Bölüm 2

Mayasiz Ekmek İle İlgi̇li̇ Yedi Gün

(Mısır’dan Çıkış 12: 8-20, 34-39; Çölde Sayım 28)

Daha önce, İsrail’in Mısır’dan kurtuluşu ile bağlantılı olan gerçeği Mısır’dan Çıkış kitabının 12. bölümünün ilk kısmında görmüştük. Konu, kuzunun yaşamına onu boğazlayarak son verme ve kanının kapıların yan ve üst sövelerine sürülmesi ile ilgili idi. Ancak yine de bu konunun önemi o kadar geniş kapsamlıdır ki, aynı zemin üzerinde daha fazla ayrıntı içeren şekilde tekrar yol almaya cesaret edeceğim. Tanrı’nın İsrail ile olan tüm ilişkisinin buna dayandığını  her canın görmesi için şimdi en uygun andır. Kapıların yan ve üst sövelerindeki kan İsrail’in Tanrı ile olan ilişkisinin temel noktası olarak adlandırılabilir. Mısır’da sunulan kuzunun kanı tanrı ile olan ilişkinin tek temelidir; bu konu kadar önemli ve eğitici olan başka hiç bir konu yoktur. Onların köleler oldukları yerde, Tanrı, halkını Mısır’dan çıkartıp vaat edilen ülkeye götürmek için adil kalarak bir başkasının işi ile kurtuluş sağladı.

Fısıh ve mayasız ekmek bayramının birbirlerinden farklı iki şey olduklarını zihinlerinizde net bir şekilde kavrayın. Mayasız ekmek yürüyüşünüz ile bağlantılı bir konudur. Her iki şey de birbirine bağlı olmasına ve birlikte yürümelerine rağmen, yine de birbirlerinden mümkün olan en fazla şekilde farklıdırlar. “Rabbin fısıh kurbanı birinci ayın on dördüncü günü kesilmelidir. On beşinci gün bayram olacaktır; yedi gün mayasız ekmek yiyeceksiniz.” (Çölde Sayım 28:16,17) Yeni Antlaşma’da bir ayet şöyle der:“Fısıh kuzumuz Mesih kurban edildi; bunun için bayram edelim” (1. Korintliler 5:7,8) Bu ayetler söz ettiğimiz her iki konuda birbirlerinden farklıdırlar. Kuzunun, Mesih’in bir örneği olduğuna kuşku yoktur. Ve ben aynı şekilde eminim ki, mayasız ekmek de Mesih’in örneğidir. İsrail kuzunun kanının koruması altında idi ve Yahve’nin meleği onların üzerinden geçti. Fısıh budur, ama sonra çıkmaları gereken bir yolculuk vardı ve kuzuyu ateşte kızartılmış olarak yemeleri gerekiyordu ve mayasız ekmek onları yolculuk için güçlendirecekti.

Bu durum bizim açımızdan suçlu bir günahkar olarak Fısıhımız olan Mesih’in Kanı altında korunma bulduğumuzu ortaya koyar. Ve sonra ateşte kızartılmış kuzu ile beslenirim ve mayasız ekmekten yerim ve böylece Mesih’in geçmiş olduğu yüreğe ait duyguların tümü ile bağlantı kurarak yolculuk için uygun bir duruma gelmiş olurum. “Ateşte kızartılmış kuzu!” Mesih’in Tanrı yargısı altında çarmıhta çektiği acıları başka hiç bir ifade bu kadar çarpıcı olarak önceden bildiremez. Mesih, Tanrı’nın yargı ateşinden geçti. Kuzuyu, mayasız ekmek – Mesih’in mayasız mükemmelliğini ortaya koyan – ve acı otlar ile birlikte yemeleri gerekiyordu.

“Ateşte kızartılmış Kuzu’yu” Mesih’in acı ve üzüntülerinin harika gerçeğine girmeden, onları paylaşmadan yemeniz mümkün değildir. Tanrı, bize bunları her zaman hatırlatacaktır. Eğer yüreğiniz Tanrı’nın Ruhu’nun gücünde değil ise, ve uygulamalı olarak Mesih’ten beslenemiyor ise, soğur ve resmi olursunuz. Bu eski Kitap’ta Tanrı pek çok kez defalarca İsrail’e Fısıh’ı hatırlattı. Fısıh’ı her yıl onların önüne getirdi. Onu her yıl birinci ayın on dördüncü günü yemeleri gerekiyordu. İtiraf etmem gerekir ki, bunu yapmadılar. Mısır’da iken yaptılar ve bir kez çölde ve sonra da ülkede yaptılar. Bu konuda titizlik göstermediler.

Biz de haftanın her ilk günü canlarımıza Mesih’in acılarını taze bir şekilde hatırlatma fırsatına sahibiz. Fısıh kuzumuz Mesih bizler için kurban edildi. Sonra şu ayeti okuruz:” Bu yüzden bayram edelim.” Bu hafta Mesih’ten beslendiğimiz, Mesih’ten kutsal bereket tadı aldığımız bir haftadır. Ne ile beslendiğimiz çok geçmeden bize nasıl kişiler olduğumuzu gösterir. Eğer Mesih’ten beslenmiyorsam sonuç farklı olacaktır. Beslenmem gereken kaynak, Mesih’tir. Mayasız ekmek Mesih’tir. Acı otlar bizim ne olduğumuzu ve ne yaptığımızı anlatırlar. Tanrı’nın Ruhu’nun canlarımıza O’nu ölüme götürenin bizim günahlarımız olduğunu bildirdiğinden kuşkum yok. İnsanlar bazen şöyle derler: “Ah, biz bunların hepsinden geçtik.” Geçtiniz mi? Ah, sevgili dostum, ne söylediğinizin hemen hemen hiç farkında değilsiniz! Konu, daima günahları üzerinde düşünen bir kişi değildir. Tanrı saklasın. Bizim her zaman önümüze getirdiğimiz, Tanrı’nın önünde tatlı bir koku olan Mesih’tir.

Çölde Sayım kitabının 28. bölümü, bu mayasız ekmek ile ilgili yedi günü neyin doldurduğudur. Tanrı’ya her gün yetkin sayıda sunu sunulurdu, yakmalık sunuların tatlı kokusu Mesih’e aitti; yine de günah sunusu hiç bir gün aksatılmazdı. Tanrı bundan hiç bir zaman vazgeçmez ve bunu unutmamıza izin vermez. Ne olduğumuzu ve nerede olduğumuzu ve nereden çıkartılarak kurtarıldığımızı canlarımıza her zaman taze bir şekilde hatırlatacaktır. Ve Baba ve Oğul ile paydaşlığa getirilmiş olmamıza rağmen – bu, Tanrı’nın kutsanmış Oğlu’ndan aldığı zevktir – bir zamanlar nerede olduğumuzu ve bizi bulunduğumuz yerden kurtarmasının O’na neye mal olduğunu unutmamıza asla izin vermeyecektir. Böylelikle can kabarmayacak ve alçakgönüllü olarak muhafaza edilecektir. Yüreklerimiz doğal olarak sebatsızlık ve aldırmazlık ile öylesine doludur ki, ne olduğumuzu unutmaya çok eğilimliyizdir. Canı ilgilendirmesi gereken bu değildir. Hayır. İsraillilerin ateşte kızartılmış kuzuyu mayasız ekmek ve acı otlar ile birlikte yemeleri gerekiyordu.

Ve sonra “Çiğ ya da haşlanmış olarak değil, ateşte kızartılmış olarak yiyin” ifadesine geliriz. Tanrı, Mesih’in acıları ile ilgili duyguyu muhafaza etme konusuna ne kadar da özen gösterir. Ateşte kızartılmış kuzu tüm bunlara örnektir. Eğer Yeni Antlaşma’yı dikkatli bir şekilde okursanız, Tanrı’nın Ruhu’nun Mesih’in acıları konusunda ne kadar sık konuştuğunu görür ve şaşırırsınız. O, acı çekti. Mesih’in acı çekmesi gerekiyordu. Rab İsa’nın ölümü ile ilgili araştırdığınız zaman, Kutsal Ruh’un, “Mesih’in acılarını” ne kadar sık gündeme getirdiğini göreceksiniz. Bu, canlarımıza baskı yapan Tanrı Ruhu’nun sözleridir. 22., 69., 88 ve 102. Mezmurlar, çarmıhta acı çeken Rabbin derin içsel deneyimleri ile doludur. Eski Antlaşma’nın ilk beş kitabında örnekleri, müjdelerde gerçekleri, Mezmurlarda Mesih’in duygularını, mektuplarda ise iyi ürünleri buluruz.

Bu örneklerdeki tüm figürlerin bize konuşmasına izin verelim. Kuzuyu ateşte kızartılmış olarak yiyorsunuz. O’nun ölümü ile oyun oynamayın, ama canınızda Tanrı’nın gazabının ateşinden geçmenin Mesih’e neye mal olduğunu hissedin. Tanrı O’nu denedi. Kuzuyu” başı, bacakları ve işkembesi” ile birlikte yememiz gerekir. Ne kadar güzel. Başı yeyin. Bunun anlamı nedir? Ah, sevgili dostlar, baş, Mesih’in tüm zekasıdır. Mesih’in yollarını belirleyen harika zekaya bakın. Müjdeler bu konudan söz eder ve “İsa başına gelecekleri önceden bilerek ortaya çıktı.” Her şeyi biliyordu, ama yine de ortaya çıktı. Başı yiyin ve sonra da bacakları yiyin. Kutsal İsa Mesih’in güzel yürüyüşü ile birlikte O’nun Tanrı’ya olan zeki adanmışlığından beslenin. Dört müjdede yer alan bu ayrıntıların çeşitli sunumları onların dikkatle incelenmesini hem gerekli hem de zevkli hale getirir ve bu dikkatli incelemenin sonuçları can için söz ile anlatılamayacak kadar değerlidir sevgili dostlar: yalnızca ihtiyacımızı karşılayana değil, ama aynı zamanda Rab İsa’nın yollarını izlemek için yürek hoşnutluğuna da sahip oluruz.

“Eti şöyle yemelisiniz: beliniz kuşanmış, çarıklarınız ayağınızda, değneğiniz elinizde olmalı. Eti çabuk yemelisiniz. Bu, Rabbin Fısıh kurbanıdır.” Bunlar, bir yolcuya ait olan özelliklerdir. “Çarıklarınız ayağınızda,” yola çıkmaya hazır. Yani, onları belirleyen bazı ahlak özellikleri mevcut idi ve bu aynı özellikler bizleri de belirlemeli. Kanın yenmesi dışarıda olacaktı; bu hiç bir yargının onlara asla dokunamayacağının belirtisi idi. Ve onlar “ateşte kızartılmış kuzudan” beslenirken evin içinde idiler. Tanrı’nın yargısının kuzunun üzerinde olduğunun farkına vardılar.

Ama bundan fazlası da var. Mayasız ekmeği yedi gün boyunca yemeleri gerekiyordu (Mısır’dan Çıkış 12:15). Şimdi bana bu konu ile ilgili uygulamanın ne olduğunu sorabilirsiniz. Yüreklerimizde, yaşamlarımızda, sözlerimizde ya da yollarımızda hiç bir mayaya izin vermememiz gerekir. Maya, her zaman kötü olanın sembolüdür. Buna izin veren, “İsrail’den kopartılıp atılacaktır.” Bu ifade, o kişinin öleceği anlamına mı gelir? bir İsrailli için bu anlama geliyordu; bizler için anlamı, önce o kişinin Tanrı ile olan paydaşlığının kesintiye uğrayacağıdır ve sonra, eğer tövbe etmez ise, kutsalların paydaşlığından uzaklaştırılacaktır ve en kesin olanı şudur ki, Tanrı’nın canlarımıza vereceği keyiften yoksun kalacaktır. Her genç Hıristiyan’ın bu konuda net bir anlayışa sahip olması gereklidir. Mesih’in canınız ve Tanrı arasında hiç bir şeyin hiç bir zaman dokunamayacağı bir bağ biçimlendirdiğini biliyorsunuz. Siz Tanrı’dan doğdunuz ve O’nun biricik Oğlu’nun kanında yıkandınız ve Tanrı’nın çocuklarından birisiniz. Ve O’nun sonsuz lütfu nedeni ile hiç bir şey bu bağı kopartamaz. Ama izin verilmiş olan akılsızca bir düşünce paydaşlığa engel olacaktır. Mayanın en küçük parçası bile paydaşlık bağını kopartır ve Tanrı Ruhu’nun işleyişinin dışında kalmış olurum.

Şimdi biz Tanrı Ruhu’nun kutsanmış normal işinin Mesih’i yüreklerimizin önüne getirmek olduğunu çok iyi biliriz. Eğer Rab ve canlarımız arasındaki bu hassas paylaşım bağını kıran bir şey ortaya çıkar ise, Tanrı Ruh’u cana bu konuda bilinç verir. Araya bir bulut girer. Geri dönmeli ve engelin ne olduğunu bulmalı ve onu yargılamalıyım ve ondan sonra her şey yoluna girer. Lütfun şekil vermiş olduğu bağı, sonsuz yaşam ile ilgili bir konu olarak hiç bir şey kıramaz. Ama çok ufak bir şey paydaşlık bağını koparabilir ve Tanrı’nın, Ruh’u aracılığı ile bize verebileceği sevinç ve tanrısal zevkten bizi yoksun bırakabilir. Bu nedenle mayasız ekmeğin yoğun önemini anlayabilirsiniz – “içtenliğin ve dürüstlüğün mayasız ekmeği”. Eğer bir kutsal ile ilgili ufacık bir acılığın var olmasına izin verir isem ya da dilime ufacık bir konuşma özgürlüğü ihsan eder isem, o zaman paydaşlığı hayal bile edemem. Paydaşlığın dışında kalırım.

Yedi gün boyunca maya Tanrı’nın hoş göremeyeceği bir durum idi ve bu yüzden fısıh zamanı geldiğinde, her evin, o evin reisi tarafından baştan aşağı – çatı katından mahzene kadar – evin içinde mayalı bir ekmek kırıntısı olmadığına dair araştırma yapmasının en gerekli ve en ön önemli şey olduğu kuşku götürmez bir gerçektir. Yalnızca bir kaç mayalı ekmek kırıntısı bile Tanrı’nın yargısına uğramak için yeterli idi. Sanırım bu konu üzerinde düşünmek ve evin neden baştan aşağı süpürülmesi gerektiğini net bir şekilde anlamak çok önemlidir.

Burada yeni bir süpürgeden söz etmem yerinde olacak. İsraillilerin temiz süpürdükleri kabul edilir. Sevgili dostlar, ben şöyle düşünüyorum: Mesih’ten olmayan her şeyi süpürüp dışarı atmam için yeni bir süpürge almamın iyi bir şey olacağını düşünüyorum. Çünkü eğer yaşamınızda ve yollarınızda maya kalmasına izin verirseniz, paydaşlıktan kesilmeniz gerekecektir. Bu ifade cennete gitmeyeceğiniz anlamına gelmez, ama Ruh’un özgürlüğünden ve gücünden yoksun kalacaksınız. Ve bunun sonucunda ne olacak? Bireysel bir ölüm ve yaşamdan uzaklık söz konusu olacak ve aynı zamanda topluluklarımız da ölü ve yaşamsız kalacak. Bayram yapmaya devam etmiyoruz. Eğer yapmaya devam etse idik, Mesih’ten başka hiç bir şey olmazdı. bir kardeşin mayasız ekmek bayramını kutlamaya devam ettiğini söylemek kolaydır. Çünkü o zaman onda benim için Mesih’ten başka hiç bir şey yoktur. Eğer

bir Hıristiyan ile karşılaşır isem, ve o yalnızca biraz dedikodu yapıyor ise, benim ahlakım bozulacaktır ya da bunun aksi olduğu takdirde onun ahlakı bozulacaktır. Sevgili dostlar, zifte dokunduğunuz zaman kirlenmemenizin mümkün olmadığını bilirsiniz. Sizinle her görüştüğümüzde size Hıristiyanlığa uygun bir şekilde yardımcı olmaz isem, sizi engellemiş olacağım demektir. Öte yandan aynı şekilde, siz de ya bana yardımcı olacaksınız ya da beni engellemiş olacaksınız. Önemli olan, benim nereden beslendiğimdir. Tanrım, bu bayramı kutlamaya devam etmemizi sağla.

Kutsal yazıların bu konuyu nasıl sunduklarını görmek çok ilginçtir. Şimdi size yalnızca bir iki ayet göstermek istiyorum. “Mayasız ekmek Bayramı’nı kutlayacaksınız, çünkü sizi ordular halinde o gün Mısır’dan çıkardım. Bu günü kalıcı bir kural olarak kuşaklarınız boyunca kutlayacaksınız.” (Mısır’dan Çıkış 12:17) Tanrı’nın ifadesi ne kadar da güçlü! Okumaya devam edelim: “Evlerinizde yedi gün maya bulunmayacak. Mayalı bir şey yiyen yerli yabancı herkes İsrail topluluğundan atılacaktır.” (Mısır’dan Çıkış 12:19) O zaman içinde evlerinde hiç maya bulunmaması gerekiyordu. Bu ifade bizim için bildiğiniz gibi, yolun tamamı anlamına gelir. Rabbin gününün sabahında ben kendimi Mesih’in ölümü ile meşgul bulurum, Fısıh’tan beslenirim. Evet, pekala, Rab şöyle der: “Gidin, yedi gün boyunca mayasız ekmek bayramını kutlamaya devam edin; ve sonra kendimi bir sonraki Rabbin Gününün sabahında tekrar aynı yerde bulurum ve bu durum bu şekilde sürüp gider. Bunun gerçek anlamı şudur: Kilisenin bu güne kadar olan tüm yolunun, o kiliseyi teşkil eden kişilerin mayasız ekmek ile beslenmekten başka hiç bir şeyin bulunmadığı bir zamanda olmasıdır.

O zaman şimdi Tanrı’nın Ruhu’nun gerçeği ortaya çıkartma şeklinin nasıl olduğunu görün, çünkü eğer Tanrı’nın Sözü’nü gerçekten izlemek istiyor iseniz, Tanrı’nın size yardım etme şekli harika olacaktır. İsrail’in o gece Mısır’dan çıkması ile ilgili gereğe gelecek olur isek, mayasız ekmek ile birlikte hızlı bir şekilde çıktıklarını anlarız. “Böylece halk henüz mayası katılmamış hamurunu aldı, giysilere sarılı hamur teknelerini sırtlarında taşıdı” (Mısır’dan Çıkış 12:34) Sanırım, hamurun mayalı bırakılması için hiç bir fırsat mevcut değildi. “Mısır’dan getirdikleri hamur ile mayasız ekmek pişirdiler. Maya yoktu. Çünkü Mısır’dan kovulmuşlar, kendilerine azık hazırlayacak zaman bulamamışlardı.” (Mısır’dan Çıkış 12:39) burada meseleyi dolaylı olarak anlatan küçük bir nokta var. Hamur mayasızdı, çünkü Mısır’dan kovulmuşlardı. Burada Tanrı’nın bize anlatmak istediği sanırım şudur: eğer böyle çabuk hareket etmemiş olsalar idi, hamur maya tutabilirdi. Tanrı şöyle diyor: doğru bir başlangıç yapmaları için onlara yardım edeceğim. Ve bu yüzden çok hızlı hareket etmek zorunda idiler, öyle ki, itaatsizlik edecek zamanları kalmasın. Onlara, tüm tarihleri boyunca en azından bir kez olmak üzere Sözümü tutmaları için yardımcı olacağım.

Ah, ilk tövbe eden genç bir canın vicdanındaki hassaslığı görmek ne güzeldir. Henüz lütufta bina edilmemiş olduğunu itiraf etmem gerekir, ama bu vicdan öylesine bir hazineye ve değere sahiptir ki, bu hassaslığı yitirmemek için adeta titremektedir. bir kez, bir Hıristiyanın şunları söylediğini işittim, “İlk kez tövbe ettiğim zaman benim canım ile Mesih’in arasına bir şey  girecek diye duyduğum korku nedeni ile kendi gölgemden bile korktuğumu itiraf ediyorum.” Vicdan hassaslığı ve can egzersizi gerçek anlamda mayasız ekmekten beslenmekten dolayı ortaya çıkarlar. yürek Mesih’ten zevk alır ve Mesih’ten beslenir. Yüreğin sahip olduğu küçük ışığa verilen bir karşılık mevcuttur. Yürek, Rabbin düşüncesini izlemeyi arzu eder.

Tanrı’nın, İsrail’e mayasız ekmek ile ilgili buyruğunu tutması için nasıl yardım ettiğini görmek sanırım ilginç olacaktır. Tanrı için ayrılmış olmaları hakkındaki on üçüncü bölümde bu buyruk hemen tekrarlanır. “Ve Musa, halka, ‘Mısır’dan, köle olduğunuz ülkeden çıktığınız bu günü anımsayın’ dedi. ‘Çünkü Rab sizi güçlü eli ile oradan çıkardı: mayalı hiç bir şey yenmeyecek” (Mısır’dan Çıkış 13:3).

Kilise, aile ya da dünya ile olan ilişkimde Mesih gibi olmayan herhangi bir şey var mıdır? Eğer var ise gitmesi gerekir. Çok basit. Ben gerçeğin keskinliğinden kaçmak istemiyorum. Siz istiyor musunuz? Biliyorsunuz, Mesih Tanrı için her şeydir. Ve aynı şekilde bizim için de her şey olmalıdır. Bu dünyada bulunma nedenimiz Mesih’in bizden görünmesidir. Şunu hatırlayın: “O yedi gün içinde yalnız mayasız ekmek yiyeceksiniz. Aranızda ve ülkenizin hiç bir yerinde mayalı bir şey görülmeyecek. O gün oğullarınıza, ‘Mısır’dan çıktığımız zaman, Rabbin bizim için yaptıklarından dolayı bunları yapıyoruz’ diye anlatacaksınız.” Mayasız ekmek yemek ile ilgili verilen neden üzerinde düşünün: bu sevecen bir karşılıktır, “Bunları Rabbin bizim için yaptıklarından dolayı yapıyoruz.” Bu mayasız ekmek bayramını kurtulmak için devam ettirmiyorsunuz. Hayır, kurtuluşunuzun Mesih’in ölümü ve dirilişi aracılığı ile gerçekleştiği açıktır ve güvencesi verilmiştir. Bu bayramı kutlamaya devam etmenizin nedeni size ait olan keyfin tadını çıkartabilmeniz içindir. Çünkü, sevgili dostlar, lütuf bir yandan bana Mesih’in kanı aracılığı ile temiz bir vicdan sağlar ve ben de bir yandan bu temiz vicdanı kutsal yürüyüş aracılığı ile yine Mesih’in kanı sayesinde muhafaza ederim.

Şimdi Mısır’dan Çıkış 23. bölüme geçelim. Orada şunları okuruz: “Yılda üç kez bana bayram yapacaksınız: (Size buyurduğum gibi Aviv ayının belirli günlerinde yedi gün mayasız ekmek yiyerek Mayasız Ekmek Bayramını kutlayacaksınız. Çünkü Mısır’dan o ay çıktınız; ve kimse huzuruma eli boş çıkmasın) (14 ve 15. ayetler) Bu ifade çarpıcı bir ifade değil midir? O’nun huzuruna nasıl çıkacağım? Ellerim Mesih ile dolu olarak, bu konu ile ilgili ayrıntının bize Çölde Sayım kitabının 28 ile 29. bölümlerinde verilen ayetlerde bulacağımıza inanıyorum. Bu bölümler üzerinde durup düşünmeniz size yarar sağlayacaktır.

Şimdi Yasa’nın Tekrarı kitabının on altıncı bölümüne bakalım. “Aviv ayını tutun ve Tanrınız Rabbin Fısıh Bayramını kutlayın. Tanrınız Rab Aviv ayında geceletin sizi Mısır’dan çıkardı. Tanrınız Rabbin adını yerleştirmek için seçeceği yerde davarlardan, sığırlardan Fısıh kurbanlarını keseceksiniz. Kurban eti ile birlikte mayalı ekmek yemeyeceksiniz. Yedi gün mayasız ekmek-sıkıntıda yenilen ekmek- yiyeceksiniz. Siz Mısır’dan acele ile çıktınız. Öyle ki, yaşadığınız sürece, Mısır’dan çıktığınız günü anımsayasınız. Yedi gün ülkenizin hiç bir yerinde maya bulunmasın. Akşam kurban edeceğiniz hayvanların etinden ilk günün sabahına bir şey bırakmayacaksınız. Fısıh kurbanlarını Tanrınız Rabbin size vereceği kentlerden birinde kesmeyeceksiniz. Ancak Tanrınız Rabbin adını yerleştirmek için seçeceği yerde keseceksiniz. Kurbanı orada akşam gün batınca Mısır’dan çıktığınız saatlerde keseceksiniz. Eti Tanrınız Rabbin seçeceği yerde pişirip yiyeceksiniz. Sabah dönüp çadırlarınıza gideceksiniz. Altı gün mayasız ekmek yiyeceksiniz. Yedinci gün Tanrınız Rab için bir toplantı düzenleyecek ve iş yapmayacaksınız.” (Yasa’nın Tekrarı 16:1-8) Özellikle 2. ayete dikkat edin. Bu ayeti aklınızda tutun. Benim seçtiğim yerde değil. Yalnızca tek bir yer vardır ve bunu Rab seçer. Soru şudur? Tanrının seçtiği yerde mi tapınıyorum yoksa bu konuda kendi isteğimin ardından mı gidiyorum? Aynı zamanda 3. ayetin üzerinde de düşünün. “Sıkıntı ile yenen ekmek” mayasız ekmeğe verilmiş olan yeni bir ifade biçimidir. Gözden kaçırılmaması gereken yeni bir özelliktir. Bu, doğaya sıkıntı verir, benim hoşlandığım bir şey değildir. Beni hoşnut etmez. Ve benim bu mayasız ekmeği yaşamımın tüm günlerinde yemem gerekir. Bunu hiç bir zaman unutmamalıyım.

Ayrıca, Fısıh kurbanlarının etinden ilk günün sabahına hiçbir şeyin kalmaması gerekiyordu. Bunun anlamı nedir? Yememeleri gereken her şey ateş ile yakılmalı idi. Mesih’in ölümüne Tanrı’nın verdiği değer sınırsızdır. Ateşte yakılanlar hoş bir koku olarak O’nun huzuruna ulaşırlar.

Benim anlayamadığım şeyi Tanrı takdir eder. Tanrı ile olan can tarihçemizin şimdiki anı, çok ciddi bir andır, çünkü kapasitemiz bu noktada belirlenir. Bu nedenle, devam etmek ve gerçek aracılığı ile büyümemiz gerekir. Ama canlarımızın beslendiği kaynağın tüm doluluğu ve lütfu ile yalnızca Mesih’in olması gerektiğine dikkat edin.

Tanrı, İsrail’in yalnızca “Rableri Tanrı’nın adını yerleştirmek için seçeceği yerde” kurban kesebileceğini söylerken çok özenli konuştu. Sevgili dostlar, bu çok büyük ilke İsrail’in gününde olduğu gibi şimdi de aynı şekilde geçerlidir. Bu gün, tek toplanma merkezi, Rab İsa’nın Adı’dır, ve yalnızca bu ad için bir araya gelmeyen kutsal, Tanrı’nın canlarımızın tatmasını istediği Mesih’in sağladığı temel keyiften yoksun kalacaktır.

Şimdi Çölde Sayım kitabının yirmi sekizinci bölümüne geri dönelim. Ve yedi gün içinde hangi konular ile ilgilenildiğini görelim.”Rab Musa’ya şöyle dedi: ‘İsraillilere buyur ve de ki, ‘Bana sunacağınız sunuyu yakılan sunu ve beni hoşnut eden koku olarak sunacağınız yiyeceği belirlenen zamanda sunmaya dikkat edeceksiniz.’ “ (Çölde Sayım 28:1,2) Ve şimdi şöyle diyebilirsiniz: ‘Bunun anlamı nedir? Bu iki bölüm (28 ve 29), Tanrı’nın “Benim ekmeğim” olarak söz ettiğinden bahseder. Mesih’in bizim için ne olduğunu ya da bizim için ne yaptığını temsil etmezler. Ama yine de bu iki bölümde en az on üç kez yakmalık sunudan söz edilir, yine de günah sunusundan bir ara konu olarak söz edilir. Günah sunusu burada asıl konu değildir. Burada önemli olan Mesih’in Tanrı için ne ifade ettiğidir. Yaşamının tüm tatlı kokusu ve buhuru ile ve ölümü aracılığı ile gösterdiği adanmışlık ile Tanrı’ya yükselen, Mesih’tir. Her şey Tanrı’ya doğru yükselir ve eğer deyim yerinde ise, Mesih resmi kurbanlarda Tanrı’ya O’nun ekmeği olarak sunulur. Tanrı’nın kurbanlar ekmeğini oluşturan belirlenen dönemlerde Yehova’ya kurban sunma konusunda özenli hareket ediyorlardı.

Şimdi belirlenmiş olan bu dönemleri inceleyeceğiz. Her şeyden önce günlük (Çölde Sayım  28: 17-25), haftalık (Çölde Sayım 28:9,10) ve aylık (Çölde Sayım 28:11-15) olması gereken genel düzenlemeye sahip olmanız gerekir. Ve sonra yedi yıllık bayramdan ilki olan Fısıh bayramı gelir. Fısıh bayramı ilk ayın on dördüncü gününde idi; ve on beşinci günde kutlanan mayasız ekmek bayramına geliriz. (Çölde Sayım 28: 17-25). “Bayramı kutlamaya devam edelim…” (1. Korintliler 5.8) der iken elçinin işaret ettiği şey budur. Mesih’teki kilisenin Tanrı’nın önünde mayasız olarak göründüğünü düşünmek ne kadar harika bir şeydir! Bu da yüzden kötü olanın yargılanması gerekiyordu: Buyruk, “Kötü adamı aranızdan kovun’ idi. (1. Korintliler 5:13) günah içinde yürüyen bir kişi ile paydaşlıkta bulunmamaları gerekiyordu. Böyle bir kişi topluluğun ayrıcalıklarından koparıp atılmalı idi. Bayram kutlamasının kaç gün devam ettirilmesi gerekir? Yedi gün. Tüm bu yedi gün boyunca uygulamalı olarak Mesih’i Tanrı’nın önünde sunmuş olursunuz.

“İlk gün kutsal toplantı düzenleyecek, gündelik işlerinizi yapmayacaksınız” (Çölde Sayım 28:18) Canınız Tanrı’nın önünde özgürlük içindedir. Önemli olan ilk şey budur. Yasal olan hiç bir şey yoktur. “Benim şöyle ya da böyle olmam gerekir.”diye bir şey yoktur. sizin, olmanız gereken kişi olmadığınız oldukça doğrudur, ama Mesih bu bayramda olması gereken her şeydir. Benim kutsal ve adanmış ve gayretli ve adanmış ve tapınan ve sevinen biri olmam gerekir. Oldukça doğru, böyle olunması gerekir, ama ben şimdi size başka bir şey söyleyeceğim, siz tüm bunları yerine getirmek için uğraşan biri olmaya çalıştığını zaman, mutlu değilsinizdir. Neden? Çünkü yedi gününüze biraz “gündelik işleriniz ile” başlıyorsunuz. Hayır, hayır, bu işe yaramayacaktır. Her şeyden önce Tanrı lütfunun içinde yaşamanız gereklidir. Elçinin Galatyalılar’a söylediği şu sözler çok doğrudur: “Mesih bizi özgür olalım diye özgür kıldı. Bunun için dayanın. Bir daha kölelik boyunduruğuna girmeyin.” Kölelik boyunduruğu “Benim yapmam gereken ile” ilgilidir. Ve pek çok sevgili genç imanlı bu boyunduruk altında olduğu için ağır bir tutsaklık içindedirler. Tanrı’ya Ekmeğini getirirsiniz ve o zaman olmanız gereken kişi olacaksınız. Yaşamında ve Ölümünde ve O’nun buradaki varlığının kaynaklarındaki her şeyden beslenen, Tanrı’dır.

On dokuzuncu ayette yer alan “yakmalık sunu” size O’nun ölümünden söz eder. Yirminci ayette bulunan “ yiyecek sunusu ise, size O’nun yaşamından söz eder. Deyim yerinde ise, bunlar Rab İsa Mesih’in tüm kutsanmışlığını bizim, Tanrı’nın önünde sunmamızdır. Yedi günün her birinde Mesih’ten zevk almak, O’nun bize refakat etmesini devam ettirmek, Tanrı’nın önünde O’na işaret etmektir. Boş olarak gelmememiz gerekir. Kendim için bir şeyler almak amacı ile boş gelmem ve Mesih’i sunmak ve Tanrı’nın önünde O’nu işaret etmek için dolu gelmem arasında ne kadar büyük bir fark vardır. Bu farkı kim olsa görebilir.

Ayet 22’de, “günahlarınızı bağışlatmak için de günah sunusu olarak bir teke sunacaksınız,” Tanrı, Mesih’in bizim için ölmesi ile bağlantılı olanı güzel bir şekilde ortaya koyar. Tanrı, canlarımızın nasıl kendi çevrelerinde dönme eğiliminde olduklarını çok iyi bilir, bu nedenle tek bir teke sunar, ama şunu gözlemleyin: tek bir teke bizim ne olduğumuz hakkındaki soruyu yanıtlamak için yeterli olacaktır, “iki boğa, bir koç ve bir yaşında yedi erkek kuzu” ise Mesih’in yakmalık sunu olarak yeterliliğini sunmaktadır.

Burada önemli olan konu, bizim davamızı üstlenen Mesih değildir, yüceltilen Tanrı’dır ve Tanrı’nın yüreğini sevinç ile dolduran Mesih’tir ve size ve bana, O’na getirmemiz gerekenin Mesih olduğunu söylemektedir. Bir sonraki günün sabahına Tanrı için Mesih ile başlarsınız; pazartesi günü işe gidersiniz, ama pazartesi sabahı ilk gün giysinizi üzerinizden çıkarmayın. Canınızın tarihçesinde her gününüzü aynı temel üzerinde geçirmeniz gerekir. bu sadece ilk gün değil tüm hafta boyunca her gün ve yedinci günde de Mesih’i giyinmek demektir; çünkü bu konuda şöyle yazılmıştır: “Yedinci gün kutsal toplantı düzenleyecek ve gündelik işlerinizi yapmayacaksınız.” (Çölde Sayım 28:25) Mesih’i toplantılarımızda olduğu kadar özel odalarımıza ve evlerimize de getiriyor muyuz? Önemli olan konu budur. Hafta Mesih’in özgürlüğü ile başlar ve Mesih’in özgürlüğü ile biter. Yüreğim bu haftanın mayasız ekmek bayramı ile gerçekten cezbedilmiştir. esas olan Mesih’ten ve yalnızca Mesih’ten beslenmektir. Ve sevgili dostlar, eğer böyle yaparsak, eminim ki, bu, topluluğun yararına olacaktır. Ah, siz kardeşlerin çok kurumuş olduklarını söylüyorsunuz, ama kız kardeşler Mesih ile dolular mı? Böyle olduğunu düşünelim, bu durumda birbirimize ne kadar yardımcı oluyoruz? Konu budur. Unutmamıza izin vermeyelim.

Kutsalların topluluğuna geldiğimiz zaman her birimiz karanlık odaya giren birine benzeriz ve her kişi içeri yanında bir mum ile girer. Eğer fitil iyi ayar edilmiş ise, vereceği ışık fazla olacaktır, ama eğer iyi ayarlanmamış ise, ya da içinde “israfa neden olan” bir şey var ise, ışık parlak olmayacak ve diğer kişiler, “evet, elinde bir mum var, ama yeterince ışık vermiyor” diyeceklerdir. Tanrı ile yürümeyen her kutsal, buna benzer bir toplantıya katılır ve bu toplantıya yarar sağlamak yerine engel olur. Tanrı, bize lütfu aracılığı ile iyi ayar edilmiş ışıklar versin. Ve eminim ki, eğer biz Mesih’ten beslenirsek ve yüreklerimiz yalnızca Mesih ile meşgul olursa, Tanrı için şunlar gerçekleşecek: Kutsal Ruh üretmek için işleyecek. Rab İsa Mesih’in kokusu, esansları ve yücelikleri bize O’nun tüm sevgisini vermiştir ve şimdi bizim ekmek olanı O’na sunmamız için fırsat verir. Böyle büyük bir lütfa nasıl karşılık vereceğimizi bilebilmemiz için dua ediyorum.

İsa, senden asla yorulmayız,
Yeni ve diri yiyecek yüreklerimizin arzusunu tatmin edebilir,
Ve yaşam Senin kanındadır.
Eğer mahkum yüreklerimiz gece yarısı
Böyle mutlu bir şarkı söyleyebiliyor ise,
O zaman sonsuz övgü patlamalarına neden olan
Sevinçler için ne demeli?
İç varlığımıza bakmak ve orada hiç leke görememek –
Hiç bir yerde lanetin izi yok;
Gözyaşı dökmemek, acı hissetmemek,
Ama Seni yüz yüze görmek.
Her yücelik umudunun kazanıldığını bilmek,
Her değerli söz yerine geldi
Ve hepsi Rabbin benzeyişine sahip olmak için
Tam olarak elde edilmeli.
Bu nedenle, biz hala ilerliyoruz.
Bu umut ile Baba’nın isteğine
Daha çok boyun eğeceğiz –
Hatta şimdiden Sana benzemeye başladık bile.