Mısır’dan Çıkış 13

Bu bölümün ilk ayetlerinde, bize net ve kesin olarak öğretilen şudur: kişisel adanma ve kişisel kutsallık kurtaran sevgini ve KUTSAL RUH’un ürettiği meyvelerdir. İlk doğanların adanması ve mayasız ekmek bayramı burada halkın Mısır ülkesinden kurtarılışı ile doğrudan bağlantılı olarak ifade edilir. “Bütün ilk doğanları bana adayın. İsrailliler arasında insan olsun hayvan olsun her rahmin ilk ürünü bana aittir. Musa, halka, ‘ Mısırdan köle olduğunuz ülkeden çıktığınız bu günü anımsayın’ dedi. ‘Çünkü RAB güçlü eli ile sizi oradan çıkardı. Mayalı hiç bir şey yenmeyecek. ” (Mısırdan Çıkış 13:1-3) Ve yine bir başka ayet okuyalım: “Yedi gün mayasız ekmek yiyecek, yedinci gün Rabbe bayram yapacaksınız. ;O yedi gün içinde yalnız mayasız ekmek yiyeceksiniz. Aranızda ve ülkenizin hiç bir yerinde mayalı bir şey görülmeyecek.”(Mısırdan Çıkış 13:6-7)

Şimdi de bir sonraki ayete bakalım. Ve bu her iki önemli buyruğun verilme nedenini öğrenelim: “O gün, oğullarınıza, ‘Mısırdan çıktığımız zaman, Rabbin bizim için yaptıklarından dolayı bunları yapıyoruz’ diye anlatacaksınız.” Bir başka ayeti okuyalım: “İlerde oğullarınız size, ‘Bunun anlamı ne?’ diye sorduklarında, ‘Rab bizi güçlü eli ile Mısırdan, köle olduğumuz ülkeden çıkardı’ diye yanıtlarsınız. Firavun bizi salıvermemekte diretince, RAB Mısırda insanların ve hayvanların bütün ilk doğanlarını öldürdü. İşte bunun için hayvanların ilk doğan yavrularını Rabbe kurban ediyoruz. İlk doğan erkek çocuklarımızın bedelini ise, bir hayvan ile ödüyoruz.” (Mısırdan Çıkış 13: 14-15)

İsa Mesih’teki kurtuluş konusuna Kutsal Ruh’un gücü aracılığı ile daha ayrıntılı olarak baktığımız zaman, dünyadan ayrılışımız konusunda daha kararlı olacağız ve adanmışlığımız tam yüreğimiz ile sağlanacak. Kurtuluş bilininceye kadar birini ya da diğerini üretme çabası, yapılması imkansız olan işi kanıtlayacak bir çaba olacaktır. Tüm yaptıklarımızın nedeni, “Rabbin yaptıklarından dolayı” olması gerekir. Ve amacımız, O’ndan herhangi bir şey almak değildir. Yaşam ve esenlik peşindeki çabalar, bizim hala kanın gücünden haberdar olmadığımızı kanıtlarlar. Oysa tecrübe edilmiş bir kurtuluşun saf ürünleri, bizi Kurtaran’ın övülmesi içindir. “İman yolu ile, lütuf ile kurtuldunuz. Bu, sizin başarınız değil, Tanrının armağanıdır. Çünkü biz Tanrının yapıtıyız. O’nun önceden hazırladığı iyi işleri yapmak üzere Mesih İsa’da yaratıldık.” (Efesliler 2:8,10) Tanrı bizlerin yürümesi için çok önceden iyi işlerin yolunu hazırladı ve O, lütfu aracılığı ile bizi bu yoldan yürümemiz için hazırlar. Böyle bir yolda yalnızca kurtulmuş kişiler olarak yürüyebiliriz. Eğer böyle olmasa idi, övünebilirdik; ama yürüdüğümüz yolda kendimizi Tanrın baş yapıtı olarak gördüğümüz zaman, övünmemiz için hiç bir neden bulunamaz.

Gerçek Hıristiyanlık, Kutsal Ruh’un işleyişi aracılığı ile bizde ekilmiş olan Mesih’in yaşamının görülmesinden başka bir şey değildir. Tanrının egemen lütfunun sonsuz planları izlenir ve, bize O’nun yaşamı ekilmeden önce bizim tüm yaptıklarımız, “ölü işlerdir,” Mesih’in kanı vicdanımızı ölü işlerden, “kötü işlerden” temizler (İbraniler 9:14).  “Ölü işler” ifadesi, insanların yaşam elde etmek için doğrudan obje ile yaptıkları tüm işleri içerir. Eğer bir kişi yaşam peşinde ise, yaşamı henüz elde etmediği aşikardır. Kişi yaşamı arama konusunda çok içten olabilir, ama onun bu konudaki içtenliği yaşama bilinçli olarak ulaşmamış olduğunu daha da aşikar hale getirir. İşte bu yüzden yaşam elde etmek için yapılan her şey, ölü bir iştir; çünkü gerçek yaşam olmadan yapılmaktadır; Mesih’in yaşamı tek gerçek yaşamdır ve iyi işlerin akacağı tek kaynak yalnızca O’nun yaşamıdır. Ve dikkat edin, konu, “kötülük işleri” konusu değildir; hiç kimse bu şekilde yaşam elde etme peşinde değildir. Hayır, aksine, insanlar sürekli olarak vicdanlarını rahatlatmak için farkında olmadan “kötülük işleri” yani, “ölü işler” yaparlar. Oysa tanrısal açıklama bize şunu öğretir: vicdanın her iki işten de temizlenmesi gerekir.

Doğruluk konusunda ise yine aynı şeyi okuruz; “Tüm iyi işlerimiz, kirli paçavralardan farksızdır.” Dikkat edin, kirli paçavralardan farksız olan kötü işlerimiz değil, iyi işlerimizdir. Bu gerçeğin hemen kabul edilmesi gerekir. Ama gerçek şudur ki, bizim dindarlık ve doğruluk şeklinde üretebileceğimiz en iyi meyve sonsuz gerçek sayfasında, “ölü işler” ve “paçavra bezler” olarak temsil edilir. Yaşamdan sonra gösterdiğimiz en büyük çabalar bize ancak ölü olduklarını kanıtlarlar. Ve doğruluk konusunda gösterdiğimiz pek çok çaba, kirli paçavralara sarılmış ölü işlerdir. Sonsuz yaşamın ve tanrısal doğruluğun gerçek çabaları olarak ancak tanrısal olarak hazırlanmış iyi işlerin yolunda yürüyebiliriz. Ölü işler ve kirli paçavralar böyle bir yolda asla görünemezler. Bu yolda “Rabbin kurtardıklarından” başka hiç kimse yürüyemez. İsrail, Tanrının kurtardığı halk olarak mayasız ekmek bayramını kutladı ve ilk doğanlarını Rabbe adadı. Mayasız ekmek bayramını daha önce zaten gözden geçirmiş idik. İlk doğanların Yehova’ya adanması konusu çok geniş bir bilgi madeni kapsar.

Ölüm meleği ilk doğanların tümünü vurmak için Mısır ülkesinden geçti. Ama İsrail’in ilk doğanları tanrısal olarak sağlanmış bir kuzunun ölümü aracılığı ile kurtuldular. Buna göre kurtulanlar bu bölümde, yaşayan diri bir halk olarak Tanrıya adandılar. Tanrı halkı Kuzunun kanı ile kurtulmuş olarak yaşamları için kefaret etmiş olan Kişi’ye kefaretle satın alınmış yaşamlarını adama ayrıcalığına sahiptirler. Yaşama sahip oldular ve bunun tek nedeni kurtarılmış olmaları idi. Onları farklı yapan yalnızca Tanrının lütfu idi ve Tanrı, Kendi önünde onlara diri kişilerin yerini vermiş idi. Onların durumunda övünecekleri hiç bir yerin olmadığı kesin idi. Çünkü herhangi bir çaba ya da kişisel değerlilik hakkında bu bölümden öğrendiğimiz şudur: halk, murdar ve değersiz bir şey ile aynı seviyeye konmuş idi: “İlk doğan her sıpanın bedelini bir kuzu ile ödeyin. Bedelini ödemezseniz, boynunu kırın. Bütün erkek çocuklarınızın bedelini ödemelisiniz.” (Mısırdan Çıkış 13: 13) İki grup vardı; temiz ve murdar olan ve insan ikinci gruba dahil edilmiş idi. Kuzu murdar olmayan içindi ve eğer sıpanın bedeli ödenmez ise, boynunun kırılması gerekiyor idi. Bu yüzden kurtarılmamış bir kişi murdar bir hayvan ile aynı seviyeye konmuş oluyor idi ve boynunun kırılması gibi değersiz bir konuma ve insanın bakmakla dehşete düşeceği bir görünüme sokuluyor idi. Doğal konumundaki bir insanı ne kadar da aşağılayan bir örnek! Ah! Zavallı kibirli yüreklerimiz bunu bir anlayabilseler! O zaman Kuzu’nun kanında günahtan arınmış olmanın ayrıcalığı ve kişisel kötülüklerimizin sonsuza kadar Kefilimiz olan Mesih’in yatırıldığı mezarda kaldığı gerçeği sayesinde sahip olduğumuz mutlu ayrıcalık için daha çok sevinmemiz gerekir.

Mesih, Kuzu idi; temiz, lekesiz Kuzu. Bizler temiz değiliz. Ama O’nun eşsiz adına sonsuza kadar tapınılsın! O bizim yerimizi aldı ve çarmıhta günah yapıldı ve kendisine böyle davranıldı. Sonsuzluğun sayısız çağları boyunca bizim katlanmamız gerekene O, bizim yerimize ağaç üzerinde katlandı. Biz, O’nun hak ettiğinden sonsuza kadar zevk alalım diye, O, çarmıhta o zaman, bizim hak ettiğimiz her şeyi üstlendi. Biz O’na ait olabilelim diye, O bizim terk edilmişliğimizi üstlendi. Temiz Olan bir süre için temiz olmayanın yerine geçti, öyle ki, temiz olmayan sonsuza kadar Temiz Olan’ın yerine geçebilsin. Böylece, doğal halimiz boynu kırılmış bir sıpa gibi iğrenç bir örnek ile temsil edilmektedir; lütuf aracılığı ise göklerde diri ve yüceltilmiş bir Mesih aracılığı ile temsil ediliyoruz. Hayret verici bir karşıtlık! Bu karşıtlık insanın yüceliğini toza çeviriyor ve kurtaran sevginin zenginliklerini yüceltiyor. İnsanın boş övüngenliğini susturuyor ve ağzına Tanrıya ve Kuzuya söylediği bir övgü şarkısı koyuyor ve bu şarkı sonsuz çağlar boyunca gökyüzünün avlularında yankılanacak. 1

Burada bize elçinin Romalılara yazdığı akıllardan çıkmayacak olan şu önemli sözler hatırlatılır, “Mesih ile birlikte ölmüş isek, O’nunla birlikte yaşayacağımıza da inanıyoruz. Çünkü Mesih’in ölümden dirilmiş olduğunu ve bir daha ölmeyeceğini, ölümün artık O’nun üzerinde egemenlik sürmeyeceğini biliyoruz. O’nun ölümü günaha karşılık ilk ve son ölüm olmuştur. Sürmekte olduğu yaşamı ise Tanrı için sürmektedir. Siz de böylece günah karşısında ölü, Mesih İsa’da Tanrı karşısında diri sayın. Bu nedenle bedenin tutkularına uymamak için günahın ölümlü bedenlerinizde egemenlik sürmesine izin vermeyin. Bedeninizin üyelerini haksızlığa araç ederek günaha sunmayın. Ölümden dirilenler gibi, kendinizi Tanrıya adayın; bedeninizin üyelerini doğruluk araçları olarak Tanrıya sunun. Günah size egemen olmayacaktır. Çünkü Kutsal Yasanın yönetimi altında değil, Tanrının lütfu altındasınız.” (Romalılar 6:8-14) Biz yalnızca ölümün ve mezarın gücünden kurtarılmadık, ama aynı zamanda bizi Kendi yaşamının paha biçilmez değere sahip bedeli ile Kendisi ile birleştirdi. Öyle ki, biz Kutsal Ruh’un yaşamı ve enerjisi aracılığı ile yeni yaşamımızı onun tüm güçleri ile birlikte O’nun hizmetine adayalım ve O’nun değerli adı bizde Tanrının ve Babamızın isteği ile uyumlu olarak yüceltilsin.

Mısırdan Çıkış 13. Bölümün son bir kaç ayetinde bize, Rabbin, halkının ihtiyaçları konusunda ne kadar yakından ilgili olduğuna dair dokunaklı ve güzel bir örnek verilir. “Çünkü mayamızı bilir. Toprak olduğumuzu anımsar.” (Mezmur 103:14) Tanrı İsrail’i kurtardığı ve Kendisi ile ilişkiye aldığı zaman, kavranılamaz ve sınırsız lütfu ile onların tüm ihtiyaçlarını ve zayıflıklarını yüklendi. Onların ne oldukları ve neye ihtiyaç duydukları önemli değil idi; BEN’İM onlarla birlikte olduğu zaman, bu adın içinde tüm tükenmez hazineler mevcut idi. Onları Mısırdan çıkartıp Kenan’a götürecek idi ve burada O’nun halkı için uygun bir yol seçmek ile ilgilendiğini okuyoruz. “firavun İsraillileri salıverdiği zaman, Filist yöresi yakın olmasına rağmen, Tanrı onları oradan götürmedi. Çünkü, ‘Halk savaş ile karşılaşınca düşüncelerini değiştirip Mısır’a geri dönebilir’ diye düşündü. Halkı çöl yolundan Kamış denizine doğru dolaştırdı. İsrailliler Mısırdan silahlı çıkmışlardı. (Mısırdan Çıkış 13:17,18)

Rab tükenmez lütfu ile halkının yola çıkar çıkmaz yüreklerindeki cesareti kıracak ve geri dönmelerine neden olacak ağır denemeler ile yüz yüze gelmelerini istemedi. “Çöl yolu”, gidecekleri yere varmaları için çok uzak bir yol idi. Ama Tanrı, halkına derin ve değişik dersler vermek istiyor idi. Ve bu dersler ancak çölde öğrenilebilirlerdi. Daha sonra bu gerçek kendilerine şu bölüm aracılığı ile hatırlatıldı: “Tanrınız Rabbin sizi kırk yıl boyunca çölde dolaştırdığı uzun yolculuğu hatırlayın. Buyruklarına uyup uymayacağınızı, amacınızın ne olduğunu öğrenmek için sizi sıkıntılara sokarak sınadı. Sizi aç bırakarak sıkıntıya soktu. Sonra sizin de atalarınızın da bilmediği man ile sizi doyurdu. İnsanın yalnız ekmek ile yaşamadığını, Rabbin ağzından çıkan her bir söz ile yaşadığını size öğretmek için yaptı bunu. Kırk yıl ne giysileriniz eskidi ne de ayaklarınız şişti.” (Yasanın Tekrarı 8:2-4)Bunun gibi değerli dersler, “Filist ülkesinin yolunda” asla öğrenilemezdiler. O yoldan gitmiş olsalar idi, o zaman savaşın ne olduğunu, kariyerlerinin çok erken bir aşamasında yaşamış olacaklar idi; ama “çöl yolunda” benliğin çürümüşlüğünün, imansızlığın ve isyanın ne olduğunu öğrendiler. Ama BEN’İM orada idi; sabırlı lütfu, hatasız bilgeliği ve sınırsız gücü ile orada idi. Talebi, Tanrının Kendisinden başka hiç kimse karşılayamaz idi. Bir insan yüreğinin açılışlarına ancak O katlanabilir idi; yüreğimin sınırsız lütfun huzuru dışında herhangi bir yerde açılması, beni umutsuz bir hayal kırıklığına sürüklerdi. İnsan yüreği küçük bir cehenneme benzetilebilir; o zaman bu yüreğin korkunç derinliklerinden kurtarılmak nasıl da sınırsız bir merhametin sonucudur!

“Ah lütuf, sana her gün ne kadar borçluyum ve ne kadar çok bağımlıyım.
Rab, senin lütfun benim etrafta dolaşan yüreğimi bir zincir gibi sana bağlasın!”

“Sukkot’tan ayrılıp çöl kenarında, Etam’da konakladılar. Gece gündüz ilerlemeleri için RAB gündüzün bir bulut sütunu içinde yol göstererek geceleyin bir ateş sütunu içinde ışık vererek onlara öncülük ediyordu. Gündüz bulut sütunu, gece ateş sütunu halkın önünden eksik olmadı.” (Mısırdan Çıkış 13:20-22) Yehova halkı için yalnızca bir yol seçmek ile kalmadı, ama aynı zamanda onlarla birlikte yürümek için aşağı indi ve Kendisini onların ihtiyaçlarına uygun olarak tanıttı. Tanrı yalnızca halkını Mısırın esaret bağlarının dışına çıkartmak ile kalmadı, aynı zamanda ateşten araba ile yolculuk edercesine aşağı indi ve onlara çöl yolculuklarının zorluklarında eşlik de etti. İşte bu, tanrısal lütuftur. İsrailliler yalnızca Mısırın kızgın fırınından kurtarılmak ile kalmadılar, aynı zamanda kendilerine Kenan diyarına gidecek en iyi yolu yapmalarına izin verildi. İşte Tanrının onlara davranışı böyle oldu. Tanrı, halkının önünde yılanlar ve akrepler, tuzaklar ve güçlükler, kuraklık ve kıtlık ile dolu zahmetli ve çok sıkıntılı bir yolculuk yapacağını biliyordu. Ve adına övgüler olsun ki Tanrı onların bu yolculuğu tek başlarına yapmalarını istemedi. Onların karşılaştığı tüm tehlikeler ve çektikleri zahmetlerde onlara eşlik edecek idi; evet, “Tanrı onların önünden gitti.” Tanrı, halkına, “bir rehber, bir yücelik, bir savunma oldu, amacı onları her tür korkudan kurtarmak idi. Heyhat! Halk, Tanrıyı o Kutsanmış Olan’ı yüreklerinin katılığı yüzünden her zaman üzdü. Eğer halk alçakgönüllülük ile yürümüş olsa idi, ve O’na güvenseydi, yürüyüşleri ilk adımdan son adıma kadar zaferli olacak idi. Yehova önlerinde yürürken, onların Mısırdan Kenan’a doğru ilerlemelerine hiç bir güç müdahale edemeyecek idi. Tanrı onları taşıyacak ve verdiği Mirasının dağına yerleştirecek idi. Çünkü böyle söz vermiş idi ve sağ Elinin gücü ile onları taşıyacak idi. Tek bir Kenanlıya bile İsrail halkını rahatsız etmesi için izin verilmeyecek idi. Zaman ilerledikçe aynı şeyi yine yapacak ve eli ile halkını tüm zulmeden kişilerin gücünden kurtaracak. Rab bu zamanı hızlandırsın!


1.  Doğamız nedeni ile murdar bir hayvan ile eş tutulduğumuzu görmek ilginçtir. Bizler lütuf aracılığı ile lekesiz Kuzu Mesih ile birleştik. Doğamız nedeni ile ait olduğumuz yerden daha aşağı bir yer olamaz ve lütuf aracılığı ile ait olduğumuz yerden daha yüce bir yer de olamaz. Örneğe bakalım; boynu kırılmış bir sıpa. Kurtarılmamış bir kişinin değeri işte budur; “Mesih’in değerli kanına” bakın; orada kurtarılmış bir kişinin değeri görülür. “Değerlilik, iman edenlerindir.” Yani, kanda yıkanmış olan herkes Mesih’in değerliliğine paydaş olur. O, “diri taş” olduğu için, iman edenler de “diri taşlardır.” O, “değerli taş” olduğu için, onlar da “değerli taşlardır.” Yaşamın ve değerliliğin hepsini O’ndan ve O’nda alırlar. O nasıl ise onlar da öyledirler. Büyük binadaki her taş değerlidir, çünkü Kuzunun kanı gibi paha biçilmez bir  fiyat ile satın alınmıştır. Diliyorum ki Tanrı halkı Mesih’teki konumu ve ayrıcalıkları konusunda daha fazla bilgi sahibi olsun.