle ki, O’na iman eden herkes sonsuz yaşama kavuşsun” (Yuhanna 3:14,15). Ama İnsanoğlu’nun neden yukarı kaldırılması – çarmıha gerilmesi – gerekiyor? Bunun ahlaki açıdan gerçekleşmesi gerekiyordu, çünkü kan dökülmeden bağışlanma olmaz.” (İbraniler 9:22) Çünkü O, günahkarların yerini alan Kişi olarak, “ bizim isyanlarımız yüzünden onun bedeni deşildi, bizim suçlarımız yüzünden O eziyet çekti” (Yeşaya 53:5); çünkü bizler yargı ve günahın mahkumiyeti altında olduğumuz için O’nun bizim yerimize ölmesi gerekti; çünkü “günahlarımızı çarmıhta kendi bedeninde yüklendi” (1.Petrus 2:24). Tek kelime ile O’nun, günahkarların yerine geçtiği için “yukarı kaldırılması gerekiyordu”. O’nun yukarı kaldırılması ile ilgili konunun amacı, “O’na iman eden kişinin mahvolmaması, ama sonsuz yaşama kavuşması idi. “ (ayet 15) O, böylece yaşamın kaynağı oldu, evet, O dirildi ve her imanlının yaşamı oldu (Koloseliler 3:3,4). Çünkü ancak yeniden doğmak ile bu yaşam, dirilten Kutsal Ruh’un gücü aracılığı ile birleşebilir. Ama O, ölümünün karakteri nedeni ile, çarmıhta günahkarın yerine geçtiği için iman eden kişilerin Yaşamı’dır. Çünkü ölümü ile kefaret etti ve suçlarımızın cezasını ödedi ve bu sayede bir lütuf tanrısı ile kaybolmuş günahkarlar arasındaki yolda bulunan her engeli ortadan kaldırdı. Bu yüzden şu sözleri söyler: “Bana iman eden kişi ölse de yaşayacaktır” (Yuhanna 11:25). Böylece çarmıha gerilen ve dirilen bir Kurtarıcının ölümünden yaşam çıktı, çünkü “İsa ölüm gücüne sahip olanı, yani, İblis’i ölüm aracılığı ile etkisiz kıldı” (İbraniler 2:14); çünkü buğday tanesi toprağa düşüp ölmedikçe yalnız kalır, ama ölür ise çok ürün verir (Yuhanna 12:24).
  3. İman. İman, günahkar ve Mesih arasında bağ kuran hattır. Aynı Mesih’in yeryüzünde bedende olduğu günlerde Kendisi ve şifa verdikleri arasında bağ kuran hattın şifa olması gibi. İşte bu yüzden, “O’na iman eden mahvolmayacak, sonsuz yaşama sahip olacaktır” (ayetler 15,16). Rabbin yapmış olduğu bir kıyaslamaya bakıldığı zaman, bu sözlerdeki gerçek hemen anlaşılacaktır. Kendisinin “yukarı kaldırılışını” çölde Musa’nın yılanı yukarı kaldırtması ile kıyaslar (Çölde sayım 21: 6-9). Çölde İsrail halkını ısıran ve ölmelerine neden olan yılanlar vardı; ama gözlerini kaldırarak bakacakları ve bu şekilde yaşayabilecekleri bir yılan vardı. Ölümümüze neden olan günahtır. “Günah bir insan aracılığı ile, ölüm de günah aracılığı ile dünyaya girdi,” (Romalılar 5:12). İsa bizler için günah yapıldı (2.Korintliler 5:21). Bize, yaşamak için O’na iman etmemiz buyruldu.

O halde, bu nokta şu anda en önemli olan konudur: bakmak ve iman etmek arasındaki kıyaslama. Şunları okuruz – “Böylece Musa tunç bir yılan yaparak direğin üzerine koydu. Yılan tarafından ısırılan kişiler tunç yılana bakınca yaşadı. “(Çölde Sayım 21:9) Her şeyden önce, bakan İsraillinin yılan tarafından ısırılmış bir yılan olduğuna dikkat edin; ve ikinci olarak dikkat edeceğiniz nokta, iman itaati ile bakmış olmasıdır; yani, Tanrının sözüne inanarak bakmıştır. Aynı şey yukarı kaldırılmış olan Mesih için de geçerlidir. Günah tarafından ısırılmış bir günahkar olduğunu ve günah yüzünden umutsuzca kaybolmuş olduğunu kabul eden her kişi, eğer Mesih’e, iman itaati ile bakar ise, mahvolmayacak ve sonsuz yaşama sahip olacaktır. Böylece Fısıh gecesinde olduğu gibi, günahkarın yapabileceği herhangi bir şey kesinlikle yoktur; yapacağı tek şey sadece, Tanrının, Oğlu ile ilgili vermiş olduğu habere, yani, Mesih’in çarmıhtaki ölümü ile ortadan kaldırmış olduğu günah sorununa ve bu nedenle iman eden herkese sonsuz yaşam vereceğini ilan ettiğine inanmaktır. Bir günahkar Rab İsa Mesih’e iman eder etmez, yeniden doğar ve sonsuz yaşama sahip olur (Galatyalılar 3:26).

Yeniden doğuşun yöntemi budur. Müjde – Tanrının Sözü – vaaz edilir; bu müjde suçlu bir ırka şu sevinçli haberi veriri: “Tanrı dünyayı o kadar çok sevdi ki, biricik Oğlu’nu verdi, öyle ki, O’na iman edenlerin hiç biri mahvolmasın, hepsi sonsuz yaşama kavuşsun.” (Yuhanna3:16)

Sevgili Okuyucu, siz yeniden doğdunuz mu? Burada yazılanları okuduktan sonra bu sorunun yanıtını kesinlikle verebilirsiniz. Eğer verebilirseniz, tüm canınız biricik Oğlu’nu armağan eden Tanrıya şükran ile dolacaktır. Eğer veremiyorsanız, o zaman sizi bu konuda uyarmama yeniden izin verin – iyi bir oğul ya da iyi bir kız evlat olabilirsiniz, sevecen bir koca ya da eş olabilirsiniz, iyi bir anne ve baba olabilirsiniz, ancak eğer henüz yeniden doğmadı iseniz, umutsuz bir şekilde çaresiz ve kayıp olarak Tanrı Krallığının dışında bulunuyorsunuz demektir. Bu durumda olmak siz tatmin edecek midir? Eğer yılanların ısırmış olduğu İsrail halkı, “Belki iyileşiriz?” diyerek tunç yılana bakmayı reddetmiş olsa idi, o zaman sonuç ne olur idi? Günahlar ve acılar içinde ölürlerdi. Ve eğer siz Mesih’e bakmayı ve O’na iman etmeyi reddederseniz, başka hiç bir kurtuluş çareniz yoktur ve sonsuz yaşama sahip olmak yerine, sonsuza kadar mahvolacaksınız. Ama eğer yeniden doğmanın bu tanrısal gerekliliğine boyun eğerseniz, Tanrının önündeki gerçek konumunuzu kabul eder ve sade bir iman ile Mesih’e bakarsanız, hemen o anda ölümden yaşama geçersiniz.