Misir’dan Kenan’a

Bölüm 1

Tutsaklik Ve Siğinak

Bergama
Bergama

Mısır’dan Çıkış kitabı pratikte bir kurtuluşun kitabı ve bir kaçışın kitabı olarak adlandırılabilir. Yaratılış kitabında yaratılıştan söz edilir, ama Mısır’dan Çıkış kitabında kurtuluş vardır- satın alma ve güç aracılığı ile tutsaklıktan kurtarılma. Eğer Mısır’dan Çıkış kitabının müjdenin tüm gerçeğini düşünüyor iseniz, bu düşünceniz tamamen yanlıştır. Bu düşünce, verilen örnekler ne anlama gelirse gelsin, sizi yalnızca Mısır’dan çıkartır ve çöle sokar. Levililer kitabı ise size kurtuluş temelinde bulunan canların Tanrı’ya mutlu bir şekilde nasıl yaklaşabileceklerini gösterir; Tanrı’nın amacı, onları önce Kendisine getirmek ve sonra süt ve bal akan bir ülkeye götürmek idi. Çölde Sayım kitabında Vaat Edilen Ülkeye giderken geçtikleri çölde Tanrı’nın onlarla nasıl ilgilendiklerini görürsünüz. Böylelikle Tanrı’nın bizi şimdi nereye getirdiğini ifade edilen tarz ve verilen örnek aracılığı ile anlayabiliriz.

Büyük olasılıkla müjdenin kutsanmış gerçeğini keşfetmek için gözleriniz henüz yeni açılmış olabilir ve cennete gideceğinizi öğrenmişsinizdir. Bu nedenle size gerekli olan şunu söylemek isterim: cennet yolculuğunuzda oraya varmak için bir çok adım atmadan önce cennet hakkında bilgi edinebilirsiniz. İsrail’in tarihindeki tüm bu olaylar, Tanrı’nın canlarımız ile şimdi nasıl ilgilendiğini göstermek için Tanrı’nın bize vermiş olduğu figürler ve karakterler ya da tasvir edici resimlerden ibarettirler. Ve böylelikle henüz dünyada olmamıza rağmen, Tanrı ile ilgili daha derinlemesine bilgi edinebiliriz.

Eğer Mısır’dan Çıkış kitabının başlangıcına bakarsanız, İsraillilerin dünyada olduklarını ve benlikte yaşadıklarını göreceksiniz. Mısır ülkesi, bu dünyaya ilişkin bir figür teşkil eder; burada şeytan egemenlik sürer, benliğe hizmet edilir ve benlikten beslenilir ve biz günahkarlar burada kendimizi şeytanın hizmetkarları olarak buluruz. Durumumuzun gerçekten ne olduğunu tam olarak anlamadan önce belki biraz zaman geçebilir. Kitabın ikinci bölümünde Mısır Kralı İsrailoğullarına baskı yapmaya başladı. Üçüncü bölümde Tanrı, Musa’nın  kişiliğinde bir kurtarıcı hazırlamıştır. “Rabbin meleği, bir çalıdan yükselen alevlerin içinden ona göründüğü” zaman, Musa çölün arka tarafında idi: ve baktığında şunu gördü: çalı ateş ile yanıyordu ama tükenmiyordu. Ve Musa şöyle dedi: “Şimdi yan tarafa döneceğim ve çalılığın neden yanmadığını anlamak için bu müthiş görüntüye bir göz atacağım.” Musa, alevler içindeki bu çalının nasıl olup da yanmadığını anlayamıyordu. Sonra Tanrı ona konuştu. Halkının Mısır’da çektiği sıkıntıyı yakından gördüğünü, onları Mısırlıların elinden kurtarmak için geldiğini, onların kutsal bir Tanrı’nın gazabına kutsal olmayan bir halk olarak sorumlu olmalarına rağmen, yine de onların arasında konut kuracağı bir yola sahip olduğunu ve onlar ile ilgili amaçlarını yerine getireceğini bildirdi. Tanrı’nın amacı ile ilgili düşünceye yüreklerimizde yer vermek çok önemlidir.

Üçüncü bölüm Tanrı’nın amacının ne olduğu konusunda kısa bir açıklama verir. Amacı, bizi tutsaklıktan çıkartmak ve şimdi Mesih’in bulunduğu sevgi ve özgürlüğün o bereketli kutsal yerine getirmek ve O’nun orada sahip olduğu her şeyin verdiği zevki yüreklerimize yerleştirmektir. İsrail’in feryatları Tanrı’nın önüne yükselmişti ve aynı şekilde sizin ve benim feryatlarımızda O’nun önüne yükselmiştir. Tanrı beni neye yönlendirdi? Siz nasıl tövbe ettiniz? Tüm bunların arkasında olan ne idi? Tanrı’nın amacı ve gözlerinin üzerimizde olması ve kulaklarının bizim sıkıntı içinde yükselen feryatlarımıza açık olması. Rab, “Halkımın Mısır’da çektiği sıkıntıyı yakından gördüm. Angaryacılar yüzünden ettikleri feryadı duydum. Acılarını biliyorum. Bu yüzden onları Mısırlıların elinden kurtarmak için geldim. O ülkeden iş çıkarıp geniş ve verimli topraklara, süt ve bal akan ülkeye götüreceğim.” (Mısır’dan Çıkış 3:7,8) Tanrı’nın amacı bu idi, aynı zamanda İsrail de Mısır’da, canlarına huzur verecek hiç bir şey mevcut olmadığını öğreniyordu. Luka’nın 15. bölümünde “ama hiç kimse ona bir şey vermedi” ifadesini okuruz. Bu ifade ne anlama gelir? Canın ihtiyaçlarını karşılayacak tek bir şeyin bile bulunmadığı bir durumda olmak. Kaybolan oğul kendi isteği ile babasından ayrıldı. Onu geri getiren ne idi? İçine düştüğü sefalet.

Burada da aynı şekilde Rab tüm halkının içinde bulunduğu sefaleti görmüştü ve amacı onları kurtarmak idi. Tanrı, çok sevdiği halkının çektiği sıkıntıyı, acıyı ve yaşadıkları baskıyı görmüştü ve amaçladığı iki şey vardı. Onları kurtarmak ve o ülkeden ( bu ülkede zevkler ve güzel yiyecekler ile birlikte angaryacıların zalim kırbaçları da vardı) çıkartarak içinde süt ve bal akan verimli bir ülkeye götürmeyi planlamıştı. Evet, cennet içinde süt ve bal akan bir ülkedir. Tanrı’nın, Mesih ile birlikte gökte bir arada olmanın bereketini ve söz ile ifade edilemez sevincini ve mutluluğunu, ve bir imanlının yüreğini dolduran Kutsal Ruh’un esenliğini tanımlamak için kullandığı örnek budur.

Evet, Tanrı’nın amacı bu idi, ama onların Kenan diyarına ulaşmaları ne kadar zaman aldı? Kenan diyarına varmaları tam kırk yıl sürdü ve geçen bu yıllar zarfında çok önemli dersler aldılar. Tanrı’nın amacı ne idi? Onları dışarı çıkartmak ve sonra da içeri sokmak. Çöl yolculuğu, Tanrı’nın amacına dahil değildi, ama Tanrı’nın yollarının bir bölümü idi. Halkın yaşayarak öğrenmesi gerekiyordu. Ve sevgili yeni imanlı kardeşim, işte bu sizin henüz öğrenmediğiniz bir şeydir. Sizi teşvik etmek istiyorum. Neyi öğrenmeniz gerekecek? Belki çok pratik ama aynı zamanda acı bir şekilde benlikte iyi olan hiç bir şeyin bulunmadığını öğrenmeniz gerekiyor. ancak o zaman Rabbin iyiliğini, şefkatini, merhametini ve canınıza yardım etmek için nasıl harika bir şekilde geleceğini öğreneceksiniz. Halkın öğrendiği bu oldu. (bakınız Yasa’nın Tekrarı 8.bölüm).

Tanrı’nın amacı ve Tanrı’nın yolları arasındaki fark hakkında çok net bir bilgiye sahip olmanızı istiyorum. Ve Tanrı’nın amacı nedir? Yanıtınız, ‘Tanrı beni yargılamayacak’ olabilir. Ama benim Tanrı’nın amacı olarak ifade ettiği bu değildir. Bu, O’nun merhametidir. O’nun amacı, sizi ve beni göksel yücelik içinde tam olarak Mesih’in benzerliğine dönüştürmektir. “Çünkü Tanrı önceden bildirdiği kişileri Oğlu’nun benzerliğine dönüştürmek üzere önceden belirledi. Öyle ki, Oğul bir çok kardeş arasında ilk doğan olsun. Tanrı önceden belirlediği kişileri çağırdı, çağırdıklarını akladı ve akladıklarını yüceltti.” (Romalılar 8: 29, 30). Ve bunu neden yaptı? Çünkü amacı bizi Oğlu’nun benzerliğine dönüştürmek idi. Sevgili dostlar, bunlar da gerçekten de harika haberler. Tanrı bir zamanlar günah ve şeytanın köleleri olan sizlere ve bana Kendi yüce huzurunun sevinci içinde ve kutsanmış Oğlu’nun benzerliğinde sonsuza kadar sahip olacaktır. Eğer canınızda Kutsal Ruh aracılığı ile Tanrı’nın amacına sahip iseniz ve bunu iman ile kavradıysanız, hem iyi bir başlangıç hem de iyi bir yolculuk yapacaksınız.

Dördüncü bölümde Musa’ya görevi bildirilir: “Sonra Firavun’a de ki,’ Rab şöyle diyor: İsrail benim ilk oğlumdur. Sana, bırak oğlum gitsin, bana tapsın dedim” (Mısır’dan Çıkış 4: 22,23). Şimdi burada bir ilişkinin mevcut olduğuna dikkat edin. Eğer Rab İsa Mesih’te bir imanlı iseniz, Tanrı’nın gözünde artık zavallı bir günahkar değilsiniz. Artık bir kul değilsiniz. Musa’nın ileteceği mesaj nedir? “İsrail benim oğlumdur.” İman ettiğiniz ilk gün evlat olduğunuz gerçeğinin farkına varmanız harika bir şeydir. “Bırak oğlum gitsin, bana tapsın.” Konu, işte budur. Tanrı devreye girer ve ‘tüm halkımın Bana gelmesi gerekiyor’ der. Eğer Rabbi tanımak için henüz çağrıldı iseniz, Tanrı’nın yüreğinin sizi bir evlat olarak görüp attığını anlamanız ne kadar harikadır! Tanrı sizin evlat olmaktan zevk almanızı ister. Bunu siz de istiyor musunuz?

Beşinci bölüm, bize bunlara ek olarak başka bir ayrıcalıktan söz eder; Rab şöyle demektedir: ‘Halkımı bırak gitsin, çölde bana bayram yapsın.” Tanrı sizinle ne yapmak istiyor? Bir bayram. Şimdi bir bayrama çağrıldınız, ama bunu yapabilmek için Mısır’dan temizlenmeniz gerekiyor. Ve firavun şöyle karşılık verdi: “Rab kim oluyor ki, O’nun sözünü dinleyip İsrail halkını salıvereyim? Rabbi tanımıyorum, İsraillilerin gitmesine izin vermeyeceğim” (Mısır’dan Çıkış 5:2) Şeytan böylelikle, eğer elinden gelebilse idi, yeni imanlının dünyadan ayrılmasına engel olacaktı. İlk farkına vardığınız şey, bir günahkar olduğunuzdur, daha sonra tapınması gereken biri olduğunuzu anlarsınız. Dünyada hiç bir zaman tapınılamaz ve kurtuluş şarkısının Mısır’da söylenmesi mümkün değildir. Günahkarlar bir tapınma şekli ile ibadet ederler. Ama ruhsal tapınma Baba’nın gerçeğinde zevk alarak yapılır ve dünya ile benlikten olan ile ruhtan olan arasında bir ayırım yapılması gerekir. Bu nedenle Musa ile Harun’un şu sözlerini anlayabiliriz, “İbranilerin Tanrısı bizimle görüştü. İzin ver, Tanrımız Rabbe kurban kesmek için çölde üç gün yol alalım.” (Mısır’dan Çıkış 5:3) Çölde üç günlük bir yolculuk yapmak, oldukça uzun bir mesafedir; dünya tamamen arkada kalır. Kutsal Yazılarda üç gün ifadesinden çok kez söz edildiğini görürsünüz. Ama firavun İsrail halkına izin vermez ve hemen onlara yaptığı baskıyı ve işlerini daha da ağır hale getirir. Bu konu çok eğiticidir. şeytanın işini yaparak devam ettiğimiz sürece bizi kendi halimize bırakır, ama zincirlerin farkına vardığımız an, baskısını öyle bir arttırır ki! (Mısır’dan Çıkış 5:4-19)

Firavunun bu davranışı şeytanın yolları ile ilgili bir örnektir; şeytan bir canın özgür kalmak istediğini gördüğü zaman, o canın Mesih’e kaçmasına engel olmak için hemen zincirleri daha da sıkı bağlamaya yeltenir. Ah, Tanrı’ya şükürler olsun, bu tutsaklıktan kurtuldunuz ve özgürsünüz. Belki şöyle diyorsunuzdur: Müjdeye inandığım zaman farklı olacağını düşündüm, ama şimdi öncesine kıyasla daha iyi değilim ve mutsuzum. Sakın cesaretinizi yitirmeyin, aynı zamanda şeytanın sizi geriye çekmesine de izin vermeyin. Bizde, yani benliğimizde iyi olan hiç bir şeyin bulunmadığını ve güçsüzlüğümüzü başlangıçta öğrenmemiz bizim için yararlıdır. Canın bu aşamadan geçmesi gerekir. Sizin gücünüz yoktur ve şeytanın işi size sıkıntı vermektir.

Ama Tanrı’nın amacının yerine gelmesi gerekir ve “Bizden yana olan, bize karşı olandan güçlüdür”, bu nedenle Rab bir sonraki bölümde tekrar konuşur (Mısır’dan Çıkış 6:1-8). Firavun İsrail halkının tutsaklığını sürdürür, ama Tanrı İsrailoğullarına harika bir mesaj gönderir. Tanrı’nın yedi kez “Ben yapacağım” dediğine dikkat edin. Yedi rakamı, Kutsal Yazılarda her zaman bütünlüğü ifade eden sayıdır. (1) “Ben Rabbim, sizi Mısırlıların boyunduruğundan Ben çıkaracağım.” Bu iyidir, çünkü onlar bu boyunduruğu hissediyorlardı. (2) “Onların kölesi olmaktan sizi Ben kurtaracağım, ve (3) Onları ağır biçimde yargılayacağım ve kudretli elimle sizi özgür kılacağım; ve (4) sizi Kendi halkım yapacağım, ve (5) Sizin Tanrınız olacağım…. Ve (6) Sizi vaat ettiğim ülkeye götüreceğim ve (7) Orayı size mülk olarak vereceğim: “Ben Rabbim” (Mısır’dan Çıkış 6:6-8). Bu ifadeler “Ben Rabbim” şeklinde başlar ve “Ben Rabbim” şeklinde sona erer. O’nun “Ben yapacağım” sözleri asla başarısızlığa uğramaz ve iman her zaman Tanrı’nın sözüne güvenir. Size tavsiyem, Tanrı’nın bu “Ben yapacağım” diyen yedi ifadesini yüreğinize almanızdır. Şöyle dediğinizi işitiyor gibiyim, “Bu konuda biraz kuşkuluyum.” Eğer bu yedi “Ben yapacağım” ifadesine sarılırsanız, bir daha asla kuşku duymayacaksınız. Tanrı, sözünden dönmeyecektir, O, amaçlarını her zaman yerine getirir. Sizin ve benim kurtuluşumuz bizim ne olduğumuza bağlı değildir, Tanrı’ya bağlıdır. Biz kendimize yardım edemezdik, ve kendimiz için hiç bir şey yapamayız. Her şeyi Tanrı’nın ellerine bırakalım ve o zaman sonuç esenlik olacaktır.

Tanrı’nın burada halkını teşvik etmek için yaptığı konuşma ne kadarda bereketlidir! Ama halkı O’nu işitti mi? Ayette şunları okuruz: “Musa bunları İsraillilere anlattı, ama umutları kırıldığı ve ağır baskı altında oldukları için onu dinlemediler.”(Mısır’dan Çıkış 6:9) Düşmanın baskısı öylesine ağırdı ki, halk umutsuzluğa kapılmıştı. Eğer kurtuluşun ne olduğunu henüz öğrenmedi iseniz, sizi Tanrı’yı beklemeniz ve O’nu dinlemeniz için teşvik edeyim. Mücadele etmeyin. Şeytan sizden güçlü bir düşmandır. Sizi Tanrı’nın kurtarmasına izin verin. Bu bölümlerde kurtuluşunuzun yolunu anlayacaksınız; bir yanda Tanrı’nın adil yargısı ve öte yanda düşmanın gücü. Soru, gidip gitmeyecekleridir. Firavun, elbette, gitmelerine izin vermeyeceğini söyler ve sonra Tanrı amacını gerçekleştirmek için gücünü gösterir. Burada çeşitli belalara değinmeyeceğim, ama sekizinci bölümde size şeytanın hilelerini göstermek istiyorum. Güçsüzlüğünün farkına varan firavun, köleleri hala elinde tutacağını umarak ödün vermeye başlar. Teklif ettiği ilk ödün çok ilginçtir. “Gidin, bu ülkede Tanrınıza kurban kesin” der. (Mısır’dan Çıkış 8:25) Nerede? “Ülkede.” Firavun onlara Mısır’da kurban kesmelerini söyler. Mısır’da Tanrı’ya kurban kesebilirler miydi? İmkansız.

Onlar firavuna nasıl karşılık verdiler? Musa, “Bu doğru olmaz” dedi, “Çünkü Mısırlılar Tanrımız Rabbe kurban kesmeyi iğrenç sayıyorlar. İğrenç saydıkları bu şeyi gözlerinin önünde yapar isek, bizi taşlamazlar mı?” (Mısır’dan Çıkış 8:26) Hayır, Mısır’ın yani dünyanın ortasında tapınamayız ya da Tanrı için gerçekten bir şey yapamayız. “Tanrımız Rabbe kurban kesmek için bize buyurduğu gibi üç gün çölde yol almalıyız (ayet27)” ifadesi imanın yanıtıdır. Musa’nın bu sözleri çok doğrudur. Bu, sizin canınız ve benim canım için çok değerli bir ilkedir. eğer Tanrı’ya sahip olacak isem ve O’nun için yaşayacak isem, o zaman dünya olmadan yaşayabilmeliyim. Eğer dünya ile devam etmek istiyorsanız, O’nun sevgisinden tat alamazsınız.

Musa’nın firavuna verdiği bu kesin karşılık onun ikinci ödünü vermesine neden olur, “Çölde Tanrınız Rabbe kurban kesmeniz için sizi salıveriyorum. Yalnız çok uzağa gitmeyeceksiniz” (Mısır’dan Çıkış 8:28) Ah, şeytan ne kadarda kurnazdır! Yeni bir imanlıya şöyle der:”Çok uzağa gitmeyeceksin.” Ah, şeytan bu tür sözler ile ne kadar çok yeni imanlıyı tuzağa düşürmüştür. Çok uzağa gitmeyin. Hevesli olmayın. Dinleyin. Dünyadan ne kadar uzağa giderseniz o kadar iyidir ve eğer Mısır’dan tam olarak çıkarsanız, şeytan bir daha elini üzerinize koyamayacaktır. Eğer tam olarak çöle girerseniz, Tanrı’ya şükürler olsun ki, şeytan bir daha o pis elini üzerinize atamayacaktır. Asla bunu yapamayacaktır, asla!

Ama firavun yine de onların gitmesine izin vermez. Tanrı tekrar daha ağır yargılar ile devreye girer ve sonunda firavun şunları söyler: “Gidin, Tanrınız Rabbe tapın, ama kimler gidecek?” (Mısır’dan Çıkış 10:8) Musa kimin gideceğini çok iyi bilmektedir: “Genç, yaşlı hep birlikte gideceğiz. Oğullarımızı, kızlarımızı, davarlarımızı, sığırlarımızı yanımıza alacağız. Çünkü Rabbe bayram yapmalıyız.” (Mısır’dan Çıkış 10:9) Tüm sevdiklerinin ve tüm sahip olduklarının gitmesi gerekiyordu. Musa, Tanrı için olan her şeyin gitmesinden söz ediyordu. Hıristiyan anneler, imanlı babalar, burada ifade edilmek isteneni anlıyor musunuz? Tüm Kutsal Yazılarda olduğu gibi burada da “sen ve ev halkın” ilkesi yer almaktadır. Musa, bölünmüş bir aile olmayacaklarını belirtmektedir ve bunun da ötesinde sahip oldukları her koyunu ve sığırı da yanlarında götüreceklerdir, çünkü her şey Tanrı’ya aittir. Neden mi? Çünkü kurtuluş sizi Tanrı’ya ait olmanın temeli üzerine tamamen yerleştirir. Hiç bir şeyin bundan daha açık bir şekilde ifade edilemeyeceğini düşünüyorum. Bu kesin ve net açıklama  firavuna üçüncü bir ödün verme teklifini sunar. Firavun önce şöyle der: “ Alın çoluk çocuğunuz, gidin gidebilirseniz, Rab yardımcınız olsun!”Ve sonra sanki çocukları çok seviyormuş ve onları kötülükten korumak istiyormuş gibi, konuşmasına şu sözleri ekler: “Bakın, kötü niyetiniz ne kadar açık. Olmaz. Yalnız erkekler gidip Rabbe tapınsın. Zaten istediğiniz de bu.” (Mısır’dan Çıkış 10:11) Firavun, çocukları bırakmalarını söyler. Şeytanın dediği şudur: anne ve babalar, siz Mesih’e adanabilirsiniz, ama bırakın çocuklarınız dünyada kalsınlar; ve bazı anne babalar bu kötü öneriye kulak verirler ve dünyasal zihniyete sahip, dünyanın yollarından yürüyen ve daha sonraki günlerde anne babalarının yüreklerini inciten oğullar ve kızların meyvesini taşıyan tohum ekmiş olurlar.

İsrailliler çocuklarını bırakma önerisini reddettikleri zaman hiddetlenen firavun bir başka yargının onun dördüncü ödünü vermesine neden olana kadar kölelerini özgür bırakmayı kabul etmez: “Çoluk çocuğunuz sizinle birlikte gidebilir, ama davarlarınız ve sığırlarınız alıkonacak.” Ve firavun Musa’yı çağırttı, şöyle dedi: “Gidi, Rabbe tapın; yalnız davarlarınız ile sığırlarınız alıkonacak ( örneğin, işiniz dünyasal ilkelere uygun olarak dünyada kalsın); çoluk çocuğunuz sizinle birlikte gidebilir.” (Mısır’dan Çıkış 10:24) Ancak iman hiç bir zaman sarsılmaz ve Musa’nın yanıtı çok yerinde bir karşılıktır: “Hayvanlarımızı da yanımıza almalıyız: bir tırnak bile kalmamalı burada. Çünkü Tanrımız Rabbe tapmak için bazı hayvanlarımızı kullanacağız. Oraya varmadıkça hangi hayvanları Rabbe sunacağımızı bilemeyiz.” (Mısır’dan Çıkış 10:26) Ah, bu Musa adlı adam Tanrı’nın halkının ruhunun, canının ve bedeninin Tanrı’ya ait olduğu konusunda ne kadar da emin. Bu, yüreği çok tazeleyici bir tanıklık. Bu adamın söylediği sözleri söyleyiş biçimi yüreğimi çok tazeliyor. Tamamen Tanrı’ya ait olmamız gerekir. Dünyada bir tırnak bile bırakılamaz. Tek bir hayvanı bile arkamızda bırakamazdık. Her şeyin Rabbe ait olması gerekir. Bu, bir iman ilkesidir. Hıristiyanın kendisi ve sahip olduğu her şey Rabbe aittir. “Bedeninizin Tanrı’dan aldığınız ve içinizdeki Kutsal Ruh’un tapınağı olduğunu bilmiyor musunuz? Kendinize ait değilsiniz. bir bedel karşılığı satın alındınız; onun için Tanrı’yı bedeninizde yüceltin.” (1. Korintliler 6:19,20)

On ikinci bölüme geldiğiniz zaman, firavunun şu sözlerinde bu ilkenin yer aldığını göreceksiniz: “Kalkın! Siz ve İsrailliler halkımın arasından çıkıp gidin, istediğiniz gibi Rabbe tapının. Dediğiniz gibi davarlarınız ile sığırlarınızı da alıp götürün ve beni de kutsayın.” (Mısır’dan Çıkış 12:31,32) Şeytanın kendisi bile Hıristiyanın, Rabbe adanarak tapınması gerektiğinin farkındadır. Mesih’in düşmanı Hıristiyanın Mesih’e ait olduğunu ve sahip olduğu her şeyin tamamıyla Rabbe adanmış olması gerektiğini hisseder.

On birinci ve on ikinci bölümler bizi bir başka düşünceye yönlendirirler. Bu düşünce nedir? Tanrı ile ilgili her canın ölümden kurtulması imkansızdır, çünkü ölüm, günahın bir yargısı olarak her canın üzerindedir. Bu temel olmadan canlarımız ve Tanrı arasında bir ilişki olamazdı. On birinci bölümde Tanrı’nın söylediği şu sözleri okuruz: “Mısır’daki bütün ilk doğanlar ölecek” (Mısır’dan Çıkış 11:5); ve sonra “O zaman Rabbin İsrailliler ile Mısırlılara nasıl farklı davrandığını anlayacaksınız” (Mısır’dan Çıkış 11:7). Bu fark ne idi? Hepimiz eşit derecede günahkar değil miyiz? Elbette öyleyiz. Fark şu idi: Kuzu’nun kanı İsraillileri korudu ama Mısırlıları (dünya) korumadı. Mısırlılar Tanrı’nın düşüncesine karşı idiler ve O’nun düşmanları O’nun işine karşı koyuyorlardı, İsrail ise, burada, Tanrı’nın etkinliğini bildiği kanın tüm değeri içinde duran Tanrı halkı olarak ortaya konur.

On ikinci bölümde ilk doğanın yerine öldürülen (yani, onun yerine geçen) kuzunun kanı ile ilgili çok iyi bilinen bir öykü okuruz (Mısır’dan Çıkış 12:6). Kuzuyu öldürmeleri ve kanını kendi görebilecekleri şekilde içeri değil, Tanrı’nın görebileceği şekilde dışarı sürmeleri gerekiyordu. Bu olay, Rab İsa Mesih’in ölümüne işaret eden çarpıcı bir örnektir. Eski Antlaşma’da da Rab İsa Mesih’in ölümü ile ilgili çok çarpıcı dört örnek bulacaksınız. Eski Antlaşma’da Mesih’in işine işaret eden ve çeşitli şekillerde temsil edilen pek çok kurban mevcuttur. Çünkü Eski Antlaşma Mesih’e örnek teşkil eden kitaptır. Her şeyden önce bu fısıh kuzusuna yer verilir. Tanrı’nın, üzerimizde bulunan yargısını üstlenerek yerimize geçen ve kefaret eden Mesih’in ölümünün örneğidir. Bir sonraki örnek Kızıl Deniz’dir. Kızıl Deniz, Mesih’in bizim yerimize geçerek ölmesi ve dirilmesinin bir örneğidir. Üçüncü örnek, yeniden doğuşun gerekliliğini ortaya koyan, bedendeki günahın yargısı olan tunç yılandır. Çöl yolculuğu tamamlanana kadar bu gerçeğin farkına varmazsınız, tam bir denemeden sonra benliğin iyileşmesi mümkün olmayan kötülüğü kanıtlandığı zaman gerçek ortaya çıkar. Dördüncü örnek Şeria ırmağından geçiştir. Aynı zamanda bu örnek de Rab İsa Mesih’in ölümünün ve dirilişinin ve bizim O’nunla birlikte ölmemizin ve dirilmemizin çarpıcı bir örneğidir. Bu nedenle, her dört örnek de Rabbimiz İsa Mesih’in çarmıhına ilişkin gerçeğin görünümü ile ilgili ayrılık ve farklılık gösterirler.

Belki bu fısıh kuzusunun nasıl olup da Rab İsa’nın bir örneğini teşkil ettiği konusunda tam bir açıklamaya sahip değilsinizdir. Eğer durum böyle ise, Yeni Antlaşma’daki Kutsal Yazıların referansı olan dört farklı tanığı dinler iseniz, bu örneğin doğruluğuna güvenebilirsiniz. Rab İsa yeryüzünde göründüğü zaman Vaftizci Yahya şöyle dedi: “İşte, dünyanın günahlarını ortadan kaldıran Tanrı Kuzusu!” (Yuhanna 1:29) Mesih çarmıhta öldüğü zaman, elçi Yuhanna şöyle yazdı: “Bunlar, ‘O’nun bir tek kemiği kırılmayacak’ diyen Kutsal Yazının yerine gelmesi için oldu” (Yuhanna 19:36). Bu, Mısır’dan Çıkış 12:46 ayetinin doğrudan bir alıntısıdır. Aynı konuda elçi Pavlus da şunları yazar: “Fısıh kuzumuz Mesih bizim için kurban edildi” (1. Korintliler 5:7) Ve son olarak, elçi Petrus’un bu konuda yazdıklarını okuyalım:” biliyorsunuz ki, atalarınızdan kalan boş yaşayışınızdan altın ya da gümüş gibi geçici şeyler ile değil, kusursuz ve lekesiz kuzuyu andıran Mesih’in değerli kanının fidyesi ile kurtuldunuz. Dünyanın kuruluşundan önce bilinen Mesih çağların sonunda sizin yararınıza ortaya çıktı. O’nu ölümden diriltip yücelten Tanrı’ya O’nun aracılığı ile iman ediyorsunuz. Böylece imanınız ve umudunuz Tanrı’dadır.” (1.Petrus 1:18-21) sizin günahınız ile benim günahım tesadüfen meydana çıkmadı, öyle ki, Tanrı daha önceden bilinmeyen güç bir durum ile karşı karşıya kalsın. Her şey sonsuzluğun geçmişteki çağlarında görüldü ve önceden hazırlığı yapıldı. Tanrı’nın tüm amaçları ve yolları Mesih’in etrafında toplanmıştır. Ve Eski Antlaşma burada yaşayan bir insan olarak mükemmel yanıtını O’nda bulan örnekler aracılığı ile ifade edilen gerçek ile doludur. Kutsanmış Rab öldüğü zaman, Romalı askerler, “gidip birinci adamın, sonra da İsa ile birlikte çarmıha gerilen öteki adamın bacaklarını kırdılar. İsa’ya gelince O’nun ölmüş olduğunu gördüler. Bu yüzden bacaklarını kırmadılar. Ama askerlerden biri O’nun böğrünü mızrak ile deldi. Böğründen hemen kan ve su aktı. Bunlar ‘O’nun bir tek kemiği kırılmayacak’ diyen Kutsal Yazının yerine gelmesi için oldu.”  (Yuhanna 19:32-37) Kutsal Yazının yerine gelmesi gerekir ve yerine gelme şekli bize bu bölümün Rab İsa için bize nasıl tam bir örnek olduğunu gösterir.

Önce kuzuyu öldürmeleri gerekiyordu ve sonra bir demet mercanköşkü otu alarak leğendeki kana batırıp kanı kapılarının yan ve üst sövelerine süreceklerdi .” (Mısır’dan Çıkış 12:7,22) Ayrıca Tanrı şöyle dedi:” Bulunduğunuz evlerin üzerindeki kan sizin için belirti olacak. Kanı görünce üzerinizden geçeceğim.” (Mısır’dan Çıkış 12:13) Tanrı bir yargıç olarak ülkeden geçiyordu ve canı, Tanrı’nın yargısından kurtarabilecek olan tek şey, sürülecek olan kan idi. Bu önemli noktayı gözden kaçıran çok sayıda can mevcuttur. Mercanköşkü otunun kullanılması gerekiyordu. Leğendeki kana batırılmalıydı ve bu durumda bunu İsraillinin kendisi kullanması gerekiyordu. Eğer kuzunun kanının değerinden yararlanmak istiyorsanız, mercanköşkü otunu da kullanmalısınız. Bunun şu anlama geldiğinden hiç kuşkum yok: canda iyi olan hiç bir şeyin bulunmadığı düşünüldüğü zaman, can, Mesih’in ölümünden yararlanmaktadır. İnsanlar Mesih’in öldüğüne ve dirildiğine ve kefaret işini tamamladığına inanırlar, ama O’nun ölümünün sağladığı değerden yararlanmazlar. Eğer bir kişi Tanrı’nın önünde kendini yargılayarak, kırılarak ve tövbe ederek alçalırsa, o zaman canlarımızın bu mercanköşkü otunu kullandığına inanıyorum. En derin boyanın günahkarları olarak Mesih’e kaçarız. Bizim üzerimize inmesi gereken yargı, Tanrı’nın sevgili Oğlu’nun üzerine inmiştir ve Rab bu sayede adil davranarak üzerimizden geçebilir. Kapı sövelerindeki kan Tanrı’nın bir yargıç olarak dışarıda kalmasına neden olur. Tanrı aynı konuda iki yargı birden veremez – önce kuzu, sonra ilk doğan. Sonuç, O’nunla barışmaktır. Tanrı ile barışmış olduğumuz bu konum duygularımıza bağlı değildir. Barış, Kuzu’nun, Tanrı’nın Kendi Kuzusu’nun Tanrı’nın gözü önünde dökülen kefaret kanıdır, barış ve esenliğimizin temeli, bu dökülen kandır. “Kanı gördüğüm zaman, üzerinizden geçeceğim.” “Kanı siz gördüğünüz zaman” değil! Hayır. Kanı Tanrı gördüğü zaman ve kanı gören Tanrı’dır.

Büyük olasılıkla, ‘Mesih’in kanını yeterince takdir ettiğimi düşünmüyorum’ diyebilirsiniz. Sizin kanı takdir etmediğinizden oldukça eminim, ama Tanrı takdir ediyor. Ve şöyle diyor:” Kanı gördüğüm zaman üzerinizden geçeceğim.” Anlamanız gereken şudur: canınızın Tanrı ile olan esenliğinin temeli, bu dökülen ve sürülen kandır (Mısır’dan Çıkış 12:8). Ama sonra sizin ve benim Kurtarıcımızın bizi kurtarmak için nasıl bir bedel ödediğine ilişkin anıyı yüreklerimizde her zaman barındırmamız gerekir. “Ateşte kızartılmış kuzu” ifadesi bize bu anıyı düşündürür. Bu ifade, çarmıhtaki Mesih’in canının çektiği korkunç acıları tanımlar. 22, 69,88 ve 102. Mezmurlar kutsanmış Rabbimizin günahlarımızı taşıdığı zaman yaşadığı içsel deneyimleri tasvir eder. Ah, O ne kadar büyük bir bedel ödedi! Kuzuyu “ateşte kızartarak” yemeleri gerekiyordu. “Eti çiğ ya da haşlanmış olarak değil, başı, bağırsakları ve işkembesi ile birlikte kızartarak yiyeceksiniz” (Mısır’dan Çıkış 12:9). Yalnızca O’nun ölümünden beslenmeye değil, ama aynı zamanda İsa’nın ahlaki yollarından ve harika zekasından da beslenmeye çağrıldınız. İsa, olacak olanları bilerek, kararlı bir şekilde ölüme gitti. “İsa başına geleceklerin hepsini bilerek öne çıktı.” (Yuhanna 18:4) Ve sonra İsa’nın güzel ve sevecen yürüyüşünden beslenirsiniz. Böylelikle yaşamınızın her gününde canınızı besleyecek ruhsal yiyeceğe sahip olursunuz. Mesih’ten beslenin. Acı otlar, kendini yargılama düşüncesini ima ederler, çünkü benim günahım Mesih’in yaşamına mal oldu.

Kan aracılığı ile kurtuluş harika bir gerçektir ve insanlar kanın bu sığınağı altına girdikleri andan itibaren, ve ateşte kızartılmış kuzudan beslendikleri zaman yolculuklarına başlarlar ve şunları okuruz: “Dört yüz otuz yılın sonuncu günü, Rabbin halkı ordular halinde Mısır’ı terk etti. O gece Rab İsraillileri Mısır’dan çıkarmak için sürekli bekledi.” (Mısır’dan Çıkış 12:41,42)

Onları yargıç olan bir Tanrı’dan koruyan kan, Tanrı ile olan ilişkilerini tamamlanmış olan kurtuluş temelinde bina eder ve o andan itibaren ilk kez “Rabbin orduları” olarak görülür ve çağrılırlar. O’nun kurtarılmış olan orduları arasında yer almak, günahın ve şeytanın kölesi olmaktan ne kadar daha iyidir! Siz nerede duruyorsunuz ve O’nun ile olan ilişkiniz nedir? Şimdiye kadar, İsrail’in yaptığına benzer ruhsal bir başlangıcı yaptınız mı? Eğer yaptı iseniz, ilerleyen bölümlerde anlatılan İsrail’in tarihini ilgi ile izleyeceksiniz demektir.

Yabancı bir ülkede yolcularız,
Golgota’dan yola çıktık;
Kazancı ve kaybı ile harika çarmıhın bulunduğu yer
Bizim tarihimizin özetidir.
Biz orada ilk günahın gazabının çocukları olarak
Ölüm ile lanetlenmiş konumumuzu kaybettik.
Ve yine biz orada göksel toplantı salonundaki şenlikte
Lütuf mirasçıları olarak bir konum kazandık.
Bu nedenle, dünyanın geniş boşluğundan billur gibi deniz aracılığı ile
Evimize geçerken şarkı söyleriz.
Orada dalgalanan palmiye ve yükselen mezmur sonsuzluğun havasını doldururlar.
Dökülen kanın içinde kalan suçumuzu okur,
Ve akan koyu kırmızı için ağlarız.
Ama burada aşağıdaki bir Baba-Tanrı’nın
Peçesiz yüzünün lütfu içinde seviniriz.
Ve Tanrı’nın kan aracılığı ile kurtarılan oğulları olarak
Mısır’dan çabucak uzaklaşırız;
Güzel ülkeye gitmek için çölden geçeriz
Ve sonsuz bir günün sevinçlerini yaşarız.
Bir zamanlar ışıktan uzakta tutulan gecenin çocukları idik,
Zalim bir düşman bizi tutsak almıştı;
Ama İsa’nın çektiği acılar demir zincirleri kırdı,
Ve canlarımızı inlemekten kurtardı.
Şimdi, ışığın çocukları olarak yürüyoruz ve
Zaferli bir sevinç yolunda savaşıyoruz.
Çünkü gücümüz Rabde ve O’nun sözü bizim kılıcımız,
İmanı da kalkanımız olarak kullanıyoruz.
Yuvamız Tanrı’nın yanıdır ve yürüdüğümüz yollardan
Tüm çağların en sadık olanı geçmiştir.
Ve O bizi, kartal kanatlarında taşırcasına
Evlilik salonundaki yerimize götürecektir.
O zaman, işte o zaman Kral’ın gelini olarak şarkı söyleyeceğiz,
Göğün ötesindeki tahtta Eskiden beri var Olan’ın parlaklığındaki
Konumumuzun zevk ile tadını çıkartmamız için
O’nun kanı bizi O’na bu kadar yakın hale getirdi.