Mısır’dan Çıkış 21-23

Kitabımızın bu kısmındaki inceleme, Tanrının araştırılamaz bilgeliği ve sınırsız iyiliği ile dolu yüreğini ortaya koymak için özenle hesaplanmış bir çalışma olacaktır. Tanrısal atamanın yasaları aracılığı ile yönetilen bir krallığın karakterinin düşüncesini oluşturmak için kişiye yardımcı olur. Burada yine Tanrının o şaşırtıcı alçakgönüllülüğünü görebiliriz; yeri ve göğü yaratan Tanrı olmasına rağmen O, insanların her türlü sorunları ile ilgilenir; insan ve insan arasında bir karara varılması, bir sığırın ölümü, bir giysinin ödünç alınması ya da bir hizmetkarın dişini kaybetmesi gibi konulara dahi yaklaşımda bulunur. “Gökteki ve yerdeki her şeyi yaratan ve böylesine alçakgönüllü olan Rab Tanrınızın eşi benzeri olabilir mi?” O, evreni yönetir ve yine de buna rağmen yarattıklarının tek bir tanesi için bile sağlayışta bulunarak eşsiz bir ilgi gösterebilir. Melek uçuşuna rehberlik eder ve gözü yerde sürünen bir solucanı dahi izler. Sınırsız uzayda yuvarlanan sayısız kürelerin hareketlerini ve tek bir serçenin yere düşmesini kaydetmek gibi düzenlemelerde bulunmak için Kendisini alçaltır.

Önümüzdeki bölümlerde ortaya konan yargının karakteri hakkında çifte bir ders öğrenebiliriz. Bu yargılar ve düzenlemeler çift yönlü bir tanıklık taşırlar. Kulağa çift yönlü bir mesaj iletirler. Ve göze bir resmin her iki yanını da sunarlar. Hem Tanrıdan hem de insandan söz ederler.

Tanrı açısından ilk planda katı ve mükemmel bir adalet sergileyen hareketli yasalar görürüz. “Göze karşı göz, dişe karşı diş, ele karşı el, ayağa karşı ayak, yakmaya karşı yakma, yaraya karşı yara ve darbeye karşı darbe.” Tanrı, İsrailin yersel krallığını yönetir iken bu karakterdeki yasaları, düzenleri ve yargıları kullandı. Her şey için sağlayış mevcut idi, her ilgi dikkate alınmış idi ve her talep karşılanmış idi. Eşitsizlik yok idi – zengin ve yoksul arasında farklılık yapılmamış idi. Her insanın talebindeki denge, tanrısal bir titizlik ile uyarlanarak tartılmış idi, öyle ki, hiç kimse bir kararın adilliğine karşı şikayette bulunamasın. Adaletin saf giysisi, rüşvetin, çürümenin ve eşitsizliğin kötü lekeleri ile bozulmamalı idi. Tanrısal bir yasa koyucusunun gözü ve eli, her şey için sağlayışta bulundu ve tanrısal Varlık her hata ile esnemez bir adalet ile ilgilendi. Adaletin darbesi yalnızca suçluların başına indi; her itaatkar can kendi hak ve ayrıcalıklarının hepsinin sevinci içinde korundu.

Sonra, insan konusuna gelince, insan bu yasaları okuduktan sonra umutsuz yoksunluğunun gerçekten doğrudan bir şekilde farkına vardı. Yehova’nın, yasaları belirli suçlara karşı koymuş olması gerçeği, insanın bu suçları işleme kapasitesinin var olduğunu kanıtlar. Eğer bu kapasite ve eğilim insanda var olmasa idi, o zaman yasalara ihtiyaç duyulmayacak idi. Şimdi, bu bölümde yasaklanmış olan büyük çirkinlikler olduğu takdirde, pek çok kişi, dilini Hazael’in diline uyarlayarak şu sözleri söyleyebilirdi: “Hizmetkarın, bu işi yapması gerektiği için bir köpek midir?” Bu tür kişiler kendi yüreklerinin derin uçurumundan aşağı henüz inmemişlerdir. Her ne kadar burada insanların alışkanlıkları ve eğilimleri ile ilgili yasaklamalar mevcut ise de, bir “köpeğin” seviyesinin daha altından söz etmek, en rafine ve eğitilmiş insan ailesinin bir bireyine yakışan bir ifade değildir. Bu tür sözlerin bir insana yakıştırılması gerekli miydi? Sorgusuz sualsiz, hayır. Ama eğer insan belirtilen günahları işleyecek bir kapasiteye sahip olmasa idi, belki de bu tür ifadeler kullanılmayacak idi; ancak insanın bu kapasitesi vardır ve bu yüzden insanın mümkün olan en aşağı seviyeye düştüğünü anlarız. Çünkü doğası tamamen bozuktur; yani, başının tepesinden ayak parmaklarının ucuna kadar bir ahlak sağduyusunun lekesine bile sahip değildir.

Böyle bir varlık nasıl olur da, hiç bir korku duygusuna kapılmadan, Tanrının tahtının tüm parlaklığının önünde durabilir? En Kutsal Yer’e nasıl girebilir? Camdan bir deniz görünümünün üzerinde nasıl ayakta durabilir? İnci kapılardan içeri nasıl girebilir ve altından caddelerin üzerinde nasıl durabilir? Tüm bu sorulara verilecek olan yanıt Kuzu’nun kanının kurtaran sevgisinin ve sonsuz yeterliliğinin şaşırtıcı derinliklerinde yatar. İnsanın mahvoluşu ne kadar derin ise, Tanrının sevgisi ondan daha derindir. İnsanın suçu ne kadar kara olur ise olsun, onun tamamını yıkayabilir ve hatta ortadan kaldırabilir. İnsan ve Tanrının arasındaki uçurum ne kadar geniş olur ise olsun, İsa’nın sağladığı köprü bu uçurumun aşılmasını sağlamıştır. Tanrı günahkarın durumunun en alt noktasına kadar aşağıya inmiştir, öyle ki, onu Kendi Oğlu ile birlikte sonsuz beraberlik içinde Kendi sınırsız iyilik konumuna yükseltebilsin. Bu durumda şu sözlere kulak verebiliriz: “Bakın, Baba bizi o kadar çok seviyor ki, bize ‘Tanrının çocukları’ deniyor. Gerçekten de öyleyiz. (1.Yuhanna 3:1) İnsanın mahvolmasını kurtarabilecek olan tek şey tanrının sevgisidir ve insanın suçunu Mesih’in kanından başka hiç bir şey kaldıramaz. Ama şimdi mahvoluşun bu büyük derinliği, yalnızca bunu kavramış olan sevgiyi yüceltir ve suçun yoğunluğu suçu temizleyebilecek olan kanın yeterliliğini kutlar. İsa’ya inanan en kötü günahkar Tanrının kendisini gördüğünü ve onu “kar kadar beyaz” ilan ettiğinin güvencesi içinde sevinç duyabilir.

O zaman bu bölümdeki yasalardan ve düzenlemelerden, bunlara bir bütün olarak bakıldığı zaman, ortaya çıkan çifte karakter özelliklerini görebiliriz. Ve onlara ayrıntılı olarak her baktığımızda, onların doluluklarından ve güzelliklerinden o kadar çok etkileniriz. Örneğin, İbrani Köle ile ilgili sunulan ilk buyruğa bakalım:

“İsraillilere şu ilkeleri bildir: İbrani bir köle satın alır isen, altı yıl kölelik edecek, ama yedinci yıl karşılık ödemeden özgür olacak. Bekar geldi ise, yalnız kendisi özgür olacak; evli geldi ise, karısı da özgür olacak. Efendisi kendisine bir kadın verir ve o kadından çocukları olur ise, kadın ve çocuklar efendisinde kalacak, yalnız kendisi gidecek. Ama köle açıkça, ‘Ben efendimi, karımı ve çocuklarımı seviyorum, özgür olmak istemiyorum’ der ise, efendisi onu yargıç huzuruna çıkaracak ve kapıya ya da kapı sövesine yaklaştırıp kulağını biz ile delecek. Böylece köle yaşam boyu efendisine hizmet edecek.” (Mısırdan Çıkış 21: 1-6) Köle, kişisel kararı açısından efendisinin yanından ayrılma konusunda tamamen özgür idi. İstenilen her kuralı yerine getirmişti ve bu nedenle, karşılıksız bir özgürlük içinde çıkıp gidebilir idi; ama efendisine, karısına ve çocuklarına olan sevgisi nedeni ile kendisini gönüllü olarak süresiz köleliğe adayabilir idi ve yalnızca bunu yapmak ile kalmaz, ama aynı zamanda kendi bedeninde bu hizmetin izlerini taşımaya da istekli olabilir idi.

Bu konunun Rab İsa Mesih’e uyarlanmış olduğu zeki okuyucunun gözünden kaçmayacaktır. Tüm dünyaların önünde Babasının bağrında bulunanı, yani İsa’yı bu örnekte görebiliyoruz – O, Babasının sonsuz keyfinin Objesi idi ve bu O’nun sonsuzluklar boyunca sahip olduğu kişisel ve kesin konumu idi ve bu konumun O’ndan alınması mümkün değil idi. O’nun Babasına ve O’nun isteğine duyduğu sevgi ve bağlılık, Kilisesi için de geçerli idi; O, kilisesinin her bir bireyinin kurtuluşunu sağlamış idi. Göklerden aşağıya Kendi isteği ile geldi, yüceliğinden kendi isteği ile soyundu ve ünvanını bir kenara bıraktı; bir Hizmetkar oldu ve sürekli hizmet işaretlerini aldı. Bu işaretler ile ilgili Mezmurlar’da çarpıcı bir ima yer alır: “Kulaklarımı açtın.” (Mezmur 40:6) Bu mezmur, Mesih’in Tanrıya olan adanmışlığının bir ifadesidir. “O zaman şöyle dedim: ‘İşte geldim; Kutsal Yazı tomarında benim için yazılmıştır. Ey Tanrım, senin isteğini yapmaktan zevk alırım ben, yasan yüreğimin derinliğindedir.” Tanrının isteği ne olur ise olsun, O Tanrının isteğini yapmak için geldi. O asla kendi isteğini yerine getirmedi; günahkarların kabul edilmesi ve kurtarılması konusunda bile Babasının isteğini yaptı. Yine de sevecen yüreği tüm şefkati ile birlikte o görkemli iş için tam olarak istekli idi. Babasının hizmetkarı olarak günahkarları kabul etti ve onları kurtardı. “Babanın bana verdiklerinin hepsi bana gelecek ve bana geleni asla kovmam. Çünkü kendi isteğimi değil, beni gönderenin isteğini yerine getirmek için gökten indim. Beni gönderenin isteği bana verdiklerinin hiç birini yitirmemem, son gün hepsini diriltmemdir.”(Yuhanna 6:37-39)

Burada Rab İsa Mesih’in hizmetkar karakteri ile ilgili olabilecek en ilginç görüş ile karşılaşıyoruz. O, mükemmel lütfu ile, tanrısal öğütlere dahil olmak için gelen herkesi kabul etme sorumluluğunu üstüne aldı. Ve onları yalnızca kabul etmek ile kalmadı, ama aynı zamanda onların burada dünyadaki tehlikeli yolculukları ile ilgili zorluklar ve denenmelerde onları korumak için mesuliyet aldı. Evet, son günde hepsini ölümden diriltecek idi. Ah, Tanrının kilisesinin en zayıf üyesi bile O’nun kollarında ne kadar da güvende. O, Tanrının sonsuz öğütlerinin öznesidir ve bu öğütleri yerine getiren Rab İsa Mesih’tir. İsa babayı sever ve bu sevginin yoğunluk ölçüsü, kurtarılmış göksel aile üyesinin her birinin sağlam güvencesidir. Tanrı Oğlunun adına iman eden herhangi bir günahkarın kurtuluşu Mesih’in Tanrıya olan sevgisinin ifadesinin bir görünümüdür. Eğer Rab İsa Tanrının isteğini yerine getirme konusunda yeterli olmasa idi, bu O’nun kutsal adına karşı bir küfür gibi olur idi. Sonsuz çağlar boyunca O’nun adına tüm onur ve yücelik olsun.

Böylece İbrani köle örneğinde, Babasına olan saf adanmışlığı ile Mesih’i görmekteyiz. Ama bundan daha fazlası da mevcuttur: “Karımı ve çocuklarımı seviyorum.” Mesih kiliseyi sevdi ve onun uğruna kendisini feda etti, öyle ki kiliseyi söz aracılığı ile suyla yıkayarak kutsal kılsın ve temizlesin ve onu üzerinde leke, buruşukluk, ya da buna benzer bir şey olmadan görkemli biçimde kendisine sunabilsin. (Efesliler 5:25-27) Kutsal Yazılarda İbrani kölenin karşı örneği olarak sunan başka çeşitli örnekler mevcuttur. Her iki örnek de O’nun kiliseye olan sevgisini bir beden olarak ve kişisel olarak tüm imanlılar için ortaya koymaktadır. Matta 13, Yuhanna 10 ve 13 ve İbraniler 2. Bölümde okuyucum bu konu ile ilgili özel öğretişi okuyacaktır.

İsa’nın yüreğindeki bu sevginin kavranması, böylesine saf, böylesine mükemmel ve böylesine karşılıksız sevginin ancak O’nun ateşli adanmışlık ruhu tarafından başarılı olarak üretilebileceği kesindir. İbrani kölenin karısı ve çocukları gönüllü olarak birlikte kalabilmeleri için özgürlüğünden vazgeçmiş olan kişiyi nasıl olur da sevmezler? Ve burada sunulan sevgi ile kıyaslanabilecek bir başka sevgi daha yoktur. “Mesih’in sevgisi bilgiyi aşar.” Mesih’in sevgisi her şeyden önce bizi düşünmesine neden oldu, bizim için çarmıhta büyük acılara katlandı, öyle ki bizi sonsuz krallık ve yüceliği içinde Kendisi ile birlikte paydaşlığa yükseltebilsin.

Mısırdan Çıkış kitabının bu bölümündeki diğer konular ile ilgili tam bir açıklama verecek olsa idim, bu yazdıklarıma düşündüğümden çok daha fazla bir yer ayırmama neden olacak idi.1

Sonuç olarak burada söyleyeceğim şudur; bu bölümü okuyup da içeriğinde yer alan engin bilgelik, dengeli adalet ve bunlarla birlikte yumuşak huylu bir şefkat taşıyan yüreği görmemek imkansızdır. Bu bölümü çalıştıktan sonra canlarımızın derinden ikna olduğu nokta şudur: Burada konuşan Kişi, “tek gerçek”, “tek bilge” ve lütfu sınır tanımayan Tanrıdır.

O’nun sonsuz sözü üzerindeki tüm düşüncelerimiz, bize O’nun önünde O’nun tüm mükemmel yollarını ve görkemli tutumlarını ve kanı ile satın aldığı halkına olan sevgisini ve ilgisini, halkını bereketlemekten ve tazelemekten duyduğu zevki açıkça sergilemektedir.


1.  Burada bir kez daha Mısırdan Çıkış 23:14-19 ayetlerindeki bayramlara ve Mısırdan Çıkış 29. Bölümdeki sunulara dikkat çekmek isterim. Bu konular Levililer kitabında tüm doluluk ve ayrıntıları ile tekrar işlenirler. Bu konularla ilgili daha etraflı bilgileri, ilginç Levililer kitabının içeriğini tek başına inceleyeceğim zaman için ayıracağım.