Levililer 13-14

Musa’ya özgü törenler ile uyumlu olarak kahinin sorumlu olduğu işlevlerin tümü içinde en fazla sabırlı dikkat ya da tanrısal rehber kitabına sıkı bağlılık talep eden işlev cüzam hastalığının ayırt edilmesi ve bu hastalığın uygun tedavisidir. Kitabımızın şu anda bulunduğumuz çok yoğun ve önemli kısmı özenli bir incelemede bulunan herkes için aşikar bir gerçek olması gerekir.

Kahinin en canlı dikkatini talep eden iki şey vardı: topluluğun saflığı ve çok net bir şekilde bina edilmiş temeller dışında her üye için sağlanmış olan lütuf. Kutsallık, kişinin dışında olması gereken konuların içinde olması için hiç kimseye izin vermez ve öte yandan lütuf, içeride olması gereken hiç kimseyi dışarıda bırakmaz. Bu yüzden kahinin en acil şekilde duyduğu ihtiyaç uyanık, sakin, bilge, sabırlı, yumuşak ve geniş tecrübeye sahip olmaktır. Gerçeklikte ciddi olan şeyler önemsiz şeyler gibi görünebilirler. Ve cüzam hastalığı ile ilgisi olmayan şeyler cüzam gibi görünebilirler. Çok büyük bir dikkate ve sakinliğe ihtiyaç duyulur. Çok çabuk şekil alan bir yargı, çok hızlı varılan bir sonuç, topluluk ya da topluluğun bazı üyeleri için çok ciddi sonuçlar içerebilir.

Bu durum bazı sık ortaya çıkan ifadelerden kaynaklanabilir; “kahin bakacak”, “kahin hastayı yedi gün kapalı bir yerde tutacak”, “yedinci gün yaraya bakacak”, “hastayı yedi gün daha kapalı bir yerde tutacak”, “yedinci gün hastaya bir daha bakacak”, “kahin kişiye bakacak”, “sonra kahin ilan edecek.” Hiç bir olayda acele yargı verilmemesi ya da çabuk karara varılmaması gerekir. Yalnızca işitilenlere dayanarak hiç bir düşünceye varılmamalıdır. Kahinin her olayda sağ duyulu bir yargı ilan edebilmesi için kendisinden bir buyruk olarak talep edilen şeyler, kişisel gözlem, kahinlere özgü ayırım, sakin bir karşılık ve yazılı söze – kutsal ve hataya yer vermeyen rehber kitap -mutlak bağlılıktır. Kahin hiç bir konuda kendi düşünceleri, kendi duyguları ve kendi bilgeliği aracılığı ile karar vermemelidir. Yazılı söze bağlı kaldığı sürece doğru rehberliğe sahip olacaktır. Her nokta, her özellik, her hareket, her çeşitleme, her gölge ve karakter, her  garip belirti ve hastalık – hepsi tanrısal doluluk ve önceden düşünülmüş olarak sağlanmış idi, öyle ki, on binlerce hatadan korunmak için kahinin ihtiyacı olan yalnızca her durumda sözü bilmek ve ona boyun eğmek idi.

Kahin ve kahinin kutsal sorumlulukları ile ilgili söyleyeceklerimiz bu kadar.

Şimdi bir kişide, bir giyside ya da bir evde ortaya çıkan cüzam hastalığını gözden geçireceğiz.

Bu hastalığa fiziksel bir bakış noktasından bakacak olur isek, bundan daha tiksinti veren bir şey daha olması mümkün değildir. Ve kişinin tedavisi tamamen imkansız olan durumlarda bu hastalık günahın- kişinin tabiatındaki günah – koşullarındaki günah – topluluktaki bir günah –  en canlı ve yerinde bir örneğini teşkil eder. Tanrının topluluğundaki bir üyenin günahı, topluluğun herhangi bir üyesinin koşullarında yer alan günah ya da topluluğun kendisindeki bir günah; cüzam gibi böyle kötü ve alçaltıcı bir hastalığın, ahlaki kötülüğün bir sembolü olarak kullanılmasının gerekmesi can için aslında çok büyük ve önemli bir derstir!

I. Ve ilk önce bir kişideki cüzam hakkında ya da başka bir deyiş ile ahlaki kötülüğün işleyişi ya da topluluktaki herhangi bir üyenin kötü gibi görünen davranışı ile ilgili söz edelim. Bu konu, ölümcül derecede ve çok ciddi bir meseledir. Canların iyiliği ve Tanrının yüceliği ile ilgilenen herkes için dikkatli olunmasını talep eden bu mesele Tanrının topluluğunun bir bütün olarak saflığını ya da her bireysel üyenin iyi olmasını amaçlar.

Burada anlamamız gereken önemli nokta şudur: her günahkar için cüzamın hastalık özellikleri ve temizlik uygulaması, Tanrı tarafından tanınan halk ile bağlantılı olarak önümüze sunulur. Burada kahinliğe özgü sınanmanın öznesi olarak görülen kişi Tanrı topluluğunun bir üyesidir. Bu konunun kavranması önemlidir. Tanrının topluluğu saf olarak muhafaza edilmelidir, çünkü bu topluluk Tanrının konut kurduğu yerdir. Hiç bir cüzamlıya Yehova’nın konutunun kutsal avlularında kalması iiçin izin verilmez idi.

Ama sonra, kahinin bu konuda göstermesi gereken dikkate, uyanıklığa ve mükemmel sabırın belirtilmesi gerekir. Cüzamın verdiği eziyetten kaçmak için cüzamın tedavi edilmesi gerekir. “Ciltte” – hastalığın göründüğü yer -pek çok şey görünebilir – “cüzam belasına” benzeyen şeyler görülebilir; ancak kahinin sabırlı araştırması sonunda bu belirtilerin cüzam olmadığı ortaya çıkabilir. Bu konuya özenli bir dikkat gösterilmesi gerekir. Bedende deri hastalığına dönüşebilecek şiş kabuk ya da parlak leke bulunabilir. Bu durum Tanrı adına hareket eden kişinin gayretli çabasını talep etmesine rağmen, aslında cüzam olmayabilir. Ama yine de, parlak lekeler derine inmemiş ise kişi deri hastalığına yakalanmış demektir. Bunun gibi tüm konuların kahin tarafından özenle araştırılması ve kontrol edilmesi gerekir (2-11. Ayetler). Küçük ihmaller ve gözden kaçırmalar feci sonuçlara yol açabilirler. Hastalığı onaylanmış bir cüzamlının varlığı aracılığı ile ya da Tanrının İsraili’nin içten bir üyesinin hastalığı yüzünden topluluk kirlenebilir.

Şimdi tüm bu konular Tanrının halkı için zengin bir terbiye teşkil ederler. Kişisel zayıflık ve kötünün pozitif enerjisi arasında bir farklılık mevcuttur. Dışsal karakterdeki kusurlar ve hatalar ve üyelerdeki günah aktivitesi arasında fark vardır. Hiç kuşkusuz, zayıflıklarımıza karşı dikkatli olmamız önemlidir, çünkü eğer zayıflıklarımıza karşı uyanık olmaz, onları yargılamaz ve kendimizi onlara karşı korumaz isek, kötülüğün kaynağı haline gelebilirler (14-28.ayetler). Doğal olan ile ilgili her şeyin yargılanması ve yükselmesine izin verilmemesi gerekir. Kendimizdeki kişisel zayıflıklara hiç bir şekilde izin vermememiz gerekir, ama bu konuda diğer kişilere karşı hoş görülü olmalıyız. Örneğin, tedirgin olan bir doğa meselesini ele alalım. Bu konuyu kendi içimde yargılamam gerekir; başka birinde bu konuyu yargılamak için kendime izin veremem. Bu bir İsraillinin durumundaki “kırmızımsı bir leke” gibidir (19,20.ayetler), gerçek kirliliğin kaynağını kanıtla ve topluluğun zemininden dışarıda bırak. Zayıflığın her şeklinin günaha fırsat vermemesi için kontrol edilmesi gerekir.  ”Saç bulunmayan bir alın” cüzam değil idi, ama burası cüzamın ortaya çıkabileceği bir yer idi ve bu yüzden dikkat edilmesi gerekiyor idi. Kendi içinde günahlı olmayan yüzlerce şey olabilir, ama gayretli bir şekilde hareket edilmez ise bunlar günaha fırsat olabilirler. Bizim kendi değerlendirmemize göre bunlar yalnızca lekeler, utançlar ve kişisel zayıflıklar olarak ifade edilebilen konular olabilir, hatta yüreklerimizin övündüğü şeyler de buna dahildir. Yapılan şakalar, espri anlayışı, ruhun ve huyların canlılığı; tüm bunlar kirliliğin kaynağı ve merkezi haline gelebilirler. Her birine karşı dikkat edilmesi gereken şeyler vardır; her zaman gözetleme kulesinden bakılıp dikkat edilmesi gereken bir şey mevcuttur. Bu konular ile ilgili olarak gidip danışacak bir Baba yüreğine sahip olmamız ne kadar mutluluk vericidir. Her zaman azarlamayan, tükenmeyen sevginin huzuruna gitmek gibi değerli bir ayrıcalığa sahibiz. Orada içimizi dökebilir ve her konuda yardım almak için lütuf ve tam zafer elde ederiz. Cesaretimizin kırılmasına ihtiyacımız yok, çünkü Babamızın hazinesinin kapısı üzerinde her zaman şu yazıyı okuruz:” O, daha çok lütuf verir.” Değerli bir yazı! Bu lütfun sınırı yoktur; dipsizdir ve sonsuzdur, asla tükenmez.

Cüzam belasının kesinlikle ve hatasız olarak tanımlandığı her durumda ne yapıldığını araştırmak için devam edelim. İsrailin Tanrısı zayıflığa, utanca ve hataya tahammül edebilir idi, ama bu durum nerede olur ise olsun – başta, sakalda, alında ya da başka bir yerde – bir kirlilik haline geldiği an, kutsal topluluk içinde hoş görülemez idi. “Böyle bir hastalığa yakalanan kişinin giysileri yırtık, saçları dağınık olmalı; kişi ağzını örtüp, ‘Kirliyim! Kirliyim!’ diye bağırmalı. Hastalığı devam ettiği sürece kirli sayılacaktır, çünkü kirlenmiştir. Halktan uzak, ordugahın dışında yaşamalıdır.” (45, 46. Ayetler) cüzamlının bulunması gereken yer burası, yani ordugah idi. Yırtık giysiler, dağınık saçlar ve örtülü dudaklar ile ‘kirliyim, kirliyim’ diye bağırmak ve ordugahın dışında halktan uzak yaşamak, terk edilmiş ve çölde tek başına yaşamak gibi bir şey idi. Bundan daha aşağılayıcı, bundan daha bunaltıcı ne olabilir idi? “tek başına kalacak.” Cüzamlı hasta topluluk ya da paydaşlık için uygun değil idi. Tüm dünyada Yehova’nın varlığının bilindiği ya da bundan zevk alındığı tek yer olan yüce huzurun dışında bırakılır idi.

Değerli okuyucu, zavallı ve tek başına bırakılmış cüzamlı içinde günah işleyen bir kişi için canlı bir örnektir. Bu örnek konunun gerçek anlamını tam olarak ifade eder. Hali hazırda gördüğümüz suçu ve sefaleti tam olarak ortaya çıkmış çaresiz, mahvolmuş, suçlu ve ikna olmuş günahkar değildir, bu yüzden bu kişi, Tanrının sevgisi ve Mesih’in kanı için uygun bir öznedir. Hayır, biz dışarıda bırakılmış olan içinde günahın gerçekten işlediği cüzamlıyı görürüz. Bu kişide kötülük enerjisi hakimdir. Kutsal huzurdan ve kutsalların paydaşlığından keyif almayı kirleten ve kişiyi dışarıda bırakan şey budur. Günah işlediği sürece, Tanrı ile ya da O’nun halkı ile paydaşlık olamaz. “Halktan uzak ordugahın dışında yaşamalıdır.” Ne kadar süre? Hastalık belasının içinde bulunduğu tüm günler boyunca. Bu, önemli bir gerçektir. Kötünün enerjisi paydaşlığa vurulan ölümcül darbedir. Dışsal görünüm yalnızca biçim olarak mevcut olabilir, ama kötünün enerjisi orada olduğu sürece hiç bir paydaşlık olamaz. Kötünün özelliğinin ya da miktarının ne olduğu önemli değildir; ahmakça bir düşünce bir tüyün ağırlığında olabilir, ama işlemeye devam ettiği sürece paydaşlığa engel ve paydaşlığın durdurulmasına neden olur. Bir düşünce zihne yükseldiği zaman, yüzeye gelince, Tanrının lütfu ve Kuzu’nun kanı aracılığı ile düşünceyle mükemmel bir şekilde başa çıkabilir ve ortadan kaldırılabilir.

Bu durum bizi cüzamlı kişi ile bağlantılı olarak çok derin ve ilginç bir noktaya götürür – bu noktanın, Tanrının günahkarlar ile nasıl ilgilendiğini anlayan kişiler dışında olanlar için tam bir paradoksu kanıtlaması gerekir. “Eğer bir deri hastalığı yayılıp kahinin görebildiği kadarı ile tepeden tırnağa hastanın bütün bedenini kaplamış ise, kahin hastaya bakacak ve bütün bedenini hastalık saran kişiyi temiz ilan edecektir. Yaralar beyazlaşmış ve temizdir.” (Levililer 13:12,13) Günahkarın Tanrının önündeki gerçek konumunda bulunduğu an, tüm mesele hallolmuştur. Günahkarın gerçek karakteri doğrudan tam olarak ortaya çıkartılır ve başka bir zorluk kalmaz. Kişi, çok acı veren deneyimlerden geçmek zorunda kalabilir, yine de bu noktaya ulaşır – gerçek konumunu almak için reddetme deneyiminin sonucunda –  kendisinin ne olduğu ile ilgili olarak “tüm gerçeği” ortaya çıkartmak; ama yüreğinden “olduğum gibi” sözcüklerini söylediği an Tanrının karşılıksız lütfu ona doğru akar. “Sustuğum sürece kemiklerim eridi, gün boyu inlemekten. Çünkü gece gündüz elin üzerimde ağırlaştı. Dermanım tükendi yaz sıcağında gibi.” (Mezmur 32:3,4) Bu acı veren uygulama ne kadar sürte devam etti? Tüm gerçek ortaya çıkartılana kadar, içsel olarak işleyen her şey tamamen yüzeye çıkartılana kadar. “Günahımı açıkladım sana, suçumu gizlemedim. ‘Rabbe isyanımı itiraf edeceğim’ deyince, günahımı, suçumu bağışladın. (ayet 5)

Rab cüzamlı kişi ile onun hasta olduğu ile ilgili kuşku ortaya çıktığı andan itibaren görünen yerdeki belirli özellikler aracılığı ile hastalık kişinin her yerini “başından ayak parmaklarına kadar” kaplayıncaya dek ilgilenir, bu ilginin sürecine dikkat etmek çok ilginçtir. Acele ve kayıtsızlık yoktur. Tanrı yargı yerine her zaman yavaş ve ölçülü bir adım atarak girer. Ama girdikten sonra Doğasının talepleri ile uyumlu olarak davranmalıdır. Tanrı sabırlı davranarak araştırmada bulunur. Tanrı, “yedi gün” bekleyebilir ve eğer hastalık belirtilerinde çok küçük bir değişiklik olduğu takdirde bir “yedi gün daha” bekleyebilir. Ama cüzam hastalığının varlığı kesin olarak tespit edildiği zaman, artık hoş görü söz konusu olamaz. “Kişi ordugahın dışında kalacaktır.” Ne kadar süre? Hastalık tamamen ortaya çıkana kadar. “Eğer cüzam kişinin tüm bedenini kapladı ise, onu temiz ilan edecektir.” Bu düşünce çok değerli ve ilginç bir noktayı ortaya koyar. En küçük bir cüzam belirtisi ya da lekesi Tanrı tarafından hoş görülemez iken, cüzamlı kişi başından ayağına kadar hastalık ile örtüldüğü zaman, temiz olduğu ilan edilir. Bunun anlamı şudur: bu kişi artık böyle bir durumda Tanrının lütfu ve kefaret kanı için uygun bir öznedir.

Bu durum günahkar için her zaman böyledir. “Tanrının gözleri kötüye bakamayacak kadar saftır, haksızlığı hoş göremez.” (Habakkuk 1:13) Ve yine de bir günahkar gerçek yerini yani, kaybolmuş, suçlu ve çaresiz konumunu aldığı an, Sınırsız Kutsallığın gözü Mesih’te olan bu imanlıya bakabilir. Tanrının lütfu günahkarlar ile ilgilenir ve ben kendimin bir günahkar olduğumu bildiğim zaman, Mesih’in beni kurtarmak için geldiğini de bilirim. Biri bana günahkar olduğumu ne kadar net kanıtlayabiliyor ise Tanrının sevgisine ve Mesih’in tamamladığı iş ile ilgili ünvanımı o kadar net bina edebilir. “Nitekim Mesih de bizleri Tanrıya ulaştırmak amacı ile doğru kişi olarak doğru olmayanlar için günah sunusu olarak ilk ve son kez olarak öldü.” (1.Petrus 3:18) Şimdi eğer ben “doğru” değil isem, o zaman Mesih’in uğruna can verdiği insanlardan bir tanesiyim ve O’nun ölümü aracılığı ile lütfedilen bereketlere sahip olmam gerekir. “Dünyada doğru olan tek bir kişi bile yoktur” ve ben dünyada olduğuma göre “doğru” olmadığım aşikardır; aynı şekilde Mesih’in acı çekerek benim günahlarım için öldüğü de aşikardır. Bu yüzden Mesih benim uğruma öldüğü için O’nun kurban olarak sağladığı ürünlerin hali hazırdaki keyfini yaşamam benim mutlu ayrıcalığımdır. Bu durum, aşikarlığın kendisi kadar aşikardır. Herhangi bir çaba talep etmez. Ben bir şey olmaya değil, yalnızca olduğum kişi olmaya çağrıldım. Ben herhangi bir şeyi hissetmeye, tecrübe etmeye ve fark etmeye çağrılmadım. Tanrının sözü bana Mesih’in, olduğum gibi olan ben için öldüğünü garanti eder. Bana karşı olan hiç bir şey yoktur. Mesih tüm talepleri karşılamıştır. O, yalnızca “günahlarım” için acı çekmek ile kalmamış, aynı zamanda “günaha son vermiştir.” Benim ilk Adem’in bir çocuğu olarak içinde bulunduğum tüm sistemi kaldırmış ve beni Kendisi ile birleştirerek yeni bir konuma yerleştirmiştir. Ve ben orada bu yeni konumumda Tanrının önünde günahın tüm suçundan ve yargının tüm korkusundan özgür olarak dururum.

Olduğum gibi – hiç bir mazeret olmadan,
Çünkü senin kanın benim için döküldü,
Ve sen benim sana gelmemi istiyorsun,
Ey Tanrı Kuzusu, geliyorum!

O’nun kanının benim için döküldüğünü nereden biliyorum? Kutsal Yazılar sayesinde biliyorum. Bilginin bereketli, sağlam ve sonsuz temeli. Mesih günahlar için acı çekti. Günahlar bana aitti. “Doğru olan Mesih doğru olmayanlar için öldü.” Ben doğru değilim. Mesih’in ölümünü kendi ölümüm olarak sahipleniyorum; O’nun ölümü tam ve tanrısal olarak ve yeryüzündeki tek günahkar benmişçesine gerçekleşti. Mesele, benim bu ölümü kendime mal etmem, bu ölümün farkına varmam ya da bu ölümü tecrübe etmem değildir. Pek çok can bu konuda kendilerine eziyet ederler. Şu sözleri ne kadar çok duymuşuzdur: “Ah! Mesih’in günahkarlar için öldüğüne inanıyorum, ama benim günahlarımın bağışlandığının “farkına varamıyorum.” Mesih’in ölümünün yararını kendime mal edemiyorum, uyarlayamıyorum ve tecrübe edemiyorum. Tüm bunlar benliktir ve Mesih değildir. Bunlar duygulardır ve Kutsal Yazılar değildir. Eğer bu bereketli kitabı başından sonuna kadara araştırır isek, farkına varma, tecrübe etme ya da kendine mal etme hakkında tek bir hece dahi bulamayız. Müjde, kaybolmuş olan herkese kendisini uyarlar. Mesih günahkarlar için öldü. Ben de işte tam buyum; günahkarım. O, bu yüzden benim için öldü. Bunu nasıl bilebilirim? Bunu hissettiğim zaman mı bilebilirim? Asla! O halde nasıl bilebilirim? Tanrının sözü aracılığı ile bilebilirim: “Kutsal Yazılar uyarınca Mesih günahlarınıza karşılık öldü, gömüldü ve Kutsal Yazılar uyarınca ölümden dirildi. “ (1.Korintliler 15: 3,4) Böylece, her şeyin “Kutsal Yazılara” göre olduğunu görüyoruz. Eğer gerçek, bizim duygularımız ile uyumlu olsa idi, o zaman acınacak bir durumda olur idik, çünkü duygularımızın bir gün boyunca hep aynı kalması hemen hemen imkansızdır; ama Kutsal Yazılar her zaman aynıdır. “Ey Rab, senin sözün göklerde sabittir. “Sen adını her şeyin üzerinde yücelttin.”

Hiç kuşkusuz, bu kurtuluş gerçeğini fark etmek, hissetmek ve tecrübe etmek büyük mutluluk verir. Ama eğer bunları Mesih’in yerine yerleştirir isek, ne onlara sahip olabiliriz ne de onları sağlayan Mesih’i tecrübe edebiliriz. Eğer Mesih ile ilgilenir isem, bunların farkına varabilirim. Ama eğer farkındalığımı Mesih’in yerine koyar isem, ne birine ne de diğerine sahip olamam. Bu üzücü durum içinde bulunan binlerce kişi vardır. Kutsal Yazıların sabit yetkisine güvenerek dinlenmek yerine her zaman kendi yüreklerine bakarlar ve bu yüzden hiç bir zaman emin olamazlar ve bunun bir sonucu olarak daima mutsuzdurlar. Bir kuşku durumu, bir işkence durumudur. Ama bu kuşkudan nasıl kurtulabilirim? Çok basit; Kutsal Yazıların tanrısal yetkinliğine güvenerek! Kutsal Yazılarda tanıklık edilen nedir? Mesih’tir! (Yuhanna 5) Kutsal Yazılar Mesih’in günahlarımız uğruna öldüğünü ve aklanmamız için yeniden dirildiğini ilan ederler. (Romalılar 4) Bu tanıklık her şeyi çözümler. Bana doğru kişi olmadığımı söyleyen aynı yetki, bana aynı zamanda Mesih’in benim uğruma öldüğünü de söyler. Hiç bir şey bundan daha basit olamaz. Eğer ben doğru bir kişi olsa idim o zaman Mesih’in ölümünün benimle hiç bir ilgisi olmaz idi. Ama doğru kişi olmadığım için Mesih’in ölümü benim ile tanrısal bir şekilde uyumludur, tanrısal bir şekilde planlanmıştır ve yine tanrısal bir şekilde benim için uyarlanmıştır. Eğer kendi içimde kendim ile ilgili ya da kendim hakkında herhangi bir şey ile ilgilenir isem, o zaman Levililer 13:12,13 ayetlerindeki tam ruhsal uygulamaya girmemiş olduğum aşikardır. Tanrının Kuzusu’na “olduğum gibi” gelmemişim demektir. Cüzamlı hastanın gerçek temel üzerinde bulunduğu zaman, başından ayaklarına kadar hastalık ile örtülü olduğu zamandır. Lütfun onunla buluşacağı tek yer hastanın bu durumda bulunduğu yerdir. “Eğer deri hastalığı yayılıp kahinin görebildiği kadarı ile tepeden tırnağa hastanın bütün bedenini kaplamış ise kahin hastaya bakacak ve bedenini hastalık saran kişiyi temiz ilan edecektir.” İşte değerli gerçek! “Günahın çoğaldığı yerde lütuf daha da çoğaldı.” Bedenimde bu kötü hastalık ile kaplanmadığını düşündüğüm tek bir nokta bile mevcut ise, o zaman kendimin sonuna gelmemişim demektir. Lütuf aracılığı ile kurtuluşun anlamını gerçekten anlamam gerçek durumumu kendi gözlerim ile gördüğüm zaman mümkün olur.

Levililer 14. Bölümde cüzamlı hastanın temizlenmesi ile bağlantılı olan buyrukları incelememize başladığımız zaman, tüm bunların gücü daha da fazla kavranacaktır. Şimdi, Levililer 13: 47-59 ayetlerinde sunulan bir giysi içindeki cüzam konusuna kısaca değineceğiz.

II. Giysi ya da cilt insanın koşullarının ya da alışkanlıklarının hakkında bir düşünce akla getiriyor. Bu çok derin bir uygulama noktasıdır. Kendi içimizdeki kötülüğe dikkat ettiğimiz gibi davranışlarımızdaki kötülüğün işleyişine de aynı şekilde dikkat etmemiz gerekir. Aynı sabırlı inceleme bir kişinin durumunda olduğu gibi bir giysi ile de ilgili olarak düşünülebilir. Telaş yoktur, aynı şekilde bir kayıtsızlık da yoktur. “Kahin hastayı yedi gün kapalı bir yerde tutacak. Yedinci gün yaraya bakacak; yara ilerlememiş, deri yüzeyine yayılmamış ise hastayı yedi gün daha kapalı bir yerde tutacak.” Kayıtsızlık, özensizlik ve umursamazlığın olmaması gerekir. Kötülük, sayısız şekillerde alışkanlıklarımıza ve koşullarımıza sızabilir ve bu yüzden kuşku veren bir doğa algıladığımız zaman, kahinlerin araştırmasının sakin ve sabırlı bir sürecine boyun eğmek gerekir. “Yedi gün kapalı bir yerde tutulmalıdır”, öyle ki, hastalık kendisini tam bir şekilde geliştirmesi için yeterli zaman sahip olabilsin.

“Yedinci gün ona yine bakacak. Eğer kumaştaki, giysideki ya da herhangi bir amaç ile kullanılan deri eşyadaki küf yayılmış ise, bu tehlikeli bir küftür. Kirli sayılacaktır. Üzerinde küf bulunan yün ya da keten giysi kumaş ya da her türlü deri eşya kahin tarafından yakılacaktır.” Yanlış alışkanlığın farkına varıldığı anda onu terk etmek gerekir. Eğer kendimi tamamen yanlış bir konumda bulur isem, bunu terk etmem gerekir. Bir insanın alışkanlıkları ya da koşulları ile ilgili olarak giysi yakılması, kötülüğün üzerine inen yargı eylemini ifade eder. Kötülük ile şaka yapılmaması gerekir. Bazı durumlarda giysinin “yıkanması” gerekiyor idi; bu durum Tanrı sözünün eyleminin bir insanın alışkanlıklarının üzerindeki etkisini ifade eder. “Kahin sonra hastalığın bulunduğu şeyi yıkamalarını emreder ve onu yedi gün daha kapatması gerekir.” Söz’ün etkisinin görünmesi için sabır ile beklenmesi gerekir. “Ve kahin hastalığın bulunduğu şey yıkandıktan sonra duruma bakar ve işte, eğer hastalık değişmedi ise….. ateşte yakılacaktır.” Bir kişinin durumunda ya da alışkanlıklarında kökten ve değişmez bir şey mevcut olduğu zaman, her şeyden vazgeçilmesi gerekir.” Ve eğer kahin bakar ve yıkanan yaranın koyu renk aldığını görür ise o zaman onu giysiden yırtarak çıkartmalıdır.” Söz, bir insanın karakterindeki yanlış özellikler ya da durumundaki yanlış noktalar ile ilgili öyle bir etki üretebilir ki, o zaman kötülükten vazgeçmek ve kurtulmak gerekir; ama eğer kötülük devam ediyor ise, her şeye rağmen durum yargılanmalı ve bir kenara konmalıdır.

Tüm bunlarda uygulamalı bir eğitimin zengin bir madeni mevcuttur. İlgi gösterdiğimiz duruma, içinde bulunduğumuz koşullara, edindiğimiz alışkanlıklara ve sahip olduğumuz karaktere iyice bakmamız gerekir. Bu konuda özel bir uyanıklık gerekir. Her kuşkulu belirti ve izin “üzücü” ya da “bulaşıcı” bir cüzam olduğu kanıtlanmadığı sürece azimle izlenmesi gerekir, öyle ki, bizler ve diğer kişiler kirlenmeyebilelim. Durumu tamamen terk etmeden, vaz geçilebilecek belirli bazı yanlış şeylerin bağlı olduğu bir konuma yerleştirilmiş olabiliriz. Ve öte yandan kendimizi “Tanrıda kalma” konusunda imkansız hissettiğimiz bir durumda da bulabiliriz. Göz tek bir yere bakar ise, yol anlaşılır olacaktır. Yüreğin tek arzusunun tanrısal huzurun tadını çıkartmak olduğu zaman, bizi o söz ile anlatılamaz bereketten mahrum bırakmaya eğilim gösteren şeylerin farkına varmamız kolaylaşacaktır.

Diliyorum ki, yüreklerimiz yumuşak ve duyarlı olsun. Tanrı ile yürüyüşümüzde daha derin ve daha yakın bir yürüyüş geliştirebilelim. Ve kişi olarak, alışkanlık olarak ya da bir topluluk olarak kirliliğin her şekline karşı özenli bir şekilde korunalım.

Şimdi, bize sunulan müjdenin en değerli gerçeklerinin bazılarını bulacağımız, cüzam hastasının temizlenmesi ile bağlantılı olan anlamlı ve önemli buyrukları gözden geçirme konusunda ilerleyelim.

“Rab Musa’ya şöyle dedi: ‘deri hastasının temiz kılınacağı  gün, şu yasa geçerlidir: Hasta kahine götürülecek. Kahin hastaya ordugahın dışında bakacak.” (Levililer 14:1-3) Daha önce cüzam hastasının bulunması gereken yeri görmüş idik. Bu yer ordugahın dışında, Tanrıdan – O’nun kutsal tapınağından ve kutsal Halkından ahlaki olarak uzak bir yerde idi. Ayrıca, cüzamlı hasta kirli bir durumda olduğu için hazin bir şekilde Tanrıdan uzakta durur idi. Kendisine insan yardımı ulaşamayacak kadar uzakta idi ve dokunduğu herkes ve her şey ile yalnızca kirlilik paylaşabilir idi. Bu yüzden kendi kendisini temizleyebilmesinin imkansız olduğu aşikar idi. Eğer hasta gerçekten tek bir dokunuşu ile kirli yapabiliyor ise, kendi kendisini nasıl temiz kılabilir idi? Temizlenmesi için bir katkıda bulunamaz ya da bu konuda iş birliği yapamaz idi. Bu imkansız idi! Kirli bir cüzamlı olarak kendisini temizlemek için yapabileceği hiç bir şey yok idi; her şeyin kendisi için yapılması gerekiyor idi. Kendisi için Tanrıya giden yolu oluşturamaz idi, ama tanrı Kendi yolunu ona ulaştırabilir idi. Tanrı için kapatılmış idi. Ne kendisinden ne de başka bir insandan ona yardım gelemez idi. Bir cüzam hastasının başka bir cüzam hastasını temizleyemeyeceği aşikardır. Ve eğer bir cüzam hastası temiz bir kişiye dokunur ise, onu kirli yapacağı aynı şekilde gerçektir. Cüzam hastasının “tek” kaynağı Tanrı idi. Ve her konuda lütfa borçlu olan biri idi.

Bu nedenle şunu okuruz: “Kahin ordugahın dışına çıkacak”; “cüzam hastası çıkacak” değil! Cüzam hastasının ordugahın dışına gitmesi sorgulanacak bir durum dahi değil idi. Cüzam hastasının gitmesinden ya da bir şeyler yapmasından söz edilmesinin hiç bir yararı yok idi. Hüzünlü bir şekilde uzakta durması gerekiyor idi; nasıl olur da bulunduğu yerden bir yere gidebilir idi? Çaresi olmayan bir kirlilik içinde idi; ne yapabilir idi? Paydaşlıkta bulunmayı ve temiz olmayı özleyebilir idi, ama onun çabaları onu temiz yapamaz idi ve kirliliğin yayılmasına engel olamaz idi. Temiz olarak ilan edilmesi için önce onun için bir iş yapılması gerekiyor idi – bu öyle bir işti ki, ne onun yapması mümkün idi ne de kendisi bu işin yapılmasına yardımcı olabilir idi – bu işin tamamen bir başkası aracılığı ile yapılması gerekiyor idi. Cüzamlı “sessiz durmaya” çağrılmış idi ve işte kahin cüzam hastalığının mükemmel bir şekilde temizlenmesi için bir iş yapıyor idi. Kahin “her şeyi” yaptı. Cüzam hastası “hiç bir şey” yapmadı.

“Hastalık iyileşmiş ise kahin, pak kılınacak kişi için iki temiz, canlı kuş, sedir ağacı, kırmızı iplik ve mercanköşkotu getirilmesini buyuracak. Kahinin buyruğu ile kuşlardan biri, toprak bir kapta, akarsuyun üzerinde kesilecek.” Kahinin ordugaha gidişinde – Tanrının konut kurduğu yerden ayrılarak – kutsanmış Rab İsa’nın sonsuz konutundan ve Babasının kucağından, aşağıya bulunduğumuz bu kirli dünyaya indiğini ve bizi günahın kirleten cüzamından kurtardığını görüyoruz. Rab İsa, iyi Samiriyeli gibi, “bizim bulunduğumuz yere” geldi. Yalnızca yarı yola kadar gelmedi; yolun onda dokuzuna kadar da gelmedi. Yolun sonuna kadar geldi. Böyle yapması kaçınılmaz bir durum idi. Eğer Babasının kucağında kalmış olsa idi, Tanrının tahtının kutsal taleplerinin sürekli olarak yerine getirilmesi ve cüzamın yenilmesi mümkün olamaz idi. Ağzından çıkan söz aracılığı ile dünyaları var olmaya çağırabilir idi; ama cüzamlı günahkarların temizlenmeleri gerektiği için bundan daha fazlası gerekli idi. “Tanrı dünyayı öyle çok sevdi ki, biricik Oğlunu verdi.” Dünyaların oluşturulması gerektiği zaman, Tanrının tek bir sözü yeterli idi. Günahkarların kurtarılması gerektiği zaman ise, Oğlunu vermesi gerekiyor idi. “Tanrı biricik Oğlu aracılığı ile yaşayalım diye O’nu dünyaya gönderdi. Böylece bizi sevdiğini gösterdi. Tanrıyı biz sevmiş değil idik, ama O bizi sevdi ve Oğlunu günahlarımızı bağışlatan kurban olarak dünyaya gönderdi. İşte sevgi budur.” (1.Yuhanna 4:9,10)

Ama Oğulun görevinden ve beden almasından daha fazlasının yapılması gerekiyor idi. Kahinin yalnızca ordugaha gitmesi ve hastanın durumu ile ilgilenmesi cüzam hastası için gerçekten yeterli olmaz idi. Cüzamın uzaklaştırılması için kan dökülmesi elzem bir şekilde gerekli idi. Lekesiz bir kurbanın ölmesine ihtiyaç var idi. “Kan dökülmeksizin bağışlama olmaz.” (İbraniler 9:22) Üzerinde düşünmemiz gereken nokta, cüzam hastasının temizlenmesi için gerekli zemini oluşturuyor idi. Kan dökülmesi, cüzam hastasının şifa bulmasına katkıda bulunan diğer şeyler ile bağlantısı olan yalnızca bir koşul değil idi. Hiç bir şekilde! . Yaşam feda edilmesi en önemli ve en büyük gerçek idi.  Bu gerçekleştiği zaman yol açıldı; her engel ortadan kaldırıldı. Tanrı artık mükemmel lütfu aracılığı ile cüzamlı hasta ile ilgilenebilir idi. Eğer okuyucum kanın görkemli öğretişine tam olarak hakim olmak istiyor ise, bu önemli gerçek üzerinde farklı bir şekilde durmalıdır.

“Kahinin buyruğu ile kuşlardan biri, toprak bir kapta akar suyun üzerinde kesilecek.” Burada Mesih’in ölümü ile ilgili örneğe şu ifadede sahibiz : “Sonsuz Ruh aracılığı ile kendini lekesiz olarak Tanrıya sunmuş olan Mesih’in kanı!” “Güçsüzlük içinde çarmıha gerildi!” (İbraniler 9:2; 2.Korintliler 13) Tanrının geniş evreninde şimdiye kadar başarılmış olan en büyük, en güçlü, en görkemli ve en mühim iş, “güçsüzlük içinde” gerçekleştirildi. Ah, değerli okuyucum! Günah ne kadar korkunç bir şey olmalı; çünkü sizin ve benim bağışlanabilmemiz için Tanrının yargısına göre O’nun biricik Oğlunun göklerden aşağıya gelmesi ve insanların, meleklerin ve kötü ruhların gözü önünde lanetlenmiş bir ağaç üzerine asılması gerekti. Ve cüzam hastalığını günahın bir örneği olarak görüyoruz. Topluluğun üyesi olan bir kişide ortaya çıkan o küçük lekenin böylesine ölümcül bir sonuca neden olacağını kim bilebilir idi? Ama, ah! O küçük leke kötülüğün kendisini gösterdiği enerjiden başka bir şey değil idi. Bu durum, doğanın içindeki günahın korkunç işleyişinin içeriği idi. Ve kişinin kutsal bir Tanrı ile paydaşlığın tadını çıkartması ya da toplulukta bir yer için uygun hale gelebilmesi için Tanrı Oğlunun o parlak gökleri terk etmesi ve yeryüzündeki en alçak kısımlara inmesi gerekiyor idi, öyle ki, yalnızca küçük bir leke şeklinde görülen günah için tam bir kefarette bulunabilsin. Bunu hatırlayalım. Günah, Tanrının gözünde korkunç bir şey olarak değerlendirilir. Tanrı, günahlı tek bir düşünceyi dahi hoş göremez. Böyle bir düşüncenin bağışlanabilmesi için önce Mesih’in çarmıh üzerinde ölmesi gerekiyor idi. Eğer herhangi bir günah önemsiz ya da küçük olarak adlandırılabilir ise, en önemsiz günahın talepleri, Tanrının Sonsuz ve Kendisi ile Eşit olan Oğlunun ölümünden daha azı ile karşılanamaz idi. Ama Tanrıya sonsuz övgüler olsun ki, günahın talep ettiğini, kurtaran sevgi karşılıksız olarak verdi ve Tanrı şimdi Adem’in başlangıçta sahip olduğu masumiyet aracılığı ile görünen yüceliğinden çok daha fazla yüceliğini günahların bağışlanması aracılığı ile sınırsız bir şekilde göstermiş oldu. Tanrı, masum bir kişinin yaratılış bereketlerinden aldığı keyif ile elde edebileceği bir yücelikten çok daha büyük yüceliği, suçlu insanın kurtuluşu, bağışlaması, aklaması, koruması ve nihai yüceliğini sağlayarak sergilemiş oldu. Kurtuluşun değerli gizemi işte buradadır. Kutsal Ruhun gücü aracılığı ile yüreklerimiz bu harika gizemin diri ve engin derinliklerine nüfuz etsinler!

“ sonra kahin canlı kuşu, sedir ağacını, kırmızı ipliği ve mercanköşk otunu akar suyun üzerinde kesilen kuşun kanına batıracak ve pak kılınacak kişinin üzerine yedi kez serpecek, onu temiz ilan edip canlı kuşu kıra salacak.” Kahin kanı serperek doğrudan ve tam olarak işini yerine getirebilir. Bu konu ile ilgili olarak şunu okuruz: “Kahin emir verecek”; ama şimdi hemen o anda kendisi eylemde bulunur. Mesih’in ölümü O’nun kahinlik hizmetinin temelini teşkil eder. Mesih Kendi kanı ile kutsal yere girdiği zaman, bizim Yüce Baş Kahinimiz olarak hareket eder; kefaret eden işinin tüm değerli sonuçlarını canlarımıza uyarlar ve bizim için sunduğu Kurban’ın konumunun tam ve tanrısal saygınlığını elde etmemizi sağlar. “Her baş kahin sunular kurbanlar sunmak için atanır. Bu nedenle, bizim baş kahinimizin de sunacak bir şeyi olması gerekir. Eğer Kendisi yeryüzünde olsa idi, kahin olamaz idi.”  (İbraniler 8:3,4)

“Kıra salınacak canlı kuş” sözleri ile sunulan ifadede ima edilen Mesih’in dirilişi verilecek en mükemmel örnektir. Diri kuş diğer kuş kesildikten sonra kıra salınacak idi; çünkü iki kuş tek Mesih’i, O’nun kutsanmış işinin iki aşamasını yani, ölümünü ve dirilişini temsil ediyorlar idi. On bin kuş cüzam hastasına yardım edemez idi; önemli olan o, göklere, yukarı doğru yükselen ve kanadında tamamlanmış kefaretin belirtisini taşıyan, işin tamamlandığına dair büyük gerçeği açıklayan, zemini temizleyen ve temeli atan kuş idi. İşte burada kutsanmış Rabbimiz İsa Mesih ile ilgili referansı buluruz. O’nun dirilişi kurtuluşun görkemli zaferini ilan eder. “O, Kutsal Yazılar uyarınca üçüncü gün tekrar dirildi.” “O, bizim aklanmamız için dirildi.” Yükler taşıyan yüreği özgür kılan ve mücadele içindeki vicdanı serbest bırakan gerçek budur. Kutsal Yazılar bana İsa’nın benim günahlarımın ağırlığı altında çarmıha çivilendiğini garanti eder. Ama hepsi bu kadar değildir. Aynı Kutsal Yazılar bana, İsa Mesih’e güvenen herkesin O’nun gibi tamamen suçsuz olduğunu ya da suçtan özgür olduğunu ve artık gazap ya da mahkumiyet olmadığını, Mesih’e yerleştirilip O’nun ile bir olduklarını ve O’nda kabul edildiklerini garanti eder. O’nun ile birlikte dirildiler, yüceltildiler ve O’nun ile birlikte oturmaktalar. Esenlik konusunda tanıklık veren, Kutsal Yazılarda yer alan gerçektir – gerçek, Tanrının yalan söylemesinin imkansız olduğudur. (Bakınız Romalılar 6:6-11; Romalılar 8:1-44; 2. Korintliler 5:21; Efesliler 2:5,6; Koloseliler 2:10-15; 1.Yuhanna 4:17)

Ama biz başka çok önemli bir gerçeği bölümümüzün 6. Ayetinde önümüze konmuş olarak görüyoruz. Kıra salınan diri kuş örneğinde suçtan ve mahkumiyetten tam kurtulduğumuzu gördüğümüz gibi aynı zamanda bir başka şey daha görüyoruz; yeryüzünün tüm çekiciliklerinden ve doğanın tüm etkilerinden tam kurtuluşumuzu da görüyoruz. “Kırmızı” yeryüzünün çekiciliklerine ilişkin bir ifadedir, “sedir ağacı ve mercanköşk otu” ise doğanın etkilerini ima ederler. Çarmıh, bu dünyanın tüm yüceliğinin sonudur. Bu ifadedeki gerçek Tanrıya aittir ve imanlı da bu gerçeğin farkındadır. “Bana gelince, Rabbimiz İsa Mesih’in çarmıhından başka bir şey ile asla övünmem. O’nun çarmıhı aracılığı ile dünya benim için ölüdür, ben de dünya için.” (Galatyalılar 6:14)

“Sedir ağacı ve mercanköşk otu” hakkında bize sunulanlar doğanın geniş alanından seçilmiş iki uç örnektir. Süleyman “Lübnan sedir ağacından duvarlarda biten mercanköşk otuna kadar bütün ağaçlardan söz ettiği gibi, hayvanlar, kuşlar, sürüngenler ve balıklardan da söz edebiliyor idi.” (1.Krallar 4:33) Lübnan’ı taçlandıran gururlu sedir ağacından alçakgönüllü mercanköşk otuna kadar – aşırı iki uç ve arasında kalan her şey – tüm bölümleri dahil olarak çarmıhın gücü altına getirilir; öyle ki, imanlı Mesih’in ölümünde tüm mahkumiyetinin sona erdiğini, yeryüzünün tüm yüceliğinin son bulduğunu ve tüm doğa sisteminin – tüm eski yaratılışın sonunu görür. Ve bu durumda imanlının meşgul olması gereken şey nedir? O canlı kuşun Karşıt örneği olan kan ile lekelenmiş tüyleri ile açılmış göklere yükselen O’nun ile meşgul olması gerekir. Değerli, görkemli, canı doyuran obje! Kişiliğinde tamamlanmış bir kefaretin belirtilerini taşıyan göklerden içeri girmiş, dirilmiş, yüceltilmiş, zaferli ve görkemli Mesih! İlgilenmemiz gereken O’dur. Biz O’nun ile birleştik. Mesih Tanrının özel ve tek objesidir. O, cennetin sevinci ve meleklerin şarkılarının konusudur. Bizler yeryüzünün yüceliğinin hiç birini ve doğanın çekiciliklerinin hiç birini istemeyiz. Günahımız ve suçumuz ile birlikte bunların hepsine bakabiliriz; Mesih’in ölümü aracılığı ile sonsuza kadar bir kenara ayrıldık. Yeryüzünden ve doğadan pekala vazgeçmeyi başarabiliriz, ama “Mesih’in söz ile anlatılamaz zenginliklerinden” vazgeçmemiz mümkün değildir.

“Kuşun kanını pak kılınacak kişinin üzerine yedi kez serpecek, onu temiz ilan edip canlı kuşu kıra salacak.” Levililer 13. Bölümün içeriği hakkında ne kadar derin düşünür isek, cüzam hastasının kendi kendisini iyileştirmesinin ne kadar imkansız olduğunu o kadar daha net görebileceğiz. Cüzam hastasının yapabileceği tek şey, “ağzını örtüp” ‘Kirliyim! Kirliyim’ diye bağırmak idi. Cüzamın mutlak bir şekilde temizlenmesi işini tasarlamak ve yerine getirmek yalnızca ve yalnızca Tanrı’ya ait olan bir iş idi. Ve ayrıca cüzam hastasının “temiz” olduğunu ilan edebilecek tek kişi yine yalnızca Tanrı idi. Bu yüzden şöyle yazılmış idi: “kahin kanı serpecek;” ve “cüzam hastasını kahin temiz olarak ilan edecek.” “Cüzam hastası kanı serpecek ve kendisini temiz ilan edecek ya da temiz olduğunu düşünecektir” diye yazılmamış idi. Böyle bir durum söz konusu olamaz idi. Yargıç Tanrı idi, Şifa Veren Tanrı idi ve Temiz Kılan Tanrı idi. Cüzam hastalığının ne olduğunu ve nasıl yok edildiğini bilen ve cüzam hastası temiz olduğu zaman bunu ilan edecek olan yalnızca Tanrı idi. Cüzam hastası hayatı boyunca cüzam yaraları ile yaşayabilir ama yine de kendisindeki bu hastalığın hiç bir şekilde farkında olmayabilir idi. Cüzam hastalığı hakkındaki tam gerçeği ilan eden Tanrının Sözü – gerçek ile ilgili Kutsal Yazılar – yani kutsal Kayıtlar idi. Tanrının yetkisinden başka hiç bir şey cüzam hastasını temiz ilan edemez idi ve ayrıca O’nun ölümünün ve dirilişinin sağlam ve itiraz kaldırmaz temeli bu beyan için elzem idi. 7. Ayetteki üç şey arasında mevcut olan en değerli bağlantı şudur: kan serpilir, cüzam hastası temiz ilan edilir ve canlı kuş uçurulur. Cüzam hastasının yapacağı, söyleyeceği, düşüneceği ya da hissedeceği şeyler hakkında tek bir hece dahi mevcut değildir. Onun bir cüzam hastası olması yeterlidir; Başından ayaklarına kadar cüzam ile örtülü hastalığı kesin olarak açıklanmış ve hasta olduğuna dair kesin hükme varılmış olması yeterli idi. Cüzam hastası için bunlar yeterli idi; tüm geri kalan şeyler Tanrıya ait idi.

Konumuzun bu dalında açıklanan gerçeğe giriş yapması esenlik ardınca koşan kaygılı araştırıcı için büyük önem taşır. Cüzamlı hastanın durumunda olduğu gibi, pek çok kişi, kan serpilesinin kan dökülmesi kadar bağımsız ve tanrısal olduğunu görmek yerine “hissetmek, farkına varmak ve kendine mal etmek” gibi sorular aracılığı ile denenirler. “Cüzam hastası uygulamalı, kendine mal etmeli ya da farkına varmalı, ancak o zaman temiz olacaktır” diye bir ifade mevcut değildir. Asla, hiç bir şekilde! Kurtuluş planı tanrısal idi; kurbanın sağlanışı tanrısal idi; kanın dökülmesi tanrısal idi; kanın serpilmesi tanrısal idi; sonuç ile ilgili kayıtlar da tanrısal idi: kısaca, her şey tanrısal idi.

Bu durum, bizim farkına varmayı ya da daha doğru konuşmayı ve Kutsal Ruh aracılığı ile paydaşlığı ve Mesih’in tamamladığı işin tüm değerli sonuçlarını küçümsememiz ya da takdir etmememiz anlamına gelmez. Tanrı korusun: Bu konuların tanrısal düzende nasıl atandıklarını birazdan göreceğiz, ama o zaman cüzam hastası nasıl farkına vararak temizlenemiyor ise, bizler de farkına vararak temizlenemeyiz. Aracılığı ile kurtulmuş olduğumuz müjde, “Kutsal Yazılar uyarınca Mesih günahlarımız uğruna öldü ve gömüldü ve üçüncü gün ölümden dirildi” ifadesinde yer alan gerçektir. Bu konuda farkına varmak ile ilgili hiç bir şey yoktur. Hatta hiç kuşkusuz bu gerçeğin farkına varmak mutlu eder. Tam boğulma anına gelmiş biri için kendisinin bir yaşam teknesi içinde bulunduğunu fark etmesi çok mutlu bir olaydır, ama kişinin kurtulduğunu “fark etmesi” aracılığı ile değil, yaşam teknesi aracılığı ile kurtulmuş olduğu aşikardır. Aynı durum Rab İsa Mesih’e iman eden günahkar için de geçerlidir. Kişi, O’nun ölümü ve dirilişi aracılığı ile kurtulur.  Kurtuluşunun nedeni kurtulduğunun farkına varması mıdır? Hayır, yalnızca Tanrı böyle söylediği içindir. “Kutsal Yazılar uyarıncadır.” Mesih öldü ve ölümden dirildi ve Tanrı cüzam hastasını bu temele dayanarak temiz ilan eder.

“Ey canım, sana mahkumiyet yok!
Çünkü bunu söyleyen Tanrı’dır.”

Bu gerçek cana sınırsız bir esenlik sağlar. Ben, hiç bir şeyin asla sarsamayacağı Tanrının kesin sözüne göre hareket ederim. Bu söz, Tanrının kendi işi hakkındadır. O’nun gözünde temiz ilan edilmem için gerekli olan her şeyi sağlayan ya da yapan Tanrının kendisidir. Bağışlanmam artık “benim yaptığım herhangi bir doğruluk işini” fark etmemiş olmama bağlı değildir. Ve nasıl işlediğim suçlara bağlı değil ise aynı şekilde iyi işlerime de bağlı değildir. Tek bir söz ile söyleyecek olur isek, her şey yalnızca Mesih’in ölümüne ve dirilişine bağlıdır. Bunu nereden mi biliyorum? Çünkü bana bunu Tanrı söylüyor. Kurtuluşum “Kutsal Yazılar uyarıncadır.”

Belki, farkına varma konusunda sık sık ortaya konan bu sorudan daha çarpıcı bir şekilde yüreklerimizin derinliklerinde oturan yasacılığı ortaya çıkartan bir kaç şey vardır. Benlikte bazı şeylere sahibiz ve bu yüzden ne yazıktır ki, Mesih’teki esenliğimiz ve özgürlüğümüz lekelenir. Aslında bu konu üzerinde bu kadar uzun durmamın nedeni, cüzam hastasının temiz olması ile ilgili ve özellikle Levililer 14:7 ayetinde açıklanan gerçek hakkındadır. Kanı serpen kahin idi ve cüzam hastasını temiz ilan eden yine kahin idi. Aynı şey günahkarın durumu için de geçerlidir. Günahkar gerçek konumuna geçerek orada durduğu an, Mesih’in kanı ve Tanrının sözü herhangi başka bir soru ya da zorluk olmadan kendilerini uygularlar. Ama farkında olmak ile ilgili bu rahatsız edici soru ortaya konduğu zaman, esenlik rahatsız olur, yürek bunalır ve sıkılır ve zihin çılgına döner. Benlik ile ilgilenmeyi ne kadar çok kesersem ve Kutsal Yazılarda sunulduğu gibi Mesih ile ne kadar çok meşgul olur isem, esenliğim o kadar çok kalıcı olacaktır. Kahin cüzam hastasını temiz ilan ettiği zaman, cüzam hastası kendisine bakmış olsa idi, temiz ilan edilmesi için kendisinde herhangi bir temel bulur muydu? Kesinlikle hayır, bulamaz idi. Serpilen kan, tanrısal sözün temeli idi ve ne cüzam hastasının içindeki bir şey ile ne de onunla bağlantısı olan bir şeye sahip değil idi. Cüzam hastasına kendisini nasıl hissettiği ya da ne düşündüğü sorulmaz idi. Hastalığının kötülüğü hakkında derin bir duyguya sahip olup olmadığı da sorulmaz idi. O, bir cüzam hastası olarak kabul edilir idi ve bu kadarı yeterli idi. Kan dökülmesi bu durumdaki bir kişi için idi ve bu dökülen kan onu temiz kıldı. Cüzam hastası temiz kılındığını nasıl öğrendi? Temiz kılındığını “hissettiği” için mi? Hayır, ama kahin, Tanrının adına ve O’nun yetkisi aracılığı ile cüzam hastasına temiz kılındığını “söylediği” için! Canlı kuş özgür bırakıldığı anda cüzam hastası temiz ilan edildi. O canlı kuşun tüylerini lekeleyen aynı kan cüzam hastasının üzerine serpildi. Bu gerçek, tüm olayı gerçek haline getiren mükemmel bir kanıt idi. Ve bu kanıt, cüzam hastasının davranışından, düşüncelerinden ve duygularından tamamen bağımsız idi. Buradaki örnek bu gerçeği açıklar. Ve gerçeğin bu kanıtına baktığımız zaman, kutsanmış Rab İsa Mesihimizin göklere girdiğini ve tamamladığı işin sonsuz geçerliliğini Tanrının tahtının önüne koyduğunu görürüz. İşte bu sayede imanlı da aynı şekilde göklere girer. Kaygılı araştırmacının yüreğini her kuşku, her korku ve her çıldırtan düşünceden ve her rahatsız edici sorudan kurtulması için tanrısal şekilde planlanmış en görkemli gerçek budur. Dirilmiş bir Mesih Tanrının yegane ve özel objesidir ve Tanrı her imanlıyı Mesih’te görür. Dilerim her uyandırılmış can bu özgür kılan gerçekte konut kursun!

“Pak kılınacak kişi giysilerini yıkayacak, bütün kıllarını tıraş edecek ve yıkanacak. Bundan sonra pak sayılacak. Artık ordugaha girebilir ama yedi gün çadırının dışında kalmalı.” (ayet 8) Temiz olduğu ilan edilen cüzam hastası, daha önce asla tecrübe etmeye girişemediği bir şeyi tecrübe eder, yani, kendisini yıkar, alışkanlıklarını temizler ve tüm kıllarını tıraş eder ve tüm bunları yaptıktan sonra ordugahtaki yerini alma ayrıcalığına sahip olur – daha önce bir cüzam hastasının o ordugahtan kovulmasının gerekli olduğunu söyleyen İsrail’in Tanrısı ile göz ile görünen, fark edilen ve herkesin önünde ilişkiye sahip olmak. Eşsiz değere sahip kanın uygulanması ile birlikte kişinin karakteri, alışkanlıkları ve yolları hakkındaki sözün eylemini ifade eden su ile yıkanma da mevcuttur. Bu durum yalnızca Tanrının gözünde değil, ama aynı zamanda topluluğun gözünde de ahlaki ve pratik açıdan topluluk içinde uygun bir konuma sahip olunmasını sağlar.

Ama burada gözden kaçırmamamız gereken bir nokta var: üzerine kan serpilen ve su ile yıkanan kişi topluluk içinde bir konuma ya da ünvana sahip olsa da, kendi çadırına girmesine izin verilmez. Ordugahtaki kendi garip yerine ait olan o özel ve kişisel ayrıcalıkların tam keyfini sürmesine müsaade edilmez. Başka bir deyiş ile kurtuluşun dökülen ve serpilen kan aracılığı ile ve kural olarak söze sahip olunmasına rağmen kişilik ve tüm alışkanlıkları ile uyumlu olarak Kutsal Ruhun gücü aracılığı ile Mesih’teki kendi özel konumuna, payına ve ayrıcalıkları ile tam ve zihinsel bir paydaşlığa getirilmesi gerekir.

Örneğin öğretişi ile uyumlu konuşuyorum ve bunun içinde açıklanan gerçeğin kavranmasının ne kadar önemli olduğunu hissediyorum. Bu konu genellikle gözden kaçar. Bağışlanmanın tek temeli olarak Mesih’in kanına ve Tanrının sözüne sahip olan pek çok kişi Kutsal ruhun gücü aracılığı ile eski alışkanlıklarından ve yollarından ve arkadaşlıklarından temizlenmeleri ve düzene girmeleri gerekir; Kutsal Ruh aracılığı ile O’nun değerliliği ve üstünlüğünü paylaşırlar. O’nun kanı günahlarını ortadan kaldırmıştır ve O’nun sözü yine onların eski alışkanlıklarından vazgeçmeleri içindir; görünen ve gerçek bir ilişki konumundadırlar, ama kişisel paydaşlığın gücü içinde değildirler. Tüm imanlıların Mesih’te oldukları kesin bir gerçektir ve böyle olduğu için en yüce gerçekler ile paydaşlık içindedirler. Ayrıca paydaşlığın gücü olarak Kutsal Ruh’a sahiptirler. Tüm bunlar tanrısal gerçeklerdir, ama sonra Mesih’in karakter ve işinin tüm görünümleri içinde Mesih ile paydaşlığın gücü için gerçekten elzem olan Kutsal Ruh ile yürümedikleri takdirde eski doğaları ortaya çıkacaktır. Aslında, Mesih’in karakteri ve işinin tam olarak bilinmesi diriliş yüceliğinin gücü olan “sekizinci güne” kadar mümkün olmayacaktır; o gün şimdi bilindiğimiz gibi bileceğiz. O zaman gerçekten herkes kendisi için ve hep birlikte Mesih’in paydaşlığının engel tanımayan gücüne, O’nun kişiliğinin tüm değerli aşamalarına ve bölümümüzün 10’dan 20’ye kadar olan ayetlerinde açıklanan karakterinin özelliklerine tam olarak sahip oldukları görünecektir. Önümüze konan umut budur, ama daha şimdiden iman aracılığı ile içimizde konut kurmuş olan Kutsal Ruh’un kudretli enerjisi aracılığı ile eski doğamızın ölümüne giriş yapabilir ve canlarımızın payı olan Mesih’ten beslenebilir ve O’nun ile bireysel paydaşlık konumumuzdan zevk alabiliriz.

“Yedinci gün, saçını, sakalını, kaşlarını ve bedenindeki bütün kıllarını tıraş edecek, giysilerini yıkayacak, kendisi de yıkandıktan sonra temiz sayılacak.” (ayet 9) Şimdi aşikardır ki, cüzam hastası Tanrının hükmüne göre ilk gün üzerine kan serpildiği zaman ne kadar temiz ise o kadar temizdir ya da yedinci günde olduğu gibi yedi kat ya da mükemmel yeterliliğe sahiptir. O zaman bu durumda farklılık nerededir? Farklılık, cüzam hastasının hali hazırdaki durumunda ve koşulunda değil, onun kişisel zekasında ve paydaşlığındadır. Cüzam hastasının kavraması gereken şu idi: doğanın cüzamının değil aynı zamanda doğanın süslerinin de uzaklaştırılması gerekiyor idi – evet, doğal olan her şey – eski koşula ait olan her şey.

Tanrının, bir öğretiş olarak benim eski doğamı ölmüş gördüğünü bilmek ile benim kendimin, eski doğamı ölü “saymam” arasında fark olduğunu bilmek gerekir. Uygulamada eski yaratıktan ve onun işlerinden soyunmuş olmak – yeryüzünde bulunan üyelerimi öldürmek. Bu, büyük olasılık ile pek çok tanrısayar kişinin sözünü ettiği süreç içindeki kutsallaşma anlamına gelir. Kast ettikleri şey doğrudur, ama bunu yine de tam olarak Kutsal Yazılarda belirtilen şekilde ifade etmezler. Cüzam hastası üzerine kan serpildiği an temiz ilan edildi, ama yine de kendisini temizlemesi gerekti. Bu nasıl oldu? Bir önceki durumda cüzam hastası tanrının hükmüne göre temiz idi; daha sonraki durumda kendi kişisel zekası ve sergilediği karakteri içinde uygulamada temiz olması gerekiyor idi. Aynı şey imanlı bir kişi için de geçerlidir. İmanlı Mesih ile birlikte “yıkandı, kutsal kılındı ve aklandı” – “kabul edildi” – “bütün oldu.” (1.Korintliler 6:11; Efesliler 1:6; Koloseliler 2:10) İşte imanlının Tanrının önündeki değişmez ve sabit duruşu ve durumu budur. İmanlı, nasıl mükemmel bir şekilde aklandı ise, aynı mükemmel şekilde kutsal da kılınmıştır. Çünkü Mesih Tanrının yargısına ve olayın durumuna göre hem birinin hem de diğerinin ölçüsüdür. Ama o zaman, imanlının kendi canındaki ve alışkanlıkları ve yolları ile sergiledikleri ile ilgili tüm kavrayışı, olaylar hakkında oldukça farklı bir çizgi ortaya çıkartır. Bu nedenle, şunları okuruz: “ Sevgili kardeşler, bu vaatlere sahip olduğumuza göre, bedeni ve ruhu lekeleyen her şeyden kendimizi arındıralım; Tanrı korkusu ile kutsallıkta yetkinleşelim.” (2.Korintliler 7:1) Bunu yapalım çünkü Mesih bizi değerli kanı aracılığı ile temizlediği için biz de Kutsal Ruh aracılığı ile Tanrının sözünü uygulayarak “kendimizi temizlemeye” çağrıldık. “Su ile ve kan ile gelen İsa Mesih’tir. O, yalnız su ile değil, su ile ve kan ile gelmiştir. Buna tanıklık eden Ruh’tur, çünkü Ruh gerçektir. Şöyle ki, tanıklık edenler üçtür: Ruh, su ve kan. Ve bunların üçü de uyum içindedir.” (1.Yuhanna 5:6-8) Burada kan aracılığı ile kefarete, söz aracılığı ile temizlenmeye ve Kutsal Ruh’un gücüne sahibiz; hepsi de Mesih’in ölümünü temel alırlar ve cüzam hastasının temizliği ile ilgili konuyla bağlantılı olarak canlı bir şekilde önceden bildirilmişlerdir.

“Sekizinci gün kusursuz iki erkek kuzu, bir yaşında kusursuz bir dişi kuzu tahıl sunusu olarak zeytinyağı ile yoğrulmuş olarak onda üç efa ince un ve bir log zeytinyağı getirecek. Paklama işi ile görevli kahin bütün bunları ve pak kılacağı kişiyi Rabbin huzurunda Buluşma Çadırının giriş bölümünde bekletecek. Sonra kahin erkek kuzulardan birini alıp bir log zeytinyağı ile birlikte Rabbe suç sunusu olarak sunacak. Sallamalık sunu olarak bunları Rabbin huzurunda sallayacak. (Levililer 14:10-12 ayetler) sunuların tamamı burada takdim edilir, ama ilk öldürülmesi gereken sunu suç sunusudur, çünkü cüzam hastasına gerçek bir suçlu gözü ile bakılır. Bu düşünce her durum için geçerlidir. Tanrıya karşı suç işlemiş kişiler olarak bu suçların karşılığı olarak çarmıhta kefaret eden Mesih’e ihtiyacımız vardır. “O, bizim günahlarımızı ağaçta Kendi bedeninde taşıdı.” Günahkarın Mesih ile ilgili olarak gördüğü ilk şey, O’nun suç sunusuna örnek teşkil etmesidir.

“Kahin pak kılınacak olan kişinin sağ kulak memesine, sağ elinin ve sağ ayağının baş parmağına suç sunusunun kanından sürecek.” “Kulak” – sık sık boş, ahmakça ve hatta kirli iletişimin bir aracı olmaya maruz kalan bu suçlu üye – bu kulağın suç sunusunun kanı aracılığı ile temizlenmesi gerekir. Böylece bu kulak aracılığı ile her zaman işlenen suç, Tanrının Mesih’in kanına verdiği değer sayesinde bağışlanır. “Sağ el”, sık sık boş, ahmakça ve hatta kirli işler yapmak için ileri uzatılan bu elin suç sunusunun kanı aracılığı ile temizlenmesi gerekir. Böylece bu üye aracılığı ile her zaman işlenen suç Tanrının Mesih’in kanına verdiği değer aracılığı ile bağışlanır. “Ayak”, sık sık boş, ahmakça ve hatta kirli yollarda koşmuş olan bu üyenin suç sunusunun kanı aracılığı ile temizlenmesi gerekir; böylece bu üye aracılığı ile işlediğim her suç Tanrının Mesih’in kanına verdiği değer sayesinde bağışlanır. Evet; hepsi, hepsi, hepsi bağışlanır  – hepsi iptal edilir- hepsi unutulur- hepsi sonsuz unutuşun güçlü sularının içine atılarak ortadan kaldırılırlar. Bunları kim tekrar yukarı çıkartacak? Derinliklerine varılamamış ve varılamaz bu suların içine ayağın, elin ya da kulağın bu suçlarını kurtaran sevginin atmış olduğunu biliyoruz; onları bu ulaşılamaz derinliklerden çıkartmak için sulara atlayan melek, insan ya da şeytan başarılı olabilirler mi? Ah, hayır! Tanrıya övgüler olsun ki, bu suçlar yok olmuşlardır ve sonsuza kadar yok olmuşlardır. Eğer Adem hiç günah işlememiş olsaydı bile, durumum şimdikinden daha iyi olmaz idi. Değerli gerçek! Kanda yıkanmış olmak masumiyet giysisi içinde olmaktan kat kat iyidir.

Ama Tanrı İsa’nın kefaret eden kanı aracılığı ile suçları yalnızca silmek ile tatmin olamaz idi. Evet, suçların silinmesi muhteşem bir lütuf idi, ancak yine de bundan daha muhteşem olan bir şey daha vardır.

“Sonra bir log zeytinyağından biraz daha alarak kendi sol avucuna dökecek. Sağ elinin parmağını zeytinyağına batırıp Rabbin huzurunda yedi kez serpecek. Pak kılınacak kişinin sağ kulak memesine sağ elinin ve sağ ayağının baş parmağına suç sunusunun kanı üzerine avucunda kalan yağdan sürecek. Ayrıca pak kılınacak kişinin başına avucunda kalan yağı sürerek Rabbin huzurunda onu arıtacak. “ (Levililer 14:15-18 ayetler) Böylece Mesih2in kanı aracılığı ile üyelerimiz yalnızca temizlenmek ile kalmayacak, ama aynı zamanda Kutsal Ruh’un gücünde Tanrıya adanmış olacak. Tanrının işi olumsuz değil, olumludur. Kulak artık kirli iletişimin aracı değildir, kulak artık İyi Çoban’ın sesini “işitmekte çabuk” davranacaktır. El artık kötülük aracı olarak kullanılmaz, el artık bundan sonra doğruluk, lütuf ve gerçek kutsallık işlerini yapmak için ileri uzanacaktır. Ayak artık ahmakların yollarında yürümeyecektir, ayak bundan sonra Tanrının kutsal buyruklarının yolunda koşacaktır. Ve sonunda, insan bedeninin tümünün Kutsal Ruh’un enerjisinde Tanrıya adanması gerekir.

“Yağın suç sunusunun kanı üzerine” konduğunu görmek çok ilginçtir. Mesih’in kanı, Kutsal Ruhun işlerinin tanrısal temelidir. Kan ve yağ birlikte işlerler. Günahkarlar olarak bizler Mesih’in kanının temeli olmadan Kutsal Ruh hakkında hiç bir şey bilemezdik. Önce suç sunusunun kanı uygulanmadan cüzam hastasının üzerine yağ konamaz idi. “Mesih’te Vaat edilen Kutsal Ruh ile mühürlendik.” Örnekteki tanrısal titizlik yenilenmiş zihnin alkışını uyandırır. Bu örneğe ne kadar yakından dikkat ile bakar isek o kadar iyidir – bu konuya odaklandığımız zaman, Kutsal Yazıların ışığı çoğalır. Kutsal Yazıların güzelliğini, gücünü ve değerini o kadar daha çok algılar ve tat alırız. Haklı olarak beklendiği gibi hepsi Tanrı sözünün tüm analojisi ile birlikte hoş bir uyum içindedir. Zihnin herhangi bir çabasına ihtiyaç yoktur. Mesih’i örneklerdeki zengin hazineyi açmak için anahtar olarak alın; Esin’in göksel lambasının ışığı aracılığı ile hazinenin değerli içeriğini keşfedin; Kutsal Ruhun yorumcunuz olmasına izin verin. Ve eğitilme, aydınlatılma ve bereketlenme konusunda başarısız olmanız imkansız olacaktır.

“Kahin sonra günah sunusunu sunarak pak kılınacak kişiyi kirliliğinden arıtacak.” Burada Mesih bize yalnızca suçlarımızı taşıyan olarak değil ama aynı zamanda günaha, köke ve dala bir son vermiş Olan olarak örnek verilir. O, günahın tüm sistemini yok etmiştir. – “Dünyanın günahını ortadan kaldıran Tanrı Kuzusu.” “Tüm dünya için var olan Tanrı gazabını yatıştırmıştır.” Mesih suç sunusu olarak tüm suçlarımı ortadan kaldırır. Günah sunusu olarak bu suçların ortaya çıktıkları büyük kökü söküp çıkartır. Gerekli olan her şeyi yapar. Ama O’nu ilk olarak suç sunusu ile tanırım, çünkü O’na duyduğum ihtiyaç öncelikle bu noktada yer alır. İlk sıkıntım, “günah konusundaki bilinçlenme” ile ilgilidir. Bu sıkıntı benim değerli Suç Sunum aracılığı ile tanrısal bir şekilde ortadan kaldırılır. Ve sonra ben devam ettikçe tüm bu günahların bir köke, anne ve babadan gelen bir uzantıya sahip olduklarını anlarım ve bu kök ya da uzantı benim içimdedir. Bu sıkıntı da aynı şekilde yine benim değerli Günah Sunum tarafından tanrısal bir şekilde ortadan kaldırılır. Düzen, cüzam hastasının durumunda ortaya konduğu gibi, mükemmeldir. Her canın gerçek tecrübesi içinde izleyebileceğimiz titiz bir düzendir bu. Suç sunusu önce gelir ve sonra onu günah sunusu izler.

“Ve kahin sonra yakmalık sunuyu kesecek.” Bu sunu Mesih’in ölümünün mümkün olan en yüksek görünümünü sunar. Bu sunu ile Mesih Kendisini Tanrıya lekesiz olarak suç ya da günah arasında özel bir bağlantı kurulmaksızın takdim eder. Mesih gönüllü bir adanmışlık ile çarmıha yürür ve orada Kendisini Tanrıya hoş bir koku olarak sunar.

“Kahin yakmalık sunu ile tahıl sunusunu sunakta sunacak. Böylece kahin kişiyi arıtacak ve kişi temiz sayılacaktır.” (ayet 20) Tahıl sunusu, “insan İsa Mesih’in” mükemmel insan yaşamına örnek teşkil eder. Yakmalık sunu ile temizlenen cüzam hastasının durumunda olduğu gibi Mesih ile yakından ilgilidir. Ve aynı durum her kurtulmuş günahkarın tecrübesinde mevcuttur. Kutsal Ruhun gücü aracılığı ile “suçlarımızın” bağışlandığını ve günahın kökünün ya da prensibinin yargılandığını bildiğimiz zaman, burada yeryüzünde mükemmel bir insan yaşamı sürmüş ve sonra Kendisini çarmıhta lekesiz olarak Tanrıya sunmuş olan o kutsanmış Kişi ile ilgili olarak Tanrı ile paydaşlığın tadını çıkartabiliriz. Böylece dört sunu türü cüzam hastasının temizlenmesi ile ilgili olarak tanrısal düzenleri içinde önümüze getirilmiş oldu – yani, suç sunusu, günah sunusu, yakmalık sunu ve tahıl sunusu, her biri kutsanmış Rabbimiz İsa Mesih’in kendisine özgü görünümünü sergiler.

Bu noktada Rabbin cüzamlı insan ile olan ilişkisi hakkındaki kayıt sona erer ve ah! Bu nasıl da harika bir kayıttır! Günaha duyulan nefreti, Tanrının lütfunu ve kutsallığını, Mesih’in kişiliğinin değerliliğini ve O’nun tamamladığı işinin yeterliliğini nasıl da güzel açıklayan bir kayıt! En kutsal yerin takdis edilmiş alanlarındaki tanrısal lütfun ayak izlerini işaretlemekten daha ilginç hiç bir şey olamaz. Bir de cüzam hastasının kazınmış başı, örtülü dudağı ve kiralık giysileri ile durduğu murdar yer vardır. Tanrı cüzam hastasını onun olduğu yerde ziyaret etti; ama onu durduğu o kirli yerde bırakmadı; bir işi tamamlamak üzere hazırlanmış olarak ilerledi; amacı cüzam hastasını daha önce asla bilmediği kadar yüksek bir yere ve yüce bir paydaşlığa getirmek idi. Cüzam hastası bu işin temeli üzerinde kirlilik ve yalnızlık yerinden alınarak kahinlere özgü ayrıcalıkların tadını çıkarmak üzere Buluşma Çadırının ön kapısına kadar getirildi. (Mısırdan Çıkış 29:20,21,32 ayetleri ile karşılaştırınız.) Cüzam hastası nasıl olur da böylesine yüksek bir yere tırmanabilir idi? İmkansız! Eğer İsrail’in Tanrısının egemen lütfu onu halkının prensleri arasına yerleştirmek için çukurdan yukarı yükseltmek amacı ile eğilmemiş olsa idi, cüzam hastalığının içinde zayıf düşer, takatı kalmaz ve ölürdü. Eğer bu kurtuluş konusu herhangi bir şekilde insan çabasına, insan gayretine ve insan doğruluğuna bağlı bir durum olmuş olsa idi, hiç kuşkusuz cüzam hastası bu durumda elinden geleni yapar ve bir çözüm bulurdu. Böyle bir durum karşısında böyle bir soru üzerinde tartışmak kesinlikle üzücü bir zaman kaybı olur idi. Dikkatli bir okuyucu için aşikar olması gereken şudur: cüzam hastasının koşulunu ve ihtiyacını karşılayabilecek olan tek şey, doğruluk aracılığı ile egemenlik süren karşılıksız iyilik yani lütuftur. Ve o lütuf ne kadar da görkemli ve zaferli bir şekilde hareket etti! Lütuf, en derin derinliklerden aşağı indi, öyle ki, cüzam hastasını en yüce yüksekliklere çıkartabilsin. Cüzam hastasının ne kaybettiğine ve ne kazandığına bakalım. Cüzam hastası eski doğaya ait olan her şeyi kaybetti ve kefaret kanını ve Ruh’un lütfunu kazandı! Bunu bir örnek vermek anlamında söylüyorum. Cüzam hastası gerçekten de hesaplanamaz miktarda bir kazanca sahip oldu. Ordugaha getirildiği zaman sahip olduğu konumdan kesinlikle çok daha iyi bir durumda idi. İşte Tanrının lütfu böyledir! İsa’nın kanının gücü ve değeri, erdemi ve yeterliliği işte böyledir!

Tüm bu yazılanların hepsi bize ne kadar da çok Luka 15. Bölümdeki kaybolan oğul öyküsünü hatırlatıyor! Kaybolan oğul da cüzam hastalığına sahip idi ve cüzam bu oğulun başına kadar gelmiş idi. Kirli bir yerde ve uzakta idi; kendi günahları ve uzak ülkenin yoğun bencilliği çevresinde yapayalnız kalmasına neden olmuş idi. Ama Baba’nın derin ve yumuşak sevgisine sonsuza kadar şükürler olsun ki, bu öykünün mutlu sonu olduğunu biliyoruz. Kaybolan oğul geri döndüğü zaman, daha yüksek bir konum elde etti ve o güne kadar tatmamış olduğu daha yüksek bir paydaşlığın tadını çıkardı. “Besili dana” daha önce onun önünde ya da onun için hiç bir zaman kesilmemiş idi. “En iyi kaftan” o güne kadar ona hiç bir zaman giydirilmemiş idi. Ve tüm bunlar nasıl gerçekleşti? Kaybolan oğulun çabası ile ilgili bir durum mu vardı? Oh, hayır! Her şey yalnızca Baba’nın sevgisi ile ilgili idi.

Sevgili Okuyucu, size şunu sorayım: Levililer 14. Bölümde Tanrının cüzam hastasına olan davranışı hakkında yazılanı ya da Luka 15. Bölümde Baba’nın kaybolan oğluna nasıl davrandığını okuduğunuz ve üzerinde düşündüğünüz zaman, gerçeğin Kutsal Yazılarında kayıtlı olan ve Kutsal Ruh aracılığı ile yüreğimizin yuvasına getirilen Mesih’in kişiliği ve tamamladığı iş aracılığı ile akan ve Tanrının kucağında konut kurmuş olan sevgi duygusunu çok derin şekilde hissetmez misiniz? Rab, bize seninle birlikte daha derin ve daha kalıcı bir paydaşlık ihsan et!

21. ayetten 32. Ayete kadar “deri hastası olup da temiz kılınmaya parasal gücü yetmeyen kişiler için bu yasa geçerlidir”. Bu ifade “sekizinci gün” ün kurbanlarına işaret eder, “iki canlı ve temiz kuş” ile ilgisi yoktur. İki canlı ve temiz kuş konusundan hiç bir şekilde vazgeçilemez idi. Çünkü onlar Tanrının, günahkarı kendisine geri alabilmesi için tek temel olan Mesih’in ölümünü ve dirilişini ifade ediyorlardı. Öte yandan, canın paydaşlığı ile bağlantılı olarak “sekizinci günün” kurbanlarının bir ölçüde canın kavrayışının ölçüsü tarafından etkilenmeleri gerekir. Ama bu ölçü ne olur ise olsun Tanrının lütfu ölçüyü şu dokunaklı sözler ile karşılar: “Kişinin gücü oranında.” Ve yalnızca bu değil; aynı zamanda “iki yavru güvercin” de yoksullara aynı ayrıcalıkları ihsan eder; zenginlere verilen iki kuzu gibi, iki yavru güvercin de Tanrının yargısında sınırsız, değişmez ve sonsuz etkinliği olan “Mesih’in değerli kanına” işaret ederler. Hepsinin Tanrının önündeki duruşu O’nun ölümünün ve dirilişinin temeli üzerindedir. Hepsi de aynı yakınlık yerine getirilirler, ama hepsi de aynı ölçüde bir paydaşlığın zevkini alamazlar. Hepsi Mesih’in işinin tüm görünümlerinde O’nun değerliliğini aynı ölçüde kavrayamazlar. Eğer kavrayabilselerdi, aynı ölçüde paydaşlığın tadını alabilirlerdi. Ama kendilerine çeşitli şekillerde engel olunmasına izin verirler. Yeryüzü ve doğa her biri kendisine ait olan etkileri ile ön yargılı olarak hareket ederler; Kutsal Ruh kederlenir ve Mesih’ten mümkün olan keyif alınamaz. Eğer doğa bölgesinde yaşıyor isek, Mesih’ten beslenebileceğimizi beklemek boştur. Hayır; eğer Mesih’ten bir alışkanlık halinde beslenecek isek, o zaman benliğin boşaltılması, inkar edilmesi ve yargılanması gerekir. Konu, bir kurtuluş meselesi değildir. Konu bir cüzam hastasının ordugahta – farkında olunan ilişki yeri – takdim edilmesi değildir. Hiç bir şekilde! Konu, yalnızca canın paydaşlığı ve canın Mesih’ten ne kadar zevk aldığı ile ilgilidir. Bu konuya gelince söyleyeceğimiz şudur: ölçülerin en genişi önümüzde uzanmış durmaktadır. En büyük gerçekler ile paydaşlık içinde olabiliriz, ama eğer ölçümüz dar ya da küçük ise, Babamızın yüreğinin azarlamayan lütfu şu tatlı sözlerde soluk alır: “gücünün yettiği kadar.” Kapasitemizin değişebilmesine rağmen, hepsinin ünvanı aynıdır ve şükürler olsun ki, biz Tanrının huzuruna çıktığımız zaman, yeni yaratığın tüm arzuları mümkün olan en yoğun şekilde doyum bulurlar. Yeni doğanın tüm güçleri var güçleri ile işlerler. Tüm bunları canımızın her gün mutlu deneyimler yaşaması ile kanıtlamamızı diliyorum!

Bu bölüme bir evde bulunan cüzam hastasının konusu ile ilgili kısa bir referans ile son vereceğiz.

III. Okuyucu, bir kişideki ya da bir giysideki cüzam durumunun çölde meydana geleceğini düşünecektir, ama bir ev söz konusu olduğu zaman Kenan diyarı ile sınırlanması gerekir idi. “Size mülk olarak vereceğim Kenan ülkesine gittiğiniz zaman, ülkenizdeki bir eve küf hastalığı gönderir isem, ev sahibi gidip kahine, ‘Evimde küfe benzer bir hastalık gördüm’ diye haber vermeli. Kahin küfe bakmaya gitmeden önce, evdeki her şeyin kirli sayılmaması için evin boşaltılmasını buyuracak. Sonra evi görmeye gidecek. Duvarlara yayılan küfe bakacak. Eğer küf yeşilimsi ya da kırmızımsı lekeler halinde ise ve duvarın içine işlemiş ise kahin evi terk edecek ve yedi gün süre ile evi kapalı tutacak.” (Levililer 14:34-38)

Eve bir topluluğun örneği olarak bakar iken, bize bir topluluktaki ahlak kötülüğü ya da kötülük kuşkusu ile ilgilenen tanrısal yöntem hakkında bazı ağır ilkeler sunulmuştur. Kişi ya da giysi ile ilgili olarak daha önce görmüş olduğumuz gibi ev konusunda da aynı kutsal sakinliği ve mükemmel sabrı gözlemliyoruz. Hem ev hem giysi hem de birey ile ilgili olarak hiçbir acele ya da kayıtsızlık söz konusu değil idi. Ev ile ilgilenen bir kişi duvarda görünen herhangi kuşku veren bir belirtiye kayıtsızlık gibi bir tepki göstermemeli idi. Ve aynı zamanda bu tür belirtiler hakkında kendisi ile ilgili bir yargı beyanında bulunmamalı idi. Araştırma yapmak ve yargıda bulunmak kahine ait bir konu idi. Eğer duvarda sorgulanması gereken bir belirti görülür ise, kahinin adil davranması gerekiyor idi. Ev, mahkum edilmese de yargı altında idi. Herhangi bir karar verilmeden önce mükemmel dönemin devrini tamamlamasına izin verilir idi. Herhangi bir eylem için talepte bulunmadan önce, belirtilerin yalnızca sahte olup olmadıklarının kanıtlanması doğru olurdu.

“Kahin yedinci gün geri dönecek ve eve yine bakacak. Eğer küf duvarlara yayılmış ise, küflü taşları söküp kentin dışına, kirli sayılan bir yere atmaları için buyruk verecek.” (Levililer 14: 39,40) Tüm evin mahkum edilmesi gerekmiyor idi. İlk önce yapılması gereken şey, küflü taşların evden uzaklaştırılması idi.

“Taşları sökülüp sıvası kazınan evde yeni sıva yapıldıktan sonra küf yine ortaya çıkar ise, kahin gidip eve bakacak. Küf yayılmış ise önü alınamaz demektir. Ev kirli sayılır. Yıkılmalıdır. Taşları, keresteleri, bütün harcı kent dışına kirli sayılan bir yere atılmalıdır.” (Levililer 14: 43-45) Bu noktada durum umutsuz idi, kötülük telafi olunama idi ve tüm ev yıkılırdı.

“Ayrıca evin kapalı olduğu günlerde, eve giren biri akşama kadar kirli sayılacak. O evde yatan ya da yemek yiyen biri giysilerini yıkamalı.” (Levililer 14: 46,47) Bu ciddi bir gerçektir. Murdar olandan uzak durun! Bunu hatırlayalım. Bu durum Levililerin idari usulleri altında geniş bir şekilde hesaplanan bir ilke idi. Ve şimdi de kesinlikle daha az uygulanabilir bir ilke değildir

“Ev sıvandıktan sonra kahin eve girip bakacak, küf yayılmamış ise evi temiz ilan edecek. Çünkü küf geçmiş demektir. “ duvardaki küflü taşların uzaklaştırılması kötülüğün ilerlemesini durdurmuştur ve artık yargı için hiç bir şekilde gerek kalmamıştır. Eve artık yargılanan bir yer gözü ile bakılmaz. Çünkü kanın uygulanışı aracılığı ile temizlenmiştir ve bu yüzden içinde tekrar oturulması uygundur.

Ve şimdi tüm bunların ahlak ile olan ilgisine bakalım. Her şeyden önce ilginçtir, ciddidir ve pratiktir. Örnek olarak Korint’teki kiliseye bakın. Orası ruhsal taşlar ile bir araya getirilmiş bir ruhsal ev idi, ama heyhat! Elçinin kartalın gözü kadar keskin gözü o evin duvarlarında çok kuşkulu bir doğanın bazı belirtilerinin farkına vardı. Bu duruma kayıtsız mı kaldı? Kesinlikle kayıtsız kalmadı. Evin Efendisinin Ruhundan yeterince çok içine çekmiş idi; böyle bir durumda bir an için bile tereddüt etmedi. Ama kayıtsız davranmadığı gibi telaşa da kapılmadı. Elçi, cüzamlı taşa uzaklaşmasını buyurdu ve evi baştan aşağı temizledi. Sadık bir şekilde hareket etti ve sonucu sabır ile bekledi. Ve sonuç ne oldu? Bir yüreğin arzu edebileceği her şey. “Ama yüreği ezik olanları teselli eden Tanrı, Titus’un yanımıza gelişi ile – yalnız gelişi ile değil, sizden aldığı teselli ile de – bizi teselli etti. Titus beni özlediğinizi, benim için üzülüp gayret ettiğinizi bize anlatınca sevincim bir kat daha arttı…… Bu konuyu anlamış olduğunuzu her konuda onayladınız.” (1.Korintliler 5 ile 2.Korintliler 7:11 ayetini karşılaştırın.) Bu, çok hoş bir olaydır. Elçinin gayretli özeni, gerekli ödülü aldı; sorun çözüldü ve topluluk yargılanmamış ahlak kötülüğünün kirleten etkisinden kurtarıldı.

Bir başka ciddi örnek üzerinde inceleme yapalım. “Bergama’daki kilisenin meleğine yaz: İki ağızlı keskin kılıca sahip olan şöyle diyor: ‘Nerede yaşadığını biliyorum; şeytanın tahtı oradadır. Yine de adıma sımsıkı bağlısın. Aranızda şeytanın yaşadığı yerde öldürülen sadık tanığım Antipa’nın günlerinde bile bana olan imanını yadsımadın. Ne var ki, birkaç konuda sana karşıyım: aranızda Balam’ın öğretisine bağlı olanlar var. Putlara sunulan kurbanların etini yemeleri, fuhuş yapmaları için İsrailoğullarını ayartmayı Balak’a öğreten Balam idi. Bunun gibi, sizin aranızda da Nikolas yanlılarının öğretisine bağlı olanlar var. Bunun için tövbe et! Yoksa yanına tez gelir ve ağzımdaki kılıç ile onlara karşı savaşırım.’” (Vahiy 2:12-16) Tanrısal Kahin burada Bergama’daki evi ile ilgili olarak yargılayan bir davranış içindedir. Böylesine tehlike sinyali veren belirtilere karşı kayıtsız kalamazdı. Ama yine de sabır ve lütuf ile davranarak onlara tövbe etmeleri için zaman tanır. Eğer azarlama ya da uyarı ve disiplinin yeterli olmadığı kanıtlanır ise, o zaman yargının harekete geçmesi gerekir.

Bu konular topluluğun öğretisi konusunda pratik öğretişler ile doludur. Asya’daki yedi kilise kahinin yargısı altındaki evin çeşitli çarpıcı örneklerini üstlenirler. Bu örnekler üzerinde dua ederek ve derin bir şekilde düşünmemiz gerekir. Bu örnekler çok büyük değer taşırlar. Kötü doğa toplulukta göründüğü sürece asla rahat oturmamalıyız. “Bu konu beni ilgilendirmez” diyerek ayartılabiliriz; ama evin Efendisi’ni seven herkesin o evin paklığı için gayrete ve tanrısal özene ilgi göstermesi gerekir ve eğer bu özeni sürekli uygulamaktan vazgeçer isek, Rabbin gününde bu bize onur ya da yarar getirmeyecektir.

Bu sayfalarda artık bu konu hakkında daha fazla bir şey yazmayacağım ve yalnızca bölüme son verirken şu noktaya dikkatinizi çekeceğim; bu cüzam konusunun tamamının yalnızca İsrail evi üzerinde değil, ama aynı zamanda iman ikrarında bulunan kilise üzerinde de büyük bir tanrısal sorumluluğu vardır.