BÖLÜM VIII

SOFRA KURULAN – BAŞINA YAĞ SÜRÜLEN – KUTSANAN

“Düşmanlarımın önünde bana sofra kurarsın, başıma yağ sürersin. Kasem taşıyor.” (ayet 5)

Mezmur 23’ün sıradan yorumu, önümüze üç yönlü bir resim getirdiğidir.  1. Ayetteki Çoban ve Onun koyunları; 4. ayetteki yolcu ve onun rehberi ve 5. Ayetteki Ev Sahibi ve Onun konuğu. Ama bu durum uygulama aracılığı ile gerçek olsa da kutsal yazıların bu kısmında öncelikli bir önem taşımaz. Mezmur başından sonuna kadar çoban yaşamının şarkısını söyler. Sözünü ettiği “ ölümün gölgesinin vadisi” sürülerin bazen geçmeleri gerektiği ve çobanın rehberlik ve korumasına en çok muhtaç oldukları ölümcül tehlike taşıyan o yerlere işaret eder. Daha önce görmüş olduğumuz gibi bu Tanrının sürüsünün göksel ülkeye yolculuk ettiği patikanın daha karanlık ve daha zor kısımlarını sembolize eder. Ve daha sonra düşmanlarımın önünde bana sofra kurarsın” ifadesine gelince doğulu ülkelerde çoban yaşamını yakından tanıyan biri tarafından söylenmiştir: Doğu ülkelerinde koyunlar için iyi ve güvenlikli bir otlanma yeri bulmak amacı ile zaman zaman otlak bakılmaya gidilir ve çimenler incelenir. Çimende pek çok zehirli bitkiler bulunur ve çoban bu zehirli bitkileri bulmalı ve kopartıp temizleyerek yok etmelidir. Arıca bu topraklarda yılanların yaşadığı kovuklar bulunur ve bu sürüngenler yok edilmezler ise koyunların burunlarını ısırırlar. Çobanın hazırlamış olduğu beslenme otlağının çevresindeki delik, mağara ve tepe kenarlarında çakallar, kurtlar, kaplan ve diğer yırtıcı hayvanlar vardır. İşte çobanın cesareti ve ustalığı en çok bu noktada ortaya çıkar. Mağaraları taşlar ile kapatır ya da uzun saplı bıçağı ile vahşi hayvanları öldürür. Çobanların kendileri ile en çok övündükleri nokta sürülerine gösterdikleri ilgi ve özen konusundaki başarılarıdır.”

Şimdi, metnimizin oluştuğu üç noktayı ele alalım ve her biri için iki anahtar sözcük bulalım.

I. “Düşmanlarımın önünde bana sofra kurarsın.”  – BAĞIMLILIK VE BAĞIMSIZLIK.  Bizim “ bağımlılığımız” düşmanlarımızın önünde bulunduğumuz gerçeği ile ortaya çıkar. “ Bağımsızlığımız” ise Tanrının bizim için orada bir sofra kurduğu gerçeğinden kaynaklanır. Yeni Antlaşma, Tanrının düşmanlarının dünya (Yuhanna 15:18,19), benlik (Galatyalılar 5:17) ve şeytan (1. Petrus 5:8) olduğunu öğretir. Dünya – dışsal bir düşman; benlik – içsel bir düşman ve şeytan (cehenneme ait) bir düşman. Bu düşmanlardan ilki olan dünya, imanlıyı Tanrı ile mutlu paydaşlıktan ve Mesih’e hizmetten geri çekmenin peşindedir. (2. Timoteos 4:10) İkincisi, günah için günah konusunda ayartır (Yakup 1:14). Üçüncüsü ise iman eden canın Tanrı bilgisinde ilerlemesi için bulunduğu her çabaya direnir. (Efesliler 6:11) Dünyanın çekicilikleri, Babanın sevgisi diri bir şekilde kavrandığı zaman sıfırlanırlar. (1. Yuhanna 2:15) Benlik, ruhumuz ile birleşmiş ve içimizde konut kurmuş Kutsal Ruh ile düşmandır (Galatyalılar 5:16). Ve Mesih tarafından etkisiz hale getirilmiş olan şeytan artık şimdi yenilmiş bir düşmandır (Bakınız İbraniler 2:14,15; Ykaup 4:7). Böylece kötülüğün bize düşman olan güçlü bir üçlü birliği ile karşı karşıyayız. Ve hamdolsun ki,  iyiliğin bize yardım eden ve her şeye gücü yeten üçlü birliğine sahibiz.

Ama eğer düşmanlarımızın varlığı bizi Tanrıya mutlak bağımlı hale getiriyor ise, orada önümüze kurulan sofra da bizi insandan mutlak şekilde bağımsız kılar. Büyük İskender bir zamanlar Diyojen’e, kendisinden bir iyilik isteyip istemediğini sorar. Filozof ona şu yanıtı verir: “ Senden istediğim tek iyilik, güneş ve benim aramda durma! Güneşime gölge etme!” bir imanlının da aynı bu şekilde dünyadan istemesi gereken tek şey budur: “ Benim ve Rabbimin – Doğruluk Güneşi – arasında durma!” Mezmur 78:19 ayetinde şu soru sorulur, “ Tanrı, çölde sofra kurabilir mi?” Ve bu soru, en etkili yanıtını bu yanıtı ortaya koyan halkın tarihinde bulur. (bakınız 12-20 ayetler). Böylesine tanrısal bir güç ve iyiliğin sergilenmesinden sonra 22. Ayette yer alan böyle bir soru sorulmasının nedeni, “ onların iman etmeyişleridir.” Ve bu her zaman böyle olmuştur. İmansızlık şu soruyu sorar: “Tanrı yapabilir mi?” ama imanın ayrıcalığı, sözcüklerin sırasını değiştirmektir ve böyle yapmak ile imansız soruyu güvencenin zaferli bir beyanına dönüştürür. İman ise, “ Tanrı yapabilir mi?” demek yerine, şöyle der: “ Tanrı yapabilir” – “ Düşmanlarımın önünde olsa bile sen bana yine sofra kurarsın.” İmansızlık, Tanrıyı, zorluğun bulunduğu zamanda yargılar. İman ise zorluğu, Tanrının huzurunda yargılar. İmansızlık düşmana bakar ve şöyle der: “biz yapamayız” (Çölde Sayım 13:31); “eğer bu ilkeye girer isek bu ülkede yaşayan halk bizi yer bitirir.” (ayet 32) İman ise gözlerini Tanrıya diker ve “ kesinlikle buna yetecek gücümüz var. ” (Çölde Sayım 13:30); “ onları ekmek yer gibi yiyip bitireceğiz” (Çölde Sayım 14:9) der. Zorluklar, iman için yalnızca yiyecektir.

Aklımıza şu soru gelebilir: “ Çöl sofrasında hangi yiyecekler var?” Ve bu sorunun yanıtı yine Yuhanna’nın altıncı bölümünde verilir – İsa, “ Ben Yaşam Ekmeği’yim” der. “ Bana gelen asla acıkmaz ve bana iman eden asla susamaz.” (Yuhanna 6:35). Burada çok eğitici bir nota dikkat çekelim; yazılı Söz hakkında önceden bildirilen pek çok şey aynı zamanda Diri Söz hakkında da bildirilmiştir. “ Senin Sözün gerçektir” – “ Gerçek Ben’im) (Yuhanna 17:17; 14:6 ayetlerini karşılaştırınız. “ Size söylediğim sözler yaşamdır” – “ Yaşam Ben’im”. “ Sözün adımlarıma ışıktır” – “ dünyanın ışığı Ben’im” (Yuhanna 8:12; Mezmur 119, 105 ve 130). Ve Yazılı Söz bizi Diri Söz ile paydaşlığa yönlendirme gibi bir amaca hizmet ettiği zaman bizler her değerli şeyin gizli kaynağında oluruz. Hristiyan imanlının açlıkları, özlemleri ve istekleri vardır ve bu dünya bunları ne anlayabilir ne de onlara yanıt verebilir, Tanrının armağanları bile onları tatmin edemez.

“Senin armağanların bile yeterli olmayacaktır.
Ruhlarımız Seni özler.”

Ama Mesih, zihni ve yüreği doldurmak için yeterlidir. Mesih, doğamızın en derin kaynaklarına dahi dokunabilir (Matta 5:6); O, canımızın en derin isteklerini karşılayabilir. (Mezmur 107:9)

“ Aç mısın? Mesih, ekmektir (Yuhanna 6:33).
Artık mısır başağının dış yapraklarından beslenme!
Susadın mı? Mesih, gerçek içeceğindir (Mezmur 42:2).
O, senin ihtiyacını karşılayabilir.
Yoksul musun? Mesih, zenginliğindir (Efesliler 3:8).
Ona gel ve artık başka bir şey istemezsin.”

II. “ Başıma yağ sürersin.” – TAZELİK VE BÜTÜNLÜK. Bu konudan söz eden kutsal yazıları kıyasladığımız zaman bu “ yağ sürülmüş” ürünlerin tazelik ürettiğini öğreniriz. (Mezmur 92:10) Ve sevinç (Mezmur 45:7); sevinç olmadığı zaman, bu durum yas belirtir (2. Samuel 14:2); Ve üzüntü (Matta 6:16-18). Ve Mezmur 45:7 ayetinin öncelikle Rab İsa’yı ima ettiği aşikardır; O, acılar Adamı olup, kederi yakından tanımasına rağmen yine de herkesten daha çok sevinç yağı ile meshedilmiş idi. (Yeşaya 53:3; İbraniler 1:8,9) Kutsallık ve mutluluk, günah ve üzüntü bir birlerine ne kadar bağlılar ise onlar da o kadar bağlıdır. –Lekesiz bir kutsallığa sahipti, Sevinci derindi; sakin ve sürekli idi. Ama “ dünyanın günahını taşıyarak” bizim kavrayamayacağımız bir derecedeki acıya ve üzüntüye dayandı. Onu bu konuda anlayamasak da Ona tapınabilir ve Ona hayranlık duyabiliriz. Ve Onun Kişiliğinin saygınlığı Onun kurtuluş işine sınırsız ve sonsuz bir değer kattığı için Golgota denilen o tepede dudaklarından dökülen acı feryat, sonsuzluklar boyunca kurtarmış olduğu kardeşlerinin söylediği zafer şarkılarında yankısını duyuracaktır.

Kutsal Olan’dan biz de bir meshediliş aldık (2. Korintliler 1:21). Ve bu meshediliş bizimle birlikte kalır (1. Yuhanna 2:27). Bundan akması gereken sonuçları – tazelik ve sevinç – biz sergiliyor muyuz? Özensiz bir kayıtsızlık ile buna günah işlemek dahil olmak üzere Kutsal Ruhu öyle ciddi bir şekilde kederlendirmek mümkündür ki, bu kutsal meshedilişin etkileri sıfırlanabilir. Canı yüceltilmiş Mesih ile meşgul etmek yerine  – Mesih’i yüceltmek Kutsal Ruhun (Yuhanna  16:13-15) normal işidir – o zaman O bizi başarısızlığımız ile meşgul etmek zorunda kalacaktır; bunun anlamı göksel ışığın yerine kederli bir hüznün ve günahın huzursuzluğunun yerine Tanrının esenliğinin geçmesi gerektiğidir. Ancak yine de Kutsal Ruh engellenmediği ve kederlendirilmediği zaman benlik unutulur ve kurtarma işi sonsuz şarkının konusunu oluşturmak olan Kişi’nin kendisi, şimdi canın gözlerini diktiği nesne haline gelir. Ve bunun sonucunda ne olur? Biz hepimiz neden “peçesiz yüz ile Rabbin yüzünü görerek yücelik üstüne yücelik ile Ona benzer olmak üzere değiştiriliyoruz?” Bu nasıl oluyor? “ Ruh olan Rab sayesinde oluyor!” (2. Korintliler 3:18)

Ama yalnızca tazelik yok, aynı zamanda bütünlük de var. Ve düşünce gücü ile de bağlantılı! Rab İsa’nın “ Kutsal ruh ile ve güçle meshedilmiş olduğunu” okuyoruz (Elçilerin İşleri 10:38). Ve Onun için gerçek olan ne ise bizim için de gerçek olan şey aynıdır (Yuhanna 3:34; Luka

11:13). Bu kutsal yazıların yanı sıra aynı zamanda şu kesin ve olumlu buyruk da mevcuttur, “ Kutsal Ruh ile dolu olun!” (Efesliler 5:18) Bu bağlamda hatırlamamızda yarar olan şey şudur: Tanrının ruhu genelde Tanrının Sözü tarafından ve Onun aracılığı ile çalışır; bizim deneyimlerimiz ne kadar parlak, görümlerimiz ne kadar coşkulu olsa da eğer Tanrının sözünün yürekte ve yaşamda derin ve gerçek bir işi yok ise o zaman görümler gözden kaybolacaktır. Parlaklığın sahte olduğu kanıtlanacak ve canı kötü olana bir yem olarak bırakacaktır. Ve Bünyan’ın yolcularının durumunda olduğu gibi bizim de onlara benzer olarak Dolaylı Yol Çayırına, sonra da Kuşku Şatosuna ve son olarak da Umutsuzluk Devinin ellerine yönlendirileceğimiz büyük bir olasılıktır. Efesliler 5:18 ayetinde “Ruh ile dolu olun!” buyruğu belirli sonuçları açısından önceden bildirilmiştir. Koloseliler 3:16 ayetinde şu öğüdü okuruz: “ Mesih’in sözü, bütün zenginliği ile içinizde yaşasın.” Eğer bu sonuçları önceden bildirilen belirli sonuçlar ile kıyaslayacak olur isek onların aynı olduklarını görürüz. Eğer “aynı etkiyi üreten iki cümle bir birine eşittir” ifadesini tanımlayan gerçek bir edat var ise o zaman Tanrı Sözünün Tanrının Ruhunun işi ile ne kadar yakından ilgili olduğunu hemen anlayabiliriz. Ruh olmadan Söze sahip olmak şuna benzer: tren rayları döşenmiştir ve lokomotif rayların üstündedir ama güç olmadan lokomotif hareket etmez. Söz olmadan Ruha sahip olmak hareket ettiren güce sahip olmaktır ama rehber olacak raylar yoktur. Hem Söze hem de Ruha sahip olmak rehbere ve güce sahip olmaktır ve yaşamdan tam keyif almayı garanti eder. Tüm bunlar, meshedilme aracılığı ile – tazelik ve bütünlük, sevinç ve güç – gerçek olur.

III. “Kasem taşıyor” – BEREKETLİ VE BEREKET. Rab İsa yargı kasesini bizim için içti (Matta 26:42); çektiği büyük acıların kadehinden ve bizim için kurtuluş kasesinden içti (Mezmur 116:13). Ve şimdi bereket kasesi bizden diğerlerine akmaktadır (Mezmur 23:5). Tanrısal düzen her zaman böyledir; bizim bereket kanalları olabilmek için önce merhamet kaseleri olmamız gerekir. Tüm yerel talepleri karşılayan diri suların “kuyusu” diğer kişilere bereket ile akması gereken “nehirlerden” üstün olmalıdır. (Yuhanna 4:14 ve Yuhanna 7:37,38 ayetlerini karşılaştırınız).

“Kasem taşıyor.” Bunun anlamı nedir? Bolluk? Bunun anlamı bolluktan çok daha fazlasıdır. Anlamı, ‘fazlalıktır’. Bir kase nasıl ya da ne zaman taşar? Taşması için suları bol bir kaynağın altında tutulması yeterlidir; böyle bir kaynağın altında tutulduğu sürece hep taşar. Rab İsa, diri suların kaynağıdır (bakınız Yeremya 2:13) ve eğer biz Onun ile temasta isek Onun bizim aracılığımız ile bizde, bizle ve bizim için yapabileceklerinin sınırı yoktur. Sonra gerçekten de eski atamız İbrahim’e benzeriz – bereketli oluruz ve bir bereket yapılırız. (Yaratılış 12:2)

“Sen kıskanç bir düşmanın önünde bana ziyafet sofrası hazırlar
Ve başıma yağ dökersin – ve işte! Kasem taşar!
Senin bol armağanların bereket akını halinde gelirler.
Evet, hatta hayatımın her gününde bereketler üzerime böyle akın ederler!”
“ Seni her zaman yakınımda hissederim; Senin merhametinin lütfu,
Sevginin bereketleri yoluma çıkarlar.
Senin tapınağın nasıl da harika bir yuvadır;
Rabbim ve Tanrım, senin konutunda güvendeyim.
Huzurum sonsuza kadar senin evinde sürecektir.”