Bölüm 35

Adanmışlık Ve İtaat

Mısır’dan Çıkış 35-40

Artık kitabın son bölümüne ulaşmış bulunuyoruz. Mısır’dan Çıkış 32-34, parantez kabilinden, yani ara olaylar gibidirler. Bunun sonucu olarak bölüm 35’in başlangıcı, Mısır’dan Çıkış 31’in bir devamıdır; ama eğer devamı ise, o zaman yalnızca Tanrı’nın lütfu sayesindedir. Eğer Tanrı İsrail’e kendi istekleri ile kabul ettikleri antlaşmanın koşullarına göre davranmış olsa idi, İsrail’in bir ulus olarak tarihinin ve Tanrı’nın onlara nasıl davrandığına ilişkin öykünün, 31. bölümden sonra sona ermiş olması gerekirdi. Ama biz, Tanrı’nın onların üzüntü veren düşüşlerine rağmen, onları Musa aracılık ettiği zaman, şefkatli merhameti ile nasıl esirgediğini gördük ve Halkını tekrar Kendisi ile ilişkiye geri getirdiğini okuduk. Tanrı, ikinci antlaşmasının koşullarını ortaya koyduktan sonra, Varlığı ile onların yanında olmaya devam etmek için lütfetme konusunda özgürdür. Ve bu nedenle biz bu son bölümlerde Musa’nın dağda, Buluşma Çadırının kurulması ile ilgili aldığı buyrukları görürüz. Ancak buna bir hazırlık olarak, Şabat günü için yeniden buyruk verilir.

“Musa bütün İsrail topluluğunu çağırarak, ‘Rabbin yapmanızı buyurduğu işler şunlardır’ dedi, ‘altı gün çalışacaksınız. Ama yedinci gün sizin için kutsal Şabat, Rabbe adanmış dinlenme günü olacaktır. O gün çalışan herkes öldürülecektir. Şabat günü konutlarınızda ateş yakmayacaksınız.” (Mısır’dan Çıkış 35: 1-3)

Daha önce de belirtilmiş olduğu gibi, Rab halkına, O’nun huzur diyarına girmeleri için, onlarla olan tüm Yollarının sonunu ve hedefini hatırlatır. Hedeflediği son budur; ancak yine de imansızlıkları yüzünden bunu elde etmek onlar için imkansız oldu. Bundan dolayı bu bölümde, nasıl her zaman,Tanrı ve halkı arasında ne zaman yeni bir ilişki kurulsa Şabat’tan söz edilir ise, şimdi burada da yine Şabat gününden bahsedilir. Şabat günü böylelikle kutsal yerin yapımı hakkında bir tür önsöz haline gelir.

Musa bundan sonra Rabbin isteğini duyurur; Rab, halkından bir sunu almayı arzu eder – Konut’un yapılması için ihtiyaç duyulan, çeşitli malzemelerden oluşan bir sunu. (5-19. ayetler) Rab, halkının bereketleri için onlardan Kendi düşüncelerini ve isteklerini benimsemelerini ister, ve Lütfu ve Merhameti ile onların bu malzemeleri bir sunu olarak getirmelerine izin verir. Halkın sahip olduğu her şey Tanrı’nın onlara vermiş olduğu bir armağandır; buna rağmen onlara ne getirmeleri gerektiğini buyurur (bakınız 1. Tarihler 29:14) ve sonra bunları halkının sunusu olarak kabul eder. Bu gerçek her zaman için geçerlidir. İmanlılar, kendi güçleri ile tek bir iyi şey yapamazlar. Her iyi iş Tanrı’nın Ruhu’nun bir ürünüdür ve Tanrı tarafından önceden hazırlanmıştır. (Efesliler 2:10) Ve yine de bu işler yapıldığı zaman Tanrı bunları lütfederek, onların işi olarak adlandırır ve onlara kutsalların doğruluğu olan ince ketenden yapılmış giysiler giydirir.

Böylece, Tanrı’nın, halkından almaya istekli olduğu duyurulmuş olur. Tanrı’nın bu lütfu onların yüreklerine dokundu ve yüreklerini açtı; “her istekli, hevesli kişi Buluşma Çadırı’nın yapımı, hizmeti ve kutsal giysiler için Rabbe armağan getirdi.” (ayet 21)

Ve sonra şunları okuruz: “Kadın erkek bütün istekli İsrailliler, Rabbin Musa aracılığı ile yapmalarını buyurduğu işler için Rabbe gönülden verilen sunu sundular.” (ayet 29) Bu ifadelerde O’nun tüm ilahi takdirlerine uygulanabilecek olan ilkeler yer alır. Elçi Pavlus, şu sözleri ile bu konuya destek verir: “Herkes yüreğinde niyet ettiği gibi versin; isteksizce ya da zorlanmış gibi değil. Çünkü Tanrı sevinç ile vereni sever.” (2. Korintliler 9:7; bölümün tamamını okuyun.) Bu nedenle, Tanrı’ya sunulan her şeyin Kutsal Ruh tarafından istekli hale getirilen yüreklerden, ikna sonucu ya da harici bir baskı ile değil, yürekten niyet ettiği şekilde verilmesi gerektiğini hatırlamak en önemli noktadır. Eğer bu önemli nokta hatırlanmış olsa idi, Tanrı’nın kilisesi bu gün çok farklı bir konumda bulunurdu. Para toplama konusunda en büyük harabiyete yol açan şey pek çok dünyasal plan değil de nedir? Rabbin halkını armağanlarını sunmak için ikna ya da teşvik ederken kullanılan talepler ile ilgili gerçekten daha alçaltıcı olan ne vardır? Musa, Rabbin almak için istekli olduğunu duyurmak ile yetindi ve bu lütufkar haberin İsrailoğullarının yüreklerinde uygun etkiyi yaratmasına izin verdi. Bundan daha fazlasını yapması gerekmedi; ve eğer kutsallar şimdi Tanrı’nın düşüncesinin akışında bulunurlar ise, Musa’nın örneğini taklit edecekler ve istekli olarak sunulanın dışındaki en küçük armağanı alma düşüncesinden bile uzak duracak ve yalnızca Tanrı’nın Ruhu’nun etkisi ile istekli hale gelen bir yüreğin verdiği armağanları kabul edeceklerdir. Ve hemen belirtmemiz gerekir; hiç bir eksik yoktu, çünkü bir sonraki bölümde Musa’ya gelen bilge adamların şu sözleri söylediklerini okuruz. Bu ustalar bir bir Musa’nın yanına geldiler ve, “Halk, Rabbin yapılmasını buyurduğu iş için gereğinden fazla getiriyor” dediler. Bunun üzerine Musa buyruk verdi, ‘Ne erkek ne kadın, artık hiç kimse kutsal yere armağan olarak bir şey vermesin’ dedi. Buyruk ordugahta ilan edildi. Böylece halkın daha çok armağan getirmesine engel olundu. Çünkü o ana kadar getirilenler işi bitirmek için yeter de artardı bile.” (Mısır’dan Çıkış 36: 5-7) İlk Pentikost günlerini dahil etmediğimiz takdirde, buna benzer herhangi bir durum kilisenin tarihinde hiç bir zaman görülmemiştir. Günümüzde kronik hal almış olan yakınma, Rabbin işini sürdürmek için yeterli imkanlara sahip olunmadığı konusundaki yakınmadır. Ama şu gerçekleri defalarca hatırlasak bile yetmeyecektir – birinci nokta; maddi destek elde etme konusunda sorumlu olan hiç bir zaman Tanrı’nın kilisesi değildir; ikinci nokta; eğer Rab yapılması için bir iş verir ise, gerekli olanı sağlamaları için halkının yüreklerine istek de koyacaktır; üçüncü nokta; eğer gerekli sağlayış verilmeden önce biz bazı konularda harekete geçer isek, o zaman kendi düşüncelerimize uygun bir şekilde davranıyoruz ve Tanrı’ya bağımlı olarak hareket etmiyoruz demektir; ve son olarak belirtmek istediğimiz nokta ise, insanlar tarafından tedarik edilen armağanların bereket için kullanılmaları çok ender görülen bir durumdur.

Ayrıca, buna ek olarak, eğer cömertlik Tanrı’nın Ruhu’nun meyvesi ise, o zaman bilgeliğin de öyle olduğunu söyleyelim. Cömertlik, gerekli malzemeleri tedarik etti ve bilgelik de bu malzemeleri Tanrı’nın düşüncesine uygun bir şekilde kullandı. Rab, Besalel’i bilgelik ve anlayış ile doldurdu ve bilgi ve her türlü ustalığa sahip olması için onu Ruhu ile doldurdu. Aynı zamanda Rab ona ve Dan oymağından Ahisamak oğlu Oholiav’a öğretme yeteneği de verdi. (Mısır’dan Çıkış 35: 31-35) Birlikte çalışacağı becerikli kişiler Tanrı’dan birer armağan idiler ve yapacakları iş için ihtiyaç duydukları bilgi ve anlayışın kaynağı da Ruh’un işleyişi aracılığı ile yine Tanrı’dan idi. Ve Tanrı aynı zamanda onlara başkalarını yetiştirme yeteneğini de ihsan etti; ve böylece Besalel ve Oholiav “ve kutsal yerin yapımında gereken işleri nasıl yapacaklarına ilişkin Rabbin kendilerine bilgelik ve anlayış verdiği bütün becerikli kişiler her işi tam Rabbin buyurduğu gibi yapacaklardı.” (Mısır’dan Çıkış 36:1)

Bu işçilerde hiç kuşkusuz her ilahi takdirde yer alan gerçek hizmetkarların tümünün bir örneğini görebiliriz. Mısır’dan Çıkış 31. bölümde belirtildiği gibi bu kişiler Tanrı tarafından çağrıldılar, tüm yaptıkları, Kutsal Ruh’un ürünü idi. Herhangi bir şeyi kendi başarıları olarak saymaya yeterli olduklarını düşünmediler, onları yeterli kılan Tanrı idi. (2. Korintliler 3:5) İnsan ustalığı, insan bilgeliği ya da icatları tanrısal planın mükemmelliğine leke sürerler; ve bu yüzden işçiler yalnızca kaplardır – tanrısal bilgeliğin, anlayışın ve öğretişin sergilenmesi için kullanılan kaplar. Besalel ve Oholiav gibi kendilerinin sadece birer kap olduklarını hatırlayan işçiler için her şey yolundadır; çünkü o zaman Rab onları Kendi düşünce ve isteğini uygular iken Kendi yüceliği için kullanabilir.

Mısır’dan Çıkış 39. bölümden ileri devam etmeden önce, bütün işlerin Rabbin Musa’ya buyurmuş olduğu gibi yapıldığını öğreniriz. Tüm hizmetin özü itaattir ve yapılan her işin kontrolü Tanrı’nın açıklamış olduğu düşüncesine ne kadar uygun yapıldığı incelenerek sağlanır. Rab Musa’ya belirli buyruklar vermiş ve Hizmetkarlarını iş için hazırlamıştı. Ve bunun bir sonucu olarak yaptıkları işi tamamladıkları zaman, tek ilgilendikleri nokta, bu tamamlanan işin verilen örneğe uygun yapılıp yapılmadığı idi. Ama Tanrı’nın Ruhu bu sorunun yanıtını verdi ve işin Rabbin Musa’ya buyurduğu gibi tamamlandığını bu bölümde en az on yerde onayladı (1,5,7,21,26,29,31,32,42,43) Bu nedenle onlar Tanrı’ya olan sorumluluklarını yerine getirdiler ve bununla uyumlu olarak şu tekrar edilen ve önemli olan ifade içinde Tanrı’nın onayını ve takdirini aldılar: yaptıkları işin hepsi itaat aracılığı ile karakterize edildi. Bu, Tanrı’dan olduğunu ileri süren her şeyin Tanrı’nın Sözü tarafından denenmeye boyun eğmesi gerektiğini bildiren önemli bir ilkedir. Aynı ilke kutsanmış Rabbimiz tarafından yedi kiliseye duyurulan çağrıda onaylanır. “Kulağı olan Ruh’un topluluklara ne dediğini işitsin.” (Vahiy 2:11, v.b.) Ve bu çağrının yerine getirilmesi için en çok ihtiyaç duyulan gün bu gündür. Musa’nın, ne kadar masum ya da hatta ne kadar güzel olsa da Rabbin dağda göstermiş olduğu örnek ile uyum sağlamayan herhangi tek bir şeyi bile kabul edeceğini düşünemeyiz. O zaman şimdi neden, Tanrı’nın kilisesi ile bağlantı olarak Kutsal Yazılar’a uyum sağlamayan herhangi bir şeyin kabul edilmesi ve onaylanması beklensin? Hayır; Tanrı’nın sözünün mührünü ya da onayını taşımayan her şey, her ne kadar sevgi kılıfına sarılmış olsa da veya saygıdeğer bir eskiliğe sahip olsa da kesinlikle, hiç esirgenmeden reddedilmelidir. Çünkü Rabbin, Kilisesi – sevdiği ve uğruna Kendisini feda ettiği kilise – ile ilgili olarak gösterdiği gayretin Konut için gösterdiği gayretten daha az olduğunu bir an için bile düşünmemiz mümkün değildir. Ya da O, diğerlerinden böylesine farklı iken, Tanrı’nın, insan bilgeliğine ya da insan düzenine izin verebileceğini nasıl düşünebiliriz? Böyle bir şeyin varsayımı bile korkunçtur. Bu nedenle, Rabbin her şeyi ölçtüğünü ve bu yüzden aynı zamanda bizim de her şeyi O’nun sözü ile ölçmemizin bize ait bir sorumluluk olduğu hiç bir zaman akıldan çıkartılmamalıdır.

Son bölümde Konut’un yani Buluşma Çadırının düzenlemesi ve adanması yer alır ve Rab bu Konut’a İsrail’in ortasındaki konutu olarak sahip çıkar. Bu bölümde üzerinde durulması gereken pek çok nokta vardır. Konut’un kurulması ile ilgili verilen ilk buyruk, Konut’un Mısır’dan çıkışlarının yıldönümü olan birinci ayın ilk gününde kurulması idi. (Mısır’dan Çıkış 12:2) – birinci ayın ilk gününde (Mısır’dan Çıkış 40:2) Tutsak bulundukları yerden kurtarılışları ile ruhsal tarihlerinin başlangıcını bina etmiş oldular, bu nedenle Yehova’nın aralarında yerleşmesi, ahlaki açıdan yeni bir zaman dönemini biçimlendirdi. Bu her iki nokta Hıristiyanlıkta bir araya getirildi. Can, suçluluk duygusunun ya da mahkumiyetin altından çıkarıldığı ve Tanrı ile esenliği ya da barışmış olmayı kavradığı zaman, Mesih’in kanı aracılığı ile günahları bağışlanır, Tanrı canı, canın içinde konut kuran Ruhu’nu armağan ederek mühürler. Ruhsal yaşamın başlangıcı – ruhsal yaşam bilinir ve tadı çıkarılır – ve Kutsal Ruh’un bir tapınağı haline gelmek aynı zamanda oluşurlar.

Kutsal eşyaların düzenlenmesi alanında uygulanan buyruk, hem dağda verilen talimatlardan hem de onların yapılışlarından farklılık gösterir. Buluşma Çadırı kurulduktan sonra, ilk olarak yerine konulması gereken kutsal eşya Levha Sandığı’dır – Levha Sandığı, Tanrı’nın, yeryüzündeki tahtı olarak görüldüğü için Buluşma Çadırını Tanrı’nın kutsal konutu haline getiren özel ve diğerlerinden farklı bir kutsal eşyadır. Levha Sandığı üzerine bir perde örtülüp gizlenir. Ve böylelikle en kutsal yer meydana çıkmış olur. Kutsal yere – en kutsal yere bitişik olan bölüm – getirilmesi gereken ikinci eşya üzerine ekmek konulan masadır. Daha sonra saf altından yapılmış olan kandilliğin yerine konması gerekiyordu ve kandilliğin ışıkları Rabbin önünde yandılar; sonra altından yapılmış olan buhur sunağı Levha Sandığının önüne, giriş bölümündeki “perdenin ön tarafına” konuldu; altın sunağın üzerinde buhur yakılacaktı; ve son olarak Buluşma Çadırının giriş bölümüne perde takıldı. Böylece kutsal yerin düzenlenmesi tamamlanmış oldu. Yakmalık sunu sunağı, Buluşma Çadırının kapısının önüne kondu – ve bu sunağın üzerinde yakmalık sunu ve yiyecek sunusu sunulacaktı; daha sonra yıkanma kazanı, çadır ile sunağın arasına yerleştirildi ve içi su ile dolduruldu. Musa, Harun ve Harun’un oğulları ellerini ve ayaklarını orada yıkadılar. (30,31. ayetler) Sonra, çadırın çevresi avlu ile kapatıldı ve avlunun girişine perdesi asıldı. Ve böylece Buluşma Çadırının düzenlenmesi sona erdi. Buna ek olarak konutun ve içindeki tüm eşyaların mesh yağı ile mesh edilerek kutsal kılınması gerekiyordu. Bu yüzden, aynı zamanda yakmalık sunu sunağı da – tüm takımları ile birlikte kutsal kılınmalı idi. Bu sunağın en kutsal sunak olması gerekiyordu. Yıkanma kazanı ve aynı zamanda kazan ayaklığının da yağ ile mesh edilerek kutsal kılınması lazımdı. Son olarak, Harun ve oğullarının Rabbe olan kahinlik hizmetlerini yerine getirebilmeleri için yıkanmaları ve kutsal giysiler giymeleri gerekli idi; “bu mesh onların kuşaklar boyu sürekli kahin olmalarını sağlayacak idi”. (9-15. ayetler)

Musa’nın durumunda olduğu gibi, Kutsal Ruh, Besalel ve Oholiav’ın işçileri ile birlikte çalıştıkları durumda da onlara emanet edilen işi yerine getirmeleri için onları mühürledi. Ve O’nun ihsan ettiği övgü ödülü nedir? Her şeyin – “Rabbin Musa’ya buyurduklarına” – itaat edilerek yapılması. Konutun yapımındaki her şeyin Musa’nın aldığı buyruklara uygun olarak yapıldığı ifadesi sekiz kere tekrar edilir. (16,19,21,23,35,27,29,32) Bu nedenle, burada tekrar, Rabbin gözünde, itaat etmenin ne kadar değerli olduğunu öğreniriz. Samuel’in Saul’a söylemiş olduğu gibi, “Söz dinlemek, kurbandan, sözü önemsemek de koçların yağlarından daha iyidir.” Kutsanmış Rabbimizin Kendisi de aynı şeyi söyledi, “Eğer beni seviyorsanız, buyruklarımı yerine getirirsiniz” (Yuhanna 14). Eğer itaat talep ediliyor ise, gerçek adanmışlık ve gayret olsa bile, Tanrı’nın önünde itaat olmaksızın hiç bir hizmet kabul edilemez. Ve işte pek çok Hıristiyanın hataya düştüğü nokta özellikle burada olur. Şimdiye kadar, tapınmak için daha büyük kalabalıklar bir araya geldiği zaman bile böylesine büyük bir enerji gösterilmemiş ve böyle büyük bir hareket olmamıştı; ama tüm bunlar, “Rabbin Musa’ya buyurduğu gibi” sözcükleri ile desteklenen deneme tarafından ölçüldüğü zaman, farkına varılan şudur: genellikle, Rabbin değil, insanın isteği her şeyin üstün kaynağıdır. Birden fazla tekrar edilenin, Kutsal Ruh tarafından Musa’ya Tanrı’nın evi ile ilgili olarak ne yapması gerektiği hakkında verilen bu buyruk olduğuna tekrar dikkat edin.

Tanrı’nın evi şimdi kilisedir – Kutsal Ruh aracılığı ile Tanrı’nın konutu. (Efesliler 2:22) Bu yüzden, Musa için nasıl her şeyden önemli olan, Buluşma Çadırı ile ilgili olarak aldığı buyrukları özenli bir şekilde yerine getirmek ise, Tanrı’nın sözünün de kilise ile ilgili tüm konularda tek rehberimiz olması gerektiği eşit derecede öneme sahiptir. Bu ifade ile uyumlu olan bir başka çağrıyı dirilmiş Rabbin Filadelfiya’daki kiliseye verdiğini görürüz; bu kilisenin Rabbin adını yadsımayan, O’nun sözüne uyan bir temel üzerinde bulunduğunu anlıyoruz. (Vahiy 3:8) Bundan daha büyük bir övgü ihsan edilemezdi. “Böylece Musa işi tamamladı” – her şeyi Rabbin sözüne itaat ederek yerine getirdi.

Son olarak, halkın arasında oturması için yapılmış olan kutsal yere Rab sahip çıkar. Buradaki bağlantı büyük öneme sahiptir. “O zaman bulut Buluşma Çadırını kapladı ve Rabbin görkemi konutu doldurdu. Musa, Buluşma Çadırına giremedi; çünkü bulut her yeri kaplamış, Rabbin görkemi konutu doldurmuştu.” (34,35. ayetler) Yehova, tamamlanan işi herkesin önünde onaylamak ile kalmamış, ama yanı zamanda tüm İsrail’in gözü önünde Evine sahip çıkmıştı; çünkü O’nun Varlığının sembolü olan bulut buluşma çadırını kapladı ve O’nun görkemi konutu doldurdu. Tapınak inşa edildiği zaman – bundan daha da çarpıcı bir şekilde – da aynı şey olmuştu. “Borazan çalanlar ile ezgiciler, tek ses halinde Rabbe şükredip övgüler sunmaya başladılar. Borazan, zil ve çalgıların eşliğinde seslerini yükselterek Rabbi şöyle övdüler, ‘Rab iyidir! Sevgisi sonsuza dek kalıcıdır.’ O anda Rabbin tapınağını bir bulut doldurdu. Bu bulut yüzünden kahinler görevlerini sürdüremediler. Çünkü Rab Tanrı’nın görkemi tapınağı doldurmuştu.” (2. Tarihler 5:13,14) Her ikisinin de Elçilerin İşleri kitabında kayıtlı olan Pentikost günündeki olaylar ile benzerlik taşıdığı kesindir: “Pentikost günü geldiği zaman, bütün imanlılar bir arada bulunuyordu. Ansızın gökten, güçlü bir rüzgarın esişini andıran bir ses geldi ve bulundukları evi tümüyle doldurdu. Ateşten dillere benzeyen bir şeylerin dağılıp her birinin üzerine indiğini gördüler. İmanlıların hepsi Kutsal Ruh ile doldular, Ruh’un onları konuşturduğu başka diller ile konuşmaya başladılar.” (Elçilerin İşleri 2:1-4) Burada iki şey bir aradadır. Tanrı’nın evi, Kutsal Ruh’un inişi aracılığı ile oluştu ve doldu. Ancak yine de her iki durumda da, Tanrı, zaten Kendisi için yapılmış olan eve sahip çıkıyordu; çünkü bu tarihten itibaren Kutsal Ruh aracılığı ile Tanrı’nın evini oluşturmuş olan tüm imanlılar içlerinde konut kuran Kutsal Ruh sayesinde aynı zamanda O’nun tapınağı haline de gelmiş oldular. Daha önce, Tanrı’nın yeryüzündeki konutunun öneminden söz etmiştik (bölüm 25:8); ve Tanrı için bina edilen konutların hepsinin Tanrı’nın sonsuz konutunun konumuna işaret ettiğini belirtmiştik. İşte Tanrı’nın konutu insanların arasında olacaktır ve O’nun görkemi her yeri dolduracaktır. (Vahiy 21)

Ayrıca, Yehova’nın varlığının bulutu aynı zamanda çölde Halkının rehberi de oldu. “Böylece bütün yolculuklarında konutun üzerinde gündüzün Rabbin bulutu, gece de ateş İsraillilere yol gösterdi.” (ayet 38; aynı zamanda bakınız Çölde Sayım 9) Bu nedenle, yapmaları gereken tek şey, gözlerini buluta dikmek idi; çünkü “İsrailliler ancak bulut konutun üzerinden kalkınca göçerlerdi. Bulut durdukça yerlerinden ayrılmaz, kalkacağı günü beklerlerdi.” (36,37. ayetler)

Rab bu şekilde halkı ile yakından ilgilendi. Sıkıntıları sırasında onları Mısır’da ziyaret etti; onları yüce eli ve uzanmış kolu ile Mısır’dan çıkardı; ve Kızıl deniz’den geçirerek çöle götürdü. Ama özellikle Tanrı’nın Kendisi, “yerleşebilecekleri bir kente gidebilmeleri için doğru yol aracılığı ile” onları yönlendirecekti. Burada şu sevinci ifade edebiliriz: “Böyle bir konumda bulunan halka ne mutlu! Evet, Tanrısı Rab olan halka ne mutlu!” Çünkü artık İsrail’in bereket konusunda bir eksiği yoktu. Yehova onların arasında idi. Varlığının bulutu, halkının üzerinde duruyordu ve Görkemi Tapınağı dolduruyor idi. Bu durum, saf bereketin kısa bir dönemi idi – Tanrı, kurtarmış olduğu Halkının çevresinde bulunmasını arzu etmiş ve bu arzusu yerine gelmişti. Bu parlak ve güzel sahnenin ne kadar çabuk bozulduğu konusuna bir başka kitapta değinilir; ama Mısır’dan Çıkış kitabının bu şekilde sona ermesi ile ilgili gerçek zaman içinde gerçekleşecek olan bir peygamberliktir. “İşte Tanrı’nın konutu insanların arasındadır. Tanrı onların arasında yaşayacak. Onlar O’nun halkı olacaklar, Tanrı’nın kendisi de onların arasında bulunacak. Onların gözlerinden bütün yaşları silecek. Artık ölüm olmayacak. Artık ne yas, ne ağlayış ne de ıstırap olacak. Çünkü önceki düzen ortadan kalktı.” (Vahiy 21: 3,4)