Mısır’dan Çıkış 18

Burada, Mısır’dan Çıkış kitabının çok bilinen bir kısmının sonuna ulaşmış bulunuyoruz. Tanrının mükemmel lütuf uygulamasında Tanrıyı gördük; halkını ziyaret etti ve kurtardı; onları Mısır ülkesinden dışarı çıkardı. Onları önce firavunun elinden ve sonra Amalek’in elinden kurtardı. Ayrıca, Mesih’in bir örneği olan man’ın gökten indirildiğini gördük; kaya, halkı için Kendisine vurulmuş olan Mesih için bir örnek idi ve kayadan fışkıran suda verilen Kutsal Ruh’un örneğini öğrendik. Bu örnekleri sonra çarpıcı ve güzel bir düzen içinde sunulan gelecekteki yüceliğin örneği izler; bu yücelik üç büyük bölüme ayrılır, yani, Yahudi, diğer uluslar ve Tanrının Kilisesi.

Musa’nın kardeşleri tarafından reddedilmesi dönemi sırasında Musa bir kenara ayrılır ve bir gelin ile birlikte sunulur – gelin reddedilişinin refakatçisidir. Bu kitabın başlangıcında Musa’nın, gelini ile olan ilişkisinin karakterini görmeye yönlendirildik. Musa, gelini için “kan aracılığı ile bir koca” idi. Bu ifade, Mesih’in kilise ile olan ilişkisini tam olarak ifade eder. Gelinin ya da Kilisenin Mesih ile olan bağlantısının temeli, O’nun ölümü ve dirilişidir. Ve kilise O’nunla birlikte O’nun sıkıntılarını paylaşmaya çağrılır. Bildiğimiz gibi, İsrail’in imansızlık dönemi ve Mesih’in reddedilişi dönemi sırasında Kiliseye çağrıda bulunulur ve Kilise tanrısal öğütlere göre tamam olduğu zaman, “diğer uluslardan olan seçilmişlerin Krallığa girdikleri zaman”, İsrail yeniden dikkate alınacak ve gözetilecektir.

Aynı şey Musa’nın karısı ve eski İsrail için de geçerli idi. Musa İsrail’e olan hizmet dönemi sırasında karısını geri göndermiş idi ve İsrail tam olarak kurtarılmış bir halk olarak ortaya çıktığı zaman, şu ayetlerde yazılanları okuruz: “Musa’nın kayınbabası Midyanlı kahin Yitro, Tanrının Musa ve halkı İsrail için yaptığı her şeyi, Rabbin İsraillileri Mısır’dan nasıl çıkardığını duydu. Musanın kendisine göndermiş olduğu karısı  Sippora’yı ve iki oğlunu yanına aldı. Musa, ‘garibim bu diyarda” diyerek oğullarından birine Gerşom (orada garip) adını vermiş idi. Sonra, ‘babamın Tanrısı bana yardım etti, beni firavunun kılıcından esirgedi” diyerek öbür oğluna da Eliezer (Tanrım yardımcımdır) adını koymuş idi. Yitro, Musa’nın karısı ve oğulları ile birlikte Tanrı dağına, Musa’nın konakladığı çöle geldi. Musa’ya şu haberi gönderdi, ‘Ben, kayınbaban Yitro, karın ve iki oğlun ile birlikte sana geliyoruz.’ Musa kayınbabasını karşılamaya çıktı, önünde eğilip onu öptü. Birbirlerinin hatırını sorup çadıra girdiler. Musa İsrailliler uğruna Rabbin firavun ile Mısırlılara tüm yaptıklarını, yolda çektikleri sıkıntıları, Rabbin kendilerini nasıl kurtardığını bir bir anlattı. Yitro, Rabbin İsraillilere yaptıkları iyiliklere, onları Mısırlıların elinden kurtardığına sevindi, ‘sizi Mısırlıların ve firavunun elinden kurtaran Rabbe övgüler olsun’ dedi. Halkı Mısırlıların boyunduruğundan O kurtardı. Artık biliyorum ki, rab tüm ilahlardan daha büyüktür. Çünkü onların gurur duyduğu şeylerin üstesinden geldi. Sonra Tanrıya yakmalık sunu ve kurbanlar getirdi. Harun ile bütün İsrail ileri gelenleri, Musa’nın kayınbabası ile Tanrının huzurunda yemek yemeye geldiler.” (Mısır’dan Çıkış 18: 1—12)

Buradaki sahne çok derinden etkileyici bir sahnedir. Tüm topluluk, Rabbin önünde zafer ile bir araya geldi –  diğer uluslardan biri Rabbe kurban sunuyor –  ve buna ek olarak resmi ya da örneği tamamlamak için kurtarıcı Musa’nın gelini ve Tanrının ona vermiş olduğu çocuklar ile birlikte Yitro da tanıtılmış oldu. Kısaca belirtecek olur isek, bu, gelecek olan krallık ile ilgili kendi başına çarpıcı bir ön örnektir. “Rab lütuf ve yücelik verecektir.” Bu kitapta gezinir iken, zaten daha önce de “lütuf” ile ilgili pek çok etkinlik görmüş idik. Ve burada, Kutsal Ruh’un kaleminden “yücelik” ile ilgili çok güzel bir örneğe sahibiz. Bu örneği, söz edilen yüceliğin hangi alanlarda gösterileceğine dair anlamlı bir önem içeren örnek olarak düşünebiliriz.

“Yahudi, diğer uluslar ve Tanrının Kilisesi”, gibi konular, Tanrının kutsal Sözünde açıklamış olduğu gerçeğin mükemmel sıralamasını bozmadan asla gözden geçirilemeyecek olan Kutsal Yazı konularıdırlar. Bu konular kilise ile ilgili gizem, elçi Pavlus’un hizmeti aracılığı ile tam olarak geliştirildikten beri var olmuşlardır ve bin yıllık dönem çağı boyunca var olacaklardır. Bu yüzden Kutsal Yazıları öğrenen her öğrenci, zihninde bu konulara gereken önemi verecektir.

Elçi, Efesliler’e yazdığı mektupta bize üzerinde durarak şunu öğretir: Kilisenin gizemi diğer önceki çağlarda yaşayan insanlara, elçi Pavlus’a açıklandığı gibi bildirilmemiş idi. Ancak kilisenin gizemi doğrudan açıklanmamış olmasına rağmen, şu ya da bu şekilde ön örnek olarak sunulmuş idi. Yusuf’un bir Mısırlı ile evlenmesi ve Musa’nın bir Etiyopyalı ile evlenmesi örneklerinde olduğu gibi. Bir gerçeğin örneği ya da ön örneği, onun doğrudan ve kesin bir şekilde açıklanışından çok farklı bir şeydir. Kilisenin gizemi göksel yücelik içinde ilk kez Tarsuslu Saul’e Mesih tarafından doğrudan açıklandı. Bu yüzden, bu gizemin açıklamasını bulmak için yasaya peygamberlere ya da mezmurlara bakan herkes boşu boşuna çaba sarf etmiş olur. Ama Efeslilere yazılan mektuba baktıkları zaman, bu gizemi orada ayrıntılı bir şekilde açıklanmış olarak bulurlar; bu şekilde Eski Antlaşma’nın Kutsal Yazılarında ön örneği verilmiş olan gizemi anlayabilir ve yararlanabilirler.

Böylelikle, bölümümüzün başlangıcında bin yıllık dönem ile ilgili bir sahne görürüz. Yüceliğin tüm alanları gözümüzün önüne açık olarak serilir. “Yahudi” Yehova’nın sadakatinin, merhametinin ve gücünün büyük yersel tanığı olarak ortaya çıkar. Yani, “Yahudi” nin önceki çağlarda ne olduğu, şimdi ne olduğu ve sonu olmayan dünyada ne olacağı belirtilir. “Diğer uluslar”, Tanrının Yahudiler ile ilişkisinden söz edilen kitapta detaylı olarak konuyu kavrarlar. Bu garip ve seçilmiş halkın- başlangıçlarından beri dik başlı olan – harika tarihini izlerler. Tahtların ve imparatorlukların alt üst edildikleri görülür – uluslar merkezlerinden sarsılırlar – Yehova’nın sevgisine mazhar olan bu halkın üstünlüğünün kurulması için herkes ve her şey yol vermeye zorlanırlar. Yitro, “Artık biliyorum ki, Rab bütün ilahlardan büyüktür, çünkü onların gurur duyduğu şeylerin üstesinden geldi” der. (Mısır’dan Çıkış 18:11) İşte, diğer uluslardan olanlar, Yahudi tarihinin harika sayfası önlerinde açıldığı zaman, bu gerçeği bu şekilde kabul ederler.

Son olarak, Sippora aracılığı ile ön örnek olarak verildiği gibi “Tanrının Kilisesinin” tamamı ve bireysel ön örnek olarak Sippora’nın oğullarında ima edilen, kilise üyeleri kurtarıcı ile olan en yakın ilişkiye ön örnek teşkil ederler. Tüm bunlar şekil olarak mükemmel ön örneklerdir. Bize bu konu ile ilgili kanıtlarımız hakkında soru sorulabilir. Yanıt şöyle olacaktır: “ben bilge kişilere hitap ettiğimi düşünüyorum; sözlerim hakkında yargıyı siz verin.” Bir öğretişi, bir örnek üzerine asla inşa edemeyiz. Ama bir öğretiş bir örnek aracılığı ile açıklandığı zaman, ayrıntılı olarak fark edilebilir ve yapılan incelemeden yarar sağlanabilir. Her durumda, ruhsal bir zihin ya öğretişi anlamak ya da örneği ayırt etmek için kesinlikle gereklidir. “Doğal kişi, tanrının Ruhu ile ilgili gerçekleri kabul etmez. Çünkü bunlar ona saçma gelir, ruhça değerlendirildikleri için bunları anlayamaz.” (1.Korintliler 2:14)

13. ayetten bölümümüzün sonuna kadar topluluktaki ilişkilerin yönetimi konusunda Musa’ya yardım etmeleri için atanan önderlerden söz edilir. Bu fikri öneren Yitro’dur; Musa’nın yaptığı işlerin çokluğundan dolayı “tükeneceğini” anlar ve bu öneriyi getirir. Bu konu ile bağlantılı olarak Çölde Sayım 11. Bölümdeki yetmiş yönetici önderin atanmasına dair ayetleri okumak yararlı olur. Burada Musa’nın üzerine yüklenmiş olan ağır sorumluluğu tek başına taşıyamadığı için ezilen ruhunu görürüz. Musa, burada, yüreğindeki sıkıntıyı şu sözler ile dile getirir: “Rabbe, ‘kuluna neden kötü davrandın?’ dedi, ‘Seni hoşnut etmeyen ne yaptım ki, bu halkın yükünü bana yüklüyorsun? Bütün bu halka ben mi gebe kaldım? Onları ben mi doğurdum? Öyle ise neden emzikteki bir çocuğu taşıyan bir dadı gibi, atalarına ant içerek söz verdiğin ülkeye onları kucağımda taşımamı istiyorsun? Bütün bu halka verecek eti nereden bulayım? Bana, ‘bize yiyecek et ver’ diye sızlanıp duruyorlar. Bu halkı tek başıma taşıyamam, bunca yükü kaldıramam. Bana böyle davranacak isen – gözünde lütuf buldu isem – lütfen beni hemen öldür de kendi yıkımımı görmeyeyim.’” (Çölde Sayım 11:11-15)

Tüm bu ifadelerden gördüğümüz gibi, Musa’nın onurlu görevinden çok yorulmuş olduğu aşikardır. Eğer Tanrı onu topluluğu yöneten tek aracı yapmaktan hoşnut olsa idi, ona verdiği görevin saygınlığı ve ayrıcalığı da daha çok olacak idi. Sorumluluğun çok fazla olduğu gerçek idi, ama iman, bu konuda Tanrının yeterli olacağını savunurdu. Ama burada yine de Musa’nın yüreğinin –her ne kadar bereketlenmiş bir hizmetkar olsa da – dayanamadığını görüyoruz ve Musa şöyle der: “Bu halkı tek başıma taşıyamam, bunca yükü kaldıramam.” Ama ondan bu yükü tek başına taşıması istenmiyor idi, çünkü Tanrı Musa ile birlikte idi. Bu halk Tanrı için bir yük değil idi, halkı taşıyan Tanrı idi; Musa yalnızca aracı idi. Konuşmasında halkı taşırken kullandığı değnekten söz etmiyor idi, oysa Musa nasıl Tanrının elinde bir aracı ise, değnek de aynı şekilde Musa’nıın elindeki bir aracı değil mi idi? Mesih’in hizmetkarları işte bu noktada sürekli başarısızlığa uğrarlar ve böyle bir başarısızlık çok tehlikelidir, çünkü alçakgönüllülük görünümüne bürünür. Kişinin kendisine güvenmemesi ve ruhun derin alçalması gibi görünür, ama ağır sorumluluk almaktan çekinmektir. Ama araştırmamız gereken tek şey, bu sorumluluğu Tanrının verip vermemiş olduğudur. Eğer bu sorumluluğu Tanrı verdi ise, o zaman bunu taşımam konusunda benimle birlikte olacağı kesindir. Ve eğer Tanrı benimle birlikte ise o zaman her şeyi taşıyabilirim. Tanrı benimle beraber olduktan sonra bir dağın yükü bir hiçtir; Tanrı olmadan bir tüyün yükü bile çekilmezdir. Eğer bir kişi kendi aklı ile hareket eder ve Tanrının kendisinden taşımasını asla istemediği bir yükü omuzlarına koyar ise,  onu taşıması uygun değildir; o zaman bu kişinin bu yükün ağırlığı altında ezildiğini görmeyi kesinlikle bekleyebiliriz. Ama eğer bir yükü Tanrı kişinin üzerine koyar ise, Tanrı o kişiyi o yükü taşıması için usta ve güçlü kılacaktır.

Tanrısal bir atanmadan ayrılmak hiç bir zaman bir alçakgönüllülük meyvesi değildir. Aksine, gerçek alçakgönüllülük kendisini atandığı görevde kalmak aracılığı ile Tanrıya bağımlı kalması şeklinde ifade edecektir. Gücümüz yetmediğinde hizmetten ayrıldığımız zaman, benlik ile ilgilendiğimize dair kesin bir kanıt göstermiş oluruz. Tanrı bizi hizmete kendi gücümüzün temelinde değil, Kendi gücünün temelinde atar. Bu yüzden kendimle ilgili düşünceler ile dolu olur isem, ya da O’na kesin güvensizlik duyuyor isem, her hizmet ya da tanıklık konumundan vazgeçmem gerekir. Çünkü o hizmet ya da tanıklığın ağır sorumluluğunu taşıyamayacağım kesindir. Tüm güç yalnızca Tanrıya aittir ve bu gücün bir ya da yetmiş aracı tarafından iş görmesi arasında bir fark yoktur; güç her iki durumda da aynıdır; ama eğer bir aracı saygınlığı reddeder ise, bunun sonucu olarak daha kötü durum ile karşılaşacaktır. Tanrı, bir kişi eğer O’nun koyduğu yerde Tanrının gücüne güvenmiyor ise, Tanrı o kişiyi o onur yerinde kalması için zorlamayacaktır. Saygınlığından vazgeçmesi için yol her zaman önünde açık olacaktır ve bu kişinin imansızlığının onu koyacağı yerde batacaktır.

Bu durum Musa için söz konusu oldu. Yükten şikayet etti ve yük çok hızlı bir şekilde omuzlarından kaldırıldı, ama aynı zamanda o yükü taşımasına izin verilen yüksek onur da alındı. “Ve Rab Musa’ya, ‘Halk arasında önder ve yönetici bildiğin İsrail ileri gelenlerinden yetmiş kişi topla’ dedi, ‘onları Buluşma Çadırına getir, yanında dursunlar. Ben inip seninle orada konuşacağım. Senin üzerindeki Ruh’tan alıp onlara vereceğim. Halkın yükünü tek başına taşımaman için sana yardım edecekler.’” (Çölde sayım 11:16,17) Taze bir güç sunulmadı. Bir kişideki ya da yetmiş kişideki Ruh, aynı Ruh idi. Bir kişinin benliğinde olan değer ya da erdem, yetmiş kişide olan değer ya da erdemden daha fazla değil idi. “Yaşam veren Ruh’tur. Beden bir yarar sağlamaz.” (Yuhanna 6:63) güç açısından kazanılan hiç bir şey olmadı, ama bu tutumu nedeni ile Musa büyük bir saygınlık kaybetmiş oldu.

Çölde sayım 11. Bölümden sonraki kısımda Musa’yı imansızlıktan söz ederken görürüz ve bu sözleri Rabbin sert bir azarlayışına yol açar: “Rab, ‘Elim kısaldı mı?’diye yanıtladı. ‘Sana söylediklerimin yerine gelip gelmeyeceğini şimdi göreceksin.” (Çölde Sayım: 11:23) Eğer okuyucum Çölde sayım 11:11-15 ayetleri ile Çölde sayım 11:21,22 ayetlerini karşılaştıracak olur ise, burada dikkat çeken ciddi bir bağlantı bulacaktır. Kendi zayıflığı ya da güçsüzlüğü nedeni ile sorumluluktan kaçan kişi Tanrının kaynaklarının doluluğunu ve yeterliliğini sorgulamak gibi büyük bir tehlike içine girecektir. Tüm bu sahne Mesih’in, kendisini yalnız hissetme ya da yaptığı işte bunalma gibi bir ayartma ile karşılaşabilecek her hizmetkarı için çok değerli bir ders öğretir. Şunu aklımızdan çıkartmayalım; Kutsal Ruh’un işlediği bir yerde bir aracı yetmiş aracı kadar iyi ve yeterlidir. Ve Kutsal Ruh’un işlemediği bir yerde yetmiş kişi de çalışsa, değeri ancak bir kişinin değeri kadardır. Her şey Kutsal Ruh’un enerjisine bağlıdır. Bir kişi, Kutsal Ruh ile birlikte her şeyi yapabilir, her şeye katlanabilir, her şeyi başarabilir. Kutsal Ruh olmadığı zaman yetmiş kişi bile olsa hiç bir şey yapılamaz. Tek başına olan hizmetkar şunu hatırlasın: Kutsal Ruh’un varlığı ve gücü sağlandığı sürece, yükünden şikayet etmesi ya da iş bölümü için istekte bulunması gerekmez. Eğer Tanrı bir kişiyi, yapması için büyük bir iş vererek onurlandırır ise, bu kişi bu iş ile sevinsin ve o işten şikayet etmesin; çünkü eğer şikayet eder ise, onurunu çok çabuk bir şekilde kaybedebilir. Tanrı için aracılar çoktur. Tanrı, istese İbrahim’e taşlardan çocuklar yapardı ve aynı şekilde görkemli işine devam etmek için ihtiyaç duyduğu aracıları da sağlayabilir.

Ah, O’na hizmet edecek bir yürek! Sabırlı, alçakgönüllü, benliğini hiç sayan ve adanmış bir yürek! Hem topluluk ile birlikte hem de tek başına hizmet etmeye hazır bir yürek, Mesih’in sevgisi ile öylesine dolu bir yürek ki, sevincini, hizmetinin alanı ya da karakteri ne olur ise olsun, tüm sevincini O’na hizmet etmekte bulur. Günümüzdeki en özel ihtiyacın bu olduğu kesindir. Kutsal Ruh yüreklerimizi İsa’nın adının değerliliği ile daha derin hissetmemiz için karıştırsın ve bize O’nun yüreğinin değişmez sevgisine daha dolu, daha net ve daha uygun bir karşılık vermemiz amacı ile bizi güçlendirsin!