BÖLÜM III

YAŞATMA VE TAZELEME

“Beni yemyeşil çayırlarda yatırır; sakin suların kıyısına götürür.”
(ayet 2)

İsrailliler Kenan diyarına gider iken çölden geçtikleri sırada onlardan asla ayrılmayan şu iki şeyi hatırlayalım: manna ve su. Manna yaşamaları ve su tazelenmeleri için idi. Ve kırk yıl gibi uzun bir süre boyunca yaşadıkları her günde onlara bol sağlayış verildi (Mezmur 78:24 ve Yeşaya 43:20 ayetlerini karşılaştırın). Manna’nın ruhsal anlamı için Mısır’dan Çıkış 16. Bölümü Yuhanna 6. Bölüm ile ve suyun ruhsal anlamı için Mısır’dan Çıkış 17. Bölümü Yuhanna 7. Bölüm ile karşılaştırın.

İsraillilerin miras aldıkları ülkeye doğru içinden geçtikleri çöl, bizim vaat edilen diyarımıza gider iken geçtiğimiz vadiyi temsil eder. O iki yönlü sağlayış, bu bölümün konusunu teşkil eden beslenme ve tazelenmeyi uygun bir şekilde ortaya koyar. Yeşil otlaklar besler ve sakin sular tazeler ve bize düşen sorumluluk, man ve su gibi karşılıksız sağlandıkları gerçeğini her zaman gözümüzün önünde bulundurmaktır. Her sabah ve değişmeyen bir düzen içinde meleklerin yiyeceği, yumuşak su damlacıkları halinde onların geçici olarak kaldıkları yere ulaştı (Mezmur 78:25). Yapmaları gereken tek şey, onu toplamak, kendilerine mal etmek ve ihtiyaçlarını tam ve bol karşılayan bu sağlayışın tadını çıkartmak idi. (Mısırdan Çıkış 16:14,15) Man beyaz renkte idi – bu renk onun saflığını sembolize ediyor idi (Mısırdan Çıkış 16:31 ayetini Mezmur 119:140 ayeti ile karşılaştırınız). Manın tadı balı andırıyor idi- bu onun tatlılığını sembolize etmektedir (Mısırdan Çıkış 16:31 ayetini Mezmur 119:103 ile karşılaştırınız.) Ama buna rağmen yine de halk, Tanrıdan ayrıldığı ve yüreklerinde, O’nun kendilerini ileri uzattığı kolu ile kurtarmış olduğu ülkeye geri döndükleri zaman man tatlılığını kaybetti; İsrailliler, manı önce küçümsediler ve sonunda ondan nefret ettiler. “ Mısır’da parasız yiyebildiğimiz balığı hatırlıyoruz; ama şimdi canlarımız kurudu; gözlerimizin önünde bu mandan başka hiç bir şey yok! Bu man yüzünden yemek yeme isteğimizi yitirdik.” (Çölde Sayım 11:5,6 ayetleri ile 21:5 ayetini karşılaştırın.)

Bizim buradan alacağımız dersler çok değerli oldukları gibi çok da aşikardırlar. Günümüzdeki göksel yolcu için man, onun kariyerinin tüm olayları sırasında onu besleyen yiyeceğidir – bu yiyecek, Kutsal Ruhun gücü aracılığı ile Tanrının Sözünde temsil edilmiş olduğu gibi Mesih’in Kendisidir. “ İsa, onlara dedi ki, ‘Gökten ekmeği size Musa vermedi. Gökten size gerçek ekmeği Babam verir. Çünkü Tanrının ekmeği gökten inen ve dünyaya yaşam verendir. Yaşam ekmeği Ben’im, bana gelen asla acıkmaz.” (Yuhanna 6:32-35)  Ancak Yuhanna 6. Bölümde bir kıyaslama olduğu kadar aynı zamanda bir karşıtlık da vardır. Çünkü man, geçici yaşamın çürüyen bir yiyeceği iken Rab İsa sonsuz bir yaşamın çürümeyen yiyeceğidir. “ Atalarınız çölde man yediler, yine de öldüler. Eğer biri bu ekmekten yer ise sonsuza kadar yaşayacak.” (49 ve 51. Ayetler) Ve söylemiş olduğumuz gibi, diri Söz’den beslenmemiz yazılı Söz aracılığı ile mümkün olduğu için Petrus’un, Tanrı Sözünün hem yeni yaşamı ilk başlatan olduğunu hem de aynı zamanda bu yaşamı desteklediğini beyan eden sözlerini okuruz: “Tanrının Sözü aracılığı ile yeniden doğmak …. Yeni doğmuş bebekler gibi sizi büyütecek olan sütü yani, Tanrı Sözünü arzu edersiniz.”

Man hakkında onun “her sabah toplandığını” okuruz (Mısırdan Çıkış 16:21). Tipik olarak ve ruhsal olarak bakıldığı zaman bu sözler Hristiyan imanlı için bir yaşam felsefesi sunarlar. Güvenliğin, kesinliğin ve keyif almanın sırrını teşkil ederler. Göksel mandan her gün beslenmek gibi kutsal bir alışkanlık, bize kutsal yazıların kutsal sayfalarında öğretilir ve sevincimize (bakınız Yeremya 15:16), esenliğimize  (Mezmur 119:165), verimliliğimize  (Mezmur 1:2,3) ve tehlike zamanında güvenliğimize (Mezmur 17:4) atfedilir. “Hristiyan erkekler ve kadınlar, Tanrının Sözünü okumalı ve çalışmalıdırlar. Hali hazırdaki çok yönlü tüm eylemleri içeren imanlı işlerinden kaynaklanan hiç bir baskı Tanrının kutsal sözünün her gün adanmış bir şekilde dikkatle okunmasını gerektirir. Hristiyan çabası, Tanrının kutsal kitabında bize öğretilenlerin ve bizi yenileyen ve kutsal kılan sözlerin düşünceli ve ciddi bir dikkat ile çalışılması ve üzerlerinde derin düşünülerek sahip çıkılmasıdır, ayrıca her zaman yüksek sesle beyan edilmesidir! Eğer tanrısal yaşamda büyüyecek isek o zaman tanrısal gerçek ile doldurulmamız gerekir. Ayrıca bunların da ötesinde, bizim Hristiyan eylemlerimiz, ancak Mesih ile O’nun Sözü aracılığı ile devam eden paydaşlığımız sonucu beslenebilir ve büyüyebilirler. Büyük nehirlerin kaynakları, dağlar ve dağlar arasındaki dar dere yatakları ya da vadilerde saklıdırlar. Dağlar bir kenarda saklı yerlerde yarılır ve yavaş akan küçük nehirler, gölgede bulunan dar ve derin nehirler arasından akarlar. Boyları aynı uzunluktadır ve ileri doğru akarlar iken bir birlerine karışırlar. Binlerce biçim ve şekil alarak endüstriyel eylemleri başlatırlar. Ancak eğer dağlar yarılmaz ve küçük dar nehirler kuru ise o zaman tüm bu eylemlerin devamını kim sağlayacaktır? Mesih’in kilisesinin dünyaya, benliğe ve şeytana üstün gelmesi için onun uzun süre devam eden çabasını düzenli olarak ne besleyecektir? Ayrıca tanrısal Sözün yeşil otlaklarındaki seçilmiş bedenin her üyesini de beslemek gerekmektedir! Mesih için büyük işler yapmanın gerçek gücü, insanların çabaları için O’nun Sözünden, motifler, kanaatler ve teşvikler toplayacakları uzak ve sakin yerlerde, Tanrı ile paydaşlıkta bulunmalarıdır.” Bizler de bu bağlamda şunu hatırlayalım: yeşil otlaklar her yerde oldukları için kendimizi özellikle birkaç zengin nokta üzerinde sınırlamayalım ve kutsal yazıların tüm bahçesinde gezinmeyi unutmayalım! Mesih, yağ sürülmüş bir göz aracılığı ile esinlenmiş sözün daha sonraki kısımlarında da gerçekten görülebilir. Eski Antlaşmada gizlenen Mesih, Yeni Antlaşmada açıklanmıştır. O bize şöyle der: “Kutsal Yazıları araştırın çünkü onlar hakkımda tanıklık ederler.” “Eğer Musa’ya iman etmiş olsa idiniz, bana da iman ederdiniz çünkü Musa benim hakkımda yazmıştır” (Yuhanna 5:39,46). Ve O dirilişinden sonra Emmaus yolunda yürüyen iki umutsuz öğrencisine katıldı ve sonra onlara, “Musa’nın ve tüm peygamberlerin yazılarından başlayarak, Kutsal Yazıların hepsinde kendisi ile ilgili olan her şeyi onlara açıkladı.” (Luka 24:27)

“Ah, okuması ne kadar değerli bir Kutsal Kitabımız var!
Kısır bir teoriye yer vermez – gerçektir, etkilidir ve diridir;
Ama Mesih’in kendisi ‘tamamen harikadır’, O Herşeyimizdir!
Hem vaiz, hem metin hem de vaazdir O!”

Ve bizler de böylece öğreniyoruz ki, eğer canlarımız sağlıklı, dinç ve güçlü olarak korunacak ise; eğer Tanrı için verdiğimiz hizmet dayanma gücüne sahip bir özellik taşıyacak ise ve eğer bize karşı düşman olan yönetim ve güçlere karşı başarı kazanmak üzere savaşacak isek o zaman Tanrının sözünü okumamız gerekir ve eğer Tanrı bilgisine karşı gelen her safsataya direnme girişiminde bulunmaya kararlı isek o zaman Tanrı sözü üzerinde çalışmalı ve onu yürekten beyan etmeliyiz!

“ Hazine evi! Ben burada zihnim için yiyecek ve ilaç,
Düşmana karşı savurmak üzere kılıç ve
Onun darbesine karşı koymak için başlık ve kalkan,
Gökten doğmuş olanlar için doğruluk giysileri
Güneşli saatlerde övgü şarkıları,
Ayartmalarda Tanrı sözünün baskın gücünü bulurum.
Ama bu söylediğim hazineleri tek tek adlandırmam gerekmez.
Neden diğerlerini de sıralayayım ki?
Mesih buradadır ve Mesih her şeydir!”

Öte yandan, hemen eklememiz gereken bir nokta var: Tanrı Sözünün ihmal edilmesi, sevinçsizlik, güçsüzlük, hata, başarısızlık ve ruhsal felakete yol açabilir. Genç bir dostuma ait olan bir Kutsal Kitabın sayfalarının birinde şu sözler yazılıdır: “Bu Kitap beni günah işlemekten koruyacak ya da günah beni bu Kitaptan koruyacak.” Bu ifade tamamen gerçektir. Nasıl tropikal bir güneşin altında buz ya da karanlık ile ışık bir arada olamazlar ise aynı şekilde hem günah hem de Kutsal Kitap aynı anda sevilemez.

Bizler için nasıl yalnızca bizi besleyen yeşil otlaklar yoksa ve aynı zamanda bizi tazeleyen sakin sular var ise aynı şekilde yalnızca man yoktu ama aynı zamanda vurulan kayadan fışkıran su da vardı. Bu kaya Mesih’tir (1.Korintliler 10:4). Ve aynı Mesih şöyle dedi: “Benim vereceğim su içende sonsuz yaşam için fışkıran bir pınar olacak.” (Yuhanna 4:14) Orada uzun süre devam eden tazeleme olacak.

Ama yine de her şeye rağmen metnimizin sözlerinde daha derin düşünceler yer almaktadır. Çünkü vurgulanan nokta, yalnızca yeşil otlakların sağlanması değil ama aynı zamanda O’nun bizi yeşil otlakların üstünde yatırmasıdır. Aslına bakılırsa bir koyun tatmin olmadıkça bunu asla yapmaz. Ve bu yüzden ifadenin ruhsal önemi tam tatmin olmayı ve mutlak dinlenmeyi gerektirir. İmanlı deneyimimizin ilk günlerinde kanatlarımız ile kartallar gibi “yükseliriz” ve göksel değerler çok gerçektirler; kısa bir süre sonra öğreniriz ki, eğer cennette bir iman konusu olarak bulunuyor isek o zaman hala yaşamın katı gerçekliklerinin ortasında bir gerçek konusu olarak bulunuyoruz demektir ve önümüze konan yarışı sabırla “koşmaya” başlarız. Yavaş yavaş Hanok gibi, Tanrı ile düzenli “yürüyüş” için yerimize yerleşiriz. Ve Meryem gibi O’nun sözünü öğrenmek için O’nun ayaklarının dibinde “oturmanın” değerini öğreniriz. Ve son olarak mezmurumuzda sözü edilen deneyimi yaşarız – yeşil otlaklarda “yatarız” ve tatmin oluruz. (Yeşaya 40:31; İbraniler 12:1; Yaratılış 5:24; Luka 10:39; Mezmur 23:2; Mezmur 107:9 ayetlerini karşılaştırınız.)

İnsanların bezgin düştükten sonra aradıkları şey budur ve eğer bunu yeryüzünün çatlak su sarnıçlarında aradıkları takdirde onu asla bulamayacaklardır. “ Ey Rab, bizleri kendin için yarattın ve eğer Sende dinlenmez isek huzur bulamayız.” Augustine böyle demiştir. Ve bu ifadenin doğruluğu tüm çağlardaki ve tüm iklim ve ülkelerdeki insanlar tarafından onaylanmıştır. Yersel zevkler kasesinden son tortu ya da süprüntüye varana dek her şeyi içmiş olan kişi kederli bir şekilde şu itirafta bulunmuştur:

“Sevinçli arkadaşlar huzursuzluk duygusunu
Bir süre için uzaklaştırsalar bile,
Ve zevkler çılgına dönmüş canı bir süre için yatıştırsalar bile
Yürek, yürek hala yalnızdır!”

Kişinin yüreğinde ve vicdanında ve Kurtarıcının tamamladığı işte huzur bulan bir başkası ise şu sevinçli satırları yazmıştır:

“ İsa’nın sesini duydum,
Artık başka bir ses işitmek hoşuma gitmiyor,
İsa’nın yüzünü gördüm,
Ve canım tatmin oldu.”

Kutsal Yazılar bu olumlu ve olumsuz tanıklıkları günahın zevklerinin geçici ama Tanrının sağındaki zevklerin kalıcı olduğunu ilan ederek onaylıyorlar. (İbraniler 11:25; Mezmur 16:11) Böylece önümüzde üç düşünce oluyor, yani, O besliyor, O yol gösteriyor ve O tatmin ediyor. “O, sürüsünü bir çoban gibi besleyecek” (Yeşaya 40:11). “Beni sakin suların kıyısında yürütür” (Mezmur 23:2). “Özlem duyan canımı doyurur.” (Mezmur 107:9)

O zaman burada şimdi ilgi alanında bulunduğumuz büyük Çoban tarafından bizim için sağlayışta bulunulmuştur. Ve Luka 15:5 ayetini Yeşaya 40:11 ayeti ile kıyaslayarak Onun gücünü ve şefkatinin, Onun kudretinin ve sevgisinin bizim uğrumuza işlediğini öğreniriz. O, koyunlarını omuzlarında taşır ve kuzularını ise göğsünde tutar. Dileğim şudur: Onun gücüne daha çok güvenelim, Onun sevgisinin tadını daha sürekli çıkartalım ve Onun kendisini daha sadık bir şekilde izleyelim, ama biz sadık kalmasak da O bize sadık kalacağını söyleyen Rabbimizdir; tüm övgü ve yücelik Onundur!