Bölüm 7

Yaşatma: Man Ve Su

(Mısır’dan Çıkış 15:22-27, Mısır’dan Çıkış 16:1-36, Mısır’dan Çıkış 17:1-16)

Eğer kendi yüreklerimizdeki ıslah olmaz kötülüğü ve derin imansızlığı bilmese idik, o zaman belki de bu bölümde yazılı olanlar bizi biraz şaşırtabilirdi. Ama gerçek şu ki, İsrailin bizden farkı yoktu. Tanrıya güvenmek onlar için çok zordu. Ve siz ve ben, kutsallar olarak Tanrı’ya güvenmekte çok zorluk çekeriz. Tanrı yolumuzdaki zorluklar ile ilgili olarak tüm bunları bizi rahatlatmak ve teşvik etmek için söylemiştir. Bu olayların sonucunda ortaya çıkanın ne olduğunu gözlemleyeceksiniz; halkın şikayetinin ortaya çıkardığı tek şey, Tanrı’nın lütfudur. Tarihlerinin bulunduğu dönemdeki durum budur. Sina dağına kadar tamamen saf lütuf altında bulunduğuna dikkat etmeniz gerekecek. Egemen lütfun dışında hiç bir şey! Bulundukları toprak kefaret toprağıdır ve burada ortaya çıkan tek sonuç yalnızca lütuftur.

Canınızın tarihçesindeki tüm farkı yaratan tek şeyin şu olduğunu fark edeceksiniz: Tanrının önünde O’nun lütfunun ne olduğunu bilerek mi duruyorsunuz yoksa O’nun önünde ne olmanız gerektiğini düşünerek yasal bir konum altında mı duruyorsunuz? Lütuf, olası her koşulda canımın Tanrının ne olduğunu keşfetmesidir. Halkın, tüm düşmanlarını deniz kıyısında ölü olarak gördükleri zaman, Tanrı’ya yükselttikleri övgü şarkıları ile göğü nasıl çınlattıklarını gördük. Ağızlarını açıp bu güzel şarkıyı söylerken onları işitip işitmediğinizi merak ediyorum. Gökyüzü o sabah bu şarkıyı işitmişti. O gün çok mutlu idiler ve mutlu olmak için haklı bir nedene sahiplerdi. Söyledikleri çok güzel bir şarkı değil miydi? Çok güzel bir şarkı idi. Ve şarkıda neler söylüyorlardı? Onların şarkılarında sizin ve benim şarkılarımda söylenmeyen bir şey vardı; Bizim söylediğimiz şarkıların nerede ise tamamı kendimiz hakkındadır. Onların söyledikleri bu kurtuluş şarkısı ise başından sonuna kadar yalnızca Rab hakkında idi.

Ama o da ne? Ben üzgün bir sesin şöyle dediğini işitiyorum: Ben şarkı söyleyemem, çünkü sefil bir durumdayım ve tövbe ettiğim konusunda kuşku duyuyorum. Sevgili dostum, eğer tövbe etmemiş olsa idiniz, sefil durumda hissetmezdiniz. Eğer hala günahlarınızın içinde ölü olsa idiniz, hiç bir şeye aldırış etmezdiniz. Şimdi neden sefil hissediyorsunuz? Çünkü canınızda Tanrı Ruhunun bir işleyişi gerçekleşmiştir. Ve çarmıhın değerinin farkına varmışsınızdır. Ama daha sonra, gözlerinizi Mesih’in üzerinde dinlendirerek muhafaza etmek yerine sefil benliğinize bakmaya başladınız. Eğer ben sizin yerinizde olsa idim, bunu yapmaktan vazgeçer ve bu güzel şarkının ruhuna dahil olurdum.

İsrail Mısır’da inledi, ağladı ve şikayet etti, ama şarkı söyleyemediler. On ikinci bölümde bile şarkı söylemediler. Neden? Çünkü orada özgür değildiler. Ama özgür kılındıkları an, şarkı ortaya çıktı. Sizin için de aynı şey geçerli olacak. Mesih’in çarmıhının, ölümünün ve dirilişinin sizin için olduğu gerçeğini öğrendiğiniz an ve O’nun ölümünde ve dirilişinde sizin de öldüğünüzü ve dirildiğinizi anladığınız zaman, şarkı söylemekten başka bir şey yapamayacaksınız. Sizin çaba göstermenize hiç gerek bile kalmadan şarkı kendiliğinden dudaklarınızdan dökülüverecektir. Bu durum, bize doğru tapınma düşüncesini sağlar. Dindar bir tören bize kendimiz ile ilgilenmek için her türlü imkanı verir. Ama tapınma bu değildir. Tapınma dolu bir yüreğin coşkusu ile ortaya çıkar. Tanrının özgürlüğüne sahip olmadıkça hiç kimse tapınamaz.

Şimdi kısaca bu yeni kurtuluş şarkısını dinleyelim. Şarkı şu sözler ile başlar: “Ezgiler sunacağım Rabbe, çünkü yüceldikçe yüceldi; atları da atlıları da denize döktü.” (Mısır’dan Çıkış 15:1) Şarkı, Tanrının zaferini kutlamaktadır. Nasıl sona erer? “Rab sonsuza kadar egemen olacaktır.” (Mısır’dan Çıkış 15:18) O’nun yüceliğini beyan eder. Bu şarkı, kurtuluşu sağlayan lütuf ve güç ile başlar, ama yücelik ile sona erer. Bizi doğrudan yüceliğe götürür. İman Rab’de bulduğu kurtuluş ile sevinir ve iman yola çıkan tüm zorlukların üstünden uçarak sıçrar ve şöyle der: “Öncülük edeceksin sevgin ile kurtardığın halka, kutsal konutunun yolunu göstereceksin gücünle onlara.” (Mısır’dan Çıkış 15:13) İman, lütfun başlattığı şeyi bitireceğinden emindir. Kuşku duyan dostum, aynı dilden konuş ve kuşkularına yol ver. Kuşkular, imansızlığın ürünüdür. Gözlerini Mesih’ten ayırmana neden olan, şeytandır. Bırak, gözlerin Mesih’in üzerinde kalıp dinlensin, o zaman tüm kuşkuların çekip gidecektir. Ve o zaman yalnızca Tanrı ile ve Mesih’in kim olduğu ile ilgileneceksin.

Bu bölümün nasıl başladığına dikkat edin. “Sonra Musa ile İsrailoğulları Rabbe şu şarkıyı söylediler,”(ayet 1). Günümüzde Hıristiyan olduğunu ikrar eden pek çok kişinin durumu aslında “şarkı” sözcüğü ile değil, “iç çekiş” sözcüğü ile ifade edilir. Ah, benim sevgili dostlarım, sevinç eksikliğimizin büyük bir günah olduğuna inanıyorum. bu konu, gerçekten de çok ciddi bir konudur, çünkü Mesih’e karşı olan düşmanları için çok olumlu bir tanıklık teşkil eder. Bizler, O’nun için tanıklık etmemiz gerekirken, genellikle O’na karşı tanıklık ederiz ve yürekleri ikiye ayrılmış günahkarların dünya ile yürümeye devam etmeleri için bir tür teşvik oluştururuz. Bu zavallı durumun nedeni, canlarımızın bu şarkının sevincinde bulunmayışlarından kaynaklanır. Şarkının sözlerini yeniden dinleyelim. “Ezgiler sunacağım Rabbe, çünkü yüceldikçe yüceldi.” Bu durum Kutsal Yazılarda gerçek tapınmanın ilk yer alışıdır, ve şu gerçeği temel alır: “Yüceldikçe yüceldi, atları da atlıları da denize döktü.” Düşmanın tüm gücü kırıldı. Eğer bir an için geri dönüp bakar ve Mesih’in çarmıhı, ölümü ve dirilişi ile neyin bağlantılı olduğunu anlarsanız, düşmanın gücünün mutlak bir şekilde ezildiğini ve bizlerin Mesih’in zaferinde, kurtarışında ve kabulünde durduğumuzu göreceksiniz. Mesih her şeydir. İnsan bunu anladığı zaman yüreği nasıl da büyük bir sevinç ile dolar. Kaybolan oğlun yüreği Babasının sevincini hissettiği zaman nasıl da sevinç ile dolmuştu. (Luka 15)

Bu bölümümüzde müzik ve dans yer alır (Mısır’dan Çıkış 15:20). Ve Luka’nın on beşinci bölümünde de müzik ve dans vardır. Bölümün başlangıcındaki ruha ortak olmanızı istiyorum. Bölümün sonunda İsrail’in şikayet ettiğini okuruz. Mısır’dan Çıkış kitabının on beşinci bölümündeki şarkının son bulduğu doğrudur, ama Luka’nın on beşinci bölümündeki şarkının son bulduğunu hiç duydunuz mu? Şarkı, “sevinmeye başladılar” der. Ve bu şarkının son bulduğunu asla işitmeyiz ve bizim ilahi takdirin ruhunda yaşamamız gerekir.

Hıristiyanlık nedir? İmanlının bedeninde konut kurmuş olan Baba, Oğul ve Kutsal Ruh hakkındaki bilgidir ve Mesih’in kendi gücünde ve ruhunda yaşayabilmesi için izin vermektir. Hıristiyanlık, Hıristiyanın yaşamında Mesih’in yaşamının tekrarlanmasıdır. Biraz kederli olduğum takdirde, bu bölümden kendim için herhangi bir rahatlık sağlamama bu nedenle izin veremem. Hayır, hayır! Tanrı’nın, bedeni denediği zaman, o gün bu durum gözden kaçmış olabilir, ama içinde bulunduğumuz günün gerçeğinin tam ifadesine ulaştığımız zaman, model olarak Mesih’i elde ederiz. Mesih’in şikayet ettiğini hiç duydunuz mu? Hayır, asla! O’nun yaşadığı en karanlık günde bile, “Ey Baba, sana şükrederim” dediğini işitiriz. (Matta 11:25) O, her zaman boyun eğdi, her zaman itaat etti ve her zaman huzur içinde idi. “Size kendi esenliğimi veriyorum” dedi (Yuhanna 14.27). Her zaman sevinçli olmak, aynı zamanda bizim de normal halimizdir. “Sevinciniz tam olsun diye size bunları yazıyorum.” (1.Yuhanna 1:4) Ah sevgili, Rab İsa Mesih’in yaşamında mükemmel bir modele sahibiz. O’nu izleyelim.

Diriliş sabahında canlarının nasıl sevinç ile dolduğunu düşünelim.”Rab gücüm ve ezgimdir ve benim kurtuluşum oldu!” (Mısır’dan Çıkış 15:2) Sevgili dostlar, sanırım, bazılarımız bu ayeti şu şekle koyuyoruz: “Rab gücüm ve ezgim idi, ama şimdi o kadar güçsüzüm ki.”

İsrail burada şöyle der: “Rab gücüm ve ezgimdir.” Şarkının bu sözlerinde tazeleyici bir güç yok mudur? Siz ve ben yaşlandıkça soğuklaştığımızı düşünüyor musunuz? Yaşımız ilerlediği zaman daha güçsüz mü olmamız gerekiyor? Bu tür imansızlıktan uzak durun. Size eski bir imanlıdan söz edeyim. Tüm dünya ile ilişkisi kesilmiş olarak dört yıl boyunca hapishanede kaldı ve tüm Asya ondan yüz çevirdi ve bu kişinin bu durumda iken söylediği şu sözlere kulak verin: “Rab’de her zaman sevinin, tekrar söylüyorum, sevinin!” (Filipeliler 4.4) Bu kişi, aziz Pavlus idi. Burada bir elçi olarak değil bir aziz olarak yazdı. Bir kutsalı doğru davranması için koruyan nedir? Mesih’in onunla olan varlığı.

Kardeşler, bu sevinç kavramını biraz daha yakından inceleyelim. Sevinci istiyoruz. Genç imanlıları genellikle çok coşkulu görürsünüz. Biz yaşlı imanlıların bunun aksi mi olmamız gerekir? Tanrı yasaklasın, asla! Eğer sevinçli ve coşkulu birini görür isek, bizim öyle olup olmadığımız konusunda kendimizi yargılamamız gerekir. Mutlak zayıflık ve yetersizliğimizi öğrendiğimiz zaman, “Rab kurtuluşum oldu” şarkısının notalarını söylemek zevklidir. Kamış Denizinin kıyılarından yükselen bu sesleri duyduğu zaman, Onun yüreği sevinç ile doldu. O zaman aynı şekilde bizim seslerimizi de duymayacak mıdır? İsrailliler Mısır’a dönüş yolunun kapalı olduğunu anladılar. “Yerinizde durun” sözünü işitmişlerdi. Tanrı’nın nasıl geldiğini ve onları nasıl harika bir şekilde kurtardığını görmüşlerdi. Ve şimdi döndüler ve tüm övgü ve şükranı Tanrı’ya verdiler. Ayrıca şöyle de dediler: “O, benim Tanrımdır.” Canın bilinçli ve net bir şekilde bunu söyleyebilmesi harika bir şeydir. Ayrıca ”Ona bir konut hazırlayacağım” da dediler. Bu sözler benim için tüm bölümün en güzel sözlerinden biridir. Kurtuluş topraklarına girdiğim an, Onun bana eşlik etmesi için uygun hale gelirim ve O benim Onunla paydaşlıkta bulunmamadan hoşlanır. “Ona bir konut hazırlayacağım” ifadesi, Tanrının nihai amacının iman ile kavranmasıdır. Tanrının onlar arasında konut kuracağı düşüncesini anladılar (aynı zamanda bakınız Mısır’dan Çıkış 15:3). Kirli bir dünyadan sizi dışarı çıkartanın ve sizi kutsal bir konuta götürenin (aynı zamanda bakınız Mısır’dan Çıkış 15:17) Onun gücü olduğuna dikkat edin. Sanki şöyle der gibiler: “Rab, bizi kendi refakatine alıncaya kadar için rahat etmeyecek.”

Ah, şimdi de şöyle diyebilirsiniz: “Henüz oraya varmadık.” Hayır, sevgili, ama yine de siz ve ben burada iken, Tanrının bizim aramızda olabilmesi harika bir şey değil mi? Şimdiye kadar Tanrı halkından çok az kişi bunu anlayabilmiştir. Kutsal Yazılar şöyle der: “Tanrının tapınağı olduğunuzu, Tanrının Ruhunun içinizde yaşadığını bilmiyor musunuz?”(1. Korintliler 3: 16)  “Siz de Ruh aracılığı ile Tanrının konutu olmak üzere hep birlikte Mesih’te inşa ediliyorsunuz.” (Efesliler 2:22) Canın bunu görmesi ve bunun yalnızca kurtuluş toprağının üzerinde gerçekleştiğini anlaması çok önemli bir noktadır. Tanrı, İbrahim’i ziyaret etti. Ona bir ziyarette bulundu ve sonra geri çekildi. Ama ben bu bölüme geldiğim zaman, onların yüreklerine gelen ilk düşüncenin ne olduğunu görürüm: onlar, “Tanrı gelecek ve aramızda konut kuracak” derler. O, sonsuza kadar bizim yanımızda olacaktır.

Rab ile birlikte yaşamayacak mıyız? Kesinlikle evet, ama şimdi buradaki düşünce Tanrının bizimle birlikte yaşamasıdır. Tanrının halkı şimdi yalnızca kurtuluş toprağı üzerinde olmak kaydı ile Kutsal Ruhun varlığı ve içimizde konut kurmuş olması aracılığı ile Mesih’in bedeni olarak bir bina halinde inşa edilmektedir. Bu konu hakkındaki düşünce bu bölümde yer alır. “Ona bir konut hazırlayacağım.” Tanrının, aramızda ne şekilde yaşayacağı aşikardır. Evet, biz Onunla birlikte yaşayacağız, ama Onun bizim ile birlikte yaşayacağı ile ilgili harika gerçek bundan önce gelmektedir. (bakınız Yuhanna 14:16,17) Onunla birlikte olmak için Onun yanına gideceğimiz elbette kesindir, ama biz Onunla birlikte yaşamaya gitmeden önce, O gelir ve aramızda yaşar. Bu kesindir ve yalnızca gerçeğin Ruhu aracılığı ile bilinir; Rab şöyle der: “Ben de Babadan dileyeceğim. O, sonsuza dek sizinle birlikte olsun diye size başka bir Yardımcı, Gerçeğin Ruhunu verecek….O aranızda yaşıyor ve içinizde olacaktır. (Yuhanna 14:17)

Ayrıca şunları okuruz: “Beni seven sözüme uyar, Babam da onu sever. Biz de ona gelir ve onunla birlikte yaşarız.” (Yuhanna 14:23) bu sözler yalnızca topluluk için değil, bireysel olarak da söylenmiştir. Can şimdi harika bir ayrıcalığa sahiptir ve bunun yüreğimizin uygulamalı konumda gerekli bir koşul olduğuna inanıyorum. Daha önceki bir ayette İsa’nın şöyle dediğini okursunuz: “Kim buyruklarımı bilir ve yerine getirirse, işte beni seven odur. Beni seveni Babam da sevecektir. Ben de onu seveceğim ve kendimi ona göstereceğim.” (Yuhanna14:21) Bunun anlamı nedir? Siz Onun buyruklarını tutacaksınız ve O da sizi ziyaret edecek. Ama aynı zamanda şöyle de demektedir: “Beni seven sözüme uyar.” Sevgili dostlar, Onun buyruklarını yerine getirmek ve sözlerine uymak arasındaki fark nedir? Çok büyük bir fark söz konusudur. Size ve bana Kutsal Yazılardaki bir buyruk şeklinde gelen pek çok şey vardır ve aynı zamanda Tanrının düşünceleri, arzuları, sözleri ve Onu hoşnut edenin ne olduğu ile ilgili büyük bir açıklama da mevcuttur. Kendinizi, size buyrulanı yerine getirmek üzere düzenlerseniz, O sizi ziyaret edecektir. Ama eğer Onu severseniz ve yüreğinizde Onun sözlerine değer verirseniz, her zaman Onu hoşnut edeni yapacaksınız ve Onun sizinle olan varlığının kalıcılığını garantilemiş olacaksınız. Böyle bir ayrıcalık ne kadar da bereketlidir. Bunu tam yürekle isteyelim!

Hıristiyanların Gerçeğin kutsanmış Ruhunun hem bireysel hem de topluluk açısından konut kurmuş olması ile ilgili bilgilendirilmeleri gerektiği çok önemli değildir. Kurtuluş toprağı üzerine geçtiğiniz an, Tanrının bir halkı olduğunu anlayacaksınız. Bizler, Tanrının halkının bir üyesi olmak üzere kurtarıldık. Tanrının burada bir halkı olduğunun farkında mısınız? “Öncülük edeceksin sevginle kurtardığın halka.” (Mısır’d ait olanlar”an Çıkış 15: 13) O, “Bana ait olanlar” şeklinde adlandırdığı halkına sahiptir. Bu halk, şimdi Tanrının kilisesidir. Bizler bu halkın bireyleriyiz. Tanrının bu gün herhangi bir yerdeki kilisesinde Tanrının her bir kutsalı yer alır. Birlikte olmamız gerekir ve dünyadan ayrı olmamız için temizlenmemiz gerekir. Ama dünyadan ayrı değiliz. Bu gün kilisenin nerede olduğunu görüyorsunuz, ne yazık ki, bölünmüş ve ayrılıklar yaşıyor. Kutsal Yazılar bize Tanrının kilise hakkındaki düşüncesini gösterir; Onun halkı olarak birlikte yürüyen bir kilise. Her şeyin başlangıcına geri dönüş yapmak her zaman iyidir. Gider ve Kutsal Yazıları okursunuz. Kutsal Kitap’a geri dönün ve Tanrının ne yazdığını okuyun. Ben ya da başka biri ne söylerse söylesin, Kutsal Yazılara bakıp söyleneni denemeden ya da kontrol etmeden söylenen tek bir söze bile inanmayın. İstediğimiz Tanrının söylemiş olduğuna geri dönmek ve düşüncelerimizi Tanrının söylemiş olduklarına göre düzenlemektir.

Ayrıca, bu şarkıda kutlanan, yalnızca kurtarılmış ve satın alınmış bir halk değil, ama aynı zamanda doğrudan Tanrıya, yuvaya geri getirilmiş bir halktır. Tüm düşmanlar silinip gittiği için sevinirler ve “Tanrının halkı geçinceye dek, Tanrının sahip olduğu bu halk geçinceye dek, düşmanlar Tanrının bileğinin gücü karşısında taş kesilecekler” ifadesi ile coşarlar. (Mısır’dan Çıkış 15:16) Bu durum, güzel değil midir? Onlar Tanrının halkıdırlar. Mesih’teki imanlı kardeşim, uyan, sen Tanrının halkından birisin. Canın bu duyguya kavuşması harika bir şeydir. Tanrının başlattığı işi sonuna kadar götüreceğine güvenebilirsiniz ve köşe taşı yavaş yavaş yücelik içinde büyük sevinç çığlıkları ile yerine konacaktır.

Bu gün Tanrı halkı arasında bulunan büyük karanlığın sırrı, Yeni Antlaşmanın Eski Antlaşma zihniyeti ile okunmasıdır. Ne yapmamız gerekir? Eski Antlaşmayı Tanrının bize Yeni Antlaşmada vermiş olduğu ışık aracılığı ile okuyun. Yeni Antlaşmayı eski Antlaşma zihniyeti ile okumak çok büyük bir hatadır. Eski Antlaşmadaki her şey bir örnek, bir gölge ya da bir imadır. Ama artık şimdi tüm geçerliliğini yitirmiştir. Her şey, Tanrının sağında oturan diri İnsan Mesih’te geçerlidir. Ve ben Ondayım ve siz de Ondasınız. Burada aşağıda bir kutsalın bireysel ya da topluluk olarak tapınma konusundaki pratik yolları ile ilgili ya da buradaki Tanrı halkı ile bağlantılı olan her ne var ise, gücünün sırrı nedir? Yalnızca Kutsal Ruh. Ve bu yüzden günümüzde Musa’nın törenlerine geri dönmenin ne kadar büyük bir akılsızlık olduğunu kolaylıkla görebilirsiniz.

Siz zamanın ötesinde kaldınız. Artık hiç bir hükmünüz yok. Şimdi her şeyin Kutsal Ruhun gücü ile olması gerekir. Belki de bu şarkıda vurgulanan en büyük gerçek budur.

Aralarında Tanrının yaşadığı kurtarılmış, sevinç içinde bir halk ve kurtarıldıklarını hissediyorlar. Tanrının halkı olduklarını biliyorlar ve Tanrının onları yönlendirdikleri noktaya varacaklarından kesinlikle eminler. Ancak hissettikleri bu duygudan daha fazlası da mevcut, kutsallık da bu topluluğa ait. “Var mı senin gibisi ilahlar arasında ya Rab? Senin gibi kutsallıkta görkemli, heybeti ile övgüye değer, harikalar yaratan biri var mı?” (Mısır’dan Çıkış 15:11) “Tapınağına kutsallık yaraşır sonsuza dek, ya Rab.” (Mezmur 93:5) Bu gerçeği unutmamıza izin vermeyelim. Birinin, “Ben mutlu değilim” dediğini duyuyorum. Bir soru sorabilir miyim? Siz kutsal mısınız? Ah, bu beni araştıran bir soru. Hepimizi araştırmalı. Evet, içimizde mevcut olan günah var, ama işlemediği sürece kötü bir vicdana neden olan bu değil. Kutsallık ışıkta yürüyen ve benlikten ve dünyadan ve Tanrıya uymayan değerlerden ayrı olan candır.

Ama bedenin tutkularını yerine getirmek için benliğe izin verdiğimi varsayalım. Eğer benlikte yürüyor isem, Kutsal ruhun desteğine ya da huzuruna sahip olamam. “Rab İsa Mesih’i kuşanın. Benliğinizin tutkularına uymayı düşünmeyin.” (Romalılar13:14) Eğer bu öğüde uymaz isem, sevincim gidecek ve parlaklığımı kaçınılmaz olarak yitireceğim. Ve bunun nedeni nedir? Kutsal olmamışımdır. Mutluluk, kutsallığın yalnızca tek bir adım gerisindedir. Mutlu bir yaşamın sırrı, kutsal bir yaşamdır. Çok basit: “Kutsal olun, çünkü ben kutsalım!” (1.Petrus 1:16) Mesih ile yürüyün, o zaman kutsal olacaksınız. Kutsal olmaya çalışmayın. Eğer herhangi bir şey olmak için uğraşıyorsanız, bu Mesih’ten değildir. Hıristiyanlıkta insan çabasına yer yoktur. Kutsal korku ile yürüyün ve yüreğiniz Mesih’in refakatinde muhafaza edilecektir. Bir canın bu tür kutsal bir korku ile yürümesi iyi bir şeydir. Dostum, İsa ile yürü, her şeyi İsa’ya anlat. Ondan hiç bir şey gizleme. Eğer güçsüzlük içinde isen, İsa’ya git ve Ona bunu söyle. İsa’nın yüreğine, sevgisine ve gücüne güven. O bizden hiç bir şey esirgemez, biz de Ondan hiç bir şey gizlemeyelim. O zaman mutlu oluruz.

Ancak bunun da ötesinde, kutsallık, Tanrıya duyulan güveni öylesine arttırır ki, can zafer ile şöyle diyebilir: “Uluslar duyup titreyecekler.” (Mısır’dan Çıkış 15:14) Karşınıza düşmanlar çıkacak mı? Hem de çok sayıda çıkacak. Ama ne olacak? Tanrının önünde hepsi batacaklar. Her güçlük, Tanrının gücünü göstermesi için bir fırsat haline gelir. Tanrı kendi gücünü göstermek için müdahale eder. Sevgili dostum, tüm dünya size karşı mı? Tanrı ve siz onların karşısındasınız. Tanrı ve siz birlikte olunca yenilmez olursunuz. Tüm zorluklar ortadan kaybolacaktır, çünkü Rabbin gücüne sahip olacaksınız. “Lütfum sana yeter, çünkü gücüm güçsüzlükte tamamlanır.” (2. Korintliler 12:9)

Şarkı çok güzel bir şekilde sona erer:”Ya Rab, halkını içeri alacaksın. Kendi dağına, yaşamak için seçtiğin yere. Ellerinle kurduğun kutsal yere dikeceksin, ya Rab!” (Mısır’dan Çıkış 15:17) Yolda kutsal bir halk var ve kutsal bir yere gidiyorlar. Bu gittikleri yerde ne düşman ne de kötülük bulunmuyor. Ve sevgili dostlar, biz oraya gidiyoruz ve bu yolda bizi belirleyen, kutsallıktır.

“Rab sonsuza dek egemen olacaktır.” (Mısır’dan Çıkış 15.18) Bu sözler, iman şarkısının zaferli sonucudur ve bu nedenle amaç çok bereketlidir. Onun yüceliği ve kurtarışı aynı değeri temel alır – “ Firavunun atları, savaş arabaları, atlıları denize dalınca, Rab suları onların üzerine çevirdi, ama İsrailliler denizi kuru toprakta yürüyerek geçtiler.” (Mısır’dan Çıkış 15:19)

Başlangıç noktasına geri döndüler. Şarkının sonunun şarkının başlangıcı olduğunu fark etmek çok ilginçtir. Bir kutsal ne kadar yaşlanırsa canı o kadar çok şarkıya iştirak eder ve Tanrının lütfunun sadeliğinden o kadar çok zevk alır.

Miryam ve bütün kadınlar ellerinde tefler ile oynayarak şu kurtuluş ezgisini söylediler: “Ezgiler sunun Rabbe, çünkü yüceldikçe yüceldi, atları, atlıları denize döktü” (Mısır’dan Çıkış 15:21) Miryam şarkıyı tek başına söyler; kadınlar sadece oynayarak onu izlerler. Çünkü Miryam kaçış düşüncesinin ötesine asla geçemeyen bir canın örneğidir. Şarkısında ülkeye varmaktan söz etmez. Düşmanın yok edilmesinden dolayı duyduğu sevinci dile getirir, ama Kenan diyarına varmak ile ilgili en ufak bir söz bile etmez. Bu çok dikkat çekici bir durumdur; Miryam Kenan diyarına hiç bir zaman girmedi. Çölde öldü (Çölde Sayım 20:1). Miryam’ın can tarihinde Şeria ırmağını geçmek yer almamaktadır.

Mesih’in şimdi bulunduğu yere ruhta geçmek bize ait olan bir ayrıcalıktır. Ve Tanrı bizi destekleyecektir. Koruyacak, kucağında taşıyacak ve kendisi için ışık ile dolu, diri bir tanık yapacaktır. Genç bir imanlı mısınız? Rab için yaşayın. Onun amacı sizi diyara taşımaktır. Bir Kalev ya da bir Yeşu olabilirsiniz. Onlar Rabbi tüm yürekleri ile izlediler. Kenan diyarına giren iki kişi yalnızca onlardı (Çölde Sayım 14:26-30) Ben bu iki kişiye kırk yıl sonra rastlasa idim, şöyle derdim: Siz Kamış Denizinin kıyılarında duran ve o şarkıyı söyleyen insanlar arasında değil miydiniz? Evet, biz o şarkıyı söyledik ve söylediğimiz şarkının gerçeğine tanık olarak burada değil miyiz? Ah, bunu görmek ne kadar da güzel! Ben can tarihçeleri Kalev ve Yeşununkine benzeyen yücelik içinde pek çok kutsal bulunacağına inanıyorum. Onlar tüm yol boyunca Tanrı tarafından korundular ve desteklendiler. Tanrı size, kutsanmış adı uğruna Rab İsa Mesih’i tüm yüreğiniz ile izlemeniz için lütuf versin.

Ey sabırlı ve kusursuz Olan!
Yüreklerimiz senin boyunduruğunu taşımak
Ve senden öğrenmek için
Alçakgönüllülük ile eğitilsin,
Öyle ki, huzura kavuşalım.
İsa! Sen zihni ve yüreği
Doldurmak için yeterlisin;
Senin sabırlı yaşamın – canı sakinleştirir;
Senin sevgin – korkuyu dışarı atar.
Ey Rab, gözlerimizi gayret ile
Tamamen sana dikelim.
Güzelliğin ile öylesine meşgul olalım ki,
Başka hiç bir şey görmeyelim.