Levililer 1

İzmir'de Devlet Agorası
İzmir’de Devlet Agorası

Önümüzdeki bölümün ayrıntılarına girdiğimiz zaman, üzerinde önemle durmamız gereken iki konu ile karşılaşırız; ilki Yehova’nın konumu ve ikincisi, sunuların sunulduğu düzen.

“Ve Rab Musa’yı çağırdı ve buluşma çadırından onunla konuştu.” Yehova bu kitabın içinde bulunan paylaşımları bu konumdan yaptı. Rab Sina dağından da konuşmuş idi; oradaki konuşmasının karakterinde üzerinde ateş bulunan bir dağdan verilen bir yasa vardı. Ama burada Rab “buluşma çadırından” konuşur. Bu, tamamen farklı bir konum idi. Bir önceki kitabın sonunda bu çadırın kurulduğunu gördük. “Musa, konut ile sunağı avluyla çevirdi. Avlunun girişine perdeyi asarak işi tamamladı. O zaman bulut buluşma çadırını kapladı ve Rabbin görkemi konutu doldurdu. Musa buluşma çadırına giremedi, çünkü bulut her yeri kaplamış, Rabbin görkemi konutu doldurmuş idi. İsrailliler ancak bulut konutun üzerinden kalkınca göçerlerdi. Bulut durdukça yerlerinden ayrılmaz, kalkacağı günü beklerlerdi. Böylece bütün yolculuklarında konutun üzerinde gündüzün Rabbin bulutu, gece de ateş İsraillilere yol gösterdi.” (Mısırdan Çıkış 40: 33-38)

Şimdi, lütufta Tanrının konut kurduğu yer, buluşma çadırı idi. Orada yerleşebilir idi, çünkü her tarafı halkı ile olan ilişkisinin temeli tarafından çevrili idi. Sina dağında açıklanan karakterinin tam görünümü ile onların arasına gelmiş olsa idi, bu inatçı halkı bir an içinde yakıp tüketebilir idi. Ama perdenin iç tarafında kaldı – Mesih’in bedeninin örneği, (İbraniler 10:20) – ve kefaret kanının serpildiği bağışlanma kapağının üzerindeki yerini aldı ve İsrail’in inatçılığını görmedi ve Doğasının taleplerini tatmin etti. Baş kahin tarafından buluşma çadırına getirilen kan tüm günahtan temizleyen o değerli kanın örneği idi. Ve et ve kandaki İsrail bununla ilgili hiç bir şey görmedi, yine de buna rağmen Tanrı onların aralarında kaldı – “hayvanların kanı bedensel açıdan temizliyor idi.” (İbraniler 9:13)

Kitapta yer alan paylaşımlar ile ilgili uygun bir anlayış elde etmek için Yehova’nın bu kitaptaki konumu ile ilgili söyleyeceklerimiz bu kadar. Burada en saf lütuf ile birleşmiş olan bükülmez bir kutsallık buluruz. Tanrı, nereden konuşur ise konuşsun kutsaldır. Sina dağında kutsal idi ve bağışlanma kapağı üzerinde kutsal idi; ama bir önceki durumda kutsallığı “yakıp tüketen bir ateş” ile bağlantılı idi. Bir sonraki durumda sabırlı lütuf ile bağlantılı idi. Mükemmel kutsallığın şimdi mükemmel lütuf ile bağlantısı İsa Mesih’teki kurtuluşu karakterize eder. Bu kurtuluş, çeşitli şekillerde Levililer kitabında gölgeli örnekler ile tasvir edilir. Tanrının kutsal olması gerekir; pişman olmamış günahkarların sonsuz mahkumiyetinde bile olsa. Ama günahkarların kurtuluşundaki kutsallığının tam gösterilişi cennetin en yüksek ve en hoş övgü notasını ortaya çıkartır. “En yücelerde Tanrıya yücelik olsun, yeryüzünde O’nun hoşnut kaldığı insanlara esenlik olsun!” (Luka 2:14) Bu övgü şarkıları “ateşli yasa” ile bağlantılı olarak söylenemezlerdi. Hiç kuşkusuz, “En yücelerde Tanrıya yücelik olsun” denebilir idi, ama “yeryüzünde O’nun hoşnut kaldığı insanlara esenlik olsun!” denemez idi. Ama Oğul bir İnsan olarak yeryüzündeki yerini aldığı zaman, Cennetin zihni, O’ndan aldığı tüm zevki ifade edebilir idi; O’nun Kişiliği ve işi en mükemmel şekilde tanrısal görkemi insan bereketi ile birleştirebilir idi.

Ve şimdi Levililer kitabının ilk bölümlerinde sunuların düzeni ile ilgili bir söz söyleyelim. Rab yakmalık sunu ile başlar ve günah sunusu ile bitirir. Yani diyebiliriz ki, bizim başladığımız yerde O bırakır. Bu düzen kesin olarak belirlenmiştir ve çok eğiticidir. İlk önce, ikna oku cana girdiği zaman, işlenen günahlar ile ilgili vicdanda derin araştırmalar var olur. Bellek, kişinin geçmiş yaşamındaki sayfası üzerine ışık tutar ve bu sayfanın Tanrıya ve insana karşı sayısız suçlar ile lekelenmiş olduğunu görür. Canın tarihinin bu noktasında bu suçların nereden kaynaklandıklarına dair kökün sorunu ile fazla meşgul olunmaz. Gerçek şudur ki, bu suçlar işlenmiştir. Ve bu yüzden Tanrı tüm suçların aracılığı ile bağışlanacağı bir kurban sağlamıştır. Bu konu bize günah sunusu ile takdim edilir.

Ama kişi tanrısal yaşamda ilerledikçe, bu işlediği günahların bir kökün dalları olduğunu, bir kaynaktan çıktıklarını ve ayrıca doğası içindeki günahın bu kaynak – bu kök olduğunun bilincine varır. Bu durum kişiyi daha da derin bir deneyime götürür; bu deneyim yalnızca çarmıhtaki işin daha derin bir kavrayışı ile karşılanabilir. Tek bir sözcük ile anlatacak olur isek, çarmıhın şöyle anlaşılması gerekir; Tanrının kendisi, “bedendeki günahı mahkum etmiştir,” (Romalılar 8:3) Okuyucum, “bedendeki günahlar” demediğimi fark etmiştir; söylemek istediğim, günahların ortaya çıktığı kök, yani, “bedendeki günahtır.” Bu gerçeğin önemi çok büyüktür. Mesih, Kutsal Yazılara göre, yalnızca “günahlarımız için” ölmemiş, ama aynı zamanda, “uğrumuza ‘günah’ yapılmıştır.” (2.Korintliler 5:21) Günah sunusunun öğretişi budur.

Şimdi yürek ve vicdan Mesih’in tamamladığı işin bilgisi aracılığı ile rahatladıkları zaman, esenlik ve sevincimizin temeli olarak Tanrının huzurunda O’ndan beslenebiliriz. Suçlarımızın bağışlandığını ve günahımızın yargılandığını görmedikçe, esenlik ya da sevinç diye bir şeyin bilinmesi mümkün değildir. Suç sunusu ve günah sunusu esenlik sunusu olarak bilinmelidir; sevinç sunusu ya da şükran sunusu o zaman takdir edilebilir. Bu yüzden, esenlik sunusunun içinde bulunduğu düzen, Mesih ile ilgili ruhsal anlayışımızın düzeni ile örtüşür.

Aynı mükemmel düzen tahıl sunusu ile ilgili olarak da görülür. Can Mesih ile ruhsal paydaşlığın tatlılığını tatmaya yönlendirildiği zaman – O’ndan beslenmek, esenlik ve şükran duyguları içinde tanrısal huzurda bulunmak, O’nun Kişiliğinin harika gizemlerini daha fazla bilmek için duyulan içten arzudan kaynaklanır. Ve bu arzu en bereketli şekilde, Mesih’in mükemmel insanlığını temsil eden tahıl sunusunda kendisini gösterir.

Sonra yakmalık sunuda, gidilmesi imkansız olan bir noktanın ötesine geçeriz; bu, çarmıhtaki iştir; Tanrının gözü önünde olur ve Mesih’in yüreğinin adanmışlığının ifadesidir. Bölümde ilerledikçe tüm bu konular detaylı bir şekilde önümüze geleceklerdir; burada yalnızca sunuların düzenine bakmaktayız; sunular gerçekten harikadır, Tanrıdan dışarı bize doğru ya da bizim içimizden Tanrıya doğru, ne yöne gidersek gidelim her durumda çarmıh ile başlar ve çarmıh ile bitiririz. Eğer yakmalık sunu ile başlar isek, çarmıhta Tanrının isteğini yerine getiren Mesih’i görürüz; günahlarımızı üstlenir, kefaret eden kurbanlığının mükemmelliğine uygun olarak onları ortadan kaldırır. Her birinde ve hepsinde O’nun tanrısal ve hayranlık uyandıran Kişiliğinin üstünlüğünü, güzelliğini ve mükemmelliğini görürüz. Tüm bunlar kesinlikle, detaylı olarak birazdan gözden geçirileceklerdir. Ve bu Levililer kitabını kaleme alan Kutsal Ruh Tanrı bu kitabın içeriğini diri bir güç ile yüreklerimize açıklasın, öyle ki, sona yaklaştığımız zaman, O’nun adını bereketlemek için bol nedene sahip olalım; Kutsanmış Rabbimiz ve Kurtarıcımız İsa Mesih’in kişiliğinin ve işinin pek çok heyecan verici ve canı harekete geçirici görünümleri için şimdiden sonsuza kadar O’na yücelik olsun. Amin.

Kitabımızın başlangıcında yer alan yakmalık sunuda “kendisini lekesiz olarak Tanrıya sunan” Mesih’in bir örneğini görüyoruz. Kutsal Ruh’un atadığı konumun nedeni budur. Eğer Rab İsa kefaret ile ilgili görkemli işi başarmak için geldi ise, bunu yapmasındaki en önemli ve en yüce neden, tanrının yüceltilmesi idi. “İşte, ey Tanrım, senin isteğini yapmak için geldim.” Bu sözler, O’nun yaşamının her sahnesindeki ve her koşulundaki tek hedefi idi. Ve çarmıhta tamamladığı iş nihai hedefi idi. Tanrının isteği ne olur ise olsun, O bu isteği yerine getirmek için geldi. Tanrıya övgüler olsun ki, biz bu tamamlanan işteki payımızın ne olduğunu biliyoruz, çünkü bu iş aracılığı ile biz “Tanrının bu isteği uyarınca, İsa Mesih’in bedeninin ilk ve son kez sunulması ile kutsal kılındık.” (İbraniler 10:10) Yine de Mesih’in işinin öncelikli görünümü Tanrı için idi. Bu yeryüzünde Tanrının isteğini yerine getirmek O’nun için büyük bir keyif idi. Daha önce bunu hiç kimse yapmamış idi. Bazı kişiler lütuf aracılığı ile “Rabbin gözünde doğru olanı yapmışlar idi, ama şimdiye kadar hiç kimse asla en başından sonuna kadar mükemmel, değişmez, hiç tereddüt etmeden ve tam teslimiyet ile Tanrının isteğini yapmamış idi. Ama, Rab İsa’nın yaptığı tamamen bu idi. O, “ölüme, çarmıh üzerinde ölüme bile boyun eğip kendini alçalttı.” (Filipeliler 2:8) “O, yüzünü kararlılık ile Yeruşalim’e doğru çevirdi.” Ve Getsemani bahçesinden Golgota’daki çarmıha doğru yürür iken, yüreğindeki yoğun adanmışlık şu sözler ile kendisini ifade etti: “Babamın bana verdiği kaseden içmeyeyim mi?”

Şimdi gördüğümüz bu Tanrıya adanmışlıkta yüceliğinden soyunmuştur ve gerçekten hoş bir kokunun mevcudiyetinin nedeni budur. Yeryüzündeki mükemmel bir İnsan’ın ölüme bile boyun eğerek Tanrının isteğini yerine getirmesi, şaşırtıcı bir durumun göstergesi idi. Tanrının gözü önünde çarmıhta kendisini gösteren bu adanmış yüreğin engin derinliklerini kim anlayabilir idi? Elbette Tanrıdan başkası anlayamaz idi. Çünkü her konuda olduğu gibi bu konuda da “Oğul’u Babadan başkası bilmez.” Ve hiç kimse Baba Tanrı O’nu açıklamadığı sürece O’nu bilemez. İnsan zihni, bir ölçüde “güneşin altındaki” bilginin herhangi bir konusunu kavrayabilir. İnsan bilimi insan zihni tarafından bilinebilir. Ama Baba Tanrı Sözü aracılığı ile ve Kutsal Ruh tarafından O’nu açıklamadıkça hiç kimse Oğul’u bilemez. Kutsal Ruh Oğul’u açıklamaktan zevk alır – İsa ile ilgili değerleri alır ve onları bize gösterir. Bu değerlere, tüm güzellikleri ve dolulukları içinde Söz’de sahibiz. Kutsal Ruh elçilere “her şeyi hatırlatır ve onları “tüm gerçeğe” yönlendirir; bunlar ancak Kutsal Ruh’un açıklaması ile mümkün olabilirler. “tüm gerçeğin” ötesinde hiç bir şey mevcut olamaz ve bu yüzden yeni bir açıklama için tüm istek ve yeni gerçeğin gelişimi insan açısından Tanrının “tüm gerçek” dediği şeye eklenen bir çabadır. Hiç kuşkusuz Kutsal Ruh, sözde bulunan gerçeği yeni ve doğaüstü bir güç ile açıklayabilir ve uygulayabilir. Ama bunun bizim tanrısal açıklamanın dışında yaptığımız yolculuktan çok farklı bir şey olduğu aşikardır. Çünkü amaç, vicdana buyuracak olan ilkeleri, düşünceleri ya da öğretişleri bulmaktır. Bu sonuncusu, ancak Tanrıya karşı saygısızlık cüretinin ışığında düşünülebilir.

Müjde öyküsünde Mesih bize Karakterinin, Kişiliğinin ve İşinin çeşitli alanlarında sunulur. Müjdenin bu değerli belgelerinde Tanrı halkı tüm çağlarda sevgi ve güvencenin göksel açıklamalarından içerek sevinmişlerdir. Şimdi ve sonsuzlukta her şeyimizin sahibi O’dur. Ancak kıyaslanacak olur ise çok az kişi, Levililer kitabındaki tören ve seremonilere ilgi duymuştur. Örneğin, Levililer kitabındaki sunular, Yahudi geleneklerinin kayıtları olarak düşünülmüştür; anlayışımıza ruhsal ışık tutacakları üzerinde durulmamıştır. Ama yine de itiraf edilmesi gerekir ki, Levililer kitabının kayıtları, Yeşaya kitabının kayıtları gibi bizim öğrenmemiz için yazılmışlardır. Evet, tüm Kutsal Yazıları olduğu gibi bu kitabı da alçakgönüllü bir ruh ile incelememiz gerektiği doğrudur; bu kayıtları bizim için lütufkar bir şekilde kaleme alan O’nun öğretişine saygı ile bağlanmamız gerekir; tanrısal açıklamanın tüm bünyesinin genel yapısına, içeriğine ve analojisine dikkat etmek önemlidir. Hayal gücünün etkinliği, fazla sonuç vermeyebilir, ama eğer lütuf aracılığı ile Levililer kitabının örneklerinin incelenmesine geçecek olur isek, onlarda en zengin ve en değerli bir maden cevherinin damarına rastlayacağız.

Şimdi daha önce belirttiğimiz gibi, Kendisini lekesiz olarak Tanrıya sunan Mesih’in yakmalık sunusunu inceleme konusunda ilerleyeceğiz.

“Eğer O’nun sunusu sürüden alınan yakmalık bir sunu olacak ise, o zaman lekesiz bir erkek sunu sunsun.” Hıristiyanlığın temeli açısından Mesih’in elzem yüceliği ve saygınlığı. O, yaptığı her şeye bu saygınlığı ve desteklediği her göreve bu saygınlık ve yüceliği ekler. “Her şeyin üstünde Tanrı olan ve sonsuza kadar kutsanmış Olan” O’na hiç bir görevin ek yücelik vermesi mümkün değildir – Bedende görünen Tanrı” – görkemli İmmanuel” – Tanrı bizimle” – sonsuz Söz – Yaratıcı ve evrenin Sürdüren. Hangi görev böyle Biri’nin saygınlığına ekleme yapabilir? Aslına bakılacak olur ise, O’nun tüm görevlerinin İnsanlığı ile bağlantılı olduğunu biliyoruz. Ve zamanın başlangıcından önce Babası ile sahip olduğu bu yücelikten soyunarak insan bedenine büründü. Bu şekilde alçalmasının nedeni, herkesin O’na düşman olduğu bir ortamda Tanrıyı mükemmel olarak yüceltmek idi. Tanrı için kutsal ve tükenmez bir gayrete sahip idi ve O’nun sonsuz planlarını yerine getirmek için yetkindi.

İlk yılın kusursuz, erkek sunusu Tanrının isteğinin mükemmel bir şekilde yerine getirilmesi için Kendisini sunan Rab İsa Mesih’in bir örneği idi. Bu sununun zayıf ya da kusursuz olmaması gerekiyor idi. Talep edilen sunu, “yılın ilk erkeği” idi. Diğer sunuları incelemeye başladığımız zaman göreceğiz ki, bazı durumlarda “dişi” bir hayvana izin verilir idi; ancak bu yalnızca tapınan kişinin kusurluluğunun bir ifadesi idi ve sunuda asla bir kusur bulunmaması gerekiyor idi. Ama burada söz konusu olan, en yüksek derecedeki bir sunu idi, çünkü Kendisini Tanrıya sunan Mesih idi. Yakmalık sunu örneğindeki Mesih özellikle Tanrının gözü ve yüreği içindi; bu noktanın iyi kavranması gerekir. Yalnızca Tanrı Mesih’in işini ve Kişiliğini tam olarak değerlendirebilir idi. Mesih’in mükemmel adanmışlığının ifadesi olan çarmıhı yalnızca Tanrı tam olarak takdir edebilir idi. Yakmalık sunu tarafından örnek olarak temsil edilen çarmıhta yalnızca tanrısal zihnin kavrayabileceği bir unsur mevcut idi. Çarmıhın derinlikleri öylesine geniş idi ki, ne bir ölümlünün ne de bir meleğin bunu anlaması mümkün değil idi. Öyle bir ses vardı ki, bu ses yalnızca Tanrının kulağı için amaçlanmış idi ve doğrudan O’nun kulağına gitti.  Golgota çarmıhı ve Tanrının tahtı arasında yaratılmış zekanın çok ötesinde bulunan iletişimler mevcuttur.

“Rabbin sunuyu kabul etmesi için İsrail halkı onu buluşma çadırının giriş bölümünde gönüllü olarak sunmalı.” Burada “gönüllü” sözcüğünün kullanımı, yakmalık sunulardaki önemli düşünceyi büyük bir netlik ile sunmalı. Bu düşünce bizi yeterince iyi kavranmayan bir görünüm içindeki çarmıh üzerinde düşünmeye yönlendirir. Çarmıhı genellikle yalnızca sonsuz Adalet ve kusursuz kurban arasındaki büyük günah sorununun ele alınıp çözüldüğü bir yer olarak görmeye eğilim gösteririz. Çarmıh, suçumuz için kefaret edilen yer ve Şeytanın görkemli bir şekilde yenilgiye uğratıldığı yerdir. Kurtaran sevgiye sonsuz ve evrensel övgüler olsun! Çarmıh, tüm bunların hepsi idi. Ama yine de bundan daha fazlası idi. Mesih’in Babaya olan sevgisinin yalnızca Babanın işitip anlayabileceği bir dilde söylenmiş olan yer idi. Bunu, daha sonraki yakmalık sunu örneğinde görürüz ve bu yüzden “gönüllü” sözcüğü ortaya çıkar. Eğer konu yalnızca günah ve Tanrının gazabının günaha tahammül etmesi olsa idi, o zaman böyle bir ifade ahlaki bir düzende yer almış olmaz idi. Kutsanmış Rab İsa, kesinlikle “günah yapılmak” için istekli olamaz idi – Tanrının yüzüne bakmamak ve O’nun gazabına dayanmak için istekli olmamak. Ve yalnızca bu gerçeğe baktığımız zaman en net şekilde öğrendiğimiz şudur: yakmalık sunu çarmıhtaki Mesih’in ön örneği değildir; çarmıhtaki Mesih’in Tanrının isteğini yerine getirerek günahı taşımasıdır. Mesih’in söylediği sözlerden aşikardır ki, O, çarmıhın bu iki görünümünü de sergilemiştir. O, çarmıha, günahı üstlendiği yer olarak baktığı zaman ve Kendisini bekleyen dehşetleri düşündüğü zaman, “Baba, eğer senin isteğin ise bu kaseyi benden al” demiştir. (Luka 23:42) Günahı üstlenen bir kişi olma işine dahil olmaktan çekilmek istedi. Saf ve kutsal zihni günah ile temas etme düşüncesini kabul etmek istemedi. Ve aynı zamanda sevecen yüreği bir an için bile Tanrının yüzünün ışığını kaybetme fikrini kabul edemedi.

Ama çarmıhın bir başka görünümü daha vardı. Çarmıh, Mesih’in gözünde Babasına duyduğu derin sevginin sırlarının hepsini tam olarak ifade edebileceği bir yer idi. Çarmıh, “Kendi gönüllü isteğini” Babasının O’na verdiği kaseyi içerek ve hatta bu kaseyi son damlasına kadar içerek gösterdiği yer idi. Mesih’in tüm yaşamının Babasının tahtına kadar yükselen hoş kokulu bir buhur olduğu gerçektir – O her zaman Babayı hoşnut eden şeyler yaptı – her zaman Tanrının isteğini yerine getirdi; yaşamının her eylemi insan düşüncesinin çok ötesinde bir değer taşımakta idi. Ama ölümünde yalnızca bizim lanetimizi üzerine almakla kalmadı, aynı zamanda Babasının yüreğine kıyaslanması mümkün olmayan bir koku sundu.

Bu gerçek çarmıhı ruhsal zihin için garip çekicilikler ile donatır. Kutsanmış Rabbimizin çektiği acılara mevcut olan en mükemmel karakterin özelliklerini ekler. Suçlu günahkar hiç kuşkusuz, yüreğin ve vicdanın en derin özlemlerine çarmıhta tanrısal bir yanıt bulur. Gerçek imanlı çarmıhta yüreğindeki her sevgiyi tutsak kılan özlemini doyurur ve tüm ahlaki varlığı değişir. Melekler çarmıha için sonu olmayan bir hayranlık duyarlar. Tüm bunlar gerçektir; ama çarmıhta kutsalların ya da meleklerin en derin algılarının ötesine geçen bir değer mevcuttur; yani, Oğul’un sunduğu derin adanmış yürek ve Babanın bu yüreği takdir etmesi. Çarmıhın en yüce görünümü budur ve yakmalık sunu ile bu görünüm çarpıcı bir ön örnek teşkil eder.

Ve burada, eğer Mesih’in tüm yaşamının günah taşıyıcısı olduğunu kabul edecek olur isek, yakmalık sununun farklı güzelliğinin tamamen feda edilmesi gerektiğini belirtmek isterim. O zaman, yaşamını teslim etmek için sahip olduğu konumun gerekliliği aracılığı ile  “gönüllü” sözcüğünde hiç bir güç, değer ya da anlam olmaz idi. Eğer Mesih yaşamında bir günah taşıyıcısı idi ise o zaman ölümünün gerekli bir eylem değil, bir gereklilik olduğu kesindir. Lekelenmesi imkansız olan güzelliğin sunularda mevcut olduğunu iddia etmek doğru olur ve günah taşıyan bir Yaşam’ın teorisi aracılığı ile sununun saygın fedakarlığı da ortadadır. Bu durum, özellikle yakmalık sunuda söz konusudur; konu günah taşımak ya da Tanrı’nın gazabına katlanmak değil, tamamen çarmıhtaki ölümde sergilenen gönüllü bir adanmışlık ile ilgilidir. Yakmalık sunuda Tanrının isteğini Tanrının Ruhu aracılığı ile yerine getiren Oğul Tanrının bir örneğini fark ederiz. Oğul Tanrı, bunu kendi “gönüllü isteği” ile yaptı. “Canımı tekrar geri almak üzere veririm. Bunun için Baba beni sever.” (Yuhanna 10:17) Burada Mesih’in ölümü ile ilgili yakmalık sununun görünümüne sahibiz. Öte yandan O’ndan günah sunusu olarak söz eden peygamber şöyle der: “yeryüzündeki yaşamına son verildi”. (Elçilerin İşleri 8:33; Yeşaya 53:8 ayetinin bir başka versiyonu)Devam edecek olur isek Mesih’in şu sözlerini okuruz: “canımı kimse benden alamaz. Ben onu kendiliğimden veririm.” O, bu sözleri söylediği zaman bir günah taşıyıcısı mı idi? Dikkat edin, “hiç kimse” diyor; ne melek, ne şeytan, ne insan ne de başka herhangi bir şey. Yaşamını vermesi, onu tekrar geri almak için yaptığı gönüllü bir eylem idi. “Ey Tanrım, senin isteğini yapmaktan zevk alırım.” Tanrısal yakmalık sununun söylediği sözler bunlar idi; lekesiz olarak kendisini Tanrıya sunmak ile söz ile anlatılamaz bir sevinç duydu.

Şimdi kurtuluş işinde, Mesih’in yüreğindeki öncelikli konu, hiç kuşkusuz Tanrının isteği idi; yani imanlının esenliğinin sağlanması idi. Tanrı isteğinin yerine getirilmesi, Tanrının öğütlerinin temellenmesi ve Tanrı yüceliğinin gösterilmesi, her şeyi Tanrıya göre yapan o adanmış yüreğin en dolu, en geniş ve en derin yerini tutar. Rab İsa hiç bir zaman bir eylem ya da koşulun kendisini nasıl etkileyeceğini bilmekten geri kalmadı. “O kendisini alçalttı” – “kendi ünvanını önemsemedi” – her şeye teslim oldu. Ve bu yüzden, kariyerinin sonuna yaklaştığı zaman, yaptığı her şeye geri dönüp bakarak gözlerini göğe kaldırıp şu sözleri söyleyebildi: “Yapmam için bana verdiğin işi tamamlamak ile seni yeryüzünde yücelttim.” (Yuhanna 17:4) Mesih’in Kişiliği için çok derin bir sevgi ile dolu olmayan bir yüreğin Mesih’in yaptığı işi kavraması imkansızdır. Çarmıhta yaptığı işte bize olan sevgisi nedeni ile O’nun için öncelikli olan Tanrı idi diye biliriz. Bir de bunun tam aksini değerlendirelim; O’nun bize olan sevgisi ve O’ndaki kurtuluşumuz, ancak Tanrının bina edilmiş yüceliği üzerinde temellendirilebilir idi. Bu yücelik, her şeyin sağlam temelini biçimlendirmelidir. “Varlığım ve yeryüzünü dolduran yüceliğim adına ant içerim.” (Çölde Sayım 14:21) Ama biz Tanrının sonsuz yüceliğinin ve yaratığın sonsuz bereketlenişinin tanrısal öğütler açısından birbirleri ile ayrılmaları imkansız bir şekilde bağlantılı olduklarını biliriz; öyle ki, eğer önceki garanti ise, sonrakinin de aynı şekilde garanti olması gerekir.

“Ve kişi elini yakmalık sununun başına koyacak ve böylelikle sununun kendisine kefaret ettiğini kabul ettiğini gösterecektir.” Üzerine el koyma eylemi, kişinin kendisini sunu ile özdeşleştirdiğinin tam bir ifadesidir. Bu önemli eylem aracılığı ile sunuyu sunan ve sunu bir olurlar ve bu birlik yakmalık sunu ile ilgili olarak sunuyu sunan kişiye sunusunun tamamen kabul edildiğini garantiler. Bu konunun Mesih’e ve imanlıya uygulanması Yeni Antlaşma’daki çok değerli bir gerçeğin doğasını ve büyük gelişimini ortaya koyar; yani imanlının Mesih ile birlikte sonsuza kadar özdeşleşmesi ve kabul edilmesi. “Mesih bu dünyada nasıl ise, biz de öyleyiz.” “Biz, gerçek Olan’dayız.” (1.Yuhanna 4:17; 1.Yuhanna 5:20) Hiçbir şey, hiç bir ölçüde bu gerçekten üstün olamaz. Mesih’te olmayan kişi, günahlarının içindedir. Bunun bir orta noktası yoktur. YA Mesih’te ya da Mesih’in dışında olmanız gerekir. Kısmen Mesih’te olmak gibi bir şey söz konusu olamaz. Eğer sizin ve Mesih’in arasında tek bir saç teli kadar mesafe var ise, o zaman gazap ve mahkumiyet konumundasınız demektir. Ama öte yandan, eğer Mesih’te iseniz, o zaman Tanrının önünde O”O nasıl ise siz de öylesinizdir.” Ve böylece sınırsız kutsallığın huzurunda durabilirsiniz. Tanrı sözündeki basit öğretiş işte budur. “O’nda doluluğa eriştiniz” – “sevgilide kabul edildiniz” – “O’nun bedeninin, et ve kanının ve kemiklerinin üyelerisiniz.” “Rab ile birleşmiş olan O’nunla tek ruhtur.” (1.Korintliler 6:17; Efesliler 1:6; Efesliler 5:30; Koloseliler 2:10) Şimdi, Baş’ın kısmen, beden üyelerinin de kısmen kabul edilmesi gibi bir durumun söz konusu olması mümkün değildir. Hayır, Baş ve üyeleri birdirler. Tanrı onları bir sayar ve bu yüzden birdirler. Bu gerçek, en büyük güvenin ve en engin alçakgönüllülüğünün temelidir. “Yargı gününde cesaretimizin olmasını” tam olarak garantiler. Kendisi ile birleşmiş olduğumuz Kişi suçlanamayacağı için biz de suçlanamayız. Mesih ile olan birliğimiz hem bizim hiçliğimizi hem de birliğimizin temelinin Mesih’in ölümü ve dirilişi olduğunu ortaya koyar.

İşte bundan dolayı Baş ve üyeler Tanrının önünde sınırsız iyilik ve kabul konumları konusunda eşit olarak görülürler; tüm üyelerin tek bir kabulde, tek bir kurtuluşta, tek bir yaşamda ve tek bir doğrulukta durdukları kusursuz olarak aşikardır. Aklanmanın dereceleri yoktur. Mesih’teki bir bebek elli yıllık deneyimi olan bir kutsal ile aynı aklanmaya sahiptir. Biri Mesih’tedir, diğeri de aynı şekilde Mesih’tedir. Ve nasıl yaşamın tek temeli var ise, aklanmanın da aynı şekilde tek temeli vardır. İki tür yaşam olmadığı gibi, iki tür aklanma da yoktur. Hiç kuşkusuz, Hiç kuşkusuz, bu aklanmadan çeşitli derecelerde alınan bir keyif mevcuttur. Aklanmanın doluluğu ve genişliği değişik derecelerde bilinebilir; aklanmanın gücü yürek ve yaşam üzerinde farklı derecelerde görülebilir ve bu dereceler sık sık aklanmanın kendisi ile zihin karıştırabilirler. Tanrısal olan aklanma insan duyguları ve deneyimleri tarafından tamamen etkilenmeyecek bir şekilde sonsuz, kesin ve değişmezdir.

Ama, aynı zamanda aklanmada gelişme gibi bir şey söz konusu olamaz; İmanlı, bu gün, dün olduğundan daha fazla aklanmış değildir; ya da yarın bu gün olduğundan daha fazla aklanmayacaktır. Evet, “İsa Mesih’te olan bir can” tahtın önünde olduğu gibi tamamen aklanmıştır. Böyle bir can Mesih’te “tam”dır. Ve Mesih gibidir. Mesih’in kendi yetkisi ile “tamamen temizdir.” (Yuhanna 13:10) Yüceliğin bu tarafında iken, daha fazla ne olabilir idi? Eğer Kutsal Ruh’ta yürüyor ise, bu görkemli gerçeği hissetme konusunda duygusal olarak gelişme gösterip zevk alabilir, ama müjdeye inandığı anda Kutsal Ruh’un gücü aracılığı ile kesin bir mahkumiyet konumundan kesin bir doğruluk ve kabul konumuna geçmiştir. Tüm bunların hepsinin temeli, Mesih’in işinin tanrısal mükemmelliğidir; aynı yakmalık sunu konusunda olduğu gibi, tapınan kişinin kabul edilmesi sunduğu kurbanın kabul edilmesine bağlı idi. Mesele, kişinin kim olduğu değil, sunduğu kurbanın ne olduğu idi. “Kurban sunan kişiye kefaret etmesi için sunu, kurbanı sunan kişinin adına kabul edilecektir.”

“Eğer yakmalık sunu sığır ise, kusursuz ve erkek olmalı. Rabbin sunuyu kabul etmesi için onu Buluşma Çadırının giriş bölümünde sunmalı. Elini yakmalık sununun başına koymalı ve Harun’un oğulları olan kahinler boğanın kanını getirip Buluşma Çadırının giriş bölümündeki sunağın her yanına dökecekler.” Yakmalık sunu öğretişini inceler iken en önemli nokta şudur: zihinde tutulması gerekli olan, günahkarın ihtiyacının karşılanması değil, Tanrı önünde sonsuza kadar kabul görenin Tanrıya sunulmasıdır. Bu nedenle yakmalık sunu, günahkarın vicdanı için değil, Tanrının yüreği içindir. Ayrıca, yakmalık sunudaki çarmıh günaha duyulan büyük nefretin sergilenmesi için değil, Mesih’in Babaya olan sarsılmaz ve sarsılamaz adanmışlığının gösterilmesi içindir. Çarmıh, günahı üstlenen Mesih’in üstüne Tanrının döktüğü gazabının sahnesi de değildir; Tanrının, gönüllü ve en hoş kokulu kurban olan Mesih’e duyduğu saf hoşnutluğudur. Son olarak, yakmalık sunuda görüldüğü gibi, “kefaret”, yalnızca insanın vicdanının talepleri ile uygun bir ölçü teşkil etmez; esas olan, Mesih’in Tanrının isteğini ve O’nun öğütlerini yerine getirmek için yüreğinde duyduğu yoğun arzudur – bu öyle bir arzudur ki, lekesiz ve eşsiz yaşamını “gönüllü” ve “hoş kokulu bir sunu” olarak teslim etmeyi göze almıştır.

O’nun bu arzusunu yerine getirmesine, yeryüzündeki ve cehennemdeki hiç bir güç, hiç bir insan ya da hiç bir kötü ruh veya şeytan engel olamaz ya da O’nu caydıramaz. Petrus, bilgisizce O’nu sahte yumuşak sözler ile çarmıhın utancı ve aşağılaması ile karşı karşıya kalmaması için ikna etmeye çalıştı. “Tanrı korusun ya Rab, senin başına asla böyle bir şey gelmeyecek!”  – ve Petrus bu azarlamasına nasıl bir karşılık aldı? “Çekil önümden şeytan! Bana engel oluyorsun. Düşüncelerin Tanrıya değil, insana özgüdür.” (Matta 16:22-23) aynı zamanda başka bir yerde İsa Mesih öğrencilerine şu sözleri söyler: “Artık sizinle uzun uzun konuşmayacağım. Çünkü bu dünyanın egemeni geliyor. Onun benim üzerimde hiç bir yetkisi yoktur. Ama dünyanın Babayı sevdiğimi ve Babanın bana buyurduğu her şeyi yerine getirdiğimi anlamasını istiyorum. Haydi kalkın, buradan gidelim.” (Yuhanna 14:30-31) Bu ve bunun gibi pek çok sayıdaki diğer ayetler Mesih’in işinin yakmalık sunu olduğuna dair aşikar ayetlerdir; burada öncelikli düşünce, O’nun “Kendisini lekesiz olarak Tanrıya sunmasıdır.”

Yakmalık sunu ile ilgili özel düşünceler ile ilgili olarak ifade edilmiş olan her şey ile ilgili olarak kast edilen Harun’un oğullarının konumu ve onların atanmış oldukları işlevlerdir. Harun’un oğulları “kanı dökerler” – “sunaktaki ateşi yakarlar” – “ateşin üzerine odun dizerler” – “kurbanın parçalarını, başını ve yağlarını, sunağın üzerinde bulunan ateşin üzerindeki odunların üzerine koyarlar.” Bunlar çok önemli eylemlerdir ve Harun’un oğullarının adından söz edilmeyen günah sunusunun aksine, yakmalık sunuya ait farklı bir özellik oluştururlar. “Harun’un oğulları” kiliseyi, “tek bir beden” olarak değil, kahinlere özgü bir ev olarak temsil ederler. Bu, anlaşılması kolay bir konudur. Eğer Harun Mesih’in bir örneği idi ise, o zaman Harun’un evi, İbraniler 3. Bölümde okuduğumuz gibi, Mesih’in evinin bir örneği idi. “Oysa Mesih, O’nun evi üzerinde yetkili oğul olarak sadıktır. Eğer cesaretimizi ve övündüğümüz umudu gevşemeden sonuna dek sürdürür isek, O’nun evi biziz.” Ve yine başka bir ayet: “İşte ben ve Tanrının bana verdiği çocuklar!” Şimdi, Kutsal Ruh tarafından yönlendirildiği ve öğretildiği gibi, Levililer kitabının başındaki bu örnekte temsil edilen Mesih’in bu görünümüne bakmak ve zevk almak, kilisenin ayrıcalığıdır. “Paydaşlığımız Baba ile birliktedir”; Baba bizi Kendisi ile birlikte Mesih hakkındaki düşüncelerine lütufkar bir şekilde katılmaya çağırır. Evet, bu düşüncelerin yüksekliğine asla ulaşamayız, ama içimizde konut kurmuş olan Kutsal Ruh aracılığı ile onlar ile paydaşlığa sahip olabiliriz. Burada önemli olan asıl konu, günah taşıyan olan Mesih aracılığı ile vicdanı sakinleştirmek değil, Mesih’in kendisini çarmıhta mükemmel bir şekilde temsil etmesi ile Tanrı ile olan paydaşlığıdır.

“Harun’un oğulları olan kahinler, kanı getirecekler ve kanı Buluşma Çadırının giriş kapısındaki sunağın çevresine serpecekler.” Burada, kilise ile ilgili bir örnek görürüz, tamamlanmış bir kurbanın anısını ortaya koyar ve onu Tanrıya bireysel yaklaşımın yerinde sunarlar. Ama hatırlamamız gereken şudur: kan, yakmalık sununun kanıdır, günah sunusunun kanı değil. Kutsal Ruhun gücü ile Mesih’in Tanrıya olan yerine getirilmiş adanmışlığının etkileyici düşüncesi kilise ile ilgilidir ve günah taşıyıcısının kanının değerine giren ikna edilmiş bir günahkar değildir. Kilisenin günahkarlardan ve ikna edilmiş günahkarlardan oluştuğunu söylemeye pek gerek görmüyorum. Ama Harun’un oğulları, ikna edilmiş günahkarları değil, tapınan kutsalları temsil ederler. Pek çok kişi bu konuda hata yapmaktadır. Biri, bir tapınanın yerini aldığı için – Tanrının lütfu aracılığı ile davet edilerek ve Mesih’in kanı aracılığı ile aklanarak – kendisinin çaresiz ve değersiz bir günahkar olduğunu reddederek, büyük bir hata yaparlar. İmanlı, kendi başına hiç bir şey değildir. Ama Mesih’te arıtılmış bir tapınandır. Kutsal tapınakta suçlu bir günahkar olarak durmaz; “yücelik ve güzellik ve doğruluk giysileri içinde” tapınan bir kahin olarak durur. Tanrının huzurunda suçum ile meşgul olmak, kendimle ilgili olarak alçakgönüllü olmak değil, kurban konusunda imansızlık etmektir.

Ancak yine de buna rağmen, okuyucum tarafından iyice anlaşılması gereken şudur: günah üstlenme düşüncesi – günah suçlaması – Tanrının gazabı, yakmalık sunuda ortaya çıkmaz. Evet, şu yazılmış olanları okuduğumuz bir gerçektir; “sunu, kişinin günahlarının bağışlanması, kişiye kefaret etmesi için kabul edilecektir.” Ama sonra, bu “kefaret”, insan suçunun derinliği ve büyüklüğü ile uyumlu değildir, ama Mesih’in Kendisini Tanrıya teslim etmesi ile ilgili mükemmellik ile ve Tanrının Mesih’ten aldığı zevkin yoğunluğu ile uyumludur. Bu durum bize kefaret düşüncesi ile ilgili olarak çok düşük bir fikir verir. Eğer en Mesih’i günah sunusu olarak düşünür isem, kefareti, günah ile ilgili olarak tanrısal adaletin talepleri ile uyumlu hale getirilmiş olduğunu anlarım. Ama kefareti yakmalık sunuda gördüğüm zaman, Mesih’in Tanrının isteğini yerine getirmek için duyduğu isteklilik ve gücün ölçüsü ile uyumlu olduğunu anlarım ve aynı zamanda kefaret Tanrının Mesih’te ve O’nun işinden memnun olma halinin ölçüsü ile de uyumludur. Mesih’in Tanrıya olan bu adanmışlığının ürünü olan bu kefaret nasıl da mükemmel bir kefarettir. Bunun ötesine geçebilecek başka herhangi daha üstün bir şey olabilir mi? Kesinlikle olamaz. Kefaretin yakmalık sunu görünümü, kahinlerin ev halkının Rabbin evinin avlularında sonsuza kadar meşgul olabilecekleri hakkındadır.

“Ve sonra kişi yakmalık sunuyu yüzüp parçalara ayırmalı.” “Yüzme” işleminin törensel eylemi, garip bir şekilde etkileyici idi. Bu yüzme eylemi, sununun derisinin yüzülmesi ile ilgili idi, öyle ki hayvanın içinde var olan her şey tamamen görünür hale getirilebilsin. Sununun sadece dış kısmının “kusursuz” olması yeterli değil idi. İçinde “gizli olan kısımların” da dışarı çıkartılması gerekiyordu, öyle ki, sunulan hayvanın her organı tam olarak görülür hale gelsin. Bu durum yalnızca yakmalık sunu için özellikle belirtilmiş idi. Bu konu bir özelliği vurgulamaktadır ve Mesih’in Babaya olan adanmışlığının derinliğini ortaya koyma amaçlıdır. O’nun yaptığı hiç bir iş yüzeysel değil idi. Mesih’in iç yaşamının sırları ne kadar çok ortaya çıkartılır ise, Babasının isteğine olan saf adanmışlığı  ve O’nun yüceliği için duyduğu arzu, daha çok belirgin hale gelecek ve yakmalık sunu örneğindeki eylemin kaynakları anlaşılacak idi. O, hiç kuşkusuz tam bir yakmalık sunu idi.

“Ve sunuyu parçalara ayırmalı.” Bu eylem, “ince öğütülmüş güzel kokulu buhur” hakkında öğretilen (Levililer 16) gerçeğe benzer bir gerçeği sunmaktadır. Kutsal Ruh Mesih’in kurbanının tatlı ve hoş kokusu üzerinde durmaktan zevk alır, yalnızca bir bütün olarak değil, ama aynı zamanda, bu sununun anlık tüm detayları üzerinde durmaktan da hoşlanır. Yakmalık sunuya bir bütün olarak bakın ve onu kusursuz olarak görün. Onun tüm parçalarına bakın ve hepsinin aynı olduğunu göreceksiniz. Mesih de böyle idi ve bu önemli örnekte böyle olarak sembolize edildi.

“Kahin Harun’un oğulları sunakta ateş yakıp üzerine odun dizecekler. Ve Harun’un oğulları hayvanın başını, iç yağını ve parçalarını sunakta yanan odunların üzerine yerleştirecekler.” Bu eylem, kahin ailesi için bir yücelik konumu idi. Yakmalık sunu bütünü ile Tanrıya sunulur idi. Yakmalık sununun tamamı sunak üzerinde yakılır idi; 1  Kişinin bu eyleme katılması söz konusu değil idi, ama kahin Harun’un oğulları, kendileri de aynı şekilde kahin olarak, hoş kokunun bir rayihası olan buhurun O’na kabul edilebilir bir kurbanın alevini muhafaza etmek için Tanrının sunağının çevresinde ayakta durdukları görülür. Bu durum yüksek bir konumu belirtir idi – yüce birlik – kahinlik hizmetinin yüce bir düzeni – Mesih’in ölümü ile Tanrının isteğinin mükemmel bir şekilde yerine getirildiğine bir referans olarak kilisenin Tanrı ile sahip olduğu paydaşlık ile ilgili çarpıcı bir örnek.

İkna edilmiş günahkarlar olarak bizler Rabbimiz İsa Mesih’in çarmıhına gözlerimizi dikeriz ve böylelikle tüm ihtiyaçlarımızı karşılayan çarmıha bakmış oluruz. Çarmıha bu açıdan bakıldığı zaman, vicdana mükemmel esenlik sağlanmış olur. Ama sonra kahinler olarak, arınmış tapınanlar olarak, kahinlik ailesinin üyeleri olarak, çarmıhı, ona başka bir ışık tutarak görebiliriz; Mesih, Babasının isteğine çarmıh üzerindeki bir ölüme dahi boyun eğerek kutsal bir amacı yerine getirdi. İkna edilmiş günahkarlar olarak bizler tunç sunakta ayakta durur ve kefaret kanı aracılığı ile esenlik buluruz. Ama kahinler olarak, bu yakmalık sununun bütünlüğüne bakmak ve ona hayran olmak için ayakta dururuz – Kusursuz Olan’ın Tanrıya Kendisini mükemmel bir şekilde teslim etmesi ve sunması.

Çarmıha yalnızca, bir günahkar olarak insanın ihtiyacını karşılayan bir şekilde bakacak olsa idik, çarmıhın gizemi hakkında çok kusurlu bir anlayışa sahip olmamız gerekir idi. Bu gizemde, yalnızca tanrının zihninin kavrayabileceği derinlikler mevcut idi. Bu yüzden şu noktayı anlamak önemlidir: Kutsal Ruh bizi çarmıh ile ilgili bilgiler ile donattığı zaman, bize öncelikle Tanrının çarmıha bakış açısını gösteren bir görünüm sağlayacaktır. Yalnızca bu nokta bile bize çarmıhın öğretişindeki insanın asla ulaşamayacağı derinlikler ve yükseklikler mevcut olduğunu öğretmek için yeterli olur idi. Kişi, “bu tek zevk kaynağına” yaklaşabilir ve ondan sonsuza kadar içebilir – ruhunun en derin özlemlerini tatmin edebilir – yenilenmiş doğasının tüm güçleri ile bunu ortaya çıkartabilir, ama yine de, çarmıhta yalnızca Tanrının bilebileceği ve takdir edebileceği bir şey mevcuttur. Bu yüzden yakmalık sunu ilk sırada yer alır. Mesih’in, yalnızca Tanrı tarafından görülen ve takdir edilen ölümüne ilişkin örnektir. Ve kesinlikle şunu söyleyebiliriz ki, biz, bu tür bir örnek olmadan yapamazdık, çünkü bu örnek bize yalnızca Mesih’in ölümünün en yüksek olasılığa sahip görünümünü vermek ile kalmaz ama aynı zamanda bize Tanrının bu ölüme duyduğu garip ilgi ile ilgili en değerli düşünceyi sağlar. Tanrının Mesih’in ölümü ile ilgili Kendisi için özel olan gerçeği ruhsal zihnin eğitilmesi için değerlendiren bir ifade kapsar.

Ama Mesih’in ölümü ile ilgili gizemli geçeğin şaşırtıcı derinliklerini hiç bir insan ya da hiç bir melek anlamasa da bizler en azından tüm düşüncelerin ötesine geçerek Tanrının yüreğinde mevcut olan bu bazı değerli özellikleri anlayabiliriz. O, çarmıhta, yüceliğinin en verimli hasadını biçer. Tanrının en fazla yüceltileceği şekil ancak Mesih’in ölümü aracılığı ile mümkündür. Mesih’in gönüllü olarak kendisini ölüme teslim etmesi ile tanrısal yücelik en parlak ışığı ile belirir. Tüm tanrısal ölümlerin sağlam temeli de bu ölümde yer alır. İnsanı en çok rahatlatan gerçek budur. Yaratılış asla böyle bir temeli tedarik edemez idi. Ayrıca, çarmıh, tanrısal sevginin aracılığı ile akabileceği adil bir kanal da tedarik eder. Ve son olarak, şeytan çarmıh aracılığı ile sonsuza kadar yenilgiye uğratılmıştır ve “tüm silahları elinden alınarak yenilgisi gözler önüne serilmiştir.” Tüm bunlar çarmıh aracılığı ile üretilen görkemli ürünlerdir. Ve biz bu ürünleri düşündüğümüz zaman, çarmıhın Tanrının kendisi için neden özel bir örnek olması gerektiğini ve aynı zamanda bu örneğin öncelikli yerinin nedenini anlayabiliriz- çarmıhın listenin en üst sırasında yer alması gerekir. Yine tekrar ediyorum, eğer bu örneğin kaydı esirgenmiş olsa idi, esin sayfasında çok üzücü bir boşluk yer almış olur idi.

“Hayvanın başını, iç yağını, parçalarını sunakta yanan odunların üzerine yerleştirecekler. Kişi hayvanın işkembesini, bağırsaklarını ve ayaklarını yıkayacak. Kahin de hepsini yakmalı sunu, yakılan sunu ve Rabbi hoşnut eden koku olarak sunağın üzerinde yakacaktır.” Bu çeviri, Mesih’in içsel ve dışsal olarak saflığına örnek olan tipik kurban eylemini ifade eder. Mesih’in içsel motifleri ve dışsal davranışları arasında olabilecek en mükemmel bağlantı mevcut idi. Sonuncusu, ilkinin içeriği idi.  Hepsi tek bir noktaya yani Tanrının yüceliğine işaret ediyor idi. O’nun bedeninin üyeleri, adanmış yüreği aracılığı ile mükemmel bir şekilde itaat etti ve Tanrının isteğini yerine getirdi. O’nun yüreği yalnızca Tanrı için ve O’nun insanların kurtuluşunu sağlayan yüreği için atıyor idi. İşte bu yüzden kahin “hepsini sunakta yakabilir idi.” Hepsi saf idi ve yalnızca Tanrının sunağı için yiyecek olarak tasarlanmış idi. Kurbanlardan bazılarını kahin, bazılarını da kurbanı sunan alır idi. Ama yakmalık sunu sunağın üzerinde, “tamamen” yakılır idi. Yakmalık sunu özel olarak yalnız Tanrı için idi. Kahinler odunları ve ateşi düzenleyebilir ve ateşin yükseldiğini görebilirler idi ve bunları yapmak çok yüce ve kutsal bir ayrıcalık idi. Ama kahinler kurbandan yemezlerdi.  Mesih’in ölümünün yakmalık sunusunda Mesih’in tek objesi Tanrı idi. Bu konuyu kavrayışımıza çok özen göstermemiz gerekir. Kusursuz erkek sununun buluşma çadırının giriş bölümünde gönüllü olarak sunulduğu andan ateşte yanarak kül haline dönüşmesine kadar Mesih’in Sonsuz Ruh aracılığı ile kendisini Tanrıya sunduğunu görebiliriz.

Tüm bunlar yakmalık sununun can için söz ile anlatılamaz bir değere sahip olduğunu gösterir. Yakmalık sunu bize Mesih’in yaptığı işin en yüceltilmiş görünümünü sağlar. Tanrı, Mesih’in tamamladığı işten kendisine özgü bir sevinç duyar. Bu sevinci yaratılmış olan hiç bir zihin anlayamaz. Bu sevince gösterilen dikkatin asla sona ermemesi gerekir. Bu sevinç yakmalık sunuda açıklanır ve biraz sonra değinecek olduğumuz “yakmalık sunu yasası” aracılığı ile onaylanır.

“Ve Rab Musa’ya şöyle dedi: ‘Harun ile oğullarına buyruk ver: ‘yakmalık sunu yasası şudur: yakmalık sunu bütün gece sabaha kadar sunaktaki ateşin üzerinde kalacak. Sunağın üzerindeki ateş sönmeyecek. Kahin keten giysisini, donunu giyecek. Sunağın üzerindeki yakmalık sunudan kalan külü toplayıp sunağın yanına koyacak. Giysilerini değiştirdikten sonra külü ordugahın dışında temiz bir yere götürecek. Sunağın üzerindeki ateş sürekli yanacak, hiç sönmeyecek. Kahin her sabah ateşe odun atacak, yakmalık sununun parçalarını odunların üzerine dizecek, onun üzerine de esenlik sunularının yağını yakacak. Sunağın üzerindeki ateş sürekli yanacak, hiç sönmeyecek.” (Levililer 6:8-13) Sunağın üzerindeki ateş yakmalık sunuyu ve esenlik sunularının yağlarını tüketti. Bu durum, Mesih’te ve beslenmek için uygun bir malzeme olan O’nun mükemmel kurbanında bulunan tanrısal kutsallığın bir ifadesi idi. Bu ateş hiç bir zaman sönmeyecek idi. Bu durum tanrısal kutsallık eylemini ortaya koyan sürekli bir olgu olmalı idi. Karanlık ve sessiz gece nöbetleri sırasında ateş, Tanrının sunağı üzerinde yanardı.

“Ve kahin keten giysilerini giyecek idi,” & Kahin burada sembol olarak Mesih’in yerini alır. Mesih’in kişisel doğruluğu beyaz keten giysiler aracılığı ile ortaya konur. Tanrının isteğini yerine getirmek için kendisini çarmıhtaki ölüme teslim etmiş Olan, tamamladığı işinin anılarını beraberinde taşıyarak kendi sonsuz doğruluğu içinde göklerde en kutsal yere girmiştir. Küller kurbanın tamamlandığını ve tanrı tarafından kabul edildiğini beyan ederler. Sunağın yanına konan bu küller ateşin kurbanı tükettiğini belirtirler idi – yani bu kurban yalnızca tamamlanmış değil, aynı zamanda kabul de edilmiş bir kurban idi. Yakmalık sununun külleri, kurbanın kabul edildiğini ilan ederler idi. Günah sunusunun külleri ise günahın yargılanmış olduğunu beyan ederler idi.

Tanrısal bereket ile birlikte üzerinde durduğumuz noktalardan pek çoğu biz sunular konusunda ilerler iken, önümüze artan bir netlik, bütünlük, değer ve güç ile gelirler. Her sunu, diğerleri ile karşıt olarak görülmek üzere tüm sunular ile birlikte bize Mesih ile ilgili tam bir görünüm sağlarlar. Sanki o tek ve gerçek mükemmel Kurban figürün çeşitli şekillerde yansıtmak üzere hepsi belirli bir şekilde düzenlenmiş olan aynalar gibidirler. Tek bir örneğin O’nu tam olarak temsil etmesi mümkün değildir. O’nun ölümde ve yaşamda yansıtılmasına ihtiyaç duyarız – bir İnsan ve bir Kurban olarak – Tanrının açısından ve bizim açımızdan ve bu şekilde Levililerdeki sunularda O’nu görebiliriz. Tanrı lütfetmiş ve ihtiyacımızı karşılamıştır ve bize O’nun bu sağlayışına girebilmemiz ve sağlayışından zevk alabilmemiz için bize genişletilmiş bir kapasite sağlayabilir.


1. Bu noktada okuyucuyu bilgilendirmemiz gereken bir gerçeği açıklamamızda yarar var; İbranice’de, yakmalık sunuda kullanılan “yakmak” olarak çevrilen sözcük, günah sunusunda kullanılan sözcükten tamamen farklıdır. Konunun garip ilginçliği nedeni ile her sözcüğün ortaya çıktığı birkaç bölüme işaret etmek isterim. Yakmalık sunu için kullanılan sözcük, “buhur” ya da “buhur yakmak” anlamına gelir ve aşağıda belirtilen bölümlerin birinde ya da diğerlerinde çeşitli yansımalar ile ortaya çıkar. Levililer 6:15; “ve Rabbi hoşnut eden koku olarak sunakta yakacak… Yasanın Tekrarı 33:10; “Sunağında tümüyle yakmalık sunular sunacaklar. Mısırdan Çıkış 30:1; “üzerinde buhur yakmak için akasya ağacından bir sunak yap.” Mezmurlar 46:15; “koçların kokusu.” Yeremya 44:21; “Yahuda kentlerinde yaktığınız buhuru Rab unuttu mu?” Ezgilerin Ezgisi 3:15; “Mür ve günnük kokulu.” Bu konu ile ilgili bölümler çoğaltılabilir, ama yukarıdaki örnekler yakmalık sunuda ortaya çıkan sözcüğün kullanımını göstermek için yeterli olacaklardır.

“Yakmak” olarak tercüme edilen İbranice sözlük, günah sunusu ile bağlantılı olarak genelde yakma eylemini ifade eder ve şu bölümlerde görülür. Yaratılış 40:3; “kerpiçten tuğlalar yapalım ve onları tamamen yakalım.” Levililer 10:16; “Musa günah sunusu olarak sunulacak tekeyi soruşturdu ve onun yakılmış olduğunu öğrendi.” 2.Tarihler 16:14; “Asa’nın onuruna çok büyük bir ateş yaktılar.”

Böylece, günah sunusu yalnızca farklı bir yerde yakılmıyor idi, ama onun yakılmasını ifade etmek için Kutsal Ruh tarafından farklı bir sözcük uyarlanmış idi. Şimdi, bir an için kullanımı önemli olmayan sözcüklerin yalnızca bir değiş tokuştan ibaret olduğunu düşünemeyiz. Ben, Kutsal Ruhun bilgeliğinin iki sununun herhangi bir noktada farklı olmaları gibi iki sözcüğün kullanımını sergiler iken, bilgece davrandığına inanıyorum. Ruhsal anlayışa sahip okuyucu yukarıda belirtilen ilginç ayrıma uygun değeri ekleyecektir.