Bölüm 12

Refidim Ve Amalek

Mısır’dan Çıkış 17

İsrailoğulları bir kez daha ilerlediler ve başka zorluklar ile karşılaştılar. Ama “bu olaylar başkalarına ders olsun diye onların başına geldi; çağların sonuna ulaşmış olan bizleri uyarmak için yazıya geçirildi.” (1. Korintliler 10:11) Bu nedenle, onların çölde yaşadıkları tüm acılar ve yaşadıkları tecrübelere bağlı özel bir pay mevcuttur.

“Rabbin buyruğu uyarınca, bütün İsrail topluluğu Sin Çölü’nden ayrıldı, bir yerden öbürüne göçerek Refidim’de konakladı. Ancak orada içecek su yoktu. Musa’ya, ‘bize içecek su ver’ diye çıkıştılar. Musa, ‘Niçin bana çıkışıyorsunuz, neden Rabbi deniyorsunuz?’ dedi.

Ama halk susamıştı. ‘Niçin bizi Mısır’dan çıkardın’ diye Musa’ya söylendiler, ‘Bizi, çocuklarımızı, hayvanlarımızı susuzluktan öldürmek için mi?’

Musa, ‘Bu halka ne yapayım?’ diye Rabbe feryat etti, ‘Neredeyse beni taşlayacaklar.’

Rab, Musa’ya, ‘Halkın önüne geç’ dedi, ‘Bir kaç İsrail ileri gelenini ve Nil’e vurduğun değneği de yanına alıp yürü. Ben Horev Dağı’nda bir kayanın üzerinde, senin önünde duracağım. Kayaya vuracaksın, halk içsin diye su fışkıracak.’ Musa, İsrail ileri gelenlerinin önünde denileni yaptı. Oraya Massa ve Meriva adı verildi. Çünkü İsrailliler orada Musa’ya çıkışmış ve ‘Acaba Rab aramızda mı, değil mi’ diye Rabbi denemişlerdi.” (1-7. ayetler)

Man olayında olduğu gibi, değnek ile vurulan kaya olayında olduğu gibi, bu güç ve lütuf gösterisinin nedeni, insanların günahı idi. Refidim’de, “insanların içmesi için su yoktu.” Ve insanlar ne yaptılar? Geçmişte, Tanrı’nın sadakatini ve sevecen ilgisini tecrübe etmişlerdi; onların lehine müdahalede bulunacağından emin olarak O’na dönüp teşvik almadılar mı? Yehova’nın, onların her ihtiyacını yeterinden fazla olarak, bolluk ile karşıladığına dair kanıt olarak bıldırcınları ve man’ı düşünerek hafızalarını tazelemediler mi? Rabbin Çobanları olduğunu ve hiç bir eksiklerinin olmadığını öğrenmemişler miydi? Aslında, beklemeleri gereken, Rabbin geçmişteki sağlayışlarını hatırlayarak bunlar olmalıydı; eğer insan yüreği ve benliğin karakteri konusunda bilgisiz olsa idik, Rabbin, görmüş oldukları harika işlerinin aynısının tekrar edilmesini doğal sonuçlar olarak bekleyebilirdik. Ama durum bundan çok farklı idi, Musa’ya çıkıştılar ve, ‘İçmemiz için bize su ver’ dediler. Günahlı şikayetlerinin ve imansızlıklarının içinde Musa’yı içinde bulundukları sefil durumun nedeni olarak gördüler ve öfkeleri nedeni ile onu neredeyse öldüreceklerdi.

İhtiyaçlarını karşılayacak lütfkar sağlayış gerçekleşmeden önce günahlarının özelliği hakkında bir ya da iki gözlemde bulunulabilir. Halk, Musa’ya çıkıştı, ama gerçekte Musa’nın da söylediği gibi, yaptıkları, Rabbi denemek idi (ayet 2); davranışları aracılığı ile şöyle dediler: “Rab aramızda mı, değil mi?” (ayet 17) Musa, onlar için atanmış olan bir önder idi ve bu yüzden, halk için Yehova’nın temsilcisi idi.

Musa’ya çıkışmak, Rabbe çıkışmak demekti; ve yoksunlukları ile ilgili şikayette bulunmaları Rabbin varlığını inkar etmek olmasa bile, O’nun aralarındaki varlığından kuşku duydukları anlamına geliyordu. Çünkü eğer, Rabbin aralarında olduğuna inansalardı, her şikayet eden dil susacak ve onları Mısır’dan çıkartan, onlar için Kızıl Deniz’in sularını ikiye bölen ve tüm yolculukları sırasında geceleri ateş sütunu ve gündüzleri ise bulut sütunu aracılığı ile onlara rehberlik eden Yehova’nın, Kendi zamanında, onların feryatlarını işiteceğine ve ihtiyaçlarını karşılayacağına güven duyar ve bu güven sayesinde huzurlu olurlardı. Çöldeki denemeler nedeni ile yapılan şikayetler ve çıkışmalar, günahın ciddi doğasını ortaya koyan örneklerdir, ve bize aynı zamanda tüm bunların temelinde, Rabbin aramızda ya da bizden yana olup olmadığı kuşkusunun bulunduğunu öğretir. Genellikle, Tanrı’nın halkını bu şekilde sık sık bağlayan ve düşmelerini sağlayamasa bile, onların huzur ve sevincini çalan Şeytan’ın bu alışılmış tuzakları karşısında bizi zorlayan bu eğilimlerin panzehiri, aramızda olan, halkını, çöldeki yolculuğunun her aşamasında sürüsünü güden bir Çoban gibi yönlendiren Rabbe duyacağımız sağlam, sarsılmayan bir güvendir. Kutsanmış Rabbimizin mükemmel davranışı, İsrail’in karşıt davranışı ile karşılaştırıldığı zaman, ne kadar farklı ve güzeldir! O, çölde Şeytan tarafından denendiği zaman, kararlı bir bağımlılık ile Şeytan’ın her önerisini sadece Tanrı’nın sözü ile geri püskürttü.

Musa, Rabbe yalvardı ve Rab onun duasını işitti ve halkın günahına rağmen, “Kayayı yardı, sular fışkırdı, çorak toplarda bir ırmak gibi aktı. Çünkü kutsal sözünü, kulu İbrahim’e verdiği sözü anımsadı.” (Mezmur 105:41,42) Böylelikle lütuf yine üstün geldi ve halkın ihtiyaçlarını karşıladı. Ama burada en önemli nokta, bu olayda verilen tipik buyrukta bulunur. Man gibi, aynı zamanda kaya da Mesih’ten söz eder. Bu yüzden Pavlus şöyle der: “Hepsi aynı ruhsal içeceği içti. Artlarından gelen ruhsal kayadan içtiler; o kaya Mesih idi. (1.Korintliler 10:4) Ama, Kaya’ya sular akmadan önce vuruldu. Musa’ya eline değneği alması buyuruldu – Nil Nehri’ne vurduğu değnek – ve orada Horev Dağı’nda bir kayanın üzerinde Musa’nın önünde duran Yehova ile, kayaya vurması gerekiyordu, “Kayaya vuracaksın ve halk içsin diye su fışkıracak.” Değnek, Tanrı’nın gücünün bir sembolü olarak açıklanmıştır. Ve bu nedenle, değneği vurmakla Tanrı’nın yargılayan gücü uygulanmış olacak idi. Kayaya bu vuruş, çarmıhta Mesih’in üzerine inen yargı darbesinin sembolü idi. Vurulan kaya, çarmıha gerilen Mesih’tir. Burada dikkat edilmesi gereken, kayanın vurulmasına halkın günahının neden olması idi – “bizim isyanlarımız yüzünden O’nun bedeni deşildi, bizim suçlarımız yüzünden O eziyet çekti” gerçeğine ilişkin çarpıcı bir örnek. Bu, kesinlikle hem günahkarların hem de kutsalların çarmıha bakmalarını gerektiren bir gerçektir. Günahkarlar, günahın yargısını taşıyan çarmıhtaki Mesih’e bakabilirler ve eğer bu olayın üzerinde düşünecek olurlar ise, kutsal bir Tanrı’nın gözünde günahın ne olduğunu öğrenebilirler; ve bu dersi öğrendiklerinde, tövbesizlik ve imansızlıkta devam ettikleri takdirde, aynı zamanda başlarına gelecek felaket konusunda da uyarılabilirler. Çünkü,Tanrı günah sorunu ile ilgilenirken, eğer Kendi Oğlu’nu esirgemedi ise, yüreğinin zevki olan, kutsal, zararsız, lekesiz ve günahkarlardan ayrı olan o Oğlu esirgemedi ise, günahkarlar yargıdan kurtulmayı nasıl bekleyebilirler? Kutsallar ise, çarmıha yeterince bakmazlar. Ve baktıkları zaman, yürekleri nasıl da etkilenecek, alçalacak ve eriyecektir; lütuf aracılığı ile şöyle diyebileceklerdir: “Günahlarımızı Kendi bedeninde çarmıhta yüklendi.” (1.Petrus 2:24) Tüm sonsuzluk boyunca, bu ölümü gerekli kılanın kendi günahları olduğunu asla unutmayacaklar; Tanrı’nın, karakterinin her özelliğinin ile bu ölüm aracılığı sayesinde yüceltildiğini hatırlamaktan asla vazgeçmeyecekler ve bu yüzden tüm bereketlerinin sonsuz ve değişmez temelinin ne olduğunu hiç bir zaman unutmayacaklar. Bu, değerli olduğu gibi aynı zamanda çok da ciddi bir gerçektir; Kaya’ya insanlar içmeden önce vurulması gerekir. Sorgulanan günahı göz önünde bulundurarak – günah, tüm evrenin önünde Tanrı’nın onurunu lekelemişti – Tanrı’nın bunu talep etmesinin nedeni, kendi yüceliği için idi; ve madem ki su olmadığı takdirde halk mahvolacaktı, o zaman bunu talep eden, halkın yaşayabilmesi için duyulan ihtiyaç idi. Ancak, bunu tedarik edebilecek olan, yalnızca Tanrı idi ve bu yüzden Musa’ya verdiği buyruklarda O’nun yüreğindeki lütfun bir başka güzelliği ortaya konuyordu.

Kaya’ya vuruldu ve “sular fışkırdı.” Daha önce değil – bu imkansız idi; çünkü Tanrı günah nedeni ile sınırlanıyordu; O’nun merhametleri ve şefkati, lütfu ve sevgisi, Kendi içinde hapsedilmiş oluyordu. Ama bu kefaret yerine getirilir getirilmez, kutsallığının talepleri sonsuza kadar tatmin edildi ve tüm dünyaya lütfunun ve yaşamının kaynaklarının akması için yüreğinin set kapakları açıldı. Bu nedenle, Matta’da, İsa’nın, ruhunu teslim eder etmez, “tapınaktaki perdenin yukarıdan aşağıya doğru yırtılarak ikiye bölündüğünü” okuruz. (Matta 27:50,51) Tanrı şimdi adaletini sağlamış olarak günahkar bir dünyaya lütfu aracılığı ile teklifte bulunmak için özgür idi ve insan – imanlı – O’nun huzuruna istediği an cesaret ile girmek için özgür kılınmıştı. Tanrı’nın tahtının kutsallığının tam ışığı önünde insanın nasıl adil bir şekilde durabileceğine ilişkin yol açıklanmıştı.

Kaya’dan akan su, Kutsal Ruh’un yaşam gücü olarak bir amblemidir. Yuhanna’nın müjdesinde bu gayet belirgindir. Kutsanmış Rabbimiz bu konuda Samiriyeli kadına şunları söyledi: “Benim vereceğim sudan içen, sonsuza kadar susamaz. Benim vereceğim su, içende sonsuz yaşam için fışkıran bir pınar olacak.” (Yuhanna 4:14) Yuhanna 7. bölümde, İsa aynı figürü kullanır ve Yuhanna buna şu eklemede bulunur: “Bunu, kendisine iman edenlerin alacağı Kutsal Ruh ile ilgili olarak söylüyordu. Ruh henüz verilmemişti, çünkü İsa henüz yüceltilmemişti.” (ayet 39) Bu bölümde gerçekten açıklanan iki şey bulunur – ilki, “diri suların” Kutsal Ruh’un örneği olmasıdır; ikincisi, “diri sular” olan bu Kutsal Ruh, İsa, yüceltilmeden önce alınamazdı. Başka bir deyişle, daha önce görülmüş olduğu gibi, insanların susuzluğunu gidermek için sular akmadan önce Kaya’ya vurulmalı idi.

Burada, uygulamada büyük önem taşıyan ve gözden kaçırılmaması gereken bir ders vardır. İnsanın bitmeyen ihtiyaçlarını tatmin edebilecek olan yaşam gücü – sonsuz yaşam – olarak Kutsal Ruh’un dışında hiç bir güç yoktur. Ve bu bereket yalnızca çarmıha gerilmiş ve dirilmiş bir Mesih aracılığı ile elde edilebilir. İsa, bu nedenle Yahudilere şöyle seslendi: “Bir kimse susamış ise, bana gelsin, içsin.” (Yuhanna 7:37) Ve bu aynı duyuru hala devam eder: “susayan gelsin. Dileyen, yaşam suyundan karşılıksız alsın.” (Vahiy 22:17) Bu satırları okuyan herkesin canı, Kutsal Ruh’un gücü ile bu gerçekten etkilensin!

Böylece, Rab, halkının şikayetlerine lütfu ile karşılık verdi ve onlara içmeleri için su sağladı. Ama o yere verilen Massa (Deneme) ve Meriva (Çıkışma) adları günahlarının bir anıtı olarak kaldı.

Sular kayadan fışkırdıktan hemen sonra Amalekliler ile çatışma başlar. Olayların bağlantısı, Tanrı’nın yollarını ve gerçeğini gösterdiği için çok eğiticidir. Gökten gönderilen ekmek, Mesih’tir; vurulan Kaya, çarmıha gerilen Mesih’tir; diri sular Kutsal Ruh’un bir amblemidir; ve şimdi Ruh’un alınması ile birlikte çatışma da gelir. Böyle olması gerekir;

çünkü “benlik Ruh’a, Ruh da benliğe aykırı olanı arzu eder. Bunlar birbirine karşıttır; sonuç olarak istediğinizi yapamıyorsunuz.” (Galatyalılar 5:17) Bu yüzden bu tipik olaylar düzeni gelişiyor. O zaman, akla şöyle bir soru gelebilir: Amalekliler ile sembolize edilen nedir? Bu soruya yanıt olarak genellikle ifade edilen, benliktir; ama bu, gerçeğin yalnızca bir parçasıdır. Amalek’e gelince, onun gerçek karakteri, orijini sayesinde kolayca anlaşılır. (Bakınız Yaratılış 36:12) Ama burada fark edilmesi gereken düşünce, Amalek’in, Tanrı halkına düşman olduğunu açıkça ortaya koyması ve onların gelişmesine engel olmak istemesi ve hatta onları yeryüzünden silip atmak istemesidir. Bu nedenle, Şeytan’ın gücü – benlik aracılığı ile hareket edebilir – İsrailoğullarının ilerlemelerine meydan okur ve sinsi Şeytan’ın saldırmak için seçtiği zaman açıkça bellidir. Saldırı, halk günah işledikten hemen sonra idi, bu yüzden düşman, böyle bir zamanda Tanrı’nın halkından hoşnut olmadığını varsaymış olabilirdi. Bu, Şeytan’ın her zamanki yöntemidir. Ama eğer Tanrı halkından yana ise, hiç bir düşmana halkının yıkımına neden olması için fırsat tanımayacaktır. Halk, eğer bu durumda kendi başına bırakılmış olsa idi, kolayca dağılabilirdi; ama halkını Kızıl Deniz’in dalgaları arasından Geçiren, şimdi onların mahvolmalarına izin vermeyecektir. Rab, onların sancağı idi ve bu nedenle savunmaları sağlamdı. O zaman Amalek’in nasıl yenildiğine dikkat edelim.

“Amalekliler gelip Refidim’de İsraillilere savaş açtılar. Musa, Yeşu’ya, ‘Adam seç, git Amalekliler ile savaş’ dedi, ‘Yarın ben elimde Tanrı’nın değneği ile tepenin üzerinde duracağım.’

Yeşu, Musa’nın buyurduğu gibi, Amalekliler ile savaştı. Bu arada Musa, Harun ve Hur tepenin üzerine çıktılar. Musa elini kaldırdıkça İsrailliler, indirdikçe Amalekliler kazanıyorlardı. Ne var ki, Musa’nın elleri yoruldu. Bir taş getirip altına koydular. Musa üzerine oturdu. Bir yanda Harun, öbür yanda Hur, Musa’nın ellerini yukarda tuttular. Güneş batıncaya dek, Musa’nın elleri yukarda kaldı. Böylece Yeşu Amalek ordusunu yenip kılıçtan geçirdi.” (8-13. ayetler)

O zaman önce, Yeşu’nun Musa’nın buyruğu üzerine savaş için seçtiği adamların başına geçtiğini görüyoruz. Yeşu, Mesih’i temsil eder; kurtarmış olduklarını, Ruh’un enerjisi ile savaşa yönlendirir. Bu nasıl bir teselli! Eğer Şeytan, güçlerini, Tanrı’nın halkını öldürmek için sıraya dizerse, öte yandan Mesih de Kendisinin seçilmiş adamlarına düşman ile karşılaşmaları için öncülük eder. Bu nedenle, savaş Rabbindir! Bu gerçek, İsrail’in tüm tarihi boyunca defalarca resmedilir; ve imanlıların savaşlarının ilkesi açısından bu ilahi takdir doğrudur. Eğer bu gerçek kavrandığı takdirde, en acı zorlukların karşısında zihinlerimizi sakinleştirecektir. İnsana güvenmekten vazgeçip, Rabbe güvenmemize yardımcı olacaktır. İnsanların huzursuz eylemlerini ve planlarını gerçek değerleri ile görüp takdir etmemizi mümkün kılacak ve kurtulmak için yalnızca halkının Önderi olan Rabbe bakmamızı sağlayacaktır. Tek bir kelime ile ifade edecek olur isek, düşmanlarımıza karşı başarılı bir savunmanın yalnızca Tanrı’nın Ruhu’nun gücü ile gerçekleştirilebileceğini hatırlamamız gereklidir.

Yine de başka bir konu daha vardır. Eğer Yeşu, savaşçılarına vadide önderlik ediyor ise, Musa – Harun ve Hur ile birlikte – tepenin üstüne çıkar ve aşağıda devam eden savaş, yukarıdaki Musa’nın kaldırdığı ellerine bağlı olarak gelişir. Böylelikle görüldüğü gibi, Musa yukarıda aracılık Yapan Mesih’in bir figürüdür. O, halkına aşağıda Ruh’un gücü ile önderlik ederken, davalarını Tanrı’nıın huzurunda yaptığı Aracılığı ile destekler.

Ve onların imdadına yetişmek için yerinde ve zamanında onlar için merhamet ve lütuf temin eder. Bu yüzden onların, Mesih’in Başkahin olarak aracılığı olmadığı sürece savaş için güçleri yoktur; ve onlara ilerlemeleri için önderlik eden Ruh’un enerjisi, bu aracılık ile bağlantılıdır. Pavlus, şu sözleri ile bu gerçeği ifade eder: “Ölmüş, üstelik dirilmiş olan Mesih İsa, Tanrı’nın sağındadır ve bizim için aracılık etmektedir. Mesih’in sevgisinden bizi kim ayırabilir? Sıkıntı mı, elem mi, zulüm mü, açlık mı, çıplaklık mı, tehlike mi, kılıç mı?” ( ya da Amalekliler mi? diye biz de bir ekleme yapabiliriz). ….  Hayır, bizi sevenin aracılığı ile bu durumların hepsinde galiplerden üstünüz.” (Romalılar 8:34-37) Rabbin kendisi, öğrencilerine, Kendisinin yukarıdaki işi ve Ruh’un aşağıda onlardaki eylemi arasındaki bağlantıyı öğretti ve şöyle dedi: “Eğer ben gitmezsem, Yardımcı size gelmez.” (Yuhanna 16:7) Bundan dolayı, İsa, Kutsal Ruh’u, “başka bir Yardımcı” (Yuhanna 14:16) olarak ifade eder ve elçi Yuhanna kutsanmış Rabbimize aynı ünvanı verir ( Avukat- Savunucu, ama aslında aynı anlama gelen Paraklete; 1. Yuhanna 2:1).

Ama hiç kimse, Mesih’in gerçek bir örneği olamazdı. Musa’nın elleri yorulup ağırlaştılar, öyle ki, Harun ve Hur onun elerine destek verebilsinler. Ama bu durum yine de yalnızca Mesih’in aracılığına ilişkin gerçeği daha da çok ortaya çıkartır. Henüz resmi olarak ayrılmamış olmasına rağmen Harun, kahinliği temsil eder ve Hur, eğer adın önemi bize rehberlik edecek olur ise, ışığı ya da saflığı karakterize eder. Bu nedenle, her ikisi birlikte Tanrı’nın önünde kutsallığı muhafaza eden Mesih’in Başkahin olarak aracılık ettiği anlamına gelirler. Mesih’in sonsuza kadar ve üstün olarak tüm yaptıklarını temel aldığı için bir aracılık mevcuttur. Bu ders üzerinde yeterince düşünülmesi gereklidir. Aşağıdaki savaşın sonucu, savaşçıların gücüne bağlı değildi ve hatta yukarıdaki Kutsal Ruh’un gücüne de bağlı değildi; ama Mesih’in sonsuza kadar süren ve etkili aracılığına bağlı idi. Çünkü Musa, ne zaman ellerini kaldırsa İsrail üstün geldi; ve ne zaman ellerini indirse, Amalekliler üstün geldiler. Bağımlılığın gerekli olmasının nedeni bu idi. Bundan ayrı olarak, biz savaş için hazır olabiliriz; savaşın nedeni adil bir neden olabilir, ama yenilgimiz kesin ve kaçınılmaz olacaktır. Ama yücelerdeki Mesih bizim yanımızda Aracımız olduğunda ve Önderimiz olarak Ruh’un gücündeki Mesih ile “kötüler, hatta düşmanlarımız bile bize karşı geldikleri zaman, sendeleyecek ve yere düşeceklerdir.” O zaman, Rabbin halkı önünde hiç bir düşman duramaz.

Amalek böylelikle, kılıç ile bozguna uğratıldı. Ama böyle bir zafer – güçlerinin kaynağının açıklaması ve düşmanın değişmeyen karakteri – unutulmamalıydı. Bir hatırlatma olarak kaydedilmesi gerekiyordu.

“Rab, Musa’ya, ‘Bunu anı olarak kayda geç’ dedi,’Yeşu’ya da söyle, Amalekliler’in adını yeryüzünden büsbütün sileceğim.’ Musa bir sunak yaptı, adını ‘Yahve nissi’ koydu. ‘Eller Rabbin tahtına doğru kaldırıldı’ dedi, ‘Rab kuşaklar boyunca Amalekliler’e karşı savaşacak.’” (14-16. ayetler)

Bu anıda iki şey bir araya getirildi – Amalek’ten kurtarılmalarının kaydedilmesi ve onu nihai yenilgisine dair verilen ant. Rabbin, halkı adına kullandığı gücünün her gösterilişi bu çifte özelliği taşır. Eğer o müdahale eder ve halkını düşmanlarının saldırısından kurtarıp haklı çıkartırsa, bu yanı davranışı ile onlara göstereceği sürekli korumasını ve ilgisini de garantilemiş olur. Bu nedenle, O’nun halkının ve düşmanlarının arasındaki savaşa her müdahale edişi, hem geçmişten bir anı olarak hem de O’nun yıkılamaz savunmasının garantisi olarak halkının kulaklarına nakledilmeli ve yüreklerine yazılmalıdır. Bu yüzden Mezmur yazarı, geçmişteki bir kurtarılışını kutladığı zaman, şöyle konuşur: “Karşımda bir ordu konaklasa kılım kıpırdamaz, bana karşı savaş açılsa yine güvenimi yitirmem.” (Mezmur 27:3)

Musa aynı güveni duyarak bir sunak inşa etti. Bunu yapmakla Tanrı’nın eline duyduğu minnettarlığı gösterdi ve aynı zamanda zafer övgüsünün Rabbe ait olduğunu da ifade etti. İşte tam bu noktada pek çok kişi hataya düşmektedir. Rab yardım ve kurtarış sağlar, ama yardım gören ve kurtarılan kişiler sunaklar inşa etmeyi unuturlar. Zor durumda kaldıkları zaman Rabbin huzuruna giderler, ama üzerlerindeki baskıdan özgür kılındıkları zaman, genellikle O’nu övmeyi ihmal ederler. Musa, böyle yapmadı. Sunağı inşa etmekle, tüm İsrail’in önünde şunu beyan etmiş oldu: bizim için savaşan Rab’dir ve zaferi kazanan O’dur. Ve tüm bu söylediklerine Rab için bir de unvan ekledi – “Rab, sancağımızdır!” Bu yüzden, düşmanlarımızı yene ve yenecek olan O’dur! Çünkü Amalek ile olan düşmanlığı asla son bulmayacaktır. Tanrı’nın halkı yeryüzünde bulunduğu sürece, Şeytan, onları yenmek için plan yapacaktır. Bunu hatırlamamız gerekir, ama dahil olan her şey ile hatırlamalıyız; eğer Yehova Nissi gerçeğini güçlü bir şekilde kavrayabilir isek, yüreklerimiz güvenlik içinde olacaktır. Savaş, Rabbindir, biz O’nun sancakları altında savaşırız ve bundan dolayı düşman akılsızca ne kadar direnirse dirensin, zafer garanti edilmiştir.