Levililer 10

İnsanlık tarihinin sayfası her zaman üzücü bir şekilde lekelenmiş bir sayfadır; ilk sayfadan son sayfaya kadar bir başarısızlık kaydıdır. Aden bahçesinin zevklerinin tam ortasında iken insan ayartıcının yalanına kulak vermiştir. (Yaratılış 3.bölüm) Seçici sevginin eli aracılığı ile yargıdan korundukları ve yenilenmiş bir yeryüzüne sunuldukları zaman, insan aşırılık günahı ile suçlu idi. (Yaratılış 9. Bölüm) Yehova’nın uzanmış eli ile Kenan diyarına girdikleri zaman, “Rabbi terk edip Baal’a ve Aştarotlar’a taptılar.” (Hakimler 2:13) Ayaklarının dibinde söylenmemiş zenginlik ve O’nun buyruğu ile dünyanın tüm kaynakları yersel güç ve görkeme yerleştirildiği zaman, o, yüreğini sünnetli olmayan bir yabancıya verdi. (1.Krallar 11. Bölüm) Müjdenin bereketleri ilan edilir edilmez Kutsal Ruhun “yırtıcı kurtlar”, “sapkınlık” ve her tür başarısızlık ile ilgili peygamberlik etmesi gerekli hale geldi. (Elçilerin İşleri 20:29; 1 Timoteos 3:1-5; 2 Petrus 2; Yahuda) Ve tüm hepsini taçlandırmak için insan elçinin bin yıllık dönemin tüm görkeminin harikalarının peygamberlik kaydına sahibiz. (Vahiy 20:7-10)

Böylelikle, insan her şeyi bozar. İnsanı saygınlığın en yüksek bir konumuna yerleştirin ve göreceksiniz ki yine de kendisini aşağılayacaktır. İnsanı en değerli ayrıcalıklar ile donatın ve insan onları taciz edecektir. İnsanın çevresine en zengin bereketleri saçın ve nankör olduğunu yine de kanıtlayacağını göreceksiniz. İnsan en etkileyici kuruluşların ortasına yerleştirin ve insan onları yine de bozacaktır. İnsan böyledir! Doğası böyledir, en değerli konumlarda ve en iyi koşullar altında bile insan her zaman böyledir!

Bu yüzden bir ölçüde bölümümüzün başında yer alan sözcükler için önceden hazırlıklıyız. “Ve Harun’un oğulları Nadav ve Avihu buhurdanlarını alıp içlerine ateş, ateşin üstüne de buhur koydular. Rabbin buyruklarına aykırı bir ateş sundular.” Bir önceki bölümün sona erdiği sahne ile ne kadar da zıt bir sahne! Orada her şey “Rabbin buyurduğu şekilde” yapıldı ve bunun sonucu tanrısal yüceliğin görünmesi oldu. Burada “Rabbin onlara buyurmadığı bir şey” yapıldı ve sonucu yargı oldu; zafer çığlıklarının yankısı hayranlık içindeki bir tapınmaya dönüşmüş idi; tanrısal buyruğun ihmal edilmesi yüzünden tanrısal konum bilerek terk edilmiş idi. Bu kahinler, atanmalarından hemen sonra kahinlik işlevlerinin sorumluluğu konusunda üzücü bir şekilde başarısızlığa uğradılar.

Ve hangi konuda başarısızlığa uğradılar? Bu kahinler, sahte kahinler miydiler? Yalnızca kahin taklidi mi yapıyorlar idi? Kesinlikle hayır! Onlar gerçekten Harun’un oğulları idiler – kahin ailesinin gerçek üyeleri idiler – atanmış kahinler idiler. Hizmet kapları ve kahinlik giysileri de buyruklara uygundu. O zaman işledikleri günah ne idi? Tapınağın perdelerini insan kanı ile mi lekelemişlerdi ya da ahlak duyusunu şok eden bir suç ile kutsal eşyalara mı zarar vermişlerdi? Böyle davrandıklarına dair elimizde bir kanıt yok. İşledikleri günah şu idi: “Rabbin buyruklarına aykırı bir ateş sundular.” Günahları bu idi. Tapınmaları sırasında Yehova’nın söylediği basit ya da sade sözden ayrılmışlar idi. Yehova onlara onlara tam ve basit bir şekilde nasıl tapınacaklarını söylemiş idi. Kahinlik hizmetinin her dalı ile ilgili olarak daha önce Rabbin sözünü tanrısal bir doluluk ve etki ile belirtmiş idik. Tanrının sözünde insanda arzu uyandırabilecek bir yere yer yok idi. “rabbin buyurduğu şey budur” ifadesi oldukça yeterli idi. Her şey çok sade ve çok basit yapılmış idi. İnsan açısından ihtiyaç duyulan hiç bir şey yok idi. Yalnızca tanrısal buyruğa itaat eden bir ruh gerekli idi. Ama onlar bu noktada başarısız oldular. İnsan, her zaman Tanrının basit sözüne kesin bağlılığın dar yolunda yürümek için yetersiz olduğunu kanıtlamıştır. Diğer yol zavallı insan yüreğine her zaman karşı koyması imkansız çekicilikler sunmuş gibidir. “Çalıntı su tatlı, gizlice yenen yemek lezzetlidir.” (Süleyman’ın Özdeyişleri 9:17) Düşmanın konuştuğu dil budur; ama alçakgönüllü ve itaatkar yürek Tanrı sözüne itaat yolunun gerçekten “tatlı” sulara ya da haklı olarak “hoş” olarak adlandırılabilecek “ekmeğe” yönlendiren tek yoldur. Nadav ve Avihu bir ateşin diğeri kadar iyi olduğunu düşünmüş olabilirler; ama bu konuda karar vermek onların yetkisi dahilinde değil idi. Rabbin sözüne uygun olarak davranmaları gerekir idi, ama onlar bunu yapmak yerine kendi yollarından gittiler ve bu nedenle korkunç ürünler biçtiler. “O, ölülerin orada olduklarını bilmez ve onun misafirleri cehennemin derinliklerindedirler.”

“Ve Rab bir ateş gönderdi. Ateş onları yakıp yok etti. Rabbin huzurunda öldüler.” Nasıl da ciddi bir durum! Yehova halkının ortasında yönetmek, yargılamak ve Kendi doğasının talepleri ile uyumlu olarak hareket etmek için konut kurmuş idi. Levililer 9. Bölümün sonunda şunları okuruz: “Rab bir ateş gönderdi. Ateş sunağın üzerindeki yakmalık sunuyu ve yağları yakıp küle çevirdi. Bunu gören halkın tümü sevinç ile haykırarak yüz üstü yere kapandı. Bu olay Yehova’nın “gerçek” bir kurbanı kabul ettiğini gösteriyor idi. Ama Levililer 10. Bölümde Tanrının hata yapan kahinlerin üzerine yargı gönderdiğini görürüz. Bu, aynı ateşin bir çifte eylemidir. Yakmalık sunu hoş bir koku olarak yükseldi; “yabancı” ateş ise iğrenç bir şey olarak reddedildi. İlkinde Rab yüceltildi; ama ikincisini kabul etmek bir onursuzluk olacak idi. Tanrısal lütuf Mesih’in en değerli kurbanının bir örneğinden hoşnut oldu; tanrısal kutsallık, insanın bozuk iradesinin ürününü reddetti – Tanrının değerleri gibi harekete geçtiği zaman bundan daha sinsi ve iğrenç bir şey daha olamaz idi.

“Ve sonra Musa Harun’a şöyle dedi, ‘Rab demişti ki, ‘Bana hizmet edenler kutsallığıma saygı duyacaklar ve halkın tümü beni yüceltecek.” Tüm tutumun saygınlığı ve yüceliği Yehova’nın haklı taleplerinin kesin bir şekilde yerine getirilmesine bağlı idi. Bunlara uyulmadığı takdirde her şey sahte olur idi. Eğer insanın tanrısal varlığın tapınağını “yabancı ateş” ile kirletmeye izni olmuş olsa idi, bu, her şey için bir son olur idi. Kahinler, Tanrının sunağından alevlenmiş saf ateşten başka hiç bir ateşi yükseltmeye izinli değiller idi. Objesi Baba, materyali Mesih ve gücü Kutsal Ruh olan gerçek kutsallara özgü tapınmanın doğru örneği bu idi. İnsana Tanrıya tapınmaya kendi hilelerini dahil etmesi için izin verilmemesi gerekir. Tüm insan çabaları “yabancı ateşin” sunumunda – kutsal olmayan buhur – yalnızca sahte tapınmaya neden olur. İnsanın en iyi girişimleri, Tanrının gözünde kesinlikle iğrençtir.

Burada sözünü ettiğim konu Tanrı ile esenlik peşinde koşan gayretli ruhların içten mücadeleleri değildir – aydınlanmamış olsa da vicdanların içten çabalar ile yasanın işleri ya da sistematik dinin buyrukları aracılığı ile günahların bağışlandığına dair bir bilgi elde etmek için uğraşmasından söz etmiyorum. Tüm bunlar hiç kuşkusuz Tanrının üstün iyiliği aracılığı ile bilinen ve zevk alınan bir kurtuluşun net ışığında görünecek şeylerdir. Tüm bunlar, esenliğin gerçekten istendiğine dair çok net bir şekilde kanıtlayıcıdırlar. Şimdiye kadar anlayışının üzerine düşen ışığın en soluk parlaklıklarını içtenlik ile izlemiş olan ve uygun zamanda daha fazlasını almayan bir kişi asla mevcut olmamıştır. “Olana daha fazlası verilecek.” Ve yine, “doğru kişinin yolu giderek öğle güneşi parlaklığına ulaşacaktır.”

Tüm bunlar teşvik edici oldukları kadar sadedirler de; ama bu, insan iradesinin meselesini tamamen dokunulmamış halde bırakır ve onun Tanrıya hizmet ve tapınma ile bağlantılı olan işleri ile ilgilenmez. Tüm bu tür işlerin kaçınılmaz olarak er ya da geç taleplerinin yerine getirilmemesinden sıkıntı duyacak adil bir Tanrının ciddi yargısını davet edecektir. “Bana hizmet edenler kutsallığıma saygı duyacak ve halkın tümü beni yüceltecek.” İnsanlara iman ikrarlarına uyumlu olarak davranılacak. Eğer insanlar gerçekten içtenlikle arıyorlar ise o zaman kesinlikle bulacaklar; ama insanlar tapınanlar olarak yaklaştıkları zaman, artık arayanlar olarak görülmemeleri gerekir, bulmuş olduklarını ağızları ile ikrar eden kişiler olarak düşünülmeleri doğrudur ve sonra eğer kahinlere özgü buhurları kutsal olmayan ateş ile tüter ise, eğer Tanrıya sahte bir tapınmanın unsurlarını sunarlar ise, eğer Tanrının avlularına yıkanmamış, kutsal kılınmamış ve murdar olarak girdiklerini ikrar ederler ise ve eğer Tanrının sunağına kendi kirli isteklerinin işlerini yerleştirirler ise, bunların sonucunun ne olması gerekir? Yargı! Evet, er ya da geç, yargının gelmesi gereklidir. Yargı gecikiyor gibi görünebilir ama gelecektir. Bu durumda yargıdan farklı bir karşılığın gelmesi imkansızdır. Ve sonunda yalnızca yargının gelmesi gerekmez, ama aynı zamanda her durumda Cennetin bakış açısına göre,  Mesih’i temel almayan ve gücü Kutsal Ruh olmayan ve objesi Baba olmayan tüm tapınma söz konusu olmadığı zaman, tapınma derhal reddedilir. Tanrının kutsallığı lütfu nasıl gerçekten içten bir yüreğin en güçsüz ve zayıf nefeslerini kabul etmek için hazır ise, aynı şekilde tüm “yabancı ateşi” aynı hızla reddetmeye hazırdır. Tanrı her ne kadar “ezilmiş kamışı kırmaz ve tüten fitili söndürmez” ise de tüm sahte tapınma üzerine adil yargısını göndermek zorundadır. İnsan aklına, tüm Hıristiyanlık tarihi boyunca sunulan binlerce buhurdan çıkan yabancı ateş dumanını getirdiği zaman, bu konudaki düşüncenin çok ciddi olduğunu anlar. Rabbin, zengin lütfu aracılığı ile Babaya ruhta ve gerçekte tapınan gerçek tapınanların sayısını çoğaltmasını diliyorum. (Yuhanna 4) Düşündüğümüz zaman bizi daha da mutlu yapan içten yüreklerden Tanrının tahtına yükselen gerçek tapınmadır. Üzerine Tanrının yargılarının dökülmesine neden olan sahte tapınmayı bir an için bile olsa düşünmek bizi mutsuz kılar. Lütuf aracılığı ile günahlarının bağışlandığını bilen herkes, Mesih’in kefaret eden kanı aracılığı ile Babaya ruhta ve gerçekte tapınabilir. Böyle bir kişi, tapınmak için uygun zemini, uygun objeyi, uygun ünvanı ve uygun kapasiteyi bilir. Bu tür şeyler yalnızca tanrısal bir yol yardımı ile bilinebilirler. Onlar doğaya ya da yeryüzüne ait değildirler. Onlar ruhsal ve gökseldirler. Tanrıya tapınan insanlar arasında “yabancı ateş” kullanan kişilerin sayısı çoktur. Ne ateş saftır ne de buhur, bu nedenle Cennet yabancı ateşi kabul etmez ve her ne kadar tanrısal yargı Nadav ve Avihu’nun üstüne düştüğü gibi aynı tapınmayı sunan kişilerin üzerine düştüğü görülmedi ise, bunun tek nedeni şudur: “Tanrı, insanların suçlarını saymayarak Mesih’te dünyayı Kendisi ile barıştırmıştır.” Bunun nedeni tapınmanın Tanrı tarafından kabul edilmesi değil, Tanrının lütufkar olmasıdır. Ancak yine de yabancı ateşin sonsuza kadar söndürüleceği zaman hızla yaklaşmaktadır; Tanrının tahtı artık bir daha temizlenmemiş tapınanlar tarafından yükseltilen murdar buhur bulutlarının hakaretine uğramayacaktır. Sahte olan her şey ortadan kaldırılacağı ve tüm evrenin, içinde sonsuz çağlar boyunca tek bir gerçek Tanrıya, Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’a tapınılacağı büyük ve harika bir tapınak haline geleceği günler yakındır.

Babanın tahtına yükselen tek minnettar buhur budur;
Her diz İsa’nın önünde çöker ve göklerde tüm düşünceler birdir.

Babanın tüm düşünceleri, Oğul’a eşit onuru verir.
Oğul’un tüm parıltısı ışıldar ve Babanın yüceliğini bildirir.

Kutsal Ruh aracılığı ile Kuzu’nun çevresini sarmış sayısız kutsallar,
Soluklaşmayan ışık ve sevinç ile taçlandırılmış olarak
O’nu yüce “BEN’İM” olarak selamlarlar.

Kurtarılmış olanların bekledikleri budur ve Tanrıya şükürler olsun ki, bu özlem duyulan arzuların tamamen yerine getirilmesi ve sonsuza kadar karşılanması için çok az zaman kalmıştır. Evet, Saba kraliçesinin birbiri hakkında bilgi temin eden ve hepsi de dokunaklı olan itirafları hakkında kullandığı ifadesi “bana gördüklerimin ancak yarısı söylendi” şeklindedir. Rabbin, bu mutlu zamanın gelişini hızlandırmasını diliyorum.

Şimdi ciddi bir içeriğe sahip bölümümüze geri dönmek ve onun üzerinde biraz daha inceleme yapmamız gerekiyor; onun ciddi ve yararlı öğretişini kavramak için çaba sarf etmeliyiz, çünkü hali hazırdaki bir çağ içinde yaşar iken, “yabancı ateş” yoğun bir şekilde uygulanır iken, gerçek yararı bilmemiz gerekir.

Harun’un tanrısal yargının ağır darbesine uğramasında alışılmamış bir tutuklayıcı ve etkileyici bir şekil mevcuttur.  “Harun hiç bir şey söylemedi.” Bu durum, ciddi bir durum idi. Harun’un iki oğlu, tanrısal yargının ateşi tarafından yardımcılarının yanında yanıp yok oldular. 1 Harun kısa bir süre önce onları, yücelik ve güzellik giysilerine bürünmüş olarak – yıkanmış, giyinmiş ve mesh edilmiş olarak – görmüştü; Rabbin huzurunda Harun ile birlikte kahinlik hizmetine atanmak için duruşlar idi. Harun ile birlikte belirlenmiş kurbanları sunmuşlar idi; Tanrının tecellisinden kaynaklanan tanrısal yüceliğin ışınlarını ve Yehova’nın ateşinin kurbanın üzerine düştüğünü ve onu tükettiğini görmüşler idi. Hayranlık içinde tapınan bir topluluktan yükselen zaferli seslerin bağırışını işitmişlerdi. Tüm bunlar kısa bir süre önce Harun’un gözleri önünde gerçekleşmişti ve şimdi heyhat! Harun’un iki oğlu, ölümün pençelerini yemiş olarak yanında yatıyorlar idi. Çok kısa bir süre önce kabul edilebilir bir kurbanı besleyen Rabbin ateşi, şimdi yargı ile üzerlerine inmişti ve bu durum için ne söylenebilirdi? Hiç bir şey! “Harun hiç bir şey söylemedi.” “Dilimi tuttum ve ağzımı açmadım, çünkü bunu sen yaptın.” Bunu yapan Tanrının eli idi ve et ve kanı yargılar iken, oldukça ağır bir ele benziyor idi, ama Harun yine de yalnızca sessiz bir huşu ve saygı dolu bir boyun eğiş ile sesini çıkarmadı. “Dilimi tuttum, …. Çünkü bunu yapan “sen” idin.” Tanrısal ziyaret huzurundaki uygun davranış şekli bu idi.

Hiç kuşkusuz Harun tanrısal yargının gök gürlemeleri ile evinin temel sütunlarının sarsıldığını hissetti ve bu canı alt üst eden olayın karşısında yalnızca sessiz bir şaşkınlık içinde durabildi. İki oğlunun yasını tutan bir babanın böyle koşullar altında böyle bir tavır gösterebilmesi sıradan bir durum değil idi. Mezmur yazarının şu sözlerinde derin bir etki bırakan bir yoruma yer verilir, “Kutsallar topluluğunda Tanrı korku uyandırır, çevresindekilerin hepsinden ulu ve müthiştir.” (Mezmur 89:7) “Ey Rab, senden korkmayan ve adını yüceltmeyen var mıdır?” Tanrısal huzura sessizce yürümeyi öğrenmemizi dilerim – Yehova’nın avlularına çıplak ayak ile ve saygılı bir ruh ile girelim. Kahinlik buhurumuz her zaman üzerinde tek bir materyali, yani Mesih’in çok yönlü mükemmelliklerinin ezilmiş buhurunu taşısın ve sadece Kutsal Ruh’un gücü ile alev alsın. Bunun dışında olan her şey yalnızca değersiz değil ama aynı zamanda kötüdür. Doğal olan her şeyin enerjisinden kaynaklanan her şey, insan isteğinin eylemleri aracılığı ile üretilmiş olan her şey, insan becerisinin en hoş kokulu buhuru, benliğin adanmasının en yoğun kokusu; tüm bunların hepsi “yabancı ateştir” ve Her Şeye Gücü Yeten Rab Tanrının ciddi yargısına neden olurlar. Ah! Tanrımızın ve Babamızın huzurunda sürekli olarak tamamen içten bir yürek ve tapınan ruh O’nun gözünde ne kadar değerlidir!

Ama doğru olmayan ve korkak herhangi bir yürek cesaretini yitirmesin ya da paniğe kapılmasın. Genellikle gerçekten paniğe kapılması gereken kişiler bu duruma hiç kulak asmazlar. Ama lütuf Ruhu tarafından yalnızca tek bir teselli ve teşvik sözü alan kişiler ise bunu kendileri için yanlış bir şekilde yorumlarlar, yani Kutsal Ruhun uyarısı olarak düşünürler. Rabbin bir sözü ile sarsılan alçakgönüllü ve yumuşak huylu bir yüreğin güvenli bir durumda bulunduğuna hiç kuşku yoktur, ama o zaman bir babanın çocuğunu onun çocuğu olmadığını düşündüğü için değil, aksine, çocuğu olduğu için uyarması gerektiğini hatırlamalıyız ve bu ilişkinin en mutlu kanıtlarından biri çocuğun bu uyarıyı kabul etmesi ve bundan yarar sağlamasıdır. Anne ve babanın ses tonu bir öğüdün ciddiyetini taşıyor olsa bile, çocuğun yüreğine ulaşacaktır. Ama çocuğun yüreğinde kesinlikle bu öğüdü veren kişi ile ilişkisi hakkında bir sorgulamaya neden olmayacaktır. Eğer bir çocuk babası kendisini her uyardığı zaman, onun çocuğu olup olmadığını sorgular ise, bu ilişki gerçekten de bağları zayıf bir ilişki olacaktır. Harun’un evi üzerine inen yargı, onun, kendisinin gerçekten bir kahin olup olmadığından kuşku duymasına neden olmadı. Bu yargı Harun’a, yalnızca bulunduğu yüce ve kutsal konum içinde nasıl davranması gerektiğini öğreten bir etki sağladı.

“Sonra Musa Harun ile oğulları Elazar ve İtamar’a , “Saçlarınızı dağıtmayın, giysilerinizi yırtmayın’ dedi, “yoksa ölürsünüz ve Rab bütün topluluğa öfkelenir. Ama kardeşleriniz, bütün İsrail halkı Rabbin ateş ile yok ettiği bu insanlar için yas tutsun. Buluşma çadırının giriş bölümünden ayrılmayın, yoksa ölürsünüz. Çünkü Rabbin mesh yağı ile kutsandınız.” Harun ile oğulları Musa’nın dediğine uydular.”

Harun, Elazar ve Itamar’ın yüceltildikleri konumda– kutsal saygınlıkları ve kahinlere özgü kutsanmış konumları – hareket etmeden durmaları gerekiyor idi. Ne yapılan hata ne de bu yüzden üzerlerine gelen yargının, üzerlerinde kahin giysileri olan ve Rabbin yağı ile mesh edilmiş olan bu kişileri duruma müdahil etmesine izin verilmedi. Mesh edildikleri bu kutsal yağ o kişileri günahın, ölümün ve yargının etkilerinin ulaşamayacağı kutsal bir konuma yerleştirmiş idi. Dışarıda, kutsal yerden uzak bir mesafede bulunan, kahinlerin konumunda olmayan kişiler “bu yargı ateşinden üzüntü duyabilirler idi; ama Harun ve oğulları sanki hiç bir şey olmamış gibi, kutsal işlerin sorumluluğunu yerine getirmeye devam etmek zorunda idiler. Kutsal yerdeki kahinlerin görevi hayıflanmak değil, tapınmak idi. Ölüm karşısında ağlamak yerine tanrısal ziyaretin huzurunda mesh edilmiş başlarını eğmeleri gerekiyor idi. Rabbin ateşi harekete geçebilir ve yargı gibi ciddi bir işi yerine getirebilir, ama gerçek bir kahin için ateşin neden gelmesi gerektiği bir mesele olamaz idi; ateş, tanrısal onayı ifade etmek, bir kurbanı yakarak tüketmek ya da tanrısal hoşnutsuzluğu ifade etmek için ya da “yabancı ateşi” sunan kişileri yok etmek için gelse de gerçek bir kahinin tapınması gerekir idi. O “ateş” eski İsrail’de tanrısal varlığın sergilenmesi idi ve bu İsrailliler tarafından çok iyi bilinir idi. Ve bu ateş, “merhamet ya da yargı ile” hareket edebilir idi; tüm gerçek kahinlerin görevi tapınmak idi. “Ey Rab, sana merhamet ve yargı şarkıları söyleyeceğim, ey Rab, sana şarkılar söyleyeceğim.”

Tüm bu olaylarda can için derin ve kutsal bir ders vardır. Kanın gücü ve Kutsal Ruhun meshi aracılığı ile Tanrıya yaklaştırılan kişiler, doğal olanın etkilerinin sınırlarının ötesindeki bir alana hareket etmek zorundadırlar. Tanrıya olan bu kahinlere özgü yakınlık cana, Tanrının tüm yolları ile ilgili öyle bir anlayış ve O’nun yollarının doğruluğu ile ilgili öyle bir duygu verir ki, kişi, O’nun elinin darbesi nazik sevgi objesini bizden uzaklaştırsa da, O’nun huzurunda tapınmaya muktedir kılınır. Şu soru akla gelebilir: bizler, sevinç ya da kedere karşı kayıtsız kişiler mi olmalıyız? Harun ve onun oğulları böyle kişiler miydiler diye soruyorum? Hayır, onlar kahinler idi. İnsanların duygularına sahip değiller miydi, hissetmiyorlar mıydı? Evet, insanlar gibi onlar da hissediyorlar idi, ama onlar kahinler olarak tapınıyorlar idi. Konu budur. Ve bu konu, içinde tabiatın asla hareket edemeyeceği bir düşünce, duygu ve deneyim bölgesi ortaya çıkartır – övündüğü tüm saflık ve duygusallığı ile bu bölge kesinlikle hiç bir şey bilmez; bu tür kutsal gizemlerin derinliğini, anlamını ve gücünü kavramak için Tanrının kutsal yerine kahinlere özgü gerçek enerji ile adım atmamız gerekir.

Peygamber Hezekiel çağrıldığı görevde bu zor dersi öğrenmeye çağrıldı: “Rab bana şöyle seslendi, ‘İnsanoğlu, en çok sevdiğin kişiyi bir buruşta senin elinden alacağım. Yas tutmayacak, ağlamayacak, gözyaşı dökmeyeceksin. İçin için inle, ölüler için yas tutmayacaksın. Sarığın başında, çarığın ayaklarında kalsın, yüzünün alt kısmını örtme, yas tutanların yiyeceğini yeme.’ Sabah halka seslendim. Akşam karım öldü. Ertesi sabah bana söyleneni yaptım.” (Hezekiel 24: 16-18) tüm bunların hepsinin İsrail için bir belirti olduğu söylenecektir. Doğrudur; ama bu peygamberlik tanıklığında kanıtlanan bizlerin, kahinlerin tapınmasında olduğu gibi, tabiatın ve yeryüzünün tüm talep ve etkilerine karşı üstünlük sağlamamız gerekir. Harun’un oğlu ve Hezekiel’in karısı bir vuruşta kesildiler. Ve ne kahin ne de peygamberin başını örtmesi ya da gözyaşı dökmesi gerekmedi.

Ah, okuyucum! Bu derin dersi öğrenme konusunda siz ve ben ne kadar ilerledik? Hiç kuşkusuz hem yazarın hem de okuyucunun aynı alçakgönüllü itirafta bulunması gerekir. Hem de gereğinden çok sayıda, heyhat! Bizler insanlar olarak yürüyor ve insanların ekmeğini yiyoruz. Tabiatın işleri ve yeryüzünün etkileri nedeni ile yüce kahinsel ayrıcalıklarımız gereğinden fazla elimizden alınıyor. Bu tür şeylere karşı uyanık olunması gerekir. Tanrıya kahinlere özgü yakınlığın farkındalığı dışında yüreği kötünün gücünden asla koruyamaz ya da onun ruhsal tonunu muhafaza edemez. Tüm imanlılar Tanrının önünde kahindirler ve onları bu konumlarından hiç kimse yoksun bırakamaz. Ama konumlarını kaybetmeleri imkansız olmasına rağmen, işlevlerinin sorumluluğunu üzüntü verecek bir şekilde üstlenmek durumunda kalabilirler. Bu konular birbirlerinden yeterince ayrılmamışlardır. Bazıları, imanlıların sahip oldukları güvencelerin değerli gerçeğine bakar iken, kahinlik işlevlerinin sorumluluğu konusunda başarısız olma ihtimallerini unuturlar. Diğerleri ise bunun aksine, başarısızlığa bakarak güvencelerini sorgulamayı riske sokarlar.

Şimdi dileğim, okuyucumun yukarıda belirtilen her iki hatadan da uzak kalmasıdır; okuyucumun, gerçek kahinler evinin her üyesinin sonsuz güvencesi ile ilgili tanrısal öğretiş içinde tamamen bina edilmesi gerekir. Ama aynı zamanda zihninde her zaman başarısızlık olasılığına yer vermesi gerekir ve başarısızlığa uğramaması için uyanık kalma ve dua etme konusunda dikkatli davranmalıdır. Okuyucumun Tanrı için kahinler olarak yapılan bu kutsal seçimin, O’nun göksel lütfu aracılığı ile başarısızlığın her türünü – bu, kişisel kirlilik ya da iman ikrarında bulunan kilisede çok sık görülen “yabancı ateşin” türlerinden herhangi birisinin gösterilmesi olabilir -bilmesi için dilekte bulunuyorum.

“Rab Harun’a şöyle dedi: ‘Sen ve oğulların buluşma çadırına şarap ya da  herhangi bir içki içip girmeyin, yoksa ölürsünüz. Kuşaklar boyunca bir kural olsun bu. Kutsal ile bayağı olanı, kirli ile temiz olanı birbirinden ayırt etmelisiniz. Rabbin Musa aracılığı ile İsrail halkına bildirdiği bütün kuralları onlara bildirmelisiniz. “ (Levililer 10: 8-11)

Şarabın etkisi, doğayı heyecanlandırmak içindir ve tüm doğal heyecanlar kahinlik görevinin uygun sorumluluğu için elzem olan canın sakin ve iyi dengelenmiş koşuluna engel olur. Doğayı heyecanlandırmak için herhangi bir araç kullanmak şöyle dursun, Adem doğasına var olmayan bir şey imiş gibi davranmamız gerekir. Ancak o zaman kutsal yerde doğru bir ahlak konumu içinde hizmet edebiliriz, kirli ve temiz arasında doğru bir yargı ayırt edebiliriz ve Tanrının zihnini anlar ve onunla iletişim kurabiliriz. Herkes kendi özel durumu için kendini yargılamalı ve şarap ya da güçlü bir içkiden uzak durmalıdır. 2 Yalnızca benliği heyecanlandıran şeyler – zenginlik, hırs, politika, dünyada çevremizdeki rekabetin çeşitli objeleri – gerçekten de çok yönlüdür. Tüm bu şeyler Adem tabiatı üzerinde heyecan verici bir güç uyandırır ve bizi kahinlik hizmetinin her bölümü için tamamen uygunsuz kılar. Eğer yürek, kibir, imrenme ve rekabet gibi duygular ile kabarır ise, o zaman kutsal yerin temiz ve saf havasından keyif alabilmek tamamen imkansız hale gelir ya da kahinlik hizmetinin kutsal işlevleri yerine getirilemez. İnsanlar bir konudan diğerine çabuk bir dönüş yapmak için çok yönlü bir beceriklilik zekasından ya da kapasitesinden söz ederler. Ama şimdiye kadar sahip olunan en çok yönlü beceriklilik bile bir kişiyi kutsal olmayan bir edebi, ticari ya da politik rekabet gibi kutsal olmayan bir yönden dönüş yapmaya muktedir kılamaz. Tanrısal varlığın bulunduğu kutsal yerin girilmesini sağlayamaz; bu tür olayların etkisi aracılığı ile sönükleşmiş bir göz de asla uyum gösteremez; bir kahin gözünün titizliği ile “kutsal olan ve kutsal olmayan ile murdar ve temiz olan” arasındaki farkı ayırt etmesi imkansız olur. Hayır, sevgili okuyucum, Tanrının kahinleri kendilerini “şaraptan ve herhangi bir içkiden” uzak tutmalıdırlar. O zaman kutsal ayrılma ve soyutlaşma yolu onlara ait olur. Yersel üzüntünün etkisi kadar yersel sevincin de üzerine yükselmeleri gerekir. Eğer güçlü şarap ile bir ilişkileri olması gerekecek ise, o zaman bunu yalnızca kutsal yerde Rabbe çok az miktarda bir içki sunusu olarak sunabilirler. (Çölde Sayım 28:7) Başka bir deyiş ile, Tanrının kahinlerinin sevinci, yeryüzünün sevinci değil, cennetin sevincidir, kutsal yerde duydukları sevinçtir.

Keşke bu kutsal konu üzerinde tarafımızdan daha derin bir şekilde düşünülebilse idi! Buna çok ihtiyaç duyduğumuz kesindir. Eğer kahinsel sorumluluklarımız yerine getirilecek ise, tam olarak getirilmelidir. İsrail’in ordugahı üzerinde düşündüğümüz zaman, gözlemleyeceğimiz üç daire vardır ve bu dairelerin en içeride olanın merkezi kutsal yerin içindedir. Önce savaşabilecek adamların bulunduğu daire mevcut idi (Çölde Sayım 1,2). Sonra tapınağın çevresinde yer alan Levililer (Çölde Sayım 3,4) Ve son olarak, kutsal yerde hizmet veren kahinlerin bulunduğu en iç daire. Şimdi, hatırlanması gereken, imanlının tüm bu dairelerin içinde hareket etmeye çağrılmış olmasıdır. İmanlı, savaşan biri olarak çatışmaya girer (Efesliler 6:11-17); 1.Timoteos 1:18; 1.Timoteos 6:12; 2.Timoteos 4:7) Kahin, bir Levili olarak kardeşlerinin ortasında, kendi ölçüsü ve alanı ile uyumlu olarak hizmet eder. (Matta 24:14,15; Luka 19:12,13) Son olarak, bir kahin olarak kutsal yerde kurban sunar ve tapınır. (İbraniler 13:15,16; 1.Petrus 2:5,9) son olarak söz edilen bunlar sonsuza kadar kalıcıdırlar ve ayrıca tüm diğer ilişki ve sorumlulukların adil olarak yerine getirilmesi için o kutsal daire içinde doğru bir şekilde hareket etmek için muktedir kılındık. Bu yüzden, kahinliğe özgü işlevlerimize engel olan her şey- içinde hareket etmemizin bizim için ayrıcalık olduğu o en içerdeki dairenin merkezinden bizi dışarı çeken her şey – kısaca, kahinlik ilişkimizi baltalamaya eğilimli ya da kahinlik görüşümüzü sönükleştiren her şey bizi çağrıldığımız hizmetten ve savaştan uzak tutacağı için kaçınmamız gereken şeylerdir.

Bu konular önemli gözlem ve düşünceleri hak ederler. Bu nedenle üzerlerinde duralım. Yüreğin doğru, vicdanın saf ve bakışın tek, ruhsal vizyonun ise parlak olarak korunması gerekir. Canın kutsal yerdeki işine sadık ve gayretli olarak bağlı kalınmalıdır, aksi takdirde hepimiz hata yaparız. Tanrı ile özel paylaşımın sürdürülmesi gerekir, aksi takdirde hizmetkarlar olarak meyve veremeyiz ve savaş insanı olarak yeniliriz. Hizmet olarak adlandırdığımız işte acele ile hareket etmek ve oraya buraya koşuşturmak ya da imanlı zırhı ve imanlı savaşı hakkında yavan ve cansız sözlere kapılmak bize asla yarar sağlamaz. Eğer kahinlik giysilerimizi lekesiz olarak muhafaza edemiyor isek ve benliği heyecanlandıracak şeylerden özgür tutamıyor isek, başarısız olup kırılacağımız kesindir. Kahinin yüreğini tüm gayreti ile koruması gerekir, aksi takdirde Levili başarısızlığa uğrayacak ve savaşçı yenilecektir.

Yine tekrar edeyim: herkese düşen iş “şarap ve güçlü içki” konusunda bunun ne olduğuna dair tam olarak uyanık kalmaktır. Heyecan üreten, ruhsal algıyı körleten ya da kahinsel vizyonu sönükleştiren işlere dair ayık olmak gerekir. Bir müzayede satışı çarşısı, bir sığır gösterisi ya da bir gazete olabilir, yalnızca önemsiz bir şey olabilir; ancak ne olur ise olsun heyecan eğilimi üretiyor ise, bizi kahinlik hizmetinden diskalifiye edecektir. Ve eğer kahinler olarak diskalifiye edilir isek, her alanda ve her bölümde başarımız her zaman bir tapınma ruhu beslememize bağlıdır.

O zaman bir öz yargı ruhu uygulayalım- alışkanlıklarımız, yollarımız ve beraberliklerimiz üzerinde uyanık bir ruha sahip olmalıyız ve lütuf aracılığı ile kutsal yerdeki yüce uygulamalar konusunda çok az derecede bile olsa bizi uygunsuz kılabilecek eğilimlerin farkına vardığımız zaman, bedeli ne olur ise olsun onları kendimizden uzak tutalım. Bir alışkanlığın köleleri olarak kendimize acı çektirmeyelim. Tanrı ile paylaşım yüreklerimizin her şeyden çok istediği şey olmalıdır ve bu paylaşımı değerlendirir iken, bizden bu paylaşımı çalabilecek olan herhangi bir şeye – heyecan yaratacak, gururu kabartacak ya da kararsızlığa düşürtecek –  karşı uyanık duralım ve dua edelim. 3

“Musa Harun’a ve sağ kalan oğulları Elazar ve İtamar’a şöyle dedi, ‘Rab için yakılan sunulardan artan tahıl sunusunu alın ve mayasız ekmek yapıp sunağın yanında yiyin. Çünkü çok kutsaldır. Onu kutsal bir yerde yemelisiniz. Çünkü Rab için yakılan sunulardan senin ve oğullarının payıdır bu. Bana böyle bir buyruk verildi.” (Levililer 10: 12,13)

İnsan başarısızlığı ortaya çıktığı zaman, tanrısal standardın korunmasında başarısızlığa daha eğilimli olduğumuz bir kaç şey vardır. Rab sandığa elini uzatıp onu tutan Uzza’ya öfkelenerek yere çaldığı ve Uzza öldüğü zaman, Davud kızdı ve korktu: “Tanrının sandığını nasıl yanıma getirsem?” diye düşündü (1.Tarihler 13:12) Tanrısal yargıya boyun eğmek oldukça zordur ve aynı zamanda tanrısal zemine sımsıkı tutunmak güçleşir. Ayartma standardı düşürmek, kibirli yükselişten aşağı inmek ve insan zemininde bulunmak içindir. Sadelik giysisine bürünmek, kendine güvensizlik ve aşağılık duygusu gibi şeylerden çok daha fazla tehlikeli olan bu kötülüğe karşı kendimizi her zaman özenle koruyalım. Olup bitenlere karşı koymayan Harun ve oğullarının kutsal yerdeki tahıl sunusunu yemeleri gerekiyor idi. Bunu, her şey mükemmel bir düzende ilerlemiş olduğu için değil, böyle yapmaları uygun olduğu ve kendilerine böyle yapmaları buyrulduğu için. Bir başarısızlık yaşanmış olmasına rağmen, yine de tapınaktaki yerleri devam ediyor idi. Ve orada bulunan kişiler tanrısal buyruğu temel alan belirli haklara sahipler idi. İnsan, binlerce kez başarısızlığa uğramasına rağmen, Rabbin sözü başarısızlığa uğrayamaz idi. Ve o yerden keyif alan tüm gerçek kahinler için Rabbin sözü belirli ayrıcalıkları garantilemiş idi. Bir başarısızlık yaşandığı için Tanrının kahinlerinin hiç bir şey yememeleri, kahinsel yiyecekten yoksun kalmaları mı gerekiyor idi? Nadav ve Avihu” “yabancı ateş” sundukları için geride kalanların açlıktan ölmelerine izin mi verilmeli idi? Böyle bir şey asla olmazdı. Tanrı sadıktır ve O’nun bereketli huzurunda hiç kimsenin aç kalmasına asla izin veremez idi. Kaybolan oğul evi terk edip uzaklara gidebilir idi, müsriflik edebilir ve yoksulluğa düşebilir idi, ama “Babasının evinde her zaman yeterince ve fazlası ile yiyecek vardı.”

“Sallamalık döş ile bağış olarak sunulan budu ise oğulların ve kızların ile temiz bir yerde yemelisin. Çünkü bunlar İsrail halkının sunduğu esenlik kurbanlarından senin ve çocuklarının payı olarak ayrıldı. Bağış olarak sunulan sallamalık döş ile budu yakılacak sunu yağları ile birlikte getirip Rabbin önünde sallamalık sunu olarak sunacaklar. Rabbin buyruğu uyarınca bunlar sonsuza dek senin ve çocuklarının payı olacak.” (14 ve 15. Ayetler) Bu ayette belirtilen sahip olduğumuz güç ve denge ne kadar müthiş! Kahin ailesinin tüm üyeleri yalnız oğulları değil, kızları da enerji ya da kapasite ölçüleri ne olur ise olsun, göğüsten ve omuzdan beslenmeleri gerekir; gerçek esenlik Sunusunun sevgisi ve gücü. Ölümden dirildi ve Tanrının önünde dirilişte sunuldu. Bu değerli ayrıcalık kahinlere aittir; Rabbin, yerine getirmelerini sonsuza kadar buyurduğu bir emirdir. Bu ifade, yaşanan her durumu “emin ve kesin” hale getirir. İnsanlar başarısız olabilir ve hata yapabilirler; yabancı ateş sunulabilir, ama Tanrının kahin ailesi tanrısal sevginin sağladığı ve tanrısal sadakatin güvence altına aldığı zengin ve lütufkar bir paydan asla yoksun kalmamalıdır.

Ancak yine de, Harun’un ailesinin hem oğulları hem de kızları olarak tüm üyelerine ait olan bu ayrıcalıklar arasında ayırt etmemiz gereken durumlar vardır. Ve bunların arasında ancak ailenin erkeği tarafından zevk alınan paylar da mevcuttur. Bu düşünceye sunular ile ilgili notlarda zaten önceden de işaret edilmiştir. Tüm imanlıların ortak payı olan belirli bereketler de vardır ve yalnızca böyle olduğu için bu bereketler ruhsallığın ve onları kahinsel enerji ile kavramak ve zevk almak için daha yüksek bir ölçüsünü talep ederler. Şimdi durum, boş olmaktan daha kötüdür, evet, gerçekten buna sahip olmadığımız zaman, bu yüksek ölçüden zevk almak için yola çıkmak Tanrıya karşı saygısızlıktır. Tanrı tarafından verilen ve asla geri alınamayacak olan ayrıcalıklara tutunmak başka, asla elde etmemiş olduğumuz ruhsal kapasitenin var olduğunu sanmak başka bir şeydir. Hiç kuşku yok ki, kahinlik paylaşımının en yüksek ölçüsünü, kahinlik ayrıcalığının en yüce düzeni olan bu ayrıcalığı istemek iyidir. Ama sonra, bir şeyi arzulamak ve ona sahip olduğunu var saymak birbirlerinden çok farklıdırlar.

Bu düşünce, bölümümüzün son paragrafına ışık tutacaktır. “Musa günah sunusu olarak sunulacak tekeyi soruşturdu, yakılmış olduğunu öğrenince, Harun’un sağ kalan oğulları Elazar ile İtamar’a çok öfkelendi, “Neden günah sunusunu kutsal bir yerde yemediniz diye sordu, ‘O çok kutsaldır. Topluluğun suçunu üstlenmesi ve günahlarını bağışlatmanız için Rab onu size vermiş idi. Tekenin kanı kutsal çadıra getirilmemiş. Buyurduğum gibi tekeyi kesinlikle kutsal yerde yemeniz gerekir idi.’ Harun, ‘Halk bu gün Rabbe günah sunusu ve yakmalık sunu sundu’ diye yanıtladı. ‘Benim başıma ise bunlar geldi. Günah sunusunu bu gün yemiş olsa idim, Rab bundan hoşnut olur muydu?’ Musa yanıtı uygun buldu.” (Levililer 10: 16-20)

Harun’un “kızlarına” “günah sunusunu” yemeleri için izin verilmedi. Bu yüce ayrıcalık yalnızca “oğullara” ait idi ve kahinlik hizmetinin en yüksek biçimlerinden biri idi. Günah sunusunu yemek, kurbanı sunan kişi ile tam bir özdeşleşmenin ifadesi idi. Ve “Harun’un oğullarında” örneğini bulan bir kahinlik kapasitesini ve enerjisini talep ediyor idi. Ama yine de önümüzdeki örnekte Harun’un ve oğullarının bu yüce ve kutsal yere yükselmek için gerekli koşulda bulunmadıkları aşikar idi. Bu koşulda olmaları gerekiyor idi, ama bu koşulda değillerdi. Harun, “Benim başıma ise bunlar geldi” dedi. Bu durum nedeni ile hiç kuşkusuz kederlenmek gerekir idi, ama buna rağmen, Musa bu yanıtı duyduğu zaman, onu uygun buldu. Hiç bir temeli olmayan ruhsal güç ile ilgili iddialar ortaya koymaktansa başarısızlıklarımız ve hatalarımız konusunda itirafta bulunarak gerçekçi olmak çok daha iyidir.

Bu yüzden Levililer kitabının 10. Bölümü pozitif günah ile başlar ve negatif başarısızlık ile sona erer. Nadav ve Avihu “yabancı ateş” sundular. Ve Elazar ile İtamar günah sunusunu yemek için muktedir olmadılar. Nadav ve Avihu tanrısal yargıya uğradılar, Elazar ve İltamar tanrısal tahammül ve sabır gördüler. “Yabancı ateş” için asla izin olamaz idi. Tanrının bu konudaki buyruğu kesin idi. Net ve açık bir buyruğu kasten reddetmek ile tanrısal bir ayrıcalığın yüceliğini yükseltmek konusunda muktedir olmamak arasında büyük bir fark vardır. İlki, Tanrıya karşı yapılan aşikar bir saygısızlıktır; diğeri ise kişinin kendi bereketini ceza olarak kaybetmesidir. Ne birinin ne de diğerinin olmaması gerekir, ama izlendiği takdirde her ikisi arasındaki fark kolayca bulunur.

Rab sınırsız lütfu aracılığı ile bizi kutsal Varlığının gizli yerinde, sevgisinde ve Gerçeği ile besleyerek tutsun ve muhafaza etsin. Böylelikle “yabancı ateş” ve güçlü içki”den korunmuş olacağız – ayrıca her tür sahte tapınmadan ve her türlü şekli ile bedensel heyecandan uzak kalabileceğiz. Bundan dolayı kahinlik hizmetinin her bölümünde düzgün bir şekilde davranmak için muktedir olacak ve kahinlik konumumuzun tüm ayrıcalıklarından keyif almamız mümkün olacaktır. Bir imanlının paydaşlığı duyarlı bir bitkiye benzer; kötü bir dünyanın kaba etkileri tarafından kolayca yara alır; göğün havasının yaşam veren eylemi altında genişleyecektir. Ama kendisini zaman ve duyunun serinletici soluğuna karşı sımsıkı kapatması gerekir. Tüm bu konuları aklımızda tutalım ve her zaman tanrısal huzurun kutsal çevresi içine yakın bir şekilde tutmayı arzu edelim. Oradaki her şey saf, güvenilir ve mutluluk vericidir.

Tanrı ile sonsuza kadar kapanarak
Keder ve günah dünyasından uzak kalalım.


1. Herhangi bir okuyucunun Nadav ve Avihu’nun canları hakkında bir zorluk düşüncesi ile sıkıntı çekmesinler diye, böyle bir sorunun hiç bir zaman sorulmamasını öneririm. Nadav ve Avihu’nunki gibi bu tür durumlarda, örneğin, Levililer 10. Bölümde; Korah ve kendisine eşlik edenler; Çölde Sayım 16. Bölüm; tüm topluluk, Çölde Sayım 14. Bölüm ve İbraniler 3. Bölüm; ahan ve ailesi, Yeşu 7. Bölüm; Hananya ve Safira, elçilerin İşleri 5. Bölüm; Rabbin sofrasındaki hataları nedeni ile yargılananlar, 1.Korintliler 11. Bölüm. Buna benzer durumların hepsinde can kurtuluşu ile ilgili soru asla sorulmaz. Tüm bu olaylarda görmemiz gereken yalnızca Tanrının, halkının ortasında uyguladığı yönetimde Tanrının ciddi eylemleridir. Bu düşünce, zihni tüm zorluklardan özgür kılar. Yehova, eskiden beri Keruvilerin arasında halkını her konuda yargılamak için durdu ve Kutsal Ruh Tanrı şimdi kilisede O’nun huzurunun mükemmelliği ile uyumlu olmak için düzenlemek ve yönetmek için konut kurdu. Kutsal ruh öylesine gerçek ve kişisel olarak mevcut idi ki, Hananya ve Safira O’na yalan söyleyebildiler ve O onlar üzerinde yargı infaz edebildi. Nadav ve Avihu ya da Ahan ya da bir diğer kişide yöneten Kutsal Ruh’un eylemlerini kesin ve ani bir şekilde görebiliyoruz.

Bu durum, bağlılık gösterilmesi gereken büyük bir gerçektir. Tanrı yalnızca halkının yanında değildir, aynı zamanda halkı ile birliktedir ve onların içindedir. Büyük küçük önemli önemsiz her konuda Kutsal Ruh’un hesaba katılması gerekir; Kutsal Ruh avutmak ve yardım etmek için hazırdır. Aynı şekilde azarlamak ve yargılamak için de hazırdır. Kutsal Ruh her saatin ihtiyacı için mevcuttur ve O yeterlidir. İman Kutsal Ruh’u hesaba katsın. “Nerede iki ya da üç kişi benim adım ile toplanır ise, ben de orada, aralarındayım.” (Matta 18:20) Ve şurası kesin ki O’nun var olduğu yerde O’ndan başka bir şey istemeyiz.

2. Bazı kişiler bu konu ile ilgili olarak Nadav ve Avihu’nun “yabancı ateşi” sundukları zaman, güçlü bir içkinin etkisi altında olduklarını düşünmüşlerdir. Ancak bu böyle bile olsa, ruhsal kahinler olarak bizim davranışımız konusunda böyle çok değerli bir ilkenin varlığı için minnettar olmamız gerekir. Güçlü bir içkinin fiziksel insan üzerinde ürettiklerini göz önünde tutarak ruhsal insan üzerinde aynı etkiyi üretebilecek olan her şeyden uzak durmamız gerekir. Şarap ya da güçlü içki kullanımı konusunda imanlının kendisini “kıskanması” gerektiğini belirtmeye gerek dahi yoktur. Bildiğimiz gibi, Timoteos bir elçiden sağlığı için biraz şarap içmesi konusunda öğüt almıştır (1.Timoteos 5:23) Timoteos’un bilinen öz inkarı ile Kutsal Ruhun elçi aracılığı ile görünen düşünceli sevgisine dair bir kanıt. İmanlıların güçlü bir içkiyi bir ilaçtan öte kullanmalarının bir başkasının ahlak duygusuna zarar verdiğini itiraf etmem gerekir. Ben şimdiye kadar ruhsal bir kişinin böyle bir davranışta bulunduğunu hiç görmediğimi söyleyebilirim. Bir imanlının alışkanlık ne olur ise olsun onun kölesi olduğunu görmek insanı dehşete düşürür. Böyle bir durum, imanlının bedenine boyun eğdirmeye devam etmediğini ve büyük bir reddedilme tehlikesi altında olduğunu kanıtlar. (1.Korintliler 9:27)

3. Bazı kişiler belki Levililer 10:9 ayetinde yer alan uyarının doğal zihni heyecanlandırmaya eğilimli bu konularda arada bir gösterilebilir hoşgörüye bir teminat ima ettiğini düşünebilirler. “Toplanma çadırına gittiğiniz zaman, şarap ya da güçlü içki içmeyin.” Buna vereceğimiz yanıt şudur: kutsal yer imanlının arada bir ziyaret etmek için bulunduğu bir yer değildir, imanlı orada hizmet etmek ve tapınmak için her zaman bulunur. İmanlının orada “yaşaması ve varlığını sürdürmesi gerekir. Tanrının huzurunda ne kadar çok yaşar isek, O’nun huzurundan çıkmaya o kadar az tahammülümüz olur. Ve orada bulunmanın derin sevincini tatmış hiç kimse buna engel olacak bir şeyi kolayca hoş göremez. Ruhsal bir zihnin hükmüne göre, Tanrı ile paydaşlığın bir saatine eşit olan bir obje yeryüzünde mevcut değildir.