BÖLÜM IV

TANRISAL YENİLEME

“Canımı tazeler.” (ayet 3)

Bu sözler bereketli oldukları kadar ciddidirler de! Aynı zamanda uyarı içerirler çünkü Davut’un kişisel öyküsünde de resmedildiği gibi içimizdeki en iyi kişinin bile eğer dikkatli davranmaz ve uyanık kalmaz ise günaha düşebileceğini bildirirler. Bu sözler bereketlidirler çünkü bize iyi bir kişinin düşebilmesine rağmen sonra tekrar kalkabileceğini de hatırlatırlar. Bir imanlı kendisinin ve Rabbinin arasına bulutların girmesine neden olabilmesine ve lütuf aracılığı ile içinde bulunduğu paydaşlığın sevincini ceza olarak kaybedebilmesine rağmen, Tanrının egemen lütfunun uygulamasında bu bulutların dağılmasına müdahale edebilir ve o sevinci yenileyebilir (Mezmur 37 ve Mezmur 51’i karşılaştırın).

Bu ayet, gerçekten de ciddi olasılıklara yer verir. Çünkü yürekte ya da davranış ile olsun Tanrıdan uzaklaşma olasılığından daha ciddi bir durum olamayacağı kesindir. Mutsuz ve kötü durumlar arasında yer alan böyle bir olasılık, her an için zaman kaybı teşkil eder. Burada ne demek istediğimizi bir örnek ile anlatmak için İbraniler kitabının on birinci bölümüne gidelim. Bu bölüm – Kutsal Kitaptaki Westminster Abbey olarak adlandırılır  – Tanrının kahramanlarının mezar taşlarının üzerine kazınmış olan mezar kitabelerini içerir. Ve İbraniler 10:17 ayetinde bu kahramanların başarısızlıkları atlanmış ve yalnızca zaferleri yazılmıştır. 29. Ayette şunu okuruz: “ İman sayesinde İsrailliler karadan geçer gibi Kamış denizinden geçtiler ve Mısırlılar bunu deneyince boğuldular.” Bir sonraki ayette ise şunlar yazılıdır: “ İsrailliler yedi gün boyunca Eriha surları çevresinde dolandılar. Ve sonunda imanları sayesinde surlar yıkıldı.” Ama bu iki olay arasında kırk yıl gibi uzun bir dönem vardı. Ne yazık ki, İsrail bu dönemi inatçılık ederek ve çölde dolaşarak geçirdi. Biri şöyle bir soru sorabilir: “ Bunun ne önemi var?” Söylemek istediğimiz, bu dönemden burada söz edilmemiş olduğudur ve bunun nedeni yalnızca şudur: bu kırk yıllık çöl denemi başarısızlık idi ve bu nedenle zaman kaybedildi.

Belli bir kilisenin avlusundaki güneş saatinin üzerine şu sözler yazılmıştır: “Bulutsuz geçen saatlerden başkasını göstermiyorum.” İsrail’in çölde dolaşarak geçirdiği yıllar gerçekten de karanlık zamanlardı ve ağır bulutlar ile yüklüydüler. Ve işte tam da bu yüzden sayılmadılar ve hesaba katılmadılar! İsrailliler bu dönem sırasında, zamana damga vuran bir asker alayına ya da yolunu kaybetmiş ve bu yüzden kaybettiği zamanı geri almak için uzun zaman harcayan kişilere örnek olarak gösterilebilirler. Ve İsrail’in öyküsü bize bu bağlantıda şunu hatırlatır: Tanrı yönetimindeki bir diğer ciddi ilke, dağılmış olan birinin tam olarak dağılmış olduğu noktada tekrar düzeleceğidir. İsraillilerin imansız casusların sözlerine inandıkları yer Kadeş Barnea idi ve o noktada dağıldılar. Bu olaydan yaklaşık kırk yıl sonra Kenan diyarını fethetmek için harekete geçtikleri başlangıç noktası aynı yer oldu.  (Çölde Sayım 13; Yasanın Tekrarı 1:19-22; 2:14 ayetlerini karşılaştırın)

Günah ya da kayıtsızlık nedeni ile Tanrıdan ayrılan bu kişilerin yenilenmesinde Tanrı iki şekilde hareket eder; yani, sesini ve elini kullanır; sözünü ve terbiye edişini kullanır. Şimdi bir an için bu iki konu üzerinde derin düşünelim.

I. SÖZ ARACILIĞI İLE YENİLENME. Elçi Pavlus’un yaşamında bu konuyu çok güzel bir şekilde resmeden bir olay vardır. Rabbimiz onu kalburdan geçeceği konusunda uyarmış idi, ama Pavlus bu uyarıya pek dikkat etmemiş idi. Bunun sonucunda Rabden uzağa sürüklendi ve çok sevdiği Efendisini antlar içerek ve yeminler ederek inkar etti. Daha sonra yapmış olduğu şeyin farkına vardığı zaman duyduğu pişmanlığın büyüklüğünü tahmin edebilirsiniz. Aklına gelen ilk şey belki öğrenciliğini bırakmak gibi bir eğilime uymak olacak idi. Ve burada çok sık bir şekilde yanlış olarak alıntısı yapılan bir ayetin anlamına işaret etmek istiyoruz. Rabbimiz şöyle demişti: “ Ben, imanını yitirmeyesin diye senin için dua ettim.” Rabbimiz şöyle demedi: “Ben sen başarısız olmayasın diye dua ettim.” Pavlus’un kendisine olan öz güvenini çaldırabileceği tek yöntemin başarısızlık olduğu aşikar idi. Ama düşmüş olduğu için umutsuzluğa kapılabileceği tehlikesi vardı. Ve Rabbin ona tekrar umut bulması için aracılık ederek destek vereceği kesin idi. Petrus tam Rabbi inkar ederken horoz öttü ve “ Rab arkasına dönüp Petrus’a baktı. O zaman Petrus, Rabbin kendisine, ‘Bu gece horoz ötmeden beni üç kez inkar edeceksin’ dediğini hatırladı ve dışarı çıkıp acı acı ağladı.” (Luka 22:61,62) “ Petrus, İsa’nın kendisine, ‘Horoz iki kez ötmeden beni üç kez inkar edeceksin’ dediğini hatırladı ve hüngür hüngür ağlamaya başladı.” (Markos 14:72) Bu sözler, Petrus’un canına nüfus etti, yüreğinin çeşmeleri kırıldı ve pişmanlık dolu gözyaşlarının akmasına neden oldu. Petrus, elinden gelenin en iyisini yaptığını düşünüyordu ancak yüreğinin ne kadar kötü olduğunun farkına vardı. Ve yapabileceği en kötü şeyi yaptığı zaman da Mesih’in ne kadar kutlu bir yüreğe sahip olduğunu anlamış oldu.”

Canlarımızın çöktüğü zamanlarda, lütufkar Rabbimizin bize her zamanki gibi yumuşak davrandığını ne kadar da sık tecrübe etmişizdir! Rab diyor: “Ey dönek İsrail, geri dön! Size artık öfke ile bakmayacağım. Çünkü ben sevecenim. Öfkemi sonsuza dek sürdürmem.” (Yeremya 3:12) “Geri dönün, ey dönek çocuklar, dönekliğinizi iyileştireyim.” (Yeremya 3:22; Hoşea 14) Burada tanrısal sevginin sesi canın çöküşünü tutuklamak ister, yoldan çıkmış olan kişinin hatasına işaret eder ve böyle yaparak o kişiyi, tanrısal elin ağırlığını hissetme gerekliliğinden esirgemek ister. Ama yine de eğer bu ses dikkate alınmaz ise ve gidilen yanlış yönde ısrar edilir ise geriye aşağıda belirtilmiş olan tek bir seçenek kalmaktadır:

II. CEZALANDIRARAK YENİLEME.  Cezalandırılma, hiç hoşumuza gitmeyen bereketlerimizden biridir. Böyle bir uygulama ile Tanrı şunu açıklar: “ Sevginin daha ağır yüzü!” Bunun amacını ve anlamını ve değerini düzgün bir şekilde anlamak için yine de bu ceza ile terbiyenin her zaman ya da ille de günahın sonucunda uygulanmadığını bilmemiz gerekir. Çağların tarihinin vahim bir şekilde tanıklık ettiği gibi, “ ne ekilirse o biçilir” ifadesi oldukça doğrudur. (Galatyalılar 6:7) Şairlerimizden biri bu konuyu mısralarında şu şekilde ifade etmiştir:

“Şarkıyı nasıl yankı izliyor ise hatayı da üzüntü izler.
Ve her suçlu eylem kendi içinde
Azarlama ve acının tohumunu taşır.”

Tüm bunları kabul ettikten sonra geriye şu gerçek kalır: Azarlama, Tanrının terbiyesindeki amaçları tüketmez. Tanrı aynı zamanda eğitim ve can kültürü için de dersler öğretir. Bu dersler öğrenildiği zaman “terbiye ederek eğitmek, böyle eğitilenlere sonradan esenlik veren doğruluğu öğretir.” (İbraniler 12:11) Bu nedenle bize şu öğüt verilmiştir: “ Oğlum, Rabbin terbiye edişini hafife alma. O’nun azarlamasından usanma. Çünkü Rab, oğlundan hoşnut bir baba gibi, sevdiğini azarlar.” (Süleyman’ın Özdeyişleri 3:11,12)

O halde terbiyenin ya da cezanın azarlayıcı olduğu kadar eğitici de olabileceğinden emin olabiliriz ve her iki durumda da bunun, bizim yararımızı göz önünde tutan bir sevginin kanıtı olduğunu göz önünde bulundurmamız doğru olur; bu konuya yer veren klasik bölüm ise şudur: İbraniler 12:5-11! Ve eğer biz bu bölümü özen ile inceleyecek olur isek cezanın, üzerimizde her zaman üç etkiye sahip olduğunu anlayacağız. Bu cezayı ya küçümseriz, ya da onun altında bayılır kalırız ya da onun tarafından terbiye ediliriz.

  1. Cezayı Küçümsemek (Hafife almak – İbraniler 12:5). Orta Doğulu ünlü filozof Lokman, bir köle iken, efendisi kendisine acı bir kavun verdiği zaman kavunun hepsini hemen yedi ve bitirdi. Efendisi ona şu soruyu sordu: “ Böyle iğrenç bir meyveyi yemen nasıl oldu da mümkün oldu?” Lokman şu yanıtı verdi: “ Senin çok iyiliğini gördüm. Acı bir kavunu senin elinden hayatımda ilk kez de olsa yemiş olmam şaşırtıcı bir durum değil.” Kölenin bu cömert yanıtı, efendisini öyle güçlü bir şekilde sarstı ki, onu hemen özgür kıldı. Ama yine de Lokman’ın eski efendisinin aksine Tanrımız, asla keyfi olarak ya da gerekmeyecek bir durumda bize ceza vermez. O, her zaman bizim yararımız için bizi terbiye eder (İbraniler 12:10). Ve bu büyük gerçeğin farkına varmak canımız için güçlü bir caydırıcı olarak işleyecektir. Rabbin terbiyesini hafife almak tehlikesinden uzak duralım.
  2. Cezanın altında bayılıp kalmak (Cesaretini yitirmek -İbraniler 12:59). Tren rayları üzerindeki kömür kamyonlarını görmüş olanlarımız her bir kamyonun bir taşıma kapasitesi olduğunu bilirler. Biri, 12 ton taşıyabilir iken, diğeri 20 ton taşıyacak güçtedir ve bu böyle devam edip gider. Bu kamyonları üreten kişi onların yük taşıma kapasitelerini bilir ve ne kadar ağırlık taşıyabileceklerini önceden hesaplamıştır. Ve bizim “ mayamızı Bilen” (Mezmur 103:14) taşıyabileceğimizden daha fazlasına izin vererek denenmelerde asla acı çektirmez (1.Korintliler 10:13). Ama böyle durumlarda bazen bayılanlara güç verir ve gücü tükenenin gücünü çoğaltır (Yeşaya 40:29), öyle ki, gücümüz yaşamımız boyunca sürsün (Yasanın Tekrarı 33:25). Eğer Rab tarafından azarlandığımız zaman, Rabbin terbiyesini hafife alır ya da cesaretimizi yitirir isek o zaman bu denemeler aracılığı ile bize göndermeyi amaçladığı bereketi kaybederiz. Terbiye, esenlik veren doğruluğu üreten meyvelerini yalnızca böyle eğitilenler için sağlar.
  3. Böyle eğitilenler  (İbraniler 12:11). Çok büyük bir sıkıntıya uğramış olan imanlı bir demircinin öyküsünü okuruz. Bu öyküyü işiten bir imansız çok etkilenir ve imanlı demirci ona şu açıklamada bulunur: “ Bunun nedenini sizin anlayabileceğiniz bir şekilde açıklayabilir miyim bilmiyorum ama sanırım kendime açıklayabilirim. Bildiğiniz gibi, ben bir demirciyim. Sık sık yaptığım işlerden biri bir parça demir almak ve onu ateşe tutmak ve beyazlaşıncaya kadar ateşte bırakmaktır. Sonra onu alır ve örse koyarım ve bir şekil alıp almayacağını görünceye kadar üzerine bir ya da iki kez vururum. Eğer şekil alacağını düşünüyor isem onu suya daldırır ve aniden ısısını değiştiririm. Sonra onu tekrar ateşe koyarım ve beklerim ve sonra ateşten alarak yine suya daldırırım. Bunu birçok kez yaparım. Sonra onu tekrar örse koyarım ve bir top arabasının içine yerleştireceğim, en az yirmi beş yıl iyi hizmet verecek yararlı bir araca dönüştürmek üzere çekiç ile şekil veririm. Ama yine de örste iken ona ilk vurduğum zaman eğer bir tava gelmeyecek ise onu döküntü yığınına atar ve döküntü bir metal olarak satarım. Şimdi ben, Göksel Babamın beni tav alıp almayacağımı görmek için denediğine inanıyorum. O beni ateşe koydu ve suya koydu. Ve ben bu denemeye elimden geldiği kadar sabırla tahammül etmeye çalıştım. Ve her gün şöyle dua ettim: “Rab, eğer ihtiyacım olduğuna inanıyor isen beni ateşe koy; seni hoşnut edecek olan her şeyi yap lütfen, ey Rab, bunu yalnızca Mesih’in adı uğruna yap, beni döküntü yığınına atma.”

Benzer şekilde sıkıntıya uğrayan bir diğer imanlı adam şöyle demiş idi: “ Törpü kabadır ve onun uygulanması cana eziyet eder ama pırlanta uzun uzadıya bu şekilde cilalandığı zaman, ışıl ışıl parlayacak ve İmmanuel’in kraliyet tacında gözleri kamaştıracaktır.”

“ Çalan müzik sakin havada işitilmeden durur.
Yontulmamış mermerdeki güzellik gözlerden gizlidir.
Müziği ve güzelliği uyandırmak için efendinin dokunuşuna
Ve heykeltraşın keskisine ihtiyaç vardır.
Yüce Efendi, usta elin ile bize dokun.
İçimizdeki müziğin ölmesine izin verme.
Yüce Heykeltraş, bizi yont ve cilala,
Gizlenmemize ve kaybolmamıza izin verme, içimizde Senin şeklin oluşsun.”

Terbiyenin amacı ile ilgili yanlış anlaşılmalardan korunmak için bu bölümde bu konu ile genel bir şekilde ilgilendik. Ama onun şu andaki konumuz ile ilgili kısmının uygulanması basit ve kolaydır. “Az mı geliyor Tanrının avutması sana, söylediği yumuşak sözler?” (Eyüp 15:11) durum böyle midir? Eğer böyle ise bu durum için bir neden yok mudur? Bırakalım vicdan geçmişe aydınlatılmış bir bakış ile baksın ve o zaman büyük olasılıkla vicdanın seni esenlik akışının akmayı durdurduğu o ana götürecektir; yani, sevinç akıntısının kesintiye uğradığı o ana! Ah, keşke Onun buyruklarına kulak vermiş olsaydınız! O zaman esenliğiniz ırmak gibi doğruluğunuz da denizin dalgaları gibi olurdu (Yeşaya 48:18). Yine de eğer O’nun sesine kulak vermekte başarısız olmuş ise o zaman şöyle davranmaya mutlaka ihtiyaç duyacağımız kesindir, “Dinleyin! Rab kente sesleniyor. Onun adından korkmak bilgeliktir.” (Mika 6:9) Tüm bunları yapar iken Onun amacı, Onunla olan paydaşlığımız için bizi yenilemektir ve bu süreç acı vermesine rağmen sonu bereketlidir. “ama günahlarımızı itiraf eder isek güvenilir ve adil olan Tanrı günahlarımızı bağışlayıp bizi her kötülükten arındıracaktır.” (1. Yuhanna 1:9) “Terbiye edilmek başlangıçta hiç tatlı gelmez, acı gelir. Ne var ki, böyle eğitilenler için bu sonradan esenlik veren doğruluğu üretir.” (İbraniler 12:11)