Levililer 11

Levililer kitabı “kahinin rehber kitabı” olarak ifade edilebilir. Kitabın karakteri tamamen bunu yansıtır. Tanrıya kahinsel yakınlığın keyfini alarak yaşama konusunda gerekli olan tüm ilkeleri içerir. Eğer İsrail, Tanrının onları Mısır’dan çıkartırken gösterdiği lütfa uyumlu olarak devam etmiş olsa idi, o zaman Tanrı için “bir kahinler krallığı ve kutsal ulus” olacaklar idi. (Mısır’dan Çıkış 19:6) ama her şeye rağmen onlar lütuf ile devam etme konusunda başarısız oldular. Kendilerini mesafeli bir konum içine koydular. Yasa altına girdiler ve yasayı yerine getirme konusunda başarısız oldular. Bu yüzden, Yehova’nın belirli bir soyu ele alması ve bu soydan belirli bir aile ve bu aileden belirli bir adam ortaya çıkartması gerekti. Ve Tanrıya kahinler olarak yaklaşma gibi yüce bir ayrıcalık ona ve ev halkına ihsan edildi.

Şimdi, böyle bir konumun ayrıcalıklarının yoğun olduğunu belirtmemiz gerekir, ancak bu konumun aynı zamanda ağır sorumlulukları da vardı; ayırt etme becerisine sahip bir zihin uygulaması için her zaman talep olacak idi. “Kahinin dudakları bilgiyi korumalı ve insanlar onun ağzından öğüt aramalı. Çünkü o, Her Şeye Egemen Rabbin ulağıdır.” (Malaki 2:7) Kahin, topluluğun yalnızca Rabbin önündeki yargısını üstlenmek sorumluluğuna değil, aynı zamanda Rabbin topluluğa olan buyruklarını duyurma sorumluluğuna da sahip idi. Kahin, Yehova ve topluluk arasındaki iletişimin aracısı olmaya her zaman hazır olmalı idi. Tanrının düşüncesini yalnızca kendisi için bilmesi değil, ama aynı zamanda bu düşünceyi halka yorumlamayı da bilmeli idi. Tüm bunlar, sürekli izleme, sürekli bekleme, esin sayfası üzerinde sürekli düşünme gibi eylemler talep eder, öyle ki, kişi İsrail’in Tanrısının tüm emirlerini, yargılarını, yasalarını, buyruklarını ve talimatlarını canının derinliklerine kadar içebilsin ve “yapılması gereken bu şeyler” ile ilgili olarak topluluğu eğitmek için muktedir olabilsin.

Burada keyfi oyunlar oynamak, hayal gücünü çalıştırmak, insanın makul sonuçlar üretmesi ya da insani çarelerin kurnaz hileleri için yer yoktur. Her şey, “Rab böyle söyledi” ifadesinin tanrısal kararı ve emreden yetkisi ile kararlaştırılır. Kurbanların, törenlerin ve kutlamaların ayrıntıları anlık olarak tanrısal düzenle yapılmalıdır; insanın beyninden kaynaklanacak hiç bir şeye yer yoktur. İnsanın ne tür bir kurban sunacağına karar vermesine dahi izin verilmemiştir. Kurbanın nasıl sunulacağı konusunda da yetki verilmemiştir. Her şey ile ilgilenen Yehova’dır. Ne topluluk ne de kahin Musa ile ilgili ekonomide herhangi bir yetkiye sahip değildir; Rabbin Sözü her şeyi belirler. İnsanın yapması  gereken tek şey itaat etmektir.

İtaatkar bir yürek için söz ile anlatılamaz merhametten daha önemli bir şey yoktur. Tanrının Sözünü sahiplenmek gibi bir ayrıcalığa izin verilmesi mümkün değildir. Bir kişinin imanı ve verdiği hizmet gün be gün kesin bir rehberliğin tüm ayrıntılarına göre olmalıdır. İhtiyacımız olan tek şey kırılmış bir irade, alçaltılmış bir zihin ve tek bir bakış açısıdır. Tanrısal rehberlik kitabı arzu edebileceğimiz her şey ile doludur. Daha fazlasını istemeyiz. Sağlayışın bir an için bile insan bilgeliğine bırakıldığını düşünmek, kutsal yazılar için kötü bir hakaret olarak düşünülmelidir. Levililer kitabını okuyan biri Tanrının Kendisine hizmet edilmesi ve tapınılması ile ilgili her nokta üzerinde halkını anlık yönlendirmeler ile nasıl olağanüstü bir şekilde donattığını görecek ve bundan kesinlikle etkilenecektir. Bu kitabı gelişigüzel bir şekilde okuyan bir kişi bile bu kitaptan etkilenecek ve ilginç dersler alacaktır.

Ve gerçekten de, eğer bu dersin iman ikrarında bulunan kilise tarafından öğrenilmesi gereken bir zaman var ise, o zaman şimdidir. Kutsal Ruh’un tanrısal yeterliliği konusunda her açıdan sorgulama başlar. Bazı durumlarda bu davranış açıkça ve kasti olarak yapılır. Diğer durumlarda ise davranış daha az nettir, imalıdır, üstü kapalıdır, kast edilir ve daha az ifade edilir. İmanlı gemiciye tanrısal haritanın yolculuğunun tüm ayrıntıları açısından yeterli olmadığı ya doğrudan ya da dolaylı olarak söylenir – bu harita yapıldıktan sonra yaşam okyanusunda öylesine değişimler olmuştur ki, pek çok durumda bu harita modern gemiciliğin amaçları ile ilgili olarak tamamen kusurludur. İmanlı gemiciye, okyanusun akıntılarının, gelgitlerinin, kıyılarının, kumsallarının ve sahil şeritlerinin şimdi yüzlerce yıl öncesinden çok farklı olduğu ve bunun ortaya çıkardığı bir sonuç olarak eski haritadaki hataların düzeltilmesi için modern denizciliğin sağladığı yardımlara başvurması gerekir ve işin doğal gidişine göre, o haritanın yapıldığı zaman için mükemmel olduğunu kabul etmek doğru olur.

Şimdi tüm içtenliğim ile arzu ettiğim şudur;  imanlı okuyucu Kutsal Ruhun kalemi aracılığı ile Babanın kucağından taze bir şekilde çıkan her satırın esin ile yazılmış değerli bir cilt olduğunu net ve kararlı bir şekilde anlaması ve Kutsal Ruhu kederlendirerek saygısızlık göstermemesi gerektiğidir. Arzu ettiğim, okuyucunun bu konu ile yüz yüze gelmesidir, konu önüne ya küstahça ve hakaret dolu bir ifade ile ya da öğrenilmiş ve makul bir sonuç ile gelecektir. Konu hangi giysiye bürünmüş olursa olsun, kaynağı Mesih’in düşmanı, Kutsal Kitap’ın düşmanı ve canın düşmanıdır. Eğer Tanrının Sözü gerçekten yeterli değil ise, o zaman biz neredeyiz? Ya da nereye başvurmalıyız? Eğer Babamızın kitabında kusur var ise, o zaman yardım için kime gideceğiz? Tanrı bize Kitabındaki “Kutsal Yazılar sayesinde her iyi iş için donatılmış olarak yetkin olacağımızı” söyler. (2.Timoteos 3:17) İnsan ise, ‘hayır’ diyor; her şeye rağmen bilmemiz gereken konularda Kutsal Kitap’ın sessiz kaldığı pek çok şey vardır. Kime inanmam gerekiyor? Tanrıya mı insana mı? Kutsal Yazıların tanrısal yetersizliğini sorgulayan birine vereceğimiz yanıt yalnızca şu olacaktır: “Ya siz bir “Tanrı adamı” değilsiniz, ya da istediğiniz teminat “iyi bir iş” değildir.” Bu konu basittir. Gözlerini 2.Timoteos 3:17 ayetine dikmiş birinin farklı düşünmesi mümkün olamaz.

Ah! Tanrı Sözünün doluluğu, görkemi ve yetkisi ile ilgili daha derin bir duyguya sahip olabilse idik! Bu konuda güçlendirilmeye çok ihtiyacımız var. Tanrısal sözün üstün yetkisi hakkında öylesine derin, cesur, canlı, etkili ve kalıcı duygusunun ve Tanrı sözünün her çağ, her iklim, her konum ve her bölüm için mutlak bütünlüğünü hissetmeye ne kadar çok ihtiyacımız var – kişisel, sosyal, dini – bu pahası ölçülemez hazinenin değerinden bizi mahrum bırakmak isteyen düşmanın her girişimine karşı güçlü olmamız sağlansın; yüreklerimiz Mezmur yazarının şu sözlerinin ruhuna çok yakın olsun: “Sözlerinin temeli gerçektir, doğru hükümlerinin tümü sonsuza kadar sürecektir.” (Mezmur 119:160)

Düşüncenin önde giden zinciri, Levililer kitabının on birinci bölümünün dikkat ile okunması aracılığı ile uyandırılır. Burada Yehova’nın en harika ayrıntıları içeren bir şekilde hayvanların, kuşların, balıkların ve sürüngenlerin tanımını yaptığını ve halkını neyin murdar olduğunu neyin murdar olmadığını bilmeleri için çeşitli belirtiler aracılığı ile donattığını görürüz. Bu önemli bölümün son iki ayetinde bölümün tüm içeriğinin bir özetini buluruz: “Kirli olanı temizden, eti yeneni eti yenmeyenden ayırt edebilmeniz için hayvanlar, kuşlar, suda toplu halde yaşayan bütün canlılar ve kara hayvanları ile ilgili yasa budur.”

Kara hayvanlarının temiz sayılmaları için elzem olan iki özellik vardı; çatal ve yarık tırnaklı olup geviş getirecekler idi. “Karada yaşayan hayvanlardan şunların etini yiyebilirsiniz: çatal ve yarık tırnaklı, geviş getiren hayvanların tümü.” Törensel temizliğin oluşması için bu iki özellikten biri eksik olduğu takdirde temizlik yetersiz olur idi. Her ikisi bir arada olmalı idiler. Bu iki özellik bir hayvanın temizliği ya da murdarlığı konusunda bir İsrailliye rehberlik edecek kadar yeterli idiler; bu özelliklerin neden verildiği ya da ne anlama geldikleri konusunda herhangi bir referans verilmemesine rağmen, imanlıya yine de bu törensel eylemlerin içine sarılı olan ruhsal gerçeği araştırması için izin verilmiştir.

O zaman temiz bir hayvanda bulunan bu iki özellik ile ilgili öğrenmemiz gereken nedir? Geviş getirme, yenen bir şeyi “içsel olarak hazmetmenin” doğal sürecini ifade eder. Çatal ve yarık tırnak özelliği ise, kişinin dışsal yürüyüş karakterini ortaya koyar. Bildiğimiz gibi, imanlı yaşamında her ikisi arasında yakın bir bağlantı mevcuttur. Tanrı sözünün yeşil otlaklarında beslenen ve yediğini içsel olarak sindiren kişi – dua ederek inceleme yapmak ile sessiz derin düşünmeyi birleştirmek için muktedir kılınır; böyle bir kişi hiç kuşkusuz dışsal yürüyüşünün karakterinde alışkanlıklarımızı biçimlendirmek ve yollarımızı yönlendirmek için lütfederek bize verilen Tanrı sözü için Tanrıya övgüler sunacaktır.

Kutsal Kitap’ı okuyan pek çok kişinin sözü hazmetmiyor olması korkulacak bir durumdur. Her iki şey birbirinden tamamen farklıdır. Bir insan pek çok bölümü, pek çok kitabı peş peşe okuyabilir ve buna rağmen tek bir satır bile hazmedemeyebilir. Kutsal Kitap’ı sıkıcı ve yararsız bir rutinin bir parçası gibi okuyabiliriz; ama geviş getirme güçlerinin – sindirim organları – eksikliği nedeni ile okuduklarımızın yararından mahrum kalırız. Bu konunun özenle incelenmesi gerekir. Çayırda otlayan hayvan bize güzel bir ders verebilir. Hayvanlar önce taze çimenleri yemek için gayretle toplanırlar ve sonra geviş getirmek için sakin bir şekilde yere yatarlar. Esin ile yazılmış bir bölümün değerli içeriğinden beslenen ve bu içeriği içsel olarak sindiren bir imanlı ile ilgili çarpıcı ve güzel bir örnek. Aramızda böyle kişilerin sayısı keşke daha çok olsa idi! Söz’ü canlarımız için gerekli olan çimen olarak benimsemeye gayret eder isek, daha sağlıklı bir durumda olacağımız kesindir. Kutsal Kitap’ı soğuk bir görev olarak, ölü bir şekilde, dindar rutinin bir parçası olarak okumayalım ve bu konuda uyanık olalım.

Söz’ün kişiler önünde açıklanması ile ilgili olarak da aynı tedbirli davranış gerekir. Kutsal Yazıları çevrelerindekilere açıklayan kişilerin Kutsal Yazıları önce kendilerinin beslenmesi ve hazmetmesi gerekir. İmanlılar Kutsal Yazıları önce okusunlar ve beslensinler, sonra geviş getirsinler, yani okuduklarının üzerinde düşünsünler, bunu yalnızca diğer kişiler için değil, öncelikle kendileri için yapsınlar. Kendisi açlıktan ölmek üzere olan bir insanın sürekli diğer kişiler için yiyecek sağlamak için meşgul olması, iyi değildir; yarar sağlamaz. Sonra, Tanrı sözünü diğer kişilere duyurmak için atanmış olan kişiler bunu yalnızca dindar bir alışkanlık olarak mekanik bir şekilde yapmamaya dikkat etmeliler; işittiklerini “okumak, belirtmek, öğrenmek ve içsel olarak sindirmek” için gayretli bir arzu duymalılar. O zaman hem öğretmenler hem de öğretilenler iyi durumda olurlar, ruhsal yaşam gelişir ve desteklenir ve dışsal yürüyüşün gerçek karakteri göz ile görülür.

Ama geviş getirmenin çatal ve yarık tırnak özelliğinden asla ayrılmaması gerekir. Eğer bir kişi kahinin rehber kitabını biraz olsun tanıyor ise – tanrısal törende uygulanmamış olan – bir hayvanın geviş getirdiğini gördüğü zaman, hemen o hayvanın temiz olduğunu ilan edebilir; ciddi bir hata yapmıştır. Tanrısal yön ile ilgili referansa daha özenli bir şekilde bakılır ise, hemen hayvanın yürüyüşünü görmek gerekir- her hareket aracılığı ile bırakılan izlenime dikkat etmek gerekir; çatal ve yarık tırnağın sonucuna bakmak lazımdır. “Ancak geviş getiren ve çatal tırnaklı olan hayvanlardan etini yememeniz gerekenler şunlardır: deve geviş getirir, ama çatal tırnaklı değildir. Sizin için kirli sayılır. Kaya tavşanı geviş getirir, ama çatal tırnaklı değildir. Sizin için kirli sayılır. Tavşan geviş getirir ama çatal tırnaklı değildir. Sizin için kirli sayılır.” (Levililer 11:4-6)

Aynı şekilde çatal tırnaklı olmayan bir hayvan eğer aynı zamanda geviş getiriyor ise yeterli değil idi. “Domuz, çatal ve yarık tırnaklıdır, ama geviş getirmez. Sizin için kirlidir.”  (ayet 7) O zaman özetle şunu söyleyebiliriz: her hayvan için bu iki şeyin bir arada olması şarttır, aksi takdirde hayvan kirli sayılır. Bu konuyu ruhsal bakış açısından uygulayacak olur isek, hiçbir öneme sahip olmayacaktır. İçsel yaşamın ve dışsal yürüyüşün birlikte gitmeleri gerekir. Bir imanlı, ağzı ile sevgi ikrar edebilir ve ondan beslenebilir – canın otlağı olan Tanrı sözü üzerinde inceleme yapmak ve geviş getirmek için; ama eğer imanlının yaşam yürüyüşündeki ayak izleri Söz’ün talep ettiği şekilde değil ise, imanlı temiz değildir. Ve öte yandan başka bir imanlı Ferisilere özgü bir suçsuzluk ile yürüyor gibi görünebilir; ama eğer yürüyüşü saklı bir yaşamın sonucu değil ise, o zaman değersiz olmaktan daha kötüdür. İçinde Tanrı Sözünün zengin otlağından beslenen ve bunu sindiren tanrısal ilkenin bulunması gerekir, aksi takdirde adımlarının bıraktığı izlenim boş olacaktır. Her birinin değeri öbürü ile olan ayrılamaz bağlantısına dayanır.

Yuhanna’nın birinci mektubunda yer alan ciddi bir bölüm bize bu konuyu etkili bir şekilde hatırlatır. Elçi bu mektubunda Tanrıdan olduklarını bilmemiz için bizi bu iki özellik ile donatır. “Doğru olanı yapmayan ve kardeşini sevmeyen kişi Tanrıdan değildir. İşte Tanrının çocukları ile iblisin çocukları böyle ayırt edilir.” (1.Yuhanna 3:10) Burada tüm gerçek imanlıların sahip oldukları sonsuz yaşamın iki temel özelliği, yani doğruluk ve sevgiden söz edilir. İçsel ve dışsal özellikler; her ikisinin birleşmesi gereklidir. İmanlı olduklarını ikrar eden bazı kişiler yalnızca sevgiden söz ederler ve bazıları ise yalnızca doğruluktan söz ederler. Biri diğeri olmadan asla tanrısal bir şekilde var olamaz. Eğer sevgi uygulamalı doğruluk ile birlikte değil ise, gerçekte yalnızca rahat ve yumuşak bir zihin alışkanlığından öteye gidemez; her türlü hata ve kötülüğü hoş görecektir. Ve eğer doğruluk sevgi olmadan var ise, kişisel ünün sefil temeli üzerine dayalı, kendine yeterli, katı, gururlu ve Ferisilere özgü bir davranış olmaktan öteye gidemez. Ancak tanrısal yaşamın enerjik olduğu yerde her zaman içten uygulamalı doğruluk ile birleşmiş olan içsel bir lütuf var olacaktır. İki unsur gerçek imanlı karakterinin oluşumu için elzemdir. Tanrıdan olan en zayıf bir gelişim ile ilgili olan bir şekilde kendini ifade eden unsurun sevgi olması gerekir ve aynı anda yoğun bir iğrençlik ile küçülen kutsallığın hepsi şeytandandır.

Şimdi Levililere özgü “suda yaşayan hayvanlar” ile ilgili öğretilen düşünceye geçiş yapalım.  Burada da yine aynı çifte özelliği görürüz. “Suda yaşayan hayvanlardan şunların etini yiyebilirsiniz: Denizde akarsularda yaşayan pullu ve yüzgeçli canlıların etini yiyebilirsiniz. Denizlerdeki ve akarsulardaki bütün pulsuz ve yüzgeçsiz canlılar  – suda toplu halde yaşayanlar ve ötekiler – sizin için iğrenç sayılır.” (Levililer 11:9,10) Bir balığın temiz sayılabilmesi için iki özellik gereklidir; pullu ve yüzgeçli olmaları; bunlar büyük olasılık ile yaratığın hareket etmesi gereken alan ve unsurun belirli uygunluğunu ortaya koyarlar.

Ama hiç kuşkusuz, söylenmek istenen bunun ötesindedir. İnanıyorum ki, ayırt etmek konusu bizim ayrıcalığımızdır; Tanrının sularda yaşayan bu yaratıklara doğal özellikler ihsan etmiş olmasının imanlı yaşamına ait olan belirli ruhsal özellikleri ifade etmesi içindir. Eğer bir balık sularda yüzmesini sağlayan bir yüzgece ihtiyaç duyuyor ise ve bu harekete direnebilmek için pullarının olması gerekiyor ise, aynı şekilde imanlının da bulunduğu çevrede ilerlemesini sağlayacak olan bir ruhsal kapasiteye ihtiyacı vardır ve aynı zamanda etkisine direnmeli, nüfuz etmesine engel olmalı ve onu uzak tutmalıdır. Bunlar değerli özelliklerdir. Yüzgeç ve pul, imanlı için pratikte eğitim veren anlam taşırlar. Yüzgeç ve pul bize törensel bir giysi içinde özellikle ihtiyaç duyduğumuz iki şeyi, yani bizi çevreleyen unsur aracılığı ile öne ilerlemek için gerekli ruhsal enerjiyi ve bizi onun eyleminden koruyacak olan gücü bize gösterirler. Biri, diğeri olmadan geçerli olmaz. Eğer dünyanın etkisine karşı sağlam değil isek, dünyada devam etmek için gerekli olan bir kapasiteye sahip olmanın bir yararı yoktur. Ve her ne kadar biz dünyayı dışarıda tutuyor gibi görünebilsek bile, yine de eğer itici güce sahip değil isek, kusurluyuz demektir. Yüzgeçlerin pullar olmadan yapamadıkları gibi, pullar da yüzgeçler olamadan yapamazlar. Bir balığın törensel açıdan temiz kılınması için her ikisi de talep edilir. Ve bizlerin de uygun bir şekilde donanımlı olmamız için kötü bir dünyanın nüfuz eden etkisine karşı kapatılmayı talep ederiz ve aynı zamanda hızlı bir şekilde geçmemiz için bir kapasite ile donatılmamız gerekir.

Bir imanlının tüm davranışı ya da hareketi onun yeryüzünde bir yolcu ve yabancı olduğunu ilan etmek zorundadır. İmanlının hedefi yalnızca ve her zaman “ileri” olmalıdır. İmanlının bulunduğu yer ve koşulları ne olur ise olsun, gözleri bu perişan ve geçici dünyanın ötesindeki bir yuvaya dikilmiş olmalıdır. İmanlı ilerlemek için lütuf aracılığı ile ruhsal bir yetenek ile donatılmıştır. İmanlı yukarıdan yani gökten doğan ruhunun en gayretli isteklerini yerine getirmek için her konuya enerjik bir biçimde nüfuz etmelidir. Ve imanlı önünde uzanan yolu gayretli bir şekilde iter iken – “kendisi ile ilgili olanları göklere doğru zorlar” iken, her konuya enerjik bir biçimde nüfuz etmelidir. Ve içsel varlığını çevresindeki çitlerden korumalıdır ve tüm dışsal etkilere çok çabuk kapanabilmelidir.

Ah! Yukarı doğru eğilim gösteren ilerleme keşke çoğalsa! Canın kutsal sabitliğinin artması ve bu boş dünyadan emekli olmak mümkün olsa! Levililer Kitabının törensel gölgeleri arasında derin düşüncelerimiz için Rabbi bereketlemek amacı ile nedenimiz olacaktır; bu nedenle, burada böylesine sönük bir şekilde çizilmiş olan bizim için böylesine gerekli olan bu lütuflardan sonra onları her şeye rağmen daha yoğun bir şekilde istemeye yönlendiriliriz.

Bölümümüzün 13. Ayetinden 24.ayetine kadar kuşlar ile ilgili yasa yer alır. Et yiyerek beslenen tüm etoburlar murdardırlar. Her şeyi yiyebilen kişiler de murdardırlar. “Ama dört ayaklı ve kanatlı olup ayaklarını sıçramak için kullanan bazılarının etini yiyebilirsiniz. Şunları yiyeceksiniz: Bütün çekirge türleri, küçük çekirge, cırcır böceği, ağustos böceği. “ görüldüğü gibi, sonraki kategori ile ilgili olarak bazı istisnai durumlar mevcut idi; (21 ve 22. Ayetler) Ama genel kural, sabit ilke ve kesin buyruk olabildiğince farklı idi; “Dört ayaklı ve kanatlı böceklerin hepsi sizin için iğrençtir.” (ayet 20) Tüm bunlar bizi eğitmek açısından çok basit ifadelerdir. Et ile beslenen bu dört ayaklı ve kanatlı böcekler; herhangi bir şeyi ya da hiç bir şeyi yutamayan ve tüm sürüngen böceklerin İsrail’in tanrısı için kirli olmaları gerekiyor idi; çünkü İsrail’in Tanrısı böyle buyurmuş idi. Ruhsal düşünce de böyle bir buyruğun uygunluğunu ayırt etme konusunda herhangi bir güçlük yaşayamaz. Yukarıda belirtilen üç böcek sınıfının alışkanlıklarını izlemek ile kalmayız, ama aynı zamanda onlarda her gerçek imanlı tarafından dikkat ile korunması gereken doğadaki çarpıcı gösteriyi de görebiliriz. Böyle biri yersel doğa ile ilgili her şeyi terk etmeye çağrılır. Ayrıca, böyle biri önüne gelen her şeyden ayrımsız olarak beslenemez; “farklı olan şeyleri” denemesi gerekir. İşittiği her şeye kulak asması gerekir. Ayırt edebilen bir zihin, ruhsal bir yargı ve göksel bir tat deneyimi yaşaması gerekir. Son olarak, böceğin kanatlarını kullanan bir böcek olması gerekir. İman kanatları ile uçarak yükselmeli ve ait olduğu göksel alandaki yerini bulmalıdır. Kısaca, imanlı için hiç bir şey, alçaltıcı, ayrımsız ve murdar olmamalıdır.

Sürüngen hayvanlara gelince, genel kural şöyle idi: “Bütün küçük sürüngen kara hayvanları iğrençtir. Yenmeyecektir.” (ayet 41) Yehova’nın bu harika lütfu hakkında düşünmek ne kadar güzel! Yerde sürünen bir hayvandan söz etmeden geçebilir idi. Halkını en önemli ilişki konusunda bilgilendirmeden geçemez idi. Kahinin rehber kitabı her konudaki en basit talimatları bile içeriyor idi. Tanrı halkını murdar olan şeylere dokunduğu, onlardan tattığı ya da onlarla meşgul olduğu zaman karşılaşacakları murdar sonuçtan özgür kılıp onları bu şeylerden korumayı arzu etti. Onlar kendilerine ait değillerdi ve bu yüzden kendi istedikleri şekilde hareket etmemeleri gerekiyor idi. Onlar Yehova’ya aittiler ve O’nun adını taşıyorlar idi; O’nun ile özdeşmişler idi. Tanrının Sözünün her durumda onların düzenli olarak uyguladıkları standardı olması gerekiyor idi. Hayvanlar, kuşlar, balıklar ve yerde sürünen hayvanların törensel statüsünü Tanrının Sözünden öğreneceklerdi. Bu tür konular hakkında kendi düşünceleri ile düşünmemeleri, kendi mantıklarının gücünü uygulamamaları ya da kendi hayal güçleri tarafından yönetilmemeleri gerekiyor idi. Tek yönleri Tanrının Sözünün yönü olmalı idi. Diğer uluslar hoşlarına giden her şeyi yiyebilirler idi, ama İsrail yalnızca Yehova’nın hoşuna giden şeyleri yemek gibi yüce bir ayrıcalığın tadını çıkaracak idi.

Konu yalnızca murdar olanı yememek ile ilgili değil idi. Tanrı halkını, kıskanç bir şekilde kirli olana karşı korumak istiyor idi. Bu hayvanlara çıplak el ile dokunmak da yasak idi. (Bakınız 8, 24, 26-28, 31-41. Ayetler) İsrail’in Tanrısının bir üyesi için kirli olana dokunanın temiz kalması mümkün değil idi. Bu konu hem yasada hem de peygamberler kitabında etraflıca açıklanan bir ilkedir. “Her Şeye Egemen Rab diyor ki, ‘Kahinlere yasa ile ilgili şu soruyu sor: eğer biri giysisinin kıvrımları arasında kutsanmış et taşır ve o kıvrım ekmeğe, yemeğe, şaraba, zeytin yağına ya da başka bir yiyeceğe değer ise, o yiyecek kutsal olur mu?’ Kahinler, ‘Hayır, diye yanıtladılar. Hagay konuşmasını şöyle sürdürdü: ‘Rab, ölüye dokunduğu için kirli sayılan biri , bu yiyeceklerden birine dokunur ise, o yiyecek kirlenmiş olur mu?’ Kahinler, ‘Evet, kirlenmiş olur’ diye karşılık verdiler.” Yehova, halkının her konuda kutsal olmasını sağlayacak idi. Halkın, kirli olanı yememesi ve ona dokunmaması gerekiyor idi. “Bunların hiç biri ile kendinizi kirletmeyin, iğrenç duruma sokmayın, kirli duruma düşmeyin. Tanrınız Rab benim. Kendinizi bana adayın ve kutsal olun, çünkü Ben kutsalım.” (43-45. Ayetler)

Tanrı halkının kişisel kutsallığının – kirliliğin her davranışından tamamen uzak olmak – Tanrı ile olan ilişkisinden kaynaklandığını görmek iyidir. Bu ifade, “ben senden daha kutsalım” ilkesi ile hiç bir bağa sahip değildir. Olay yalnızca şundan ibarettir: “Tanrı kutsaldır” ve bu yüzden O’nun ile birleştirilmiş olan herkesin aynı şekilde kutsal olması gerekir. Halkının kutsal olması Tanrının gözünde her açıdan değerlidir. “Ey Rab, senin tanıklıkların mutlak şekilde kesindir; kutsallık senin evin olmuştur.” Yehova gibi Birinin evi kutsallıktan başka ne olabilir? Eğer bir kişi, eski dönemde yaşayan bir İsrailli’ye ‘ yol boyunca yerde sürünen o sürüngenden neden kaçıyorsun?’ diye sorsa idi, İsrailli şu karşılığı veriri idi: ‘Yehova kutsaldır ve ben O’na aitim. O, ‘Dokunma’ demiştir.” Bu nedenle, şimdi de eğer bir imanlı, bu dünyanın insanlarının katıldığı on binlerce şeyden neden uzak durduğu sorulduğu takdirde, vereceği yanıt çok basit olarak şu olacaktır: “Babam kutsaldır.” Bu yanıtta, kişisel kutsallığın gerçek temelini görürüz. Tanrısal karakter üzerinde ne kadar çok düşünür ve Tanrı ile olan ilişkimizin gücüne ne kadar çok dahil olur isek, Mesih’te Kutsal Ruh’un enerjisi aracılığı ile doğal olarak daha kutsal olmamız gerekir. İmanlının içinde bulunduğu kutsallık koşullarında hiç bir ilerleme olamaz, ama bu kutsallığın kavranmasında, deneyiminde ve uygulamalı gösterilişinde ilerleme olması gerekir. Bu tür konular asla önemsiz görünmemelidir. Tüm imanlılar kutsallık ya da kutsallaşmanın aynı koşulları içindedirler. Ama uygulamadaki ölçüleri her tür algılama aşamasına göre değişkenlik gösterebilir. Bunun nedenini anlamak kolaydır. Koşulun ortaya çıkması, bizim çarmıhta akıtılan kan aracılığı ile Tanrıya yaklaştırılmamız sayesinde mümkün olur; O’na yakın kalmak konusundaki uygulamalı ölçü Kutsal Ruh’un aracılığından kaynaklanacaktır. Kutsallık, bir insanın kendi içine üstün olan bir şeyi yerleştirmesi değildir – sıradan bir şekilde sahip olunandan daha büyük derecedeki bir kişisel kutsallık; her şekilde komşularından daha iyi olmak. Doğru düşünen her kişinin yargısına göre tüm bu tür düşünceler tamamen küçültücüdür. Ama sonra eğer Tanrı bol lütfu ile bizim alçak konumumuza tenezzül ederek alçalır ise ve bizi Mesih ile birleştirerek Kendi kutsal huzurunun yüce yüksekliğine kaldırır ise, o zaman O’na yaklaşmış kişiler olarak karakterimizin nasıl olması gerektiğini tanımlamak için hakkı yok mudur? Böylesine aşikar bir gerçeği sorgulama aşamasına getirmek kimin tarafından düşünülebilir? Ve ayrıca, bizler O’nun tanımladığı karakterin elde edilmesine hedeflenmeye boyun eğmedik mi? Böyle yaptığımız için küstahlıkla mı suçlanmamız gerekir? Bir İsrailli için bir sürüngene dokunmayı reddetmek küstahlık mı idi? Hayır; böyle yapan bir karakter küstahlığın en cesuru ve tehlikelisi olmuş olur idi. Evet, onun sünnetli olmayan bir yabancının davranışının mantığını anlaması ya da takdir etmesi mümkün olmayabilir; ama bu o yabancının sorunudur. Yehova, ‘Dokunma’ demiş idi, ama bunun nedeni, bir İsraillinin kendi başına bir yabancıdan daha kutsal olduğu için değil idi, ama nedeni Yehova’nın kutsal olması idi ve İsrail’in O’na ait olması idi. Neyin temiz neyin kirli olduğunu ayırt etmek için Tanrı yasasının sünnet edilmiş bir öğrencisinin gözüne ve yüreğine gerek vardı. Yabancı olan biri bu farklılığı bilemez idi. Bu nedenle, her zaman böyle ollması gerekir. Bilgeliği aklayabilecek olan ve onun göksel yollarını kabul edebilecek olanlar yalnızca Bilgeliğin çocuklarıdırlar.

Okuyucum, Levililer 11. Bölümden büyük bir ruhsal yarar sağlamış olarak Elçilerin İşlerinin onuncu bölümündeki 11-16 ayetlerine dönecek olur ise bir kıyaslama yapma imkanı bulur. Çocukluk yıllarından beri Musanın yasasının ilkeleri öğretilmiş olan biri için şu yaşadığı deneyim çok garip gelmiş olabilir. “Yemek hazırlanır iken Petrus kendinden geçti. Göğün açıldığını ve büyük bir çarşafı andıran nesnenin dört köşesinden sarkıtılarak yeryüzüne indirildiğini gördü. Çarşafın içinde yeryüzünde yaşayan her türden dört ayaklı hayvanlar, sürüngenler ve kuşlar vardı. Bir ses ona, ‘Kalk, Petrus, kes ve ye’ dedi.’ ‘Asla olma ya Rab’ dedi Petrus. ‘Hiç bir zaman murdar ya da bayağı bir şey yemedim.’ Ses tekrar ikinci kez duyuldu; Petrus’a, ‘Tanrının temiz kıldıklarına sen bayağı’ deme’ dedi. Bu üç kez tekrarlandı. Sonra çarşafı andıran nesne hemen göğe alındı. Ne kadar harika! Ne hayvan tırnaklarından ne de alışkanlıklardan söz edilmiyor! Buna gerek yok idi. Çarşafı andıran nesne ve içindekiler gökten inmişlerdi. Bu yeterli idi. Yahudi kendisini Yahudi törenlerinin dar ilkeleri arkasına gizleyip, kendisine söylenenlere ‘hayır’ diyebilir. Ama sonra Tanrısal lütfun yüceliği görkemli bir şekilde tüm bu koşulların üzerine çıkar ve Tanrının şu değerli sözlerinin yetkisindeki güce karşı duramaz: “Tanrının temiz kıldıklarına sen bayağı deme!” eğer Tanrı çarşafı andıran nesnenin içindekileri temiz kıldı ise o zaman o nesnenin içinde ne olduğu önemli değil idi. Levililer Kitabının yazarı Tanrının hizmetkarını bu kitabın yanlış saydığı engellerin üstüne çıkartmak ve göksel lütfun tüm harikalığına yükseltmek üzere idi. Tanrı Petrus’a gerçek temizliğin – göğün talep ettiği temizliğin – artık geviş getirme ya da çatal tırnak ya da törensel belirtilerin önemli olmadığını öğretiyor idi. Bizi tüm günahtan temizlemiş olan Kuzu’nun kanının içinde yıkanmış imanlılar olarak, göksel avluların safirden kaldırımlarında yürümek için yeterince temiz kılındık.

Bu konu, bir Yahudi için soylu bir ders idi. Tanrısal bir ders idi, eski ekonominin gölgelerinin yerlerini ışığa bırakmaları gerekiyor idi. Egemen lütfun eli krallığın kapısını açmış idi, ama artık murdar olan ya da olmayan gibi konulardan vazgeçilmeli idi. Kirli olan hiç bir şey cennete giremez. Ama artık çatal ya da yarık tırnaklı olup olmamak bir kriter değil idi; önemli olan, “Tanrının temizlemiş olması idi.” Tanrı, bir insanı temizlediği zaman, o kişi temiz kalır. Petrus, diğer uluslara krallıktan söz etmek için gönderilmek üzere idi. Daha önceden bu konuyu Yahudilere bildirmiş idi ve onun Yahudi yüreğinin genişletilmesi gerekmekte idi. Geride kalmış bir çağın karanlık gölgelerinin üstüne çıkması gerekiyor idi; işi tamamlamış olan bir kurban nedeni ile göllerden gerekli ışık parlamış idi; Yahudi ön yargılarının dar görüşünden dışarıya çıkma ihtiyacı var idi; kaybolmuş bir dünyanın uzunluğu ve genişliği aracılığı ile gerçekleşen lütfun gücünün kucağından yeniden doğması gerekiyor idi. Aynı zamanda öğrenmesi gereken bir başka şey de şu idi: Gerçek temizliğin belirlendiği ölçü artık dünyasal, yersel ve törensel değil, ama ruhsal, ahlaksız ve göksel idi. Emin olarak söyleyebiliriz ki bu soylu dersler sünnetli elçi tarafından Simun’un evinin çatısında öğrenilmeli idi. Yahudi sisteminin karşıt etkilerinin ortasında eğitim görmüş bir zihni yumuşatmak, genişletmek ve yükseltmek için gereğince yeterli idiler. Rabbe bu değerli dersler için övgüler olsun. Çarmıhta akıtılan kan aracılığı ile bizi oturtmuş olduğu büyük ve zengin yer için O’na övgüler olsun. O’na şükürler olsun ki, artık “ona dokunma, bunu tatma” gibi kurallar tarafından sıkıştırılmış değiliz: “Tanrının yarattığı her şey iyidir; hiç bir şey reddedilmemeli; yeter ki şükran ile kabul edilsin. Çünkü her şey Tanrının Söz ile ve dua ile kutsal kılınır.” (1 Timoteos 4:4,5)