Bölüm 24

Tunç İle Kaplı Sunak

Mısır’dan Çıkış 27:1-8

Kutsal yerden dışarı çıktıktan sonra karşılaştığımız ilk şey, çadır ve tüm düzenlemeleri uygun olarak yerine getirildikten sonra ortaya çıkan yıkanma kazanıdır. Ama yıkanma kazanı son bölümde tanımı yapılmayan buhur sunağı gibi, aynı nedenden dolayı burada atlanmıştır. Yıkanma kazanı bir yaklaşma gösterisi değil, bir yaklaşma sembolü idi; ve bu bölümde yer verilen tunçtan yapılmış yakalık sunu sunağıdır. Görüleceği gibi, bu, garip bir özelliğe sahipti. Tanrı’nın bir görünümü idi ve aynı zamanda O’nun ve günahkarın arasındaki buluşma yeri idi. O bu görünüm ile sınırlı olarak gösterilir; yani, bu sınırın ötesindeki bir görünümün dışına çıkmaz; çünkü günahkar ile burada görüşmek, günahkar (yani onun adına hareket eden kahin) her şey hazır olduğu zaman, bu noktadan itibaren içeri girme özgürlüğüne sahiptir ve bu yüzden yaklaşma sembollerine ihtiyaç duyacaktır.

“Sunağı akasya ağacından kare biçiminde yap. Eni ve boyu beşer arşın (yaklaşık 2.3 m) yüksekliği üç arşın (yaklaşık1.4 m) olacak. Dört üst köşesine kendinden boynuzlar yaparak hepsini tunç ile kapla. Sunak için yağ ve kül kovaları, kürekler, çanaklar, büyük çatallar, ve ateş kapları yap. Tümü tunç olacak. Ağ biçiminde tunç bir ızgara da yap, dört köşesine birer tunç halka tak. Izgarayı sunağın kenarının altına koy. Öyle ki, aşağı doğru sunağın yarısına yetişsin. Sunak için akasya ağacından sırıklar yap, tunç ile kapla. Sırıklar halkalara geçirilecek ve sunak taşınır iken iki yanında olacak. Sunağı tahtadan, içi boş yapacaksın. Tıpkı dağda sana gösterildiği gibi olacak.” (1-8. ayetler)

Sunağın nasıl kullanılacağı konusuna girmeden önce, onun kendine özgü anlamını açıklamak gerekli olacaktır. Sandık ve masada olduğu gibi burada da akasya ağacından söz edildiğini görürüz. Ancak, sunak, altın yerine tunç ile kaplıdır. Tunç, sunağın karakteristiğidir. Tunç, tanrısal doğruluktur, altın O’nun Kendi içinde ne olduğunu sembolize eder, yani tanrısal doğası ile uyumludur, ama insanı sorumluluğu açısından dener. Altın, her zaman insan sorumluluğu ile birleşmiştir, bundan dolayı belirli bir adalet görünümünün insanı sorumluluğu konusunda yargılaması gereklidir, çünkü insan bir günahkardır. Bu durumda sunak, bir bütün olarak doğruluğu içinde görünen Tanrı’dır. Bu yüzden sunak, Tanrı ve insan arasındaki buluşma yerini oluşturdu; çünkü günahkar günahlarının içinde kaldığı sürece, Tanrı onunla ancak onun sorumluluk altında bulunduğu yerde buluşabilir. Bu nedenle sunak, dünyadan ayrılıp konutun avlusuna girildiği zaman, günahkarların gözüne çarpan ilk şeydi. Ama bir sunak vardı- ve bu, Mesih’in çarmıhının bir sembolü idi. Bu yüzden günahkar sunağa geldiği zaman, sunağın onu sorumluluk konusunda denemesine rağmen, günahkar, kurbanın yeterliliğine iman ederek geldiği zaman, tüm günahlarının silinmiş olduğunu görürdü ve sunakta yakılan kurbanın tüm tatlı kokusu içinde Tanrı’nın önünde durabilirdi.

Sunağın bulunduğu yer, onun karakterini ortaya koyar. Dünyanın dışında, ve tam avlunun içinde idi. Bu nedenle Mesih reddedildiği zaman, O bu dünyadan atıldı – utanç veren ağaca çivilendiği zaman, dünyadan yukarı kaldırıldı. Ama orada çarmıhta, sunaktaki örnekte olduğu gibi, insanın sorumluluğunun tamamını üstlendi ve taşıdı “Tanrı’nın, günaha karşı olan kutsal yargısının altına girdi ve O’nun yüceliğinin gerektirdiği her talebe öylesine bolluk ile yanıt verdi ki, sunağın üzerinde tamamı yanan kurban ateşi besledi, Tanrı’nın önüne kabul edilmenin tatlı bir kokusu olarak yükseldi. Tunç sunak üzerine yerleştirilen sunu, günah sunusu değil, yakmalık sunu idi. Günah sunusu ordugahın dışında yakıldı. Tunç sunak Mesih’in ölümünde daha çok Tanrı’nın – Kendi açısından – ne bulduğunu öğretir; ve biz bu gerçeği öğrenene kadar O’nun huzuruna kutsal bir cesaret ile yaklaşamayız.1

Eğer şimdi sunağın kullanımlarını gözden geçirir isek, bu konu ile ilgili daha çok bilgi ortaya çıkacaktır. Belirtilmiş olduğu gibi yakmalık sununun sunağı, en üstün şekilde hazırlanmalı idi. (Levililer 1) Bunun yanı sıra, tahıl sunusunun, esenlik sunusunun ve günah sunusunun kısımları da aynı şekilde “yakmalık sunu sunağının” üzerinde yakılacaktı. (bakınız Levililer 2:2; Levililer 3:5; Levililer 4:10) Şu anda bu çeşitli kurbanların kendilerine has özelliklerine değinmeden, onların Mesih’in ölümünün farklı görünümlerini ima ettiklerini söylemek yeterli olacaktır; ve bu yüzden tüm bunların bileşimi içinde hepsinin sembolize ettiği o tek kurbanın sınırsız değerini ve sözle anlatılamayan eşsizliğini öğreniriz. Tunç sunak bu nedenle Mesih’i anlatır. Kendisini, Kutsal Ruh aracılığı ile Tanrı’ya lekesiz olarak sunan Mesih’in o ilk ve son kez kurban oluşunu ifade eder. Bu yüzden bir günahkar (bir İsrailli) bir kurban getirdiği zaman, bu eylemi ile, Tanrı’nın adil taleplerini kendisinin karşılayamayacağını, bir günahkar olduğunu ve bu yüzden ceza olarak yaşamını kaybettiğini; ve bu yüzden kendisinin yaşamı yerine sunmak üzere bir başka yaşam getirdiğini kabul etmiş olur. Elini yakmalık sununun başına koyduğu zaman, kendisini kurban ile özdeşleştirmiş olur. (Levililer 1:4) Eğer bir günah sunusu getirdi ise, sununun iç organlarının yağları bu sunağın üzerinde yakılacaktı (Levililer 3). Elini, kurbanın başı üzerine koyduğu zaman, suçu (mecazi anlamada) kurbanın üzerine aktarılacaktı ve sonunda ordugahın dışında kurbanı sunan kişinin günahları nedeni ile murdar bir şey olarak yakılacaktı. Sunu, eğer bir yakmalık sunu ise, aynı şekilde kişinin elini kurbanın başı üzerine koyması ile günahları kurbana aktarılacak ve kurbanın kabul edilişi ile özdeşleşecekti. Böylelikle iki şey gerçekleşmiş oluyordu. Bir yandan, kişinin günahları Tanrı’nın gözü önünden siliniyordu; diğer yandan kişi, Tanrı’nın önüne, Mesih’in kabul edildiği gibi kabul edilerek geliyordu. Böylece eğer sunak, insanı doğruluk açısından deniyor ise, kişinin adına mükemmel bir kurban sağlamış olan lütfu açıklamış oluyordu; öyle ki, Tanrı kişi ile adalet ile olduğu gibi, lütuf ve sevgi ile de buluşabilsin ve ona Kendi kutsal huzurunda durabilmesi için bir unvan verebilsin. Sunağın büyüklüğü bile bu gerçeği resmeden bir örnektir. Sunağın eni ve boyu beşer arşın olan bir kare idi. Bununla sorumluluğun tamamen insan ile ilgili olduğu gösteriliyordu ve bu sorumluluk Mesih’in çarmıhında yerine getirildi.

Tanrı’nın, günahkara verdiği teşvik ne kadar da bol! O’nun Tahtının ve Adaletinin talepleri sunak aracılığı ile karşılanmıştır; çünkü kan sunağa serpilmiştir ve kurban yanıp tükenmiştir.

Tanrı bu nedenle, sunağa iman ile yaklaşan herkesi lütuf ve adalet ile kabul edebilir; müjde her ülkeye gönderildiği zaman ilan edilmesi gereken sevinçli haberler bunlardır. Şimdi Mesih’in çarmıhı artık Tanrı ve günahkar arasındaki buluşma yeridir. Tanrı, çarmıhta yerine getirilenin temeli üzerinde adil olabilir ve İsa’ya iman eden herkesin Aklayıcısı olabilir. Günahı Huzuruna getirebilmesini sağlayacak başka hiç bir temel yoktur. Eğer bir İsrailli tunç sunağı reddeder ise, kendisini sonsuza kadar Tanrı’nın merhametinin dışında bırakmış olur. Ve aynı şekilde her kim Mesih’in çarmıhını reddeder ise, kendisini sonsuza kadar kurtuluş umudunun dışında bırakmış olur.

Aynı zamanda sunağın boynuzları üzerinde düşünmek gerekir. Dört üst köşenin her birinde birer tane olmak üzere dört boynuz vardı. (ayet 2) Belirli durumlarda kurbanın kanı bu boynuzların üzerine serpilirdi, örneğin aynı kahinin günah sunusunun kanına parmağını batırıp yakmalık sunu sunağının boynuzlarına sürmesi gibi. (Levililer 4:25, 30 v.b.) Boynuz, bir güç sembolüdür. Bu nedenle kan boynuzların üzerine serpildiği zaman, ona karşı olmuş olan sunağın tüm gücü (ve tüm bütünlüğü içinde gösterildi) şimdi günahkarın istifade etmesi için kullanılır. Sunağın boynuzları böylelikle bir sığınma yeri, şeref ve onuruna dokunulamaz bir kutsal yer haline gelirler; çünkü serpilen kanın temeli üzerinde haklı olarak koruma altındadırlar. Süleyman’dan kaçan Yoav, bu korunmayı istedi (1. Krallar 2:28); ama bir katil olduğu için bu korunma için bir hak talep edemedi ve öldürüldü. Bu durum, yüreğinde Mesih’ten hala uzak olmasına rağmen, yargıdan kaçmak için Mesih’in ölümünün yararlarına sahip olmak isteyen günahkarın durumu gibidir. Ama sunak üzerinde Tanrı’ya sunulan kurbanın değerine her nerede güven duyuluyor ise, onun sığınağı ve koruması altında dinlenen cana ne yeryüzünde ne de cehennemde dokunabilecek hiç bir güç yoktur.

“Dinlenmek ve güvenmek için İsa’ya yaslanan canı,
düşmanlarına terk etmeyeceğim;
cehennemin tümünün bu canı sarsmak için çaba göstermesine rağmen,
Ben, bu canı asla, asla terk etmeyeceğim.”

Çölde Sayım kitabının 4. bölümünde ayrıntılı olarak verilen sağlayışa bir an için göz atmak ilgin olacaktır. “ Sunaktan yağı, külü kaldıracak, sunağı mor bir bez ile örtecekler. Sonra üzerine hizmet için kullanılan bütün takımları, ateş kaplarını, büyük çatalları, kürekleri, çanakları yerleştirip deri bir örtü ile örtecek, sırıklarını yerine koyacaklar.” (13,14. ayetler) Mor bezin, sunağın üzerine hemen konması gerekiyordu. Mor renk, kraliyeti temsil eder ve bu yorumu net bir hale getirir. Bunlar, sunakta görüldüğü gibi, Mesih’in acılarıdırlar ve aynı zamanda mor rengin gösterdiği gibi, acılarını izleyecek olan yücelikleridir. Önce çarmıh ve sonra taç. Ama sunak çölde idi ve bu yüzden, mor bez deri bir örtü ile örtülü idi. Mesih’in kraliyet yüceliği ile ilgili zaman henüz gelmemişti. Bu arada O’nu reddedilerek çölden geçerken kötülükten koruyan kutsal uyanıklığın sembolü bu deri örtü idi ve O, egemenliğinin gelmesini beklerken görülen yalnızca bu deri örtü idi.

Sunağın kaplarının hepsi, onun kendine özgü özellikleri ile uyumlu olarak tunçtan yapılmışlardı. Sunağın taşınacağı sırıklar, akasya ağacından yapılmış ve sunağın kendisi gibi tunç ile kaplanmışlardı. Son olarak, Musa’ya tekrar her şeyi dağda kendisine gösterilen örneğe uygun olarak yapması gerektiği hatırlatıldı. Yalnızca Tanrı’nın bilgeliği, böylesine bereketli pek çok gerçeği cisimlendirmesi gereken sunağı tasarlayabilirdi. Şam’da gördüğü sunağın güzelliği ile aklı başından gitmiş olan Ahaz adlı bir kral Tanrı’nın sunağını reddedebilir (2. Krallar 16); ama bu tutumu onun ve tüm İsrail’in yıkımı oldu. ( 2. Tarihler 28:23) Bu nedenle, insanlar şimdi Mesih’in çarmıhının öğretişini reddedebilirler, kendi düşüncelerine göre onu bir sürçme taşı ya da akılsızlık olarak algılayabilirler ve kendi estetik zevklerine uygun bir sunak seçip orada tapınabilirler ve böylelikle doğal insanın ön yargılarını gücendirmiş olmazlar; ama kral Ahaz’ın durumunda olduğu gibi, varacakları sonuç, yalnızca sonsuz yıkımları olacaktır. Yalnızca Tanrı Kendi huzuruna kabul edilmenin uygun yolunu ve yöntemini takdir edebilir ve emredebilir.


1. Yakmalık sunu, Tanrı’nın, Mesih’in ölümündeki rolünü ortaya koyarken, kurbanı sunan kişinin onun için kefarette bulunmasının kabul edildiği hiç bir zaman unutulmamalıdır. (Levililer 1:4)