Mısır’dan Çıkış 28

Bu bölümler bize tüm değerleri ve yeterlilikleri açısından Kahinliği açıklarlar. Çok derin ilgi uyandıran özelliklere sahiptirler. “Kahinlik” sözcüğü tek başına bile, yürekte en derin şükran duyguları uyandırır, çünkü lütuf bize yalnızca tanrısal huzura ulaşmak için bir yol sağlamak ile kalmamış, ama aynı zamanda o yüce ve kutsal konumun karakteri ve talepleri ile uyumlu olarak bizi burada korumaktadır da.

Harun’un kahinliği, kendi içlerinde uzakta olan bir halk için Tanrının sağlayışı idi ve bu kahinlerden birinin sürekli olarak O’nun huzurunda görünmesini gerektiriyor idi. İbraniler kitabının 7. Bölümünde bize öğretilen şudur: bu kahinlik düzeni yasaya ait idi – “dünyasal bir buyruğun yasasına” göre yapılmış idi – “ölüm nedeni ile sürekli olamaz idi” – bu kahinlik düzenine bağlı olan kişiler ölümlü oldukları için yetersizdiler. Bu yüzden mükemmellik olamazdı ve tanrı bu nedenle, bu düzen “bir yemine bağlı olmadan” oluşturulduğu için Tanrıya şükrediyoruz. Tanrının yemini yalnızca sonsuza kadar sürecek olan ile bağlantılı kalabilir idi; Bu yüzden bizim yüce ve görkemli Melkisedek’imiz mükemmel, ölümsüz ve değişmez kahinliğe sahiptir. O, hem Kurban hem Başkahin olarak Kendi eşsiz Kişiliğinin tüm değerini, saygınlığını ve yüceliğini sergilemiştir. Böyle bir Başkahine ve Kurban’a sahip olma düşüncesi yüreğin en canlı şükranlık duyguları ile dolmasına neden olur.

Ama şimdi önümüzde bulunan bölümleri incelemek için ilerlememiz gerekiyor.

28. bölümde giysiler ve 29. Bölümde kurbanlar yer alır. 28. Bölümde daha çok halkın ihtiyaçlarına değinilir. Öte yandan 29. Bölümde ise, Tanrının taleplerine yer verilmiştir. Giysiler, kahinlik görevinin çeşitli işlevlerini ve özelliklerini ifade ederler. “Efod”, en önemli kahinlik giysisi idi. Efodun omuzlukları ve göğüs kısımları bize çok farklı bir şekilde şunu öğretirler; kahinin omuzlarının gücü ve kahinin yüreğinin sevgisi, temsil ettiği kişiyi ve onun adına taşıdığı kişinin isteklerine tamamen adanmış olduğunu gösterirdi- efod, özel bir kahinlik giysisi idi. Bu giysi Harun ile örnek olarak gösterilir ve Mesih’de gerçek anlamını bulur. Mesih’in her şeye yeten gücü ve sınırsız sevgisi bizimdir – sonsuza kadar bizimdir – sorgusuz sualsiz bizimdir. Evrene destek veren omuz, kan ile satın alınmış olan topluluğun en zayıf ve en güvensiz üyesini sımsıkı tutar. İsa’nın yüreği ölümsüz bir sevgi ile atar; kurtardığı topluluğun en ihmal edilmiş gibi görünen üyesi için bile sonsuza kadar süren ve her şeye katlanan bir sevgi duyar.

Değerli taşların üzerine kazınmış olan on iki oymağın adları baş kahinin hem omuzlarında ve hem de göğsünde taşınırdı. (bakınız 9-12,15-29.ayetler) Bunda değerli bir taşın garip mükemmelliği görülür, öyle ki, onun üzerine ne kadar yoğun ışık gelir ise, değerli taş o kadar daha çok parlar. Işık, değerli bir taşı asla sönük göstermez, aksine onun ışığını çoğaltır ve parlaklığını geliştirir. On iki oymak en küçüğünden en büyüğüne kadar ayrım gözetilmeksizin sürekli olarak Rabbin önünde Harun’un göğsü ve omuzları üzerinde taşınırdı. Her biri, tek tek tanrısal huzurda İsrail’in Tanrısının mükemmel lütfundaki konuma ait olan o parlak ve değişmez güzellik içinde korunurdu. Halk, Tanrının önünde başkahin tarafından temsil edilir idi. Zayıflıkları, hataları ya da başarısızlıkları ne olur ise olsun, adları yine de kusursuz bir parlaklık ile göğüslüğün üzerinde parlarlardı. Onları oraya yerleştiren Yehova olduğu için onları yerlerinden kim alabilirdi ki? Onları bu şekilde yerleştiren Yehova idi ve O’nun koyduğu yerleri kim değiştirebilir idi? Harun’un göğüslüğündeki İsrail oymaklarından birinin adını kapmak için kutsal yere kim nüfuz edebilir idi? Bu adların etrafına Yehova’nın koymuş olduğu değerli taşlara kim dokunabilir idi? Hiç kimse. Onların her biri hiç bir düşmanın ulaşamayacağı uzaklıkta idi – her kötülüğün etkisinin çok ötesinde idiler.

Denenen, ayartılan, yumruklanan ve taciz edilen Tanrı çocuklarının Tanrının kendilerini yalnızca İsa’nın yüreği üzerinde gördüğünü hatırlamaları ne kadar teşvik edici ve rahatlatıcıdır. Tanrının gözünde Tanrı çocukları her zaman Mesih’in yeterliliği içinde parlarlar. Ve tanrısal zafer alayında yürürler. Dünya onların böyle olduklarını göremez, ama Tanrı görür ve zaten önemli olan da budur. İnsanlar, Tanrının halkına baktıkları zaman, yalnızca onların kusurlarını ve hatalarını görürler. Bundan daha ötesini görebilecek güçleri yoktur ve bunun bir sonucu olarak yargıları her zaman yanlıştır- her zaman tek yanlıdır. Değişmez sevginin eli aracılığı ile Tanrı kurtardıklarının adlarını avucunun içine kazımıştır, ama insanlar bu parlayan mücevherleri göremezler. İmanlıların imansız kişiler ile konuşur iken, sözlerine çok dikkat etmeleri gerekir. Akılsız insanların bilgisizliğini sabırlı bir şekilde iyi işler yapmayı sürdürerek susturmayı hedeflemeleri gerekir. Tanrının gözünde her zaman parladıkları yere Kutsal Ruhun gücü aracılığı ile girdikleri takdirde, insanların gözündeki yürüyüşleri kesinlikle uygulamalı kutsallığı, ahlak saflığını ve yükselmeyi sağlayacaktır. Nesnel gerçeğe ya da Mesih’de bizim hakkımızda gerçek olana iman aracılığı ile ne kadar açık bir şekilde girer isek, yaşam ve karakterimizdeki ahlakın etkisinin görüntüsü ve bizdeki öznel iş, o kadar derin, deneyimsel ve pratik olacaktır.

Ama Tanrıya şükürler olsun ki, bizim yargımız insanlar ile değil, O’nunladır. Ve O, lütufkar bir şekilde bize yüce baş kahinimizi gösterir, “Baş Kahinimiz, Rabbin önünde sürekli olarak Yüreğinde bizim yargımızı taşır.” Bu durum derin ve yerleşmiş bir esenlik sağlar – hiç bir şeyin sarsamayacağı bir esenlik. Devam eden başarısızlıklarımız ve hatalarımız hakkında konuşabilir ve üzülebiliriz. Bazen bir göz, döktüğü içten göz yaşları nedeni ile öylesine göremez hale gelir ki, üzerlerine adlarımızın yazılı olduğu değerli taşları göremez hale gelir – ama onlar her zaman oradadırlar. Tanrı onları görür ve bu kadarı yeterlidir. Tanrı, onların parlaklıkları aracılığı ile yüceltilmiş olur; bu parlaklık bizim başarımız değil, O’nun lütfudur. Bizi karanlıktan, boşluktan ve çürümekten kurtarmıştır. Bize lütfu aracılığı ile parlaklık, amaç ve güzellik vermiştir. Sonsuza kadar sürecek çağlar boyunca tüm övgüler O’nundur!

“Kuşak” iyi bilinen hizmet sembolüdür ve Mesih mükemmel Hizmetkar’dır – Tanrısal öğütlerin ve sevginin ve O’nun halkının derin ve çok yönlü ihtiyacının Hizmetkarı! Hiç bir şeyin engel olamayacağı gayretli bir adanmışlık ruhu ile, O, hizmeti için kuşağını beline bağladı ve iman Tanrı Oğlunu bu kuşak ile gördüğü zaman, hiç bir şeyin O’nun için fazla büyük olamayacağını kesin olarak yargılar. Önümüzdeki örnekte Mesih’in tüm erdemlerini, saygınlıklarını ve yüceliklerini O’nun tanrısal ve insan doğası içinde Hizmetkar karakteri içine tamamen girdiğini görürüz. “Efodun üzerinde efod gibi ustaca dokunmuş bir şerit olacak. Efodun bir parçası gibi lacivert, mor, kırmızı iplik ile altın sırma ile özen ile dokunmuş ince ketenden olacak.” (ayet 8) Bununla ilgili imanın canın her gerekliliğini karşılaması ve yüreğin en büyük özlemlerini tatmin etmesi gerekir. Mesih’i yalnızca tunç sunakta boğazlanan kurban olarak değil, ama aynı zamanda beline kuşağını sarmış Tanrının evi üzerindeki baş kahin olarak da görürüz. O zaman, bu nedenle, esin almış elçi şöyle diyebilir:” Yaklaşalım” – “sımsıkı tutunalım”, – Birbirimizi düşünelim.”  (İbraniler 10:19-24)

“Harun ile oğulları kandilleri benim huzurumda, buluşma çadırında, levha sandığının önündeki perdenin dışında, akşamdan sabaha kadar yanar tutacaklar. İsrailliler için kuşaklar boyunca sürekli bir kural olacak bu.” (Mısırdan Çıkış 27:21). Söz’ün çeşitli bölümlerinden öğrendiğimize göre, Urim,  İsrail’in tarihi konusunda ortaya çıkan çeşitli sorular ile ilgili olarak Tanrının zihninin iletişimi ile bağlantılı idi. Bu nedenle örneğin, Yeşu’nun atanmasında şu sözleri okuruz: “Kahin Elazar’ın önüne çıkacak; kahin Yeşu için Urim aracılığı ile Rabbe danışacak. Bu yöntem ile Elazar Yeşu’yu ve bütün halkı yönlendirecek. (Çölde Sayım 27:21)

“Ve Levi için de şöyle dedi: ‘Ya Rab, senin Tummim’in ve Urim’in sadık kulun içindir. Onu Massa’da denedin, Meriva sularında onunla tartıştın. sO, annesi ve babası için, ‘onları saymıyorum’ dedi. Kardeşlerini tanımadı, çocuklarını bilmedi. Ama senin sözünü tuttu ve antlaşmana bağlı kaldı. İlkelerini Yakup soyuna, Yasanı İsrail’e öğretecekler. Senin önünde buhur, sunağında tümü ile yakmalık sunular sunacaklar.” (Yasanın Tekrarı 33:8-10). “Rabbe danıştı ise de, Rab ona ne düşler ile, ne Urim ne de peygamberler aracılığı ile yanıt verdi.” (1.Samuel 28:6) “Vali, Urim ile Tummim’i kullanan bir kahin çıkıncaya dek en kutsal yiyeceklerden yememelerini buyurdu.” (Ezra 2:63) Böylece şunu öğreniyoruz, baş kahin Rabbin önünde yalnızca topluluğun yargısını taşmak ile kalmadı, ama aynı zamanda Rabbin yargısını ciddiyet, önem ve en değerli işlevlerle topluluğa iletti de. Tüm bunlara tanrısal bir mükemmellik içinde “göklerden geçen yüce Baş Kahinimiz aracılığı ile sahip olduk. O, halkının yargısını sürekli olarak yüreğinde taşır. Ve Kutsal Ruh aracılığı ile günlük yaşamımızın anlık koşulları içinde bize Tanrının öğüdünü iletir. Bizler düşler ya da görümler istemeyiz; eğer yalnızca Kutsal Ruh ile yürür isek, Baş kahinimizin göğüslüğündeki mükemmel Urim’in sağlayabileceği tüm kesinliğin tadını çıkartabiliriz.

“Efodun altına giyilen kaftanı salt lacivert iplikten yap. Ortasında baş geçecek kadar bir boşluk bırak. Yırtılmaması için boşluğun kenarlarını yaka gibi dokuyarak çevir. Kaftanın kenarını çepeçevre lacivert, mor, kırmızı iplikten nar motifleri ile beze, aralarına altın çıngıraklar tak. Eteğin ucu bir altın çıngırak, bir nar, bir altın çıngırak, bir nar olmak üzere çepeçevre kaplanacak. Harun hizmer ederken bu kaftanı giyecek. En Kutsal Yer’e huzuruma girip çıkarken duyulan çıngırak sesi onun ölmediğini gösterecek.” (31-35. Ayetler) Efodun lacivert kaftanı Baş kahinimizin tüm göksel karakterini ifade etmektedir. O, göklere gitmiştir; ölümlü görüm sınırlarının ötesindedir, ama Kutsal Ruh’un gücü aracılığı ile O’nun Tanrının huzurundaki varlığının diri olduğuna dair gerçek ile ilgili tanrısal tanıklık mevcuttur ve yalnızca tanıklık değil, aynı zamanda ürün de mevcuttur. “bir altın çıngırak, bir nar, bir altın çıngırak, bir nar.” Düzenin güzelliği bu şekilde belirlenmiştir. İsa’nın sonsuza kadar bize aracılık yapmak için yaşadığına dair büyük gerçek ile ilgili doğru tanıklık O’nun hizmetindeki verimlilik ile ayrılamaz bir biçimde bağlantılıdır. Ah! Bu değerli ve kutsal gizemleri daha derin anlayabilsek! 1

“Saf altından bir levha yap ve üzerine mühür oyar gibi, ‘Rabbe adanmıştır’ sözünü oy; lacivert bir kordon ile sarığın ön tarafına bağla. Harun onu alnında taşıyacak. İsrailliler kutsal bağışlarını getirirken suç işlemişler ise, suçlarını Harun taşıyacak; onlar önümde kabul görsün diye levha sürekli Harun’un alnında bulunacak.” (36-38. Ayetler) Burada can ile ilgili çok önemeli bir gerçeğe değinilmektedir. Harun’un alnındaki altın levha, Rab İsa Mesih’in elzem kutsallığına ilişkin bir örnek idi. “ONLAR önümde kabul görsünler diye levha SÜREKLİ HARUN’UN alnında bulunacak.” Bir kişinin tüm deneyimleri arasında yüreğini en çok rahatlatacak olan huzur! Baş kahinimiz bizim için HER ZAMAN Tanrımızın huzurundadır. O’nun aracılığı ile temsil edilir ve O’nda kabul ediliriz. O’nun kutsallığı bizimdir. Kişisel zayıflığımız ve kötülüğümüz ile ne kadar derinden tanışır isek, içimizde iyi hiç bir şeyin olmadığına ilişkin alçaltan gerçeğin o kadar çok farkına varırız. Ve Tanrıyı bu sözlerin kapsamında yer alan canımızı destekleyen gerçeğin tüm lütfu için daha ateşli bir şekilde överiz, “Onlar önümde kabul görsünler diye levha sürekli onun alnında bulunacak.”

Eğer okuyucum, ruhsal durumunda sürekli kuşkular ve korkular ve iniş ve çıkışlar ile ayartılıyor ve rahatsız ediliyor ise, zavallı, soğuk, korkak ve dolaşıp duran yüreğinin içine sürekli bir eğilim ile bakıyor ise, eğer yoğun bir boşluk ve kutsal gerçeklik isteği ile deneniyor ise, – ah! O zaman tüm canı ile yüce Başkahininin onu tanrının tahtının önünde temsil ettiğine dair değerli gerçek üzerinde düşünsün. Gözünü altın levhanın üzerine diksin ve üzerindeki yazıyı okusun, Tanrının onu sonsuzluk boyunca kabul etmiş olduğu gerçeğini kabul etsin.

Kutsal Ruh onun bu tanrısal ve göksel öğretişin garip bir tatlılığa sahip olan destekleyici gücünü tatması için kudretlendirsin!

“Harun’un oğullarına mintanlar, kuşaklar, görkem ve saygınlık kazandıracak başlıklar yap. Bu giysileri ağabeyin Harun’a ve oğullarına giydir; sonra bana kahinlik etmeleri için onları mesh edip ata ve kutsal kıl. Edep yerlerini örtmeleri için onlara keten donlar yap. Boyu belden uyluğa kadar olacak. Harun ile oğulları buluşma çadırına girdikleri zaman, ya da kutsal yerde hizmet etmek için sunağa yaklaştıkları zaman, suç işleyip ölmemek için bu donları giyecekler.” (Mısırdan Çıkış 28:40-42) Burada Mesih’e ve kiliseye örnek olarak verilen Harun’u ve oğullarını görüyoruz; tanrısal ve sonsuza kadar kalıcı doğruluğun içinde duruyorlar. Harun’un kahinlik giysileri Mesih’te bulunan elzem, kişisel ve sonsuz özellikleri ifade ederler. Harun’un oğullarının mintanları ve başlıkları kahin ailesinin büyük başı ile birlikte olarak kiliseye ihsan edilmiş olan lütufları temsil ederler.

Böylece, bu bölümde görmüş olduğumuz her konuda Yehova’nın halkının ihtiyacı için sağlamış olduğu lütufkar özeni görebiliriz. Yehova, halkının, onların adına hareket eden biri’nin varlığını görmesi için izin vermiştir; bu Kişi, halkını Kendi huzurunda temsil etmektedir; bir yüreğin ihtiyaç duyabileceği ya da arzu edebileceği hiç bir şey eksik bırakılmamıştır. Onu başından ayaklarına kadar inceleyebilirler ve her şeyin tamam olduğunu göreceklerdir. Kaftanı, alnında taşıdığı levhası, kaftanının eteğindeki narlar ve altın çıngıraklar, her şey olması gerektiği gibi idi, çünkü her şey dağda gösterilen modele uygun olarak yapılmış idi – her şey Yehova’nın halkının ihtiyacına ve O’nun Kendi taleplerinin değerleri ile uyum içinde idi.

Ama Harun’un giysileri ile ilgili okuyucunun özel dikkatini talep eden bir nokta mevcuttur. Ve bu noktada bu giysinin yapılışında altının kullanım şeklidir. Bu konu bize, Mısırdan Çıkış 39. Bölümde sunulur, ama yeterli derecedeki uygun yorum daha sonra açıklanır. “Altını ince tabakalar halinde dövüp lacivert, mor, kırmızı iplik ve ince keten arasına ustaca işlemek için tel tel kestiler.” (ayet 3) daha önce de belirtmiş olduğumuz gibi, “lacivert, mor, kırmızı iplik ve ince keten” İsa’nın insanlığının çeşitli durumlarını sergiler ve altın ise O’nun tanrısal doğasını temsil eder. Altın tel ile tüm diğer malzemeler işlenmiş idi, böylece hem ayrılmaz bir şekilde bağlantılı idiler hem de birbirlerinden tam bir şekilde ayrı idiler.

Bu çarpıcı örneğin Rab İsa’nın karakterine uygulanması, çok ilgi çekicidir. Müjde öyküsü boyunca çeşitli sahnelerde bu İnsanlığın ve Tanrılığın ender ve güzel birliğini kolayca ayırt edebiliriz ve aynı zamanda gizemli farklılıklarını da görebiliriz.

Örneğin, Celile gölü kıyısındaki Mesih’e bakalım. Fırtınanın tam ortasında, “bir şiltenin üzerinde uyuyordu” – mükemmel insanlığına ilişkin eşsiz bir örnek! Ama bir anda gerçek insanlığının davranışından Tanrılığın tüm saygınlık ve görkemine doğru yükselir ve evrenin tek üstün Yöneticisi olarak fırtınayı durdurur ve denizi sakinleştirir; hiçbir çaba göstermez, telaş etmez ve uğraşmaz. Mükemmel bir sükunet ile olumlu insanlık koşulundan elzem Tanrılık alanına doğru yükselir. İlk eylemi, ikinci eyleminden daha doğal değildir. Her iki eyleminde de eşit şekilde rahat hareket eder.

Bu arada O’nu bir de vergi verme konusu ile ilgili olarak görelim; Matta 17. Bölümün sonuna bakalım. “Yerin ve göğün Sahibi, en yüce Olan Tanrı” olarak elini denizin hazinelerinin üzerine koyar ve “onlar benimdir” der ve “denizlerin Kendisine ait olduğunu ve denizleri Kendisinin yaptığını” ilan ettikten sonra, geri döner ve mükemmel insanlığını göstererek şu dokunaklı sözler aracılığı ile İnsanlığı ile bağlantı kurar. “Parayı al ve ikimizin vergisi olarak onlara ver.” Lütufkar sözler! Tanrılığının tüm etkili mucizeleri ile bağlantılı olarak düşünüldüğü zaman, bu sözlerindeki lütuf düşündürücüdür.

O’na bir kez daha Lazarus’un mezarının yanında bakalım. (Yuhanna 11) İçini çeker ve ağlar ve bu iç çekişler ve göz yaşları O’nun mükemmel insanlığının engin derinliklerinden kaynaklanır – başka hiç bir yüreğin hissedemeyeceği şekilde o mükemmel insan yüreği ile günahın neden olduğu o korkunç sonuçların tam orta yerindeki sahnede bulunmanın ne demek olduğunu bilir. Ama sonra Diriliş ve Yaşam olarak, “cehennemin ve ölüler diyarının anahtarlarını” elinde tutan olarak, “Lazarus, kalk!” diye seslenir ve ölüm ve mezar, O’nun yetkili sesine karşılık vermek zorunda kalır ve ölüm kapıları açılır  . ve tutsağının çıkmasına izin verir.

Okuyucumun zihni, şimdi kolayca daha önceki ifadelere gidebilir ve müjdelerde altın telin güzel birleşimi ile ilgili örnekleri hatırlayabilir; “altın sırma ile birlikte dokunmuş mavi, mor, kırmızı iplikler ve ince keten.” Bunun anlamı şudur: Tanrılığın, Tanrı Oğlu’nun gizemli kişiliğinde insanlık ile birleşmesi. Bu düşüncede yeni olan hiç bir şey yoktur. Eski Antlaşmanın Kutsal Yazılarını özen .. ile inceleyen kişiler genellikle bunun farkına varmışlardır.

Ama yine de her şeye rağmen, kutsanmış Rab İsa’yı düşüncelerimizde her zaman “Tam Tanrı ve tam İnsan” olarak yer vermek eğitici olur. Kutsal Ruh, zeki bir ustalık ile her ikisini de birlikte işlemiştir ve onları imanlının yenilenen zihnine zevk alması ve hayranlık duyması için sunmuştur. Bu öğretişi takdir edecek yüreklere sahip olmamızı diliyorum!

Bu kısma son vermeden önce bir an için 29. Bölüme göz atalım.


1. Bize Söz’de sunulan tüm örneklerde önemlilik kadar tanrısal uygunluğun da mevcut olduğunu belirtmeye gerek yoktur. Bu nedenle, bir “nar” açıldığı zaman, içinde kırmızı renktesıvı taşıyan pek çok sayıda tohum bulunur. Hiç kuşkusuz bunun bir nedeni vardır. Bu konuda hayal gücü değil, ruhsallık hüküm versin.