BÖLÜM II

BOL SAĞLAYIŞ

“Eksiğim yoktur” (ayet 1)

Bu sözler, sonuç nedene dayalı olduğu için, kendilerinden önce gelen cümleye bağlıdırlar. Davut, önünde kendisine rehberlik eden Çoban ve O’nun, kendisini hemen arkasından takip eden, iki sadık çoban köpeğine benzetebileceğimiz “iyilik ve merhameti (sevgisi)” ile öylesine tam bir güvence içindedir ki, bulunduğu yerden başka bir yere gitmek istemez ve aynı zamanda bu dünyadan sonra da Rabbin evinde kalacaktır (Yuhanna 10:4; Mezmur 23: 1 ve 6 ayetleri ile karşılaştırınız.

Şimdi, Mezmur 23’ü bir an için hoş sesler çıkartan bir müzik aletine ve imanı da bu müzik aletini çalan bir ele benzetecek olur isek mezmurun yani müzik aletinin bu iman dokunuşuna yani, kendisini çalan ele boyun eğeceğini ve böylelikle çok hoş bir müzik tonunun ortaya çıkacağını görürüz. “Hiç bir eksiğim yoktur” ifadesindeki bu sözler neyi anlatır? İman eli, tuşlar üzerinde gezinir ve on iki ayrı notanın sesini verir. Bu notalara kulak verelim:

EKSİĞİM yoktur,  
  çünkü O beni yatırır.
TAZELENMEYE ihtiyacım yoktur,  
  çünkü beni sakin suların kıyısına götürür.
KORUNMAYA ihtiyacım yoktur,  
  çünkü O canımı tazeler.
REHBERLİĞE ihtiyacım yoktur,  
  çünkü O bana öncülük eder.
ESENLİĞİM vardır,  
  çünkü kötülükten korkmam.
EŞLİK EDEN birine ihtiyacım yoktur,  
  çünkü Sen benimlesin.
TESELLİYE ihtiyacım yok,  
  çünkü çomağın ve değneğin güven verir.
YİYECEĞE ihtiyacım yoktur,  
  çünkü önümde bana sofra kurarsın.
SEVİNCE ihtiyacım yoktur,  
  çünkü başıma yağ sürersin.
EKSİĞİM yoktur,  
  çünkü kasem taşıyor.
Şimdi MUTLULUĞA ihtiyacım yoktur,  
  çünkü iyilik ve sevgi beni izlerler.
Buradan sonra YÜCELİĞE ihtiyacım yoktur,  
  çünkü sonsuza kadar Rabbin evindeyim.

Bu notaların ilki – fazla yerimiz olmadığı için yalnızca bu ilk nota üzerinde duracağız – Efendi’nin Kendisi tarafından Matta 11.28-30 ayetlerinden dışarı çekilmiş ve bizim için yorumlanmıştır: “ Ey, yorgun olanlar ve yükü ağır olanlar! Bana gelin! Ben size rahat veririm. Boyunduruğumu yüklenin ve benden öğrenin. Çünkü ben yumuşak huylu ve alçakgönüllüyüm. Böylece canlarınız rahata kavuşur. Boyunduruğumu taşımak kolaydır ve yüküm hafiftir.”

Tom Amca’nın Kulübesi adlı o harika öyküde karakterlerden birinin, ölmek üzere olan ve Tanrının Sözü aracılığı ile teselli arayan siyahi bir hanımın yatağının yanında durmaktadır. O anda bu hanıma hizmet eder iken Kurtarıcının sözlerinden alıntı yapar: “ Bana gelin ve ben size huzur vereceğim.” Ve bu sözleri söylediği anda ölmek üzere olan bu hanımın dikkatini çeker. Hanım, ona, “ Çok güzel sözler bunlar, kim söylüyor?” diye sorar. Ah, işte bu sözcüklerin değerinin kime bağlı olduğunu açıkça gösteren nokta burada yatmaktadır! Eğer başka biri bu sözleri söylemiş olsa idi bu sözler yalnızca hayal kırıklığına uğratacakları için boşuna ümit vermiş olurlar idi. Ama bu sözler, Rab İsa tarafından söylendikleri için bir üzüntü ve huzursuzluk dünyasını yok edip parlak ve göz kamaştırıcı bir evren bina edebilirler. Bu sözlerin arkasında günahlı ve acı çeken bir insanlığın feryat ve pişmanlıkları değil, kendilerini söylemiş olan Konuşmacının gücü ve sevgisi vardır. Ve ayrıca yüz yılların tanıklığı bu sözlerdeki iddianın geçerliliğini sergilemektedir. Bir zamanlar fırtınalı bir deniz gibi huzursuz olan yürekler, gökten aşağı inen sakin bir çiğ damlasına dönüşürler; kandaki ve beyindeki ateşi sakinleştirirler ve günahın neden olduğu huzursuzluğu, “gölgesiz paydaşlığın söz ile anlatılamaz sevinci” ile değiştirirler. (Yeşaya 57:20,21; Filipeliler 4:6,7 ayetleri ile karşılaştırınız).

Bu ayetler bize bir şey yapmamızı – “ gelmemizi” söylüyor; bir şeyi bırakmamızı – “ yükümü”; ve bir şeyi almamızı – “ boyunduruğumu takının”; ve bir şey – “ huzur”-  bulmamızı söylüyor. Ama biz yine de tüm bölümün önemini anlamak için burada iki tür huzurdan söz edildiğini fark etmemiz gerekiyor – birincisinden 28. Ayette ve ikincisinden 29. Ayette söz ediliyor. Burada sözü edilen ilk huzur, bir armağandır – “Sana ben huzur vereceğim.”; ikinci huzur ise keşfedilen bir durumdur – “ huzur bulacaksın”. İlk huzur, kurtuluşun huzurudur; ikinci huzur ise kutsallaşmanın huzurudur. İlki – vicdan huzuru – koşulsuzdur, O’nun daveti üzerine Kendisine gelen herkese verilir; ikincisi ise – yürek huzuru – koşulludur, yani, yumuşak huylu ve alçakgönüllü Olan’dan ne kadar öğrendiğimize bağlıdır.

Yumuşak huyluluk ve alçalabilmek: bu ikisi alçakgönüllülüğün – çok etken ve edilgen taraflarını sunarlar – çok ender görülen bir erdem olması nedeni ile evrensel değere buyruk verir.

“ En yükseklerde kanat açarak süzülen kuş,
Aşağıdaki yuvasını bir temelin üzerinde bina eder.
Ve bu kuş çok tatlı bir şekilde şarkı söyler.
O, şarkısını herkes dinlenirken, gölgelerde söyler.
Tarla kuşu ve bülbülün seslerinde ve özelliklerinde
Alçakgönüllülüğün onurunu görürüz.”

Alçakgönüllü olarak yürüdüğümüz zaman diğer kişileri yaralamamız pek mümkün değildir. Ve alçakgönüllü kişiler olarak yürüdüğümüzde kendimize, insanlar bize uygun olmayan bir şekilde davrandıklarında, gücenmek için izin vermeyeceğiz. Yaşamlarımızdaki bu ateşli huzursuzluğa neden olan tek şey bu lütufların eksikliği değil midir? Tanrı bize yalnızca tek bir talent vermiş iken kendisine on talent verilmiş bir imanlının işini yapmak istiyoruz. Tanrı bizim yaşamımızda yalnızca alçak bir konumda yaşamamızı amaçlamış iken herkesin içinde çok önde gelen bir konumda bulunmak istiyoruz. Şunu her zaman hatırlayalım ki, Tanrı “ bir yaratığın uçmasını tasarladı ise ona her zaman kanatlar sağlar” ve eğer Tanrı bir kişiyi halkın içinde önde gelmesi için uygun kıldı ise o zaman o kişiye ihsan etmiş olduğu armağan, kaçınılmaz bir biçimde kendisi için yolunu açıp yer bulacaktır. (Süleyman’ın Özdeyişleri 18:16) Ve var olan güçlü bir olasılık da şudur: yüksek konumlarda bulunan kişileri kuşatan tehlikeler ve Hristiyan savaşında araba yöneten kişinin savaşmak zorunda kaldığı ateşli çatışmalar biliyor olsa idik belki de onlara imrenmekten vazgeçecek ve onlar için dua etmeye başlayacak ve Tanrının bizi yerleştirmeyi amaçladığı uygun yer için teşekkür edecek ve bu yere razı olacak idik.

“ Uzun karaağacı yere çöktüren ve meşe ağacını yaran fırtına,
Alçakgönüllü ve yere yakın kökleri olan kır çiçeklerine dokunamaz.
Bu nedenle, tahtındaki güçlü bir kralı sarsan bin darbe,
Alçakgönüllü olanlar tarafından hissedilmez.
Yüksekte olanların duydukları acılar genellikle keskindir.
Güvende olmak için alçakgönüllü olun; mutlu olmak için hoşnut olun.”

O’nun yükünü ve O’nun boyunduruğunu düşünmenin ardından gitmeye devam edeceğiz. O şöyle der: “ Boyunduruğum hafiftir!” Gelin, burada söz edilen boyunduruğun ne tür bir boyunduruk olduğu üzerinde düşünelim. Bu boyunduruk, onu taşıyan hayvan için bir yük olacak mıdır? Kesinlikle hayır. Boyunduruk, hayvanın çalışmasını kolaylaştırmak içindir. Öküzün bağlanmış olduğu saban, eğer öküze bir boyunduruktan farklı şekilde bağlandı ise biçme işini tahammül edilmez hale getirir. Bir boyunduruk normalde hafiftir. Bir boyunduruk, bir işkence aleti değildir. Aksine, bir merhamet aracıdır. Boyunduruk, bir işi daha zor hale getirmek için planlanmış bir kötülük aleti değildir. Aksine, zor olan bir işi kolay hale getirmek için vardır. Ve Kurtarıcının boyunduruğu asla aşındırmaz, rahatsız ya da tedirgin etmez. Çünkü söylenmiş olduğu gibi boyunduruğu, yüreğin yumuşak huyu ve alçakgönüllülüğü ile takviye edilmiştir. Ve o zaman O’nun yükü hafiftir. Bir kuş için kanatları ne kadar yük ise ya da bir tekne için yelkenleri ne kadar yük ise O’nun boyunduruğunun yükü de bizim için o kadardır diyebiliriz.

O zaman burada, dinlenmenin iki yönlü huzurunu görebiliriz. Kurtarıcının bu yöndeki davetine yanıt verdiğimiz zaman fırtınalı denizin huzursuzluğunun yerini, akan bir nehrin esenliğine bıraktığını göreceğiz. Ve yüreğinde yumuşak huylu ve alçakgönüllü Olan’ın boyunduruğunu takarak ve O’ndan öğrenerek beklenti ve tecrübemiz şimdi bile şöyle olacaktır: Tanrının halkı için ayrılmış olan yüreğin derin huzuru (İbraniler 4:9). Sonra gerçekten de tatmin olmuş olarak yeşil otlaklarda uzanıp yatabiliriz.

“Ey, sabırlı ve lekesiz Olan,
Senin boyunduruğunu takmak ve senden öğrenmek için
Yüreklerimizi yumuşak huyluluk ile eğit ki,
Huzuru elde edebilelim.”