DERS II

Selam Göndermeler ve Giriş

Bölüm 1:1-17

Bu mektuptaki her ayeti tek tek inceleme noktasına geldiğimizde kendimize şu değerli gerçeği bir kez daha hatırlatmamız yararlı olacaktır: “Kutsal Yazıların tümü Tanrı esinlemesidir ve yararlıdır.” 1 Tanrı, Sözü aracılığı ile konuşmuştur ve bu mektup Tanrının insanlığa şimdiye kadar vermiş olduğu en önemli mesajlardan bazılarını içermektedir. Bu neden ile bu incelemeyi yapar iken dua eden ve öz yargıda bulunan bir ruh ile mektubun içeriğine yaklaşmamız bizim için yararlı olacaktır. Kendimize ait ön yargılı tüm düşüncelerimizi bir kenara bırakalım ve Tanrının, esinlenmiş Sözü aracılığı ile düşüncelerimizi düzeltmesine izin verelim ya da bundan daha iyisini isteyelim ve Tanrının düşünceleri, bizim düşüncelerimizin yerini alsın.

İlk yedi ayet hemen fark etmiş olduğumuz gibi, selamlama bölümünü teşkil eder ve çok özen ile yapılacak bir inceleme talep ederler. Burada yer alan en değerli gerçeklerin bazıları çok rahat ve sade bir tarz ile iletilmiş gibi görünürler. Mektubu yazan Pavlus kendisini bir hizmetkar olarak ya da birebir anlamı ile İsa Mesih’in bir kulu olarak belirtir. Ancak Pavlus’un burada kast ettiği verdiği hizmetin bir tutsaklık değil, tam aksine Mesih’in değerli kanı aracılığı ile “bir bedel karşılığı satın alındığı” gerçeğini fark etmiş olan birinin tam yürekten itaati olduğudur.

Bir öykü vardır ve bu öyküde Afrikalı bir esirin efendisi bir kargı ile tam onu öldürmek üzere iken şövalye ruhlu cesur bir İngiliz yolcu oradan geçmektedir. Ve bu yolcu kargı darbesini savuşturmak için kolunu yukarı uzatır ve kolu bu zalim silah tarafından delinir. Yolcu, kolundan kan akar iken kölenin sahibine, kölenin artık kendisine ait olduğunu çünkü onu çektiği acı ve akan kanı nedeni ile satın aldığını söyler. Kölenin efendisi bu sözleri pişmanlık ile kabul eder. Yolcu, bu olaydan sonra yoluna devam eder iken köle kendisini kurtarıcısının ayaklarının önüne atar ve “Kan ile satın alınan şimdi, acı çeken oğulun kölesidir” diyerek ona sadakat ile hizmet edeceğini söyler. Ve cömert kurtarıcısına onun yolunda eşlik etmek için ısrar eder ve her olası şekilde onun emrinde olmaktan keyif alır.

Pavlus da aynı şekilde her kurtarılmış kişi gibi İsa Mesih’in kölesi haline gelir. Bizler, O’na hizmet etmek için özgür bırakıldık ve Mezmur yazarı gibi şu aynı sözleri söyleyebiliriz: “Ya Rab, ben gerçekten senin kulunum. Kulun ve hizmetçinin oğluyum. Sen çözdün bağlarımı.” (Mezmur 116:169)

Pavlus yalnızca genel anlamda bir kul değil idi ama aynı zamanda özel bir hizmetkar ve yüceltilmiş bir karakter idi. Pavlus, çağrılmış olan bir elçi idi; Authorized Version’da yazılı olduğu gibi, “bir elçi olmak için çağrılmadı.” “Olmak için” sözcükleri, italik form ile yazılıdırlar ve anlamı bütünlemeleri istenmez. Bu durum dikkat edilmesi çok önemli olmayan bir nokta gibi görülmez ama 7.ayette metine aynı ek yapılır; bu nokta üzerinde derin düşüneceğimiz zaman göreceğimiz gibi burada tamamen yanlış olan bir yönlendirme yer almaktadır.

Pavlus hakkında Onikiler’den biri olarak düşünmemiz gerekmez.

Bazı kişiler Matiyas’ın geçerliliğini sorgularlar ama bana öyle geliyor ki onun zar atılarak seçilmesi konusunu eski düzenin son resmi eylemi olarak görmemiz doğru olur. Elçi seçimi için geçerli olan özellikler şöyle idi: Bir öğrencinin elçi sayılması, yani Yahuda İskariyot tarafından boş bırakılan konuma seçilmesi için Rab ile birlikte zaman geçirmiş ve Yahya tarafından vaftiz edilmiş olan Rabbin Öğrencilerinden biriyle yakın yaşamış olması gerekiyor idi. Böylece Kuzu’nun, İsrail’in on iki oymağını yargılamak için on iki taht üzerinde oturacak olan (genelde bin yıl – Milenyum- olarak adlandırdığımız yeni yeryüzünün görkemli günlerinde)on iki öğrencisinin sayısı tamamlanmış olacak idi. Pavlus’un hizmeti farklı bir özellik taşır. Pavlus, diğer uluslar için seçilmiş olan öğrenci idi ve ona “gizemin açıklanması” konusunda özel bir görev verilmiş idi. Ve bu özel görev onun elçiliğini diğer on iki elçiden tamamen farklı bir alana yerleştirmiştir. Onlar, yeryüzündeki Mesih’i tanıdılar ve hizmetleri Tanrının krallığı ve ailesi ile çok farklı bir bağlantı içinde idi. Pavlus, Onu ilk kez dirilmiş Rab İsa olarak tanıdı ve onun müjdesi çok değişik bir yücelik müjdesi idi.

Pavlus, “ Müjde uğruna Tanrıya adanmış idi.” Bu ayrılık konusunda haklı olarak çeşitli değişik görüş açılarına göre düşünebiliriz. Pavlus, özel hizmeti için doğumundan önce ayrılmış idi. Musa, Yeremya ve Vaftizci Yahya gibi kişilerin öykülerinde olduğu gibi daha annesinin rahminde iken seçilmiş idi (Galatyalılar 1:15). Ama Pavlus’un önce benliğin zayıflığını ve yararsızlığını öğrenmesi gerekiyor idi. Ve sonra Tanrının merhametini görecek idi. Pavlus, Mesih’i tanımayan kitle içinden alınıp çıkartıldı ve tanrısal lütuf aracılığı ile çağrıldı. Ancak aslında bundan daha fazlası da mevcut idi. Pavlus, görmüş ve işitmiş olduğu şeylere hizmet ve tanıklık etmesi için hem İsrail halkından hem de diğer uluslardan, çok farklı bir anlamda kurtarılmış idi. Ve son olarak, Pavlus, Barnaba ile birlikte müjdeyi diğer uluslara ulaştırma ile ilgili özel görev için Pisidya sınırındaki Antakya’da iken tanrısal buyruk ile uyumlu olarak seçilmiş idi; kardeşler onların üzerine el koydular ve onları diğer bölgelere müjdeyi götürmeleri için gönderdiler. Müjde, burada “Tanrının Müjdesi” olarak anılır. 9.ayette, müjde “Oğlu’nun Müjdesi” ve 16.ayette “Mesih’in Müjdesi” olarak adlandırılır. En iyi el yazması belgelerin bazılarında bulunmadığı için  “Mesih’in” sözcüğünün eksik bırakılmış olma olasılığı mevcuttur.

Ayet 2, bir ara olaydır ve müjdeyi, Eski Antlaşma zamanlarında vaat edilen sevinçli haberler ve Kutsal Yazılardaki peygamberler tarafından öngörülen bildiriler ile tanımlar. “Her ulustan insanın iman edip söz dinlemesini sağlamak için Mesih aracılığı ile ve Onun adı uğruna Tanrı lütfuna ve elçilik görevine sahip olduk.” Timoteos’a çocukluğundan beri Kutsal Yazılar öğretilmiş idi ve elçi, Timoteos’a “Mesih İsa’ya iman aracılığı ile seni bilge kılıp kurtuluşa kavuşturacak olan Kutsal Yazıları çocukluğundan beri biliyorsun” diye yazmıştır. Bu görkemli Varlık gerçek bir İnsan ama yine de aynı zamanda tam olarak Tanrı’dır. O, Davut’un soyundan çıkıp büyüyen Dal’dır ve bu neden ile gerçek İnsan’dır. Ama O, aynı zamanda Tanrı’nın Oğludur ve babası insan değildir; bakireden doğmuştur ve O, güçlü işleri ile bunu gösterir. O, ölmüş kişileri yaşama dirilttiği zaman Kutsal Ruh bu kutlu gerçeğe tanıklık etti. “Ölüler arasından dirilmesi aracılığı ile” ifadesinin birebir anlamı, “ölü kişilerin dirilişi aracılığı ile”dir. Bu ifade elbette O’nun kendi dirilişini de kapsar ama aynı zamanda burada kast edilen, Yair’in kızı, dul kadının oğlu ve Lazar’ın da diriltilmeleridir. Ölümün avını elinden alan Tanrı ve şimdi ve sonsuza kadar tüm tapınma ve övgüye layık olan Tanrı Oğlu idi.

Pavlus lütfu (yalnızca hak edilmemiş iyilik değil ama aynı zamanda çaba karşılığında verilmeyen iyilik, çünkü Pavlus tam aksini hak etmiş idi)dirilmiş olan O’ndan almış idi ve Mesih’in adı uğruna iman itaati için müjdeyi tüm uluslara duyurmak ile ilgili tanrısal çağrıyı da yine O’ndan almış idi.

Pavlus’un elçiliği bu neden ile Roma’da olanlar için genişletildi. Pavlus bu yüzden onları kişisel olarak ziyaret edemedi ama yüreği İsa Mesih tarafından çağrılmış olanların yüreği gibi onlara ulaştı ve bu neden ile “Tanrının Roma’da bulunan ve kutsal olmaya çağrılan sevdiklerine” bu mektubu yazdı.

Pavlus’un elçi olduğu şeklin aynısı ile yani tanrısal çağrı aracılığı ile kutsallar olunduğuna dikkat edin. Bizler, kutsallara özgü bir şekilde hareket ederek kutsallar olmayız ama Mesih’te kutsallar kılındığımız için kutsallık sergilememiz gerekir.

Pavlus mektuplarında, alışmış olduğumuz gibi onlara, Babamız Tanrıdan ve Rabbimiz İsa Mesih’ten lütuf ve esenlik diler. Kurtuluşumuz öncelikle ve yalnızca lütuf aracılığı ile olduğu için tüm yolumuz boyunca lütfun yardımına ihtiyaç duyarız. Mesih’in çarmıhında akıttığı kanı sayesinde Tanrı halkı için var olan sonsuz Şabat’a doğru yol alır iken yüreklerimizin esenlik içinde korunması için Tanrının esenliğine ihtiyaç duyarız.

Pavlus’un bu mektubu yazma nedenini netleştiren 8-1.ayetler Giriş bölümünü oluştururlar. Pavlus, bu mektubu yazmadan önce Tanrının Roma’da işini başlatmış olduğu aşikardır. Çünkü Roma’daki Hristiyan topluluğunun imanından Roma İmparatorluğunun tamamında yani bir anlamda tüm dünyada daha önceden söz edildiğini görürüz. Tanrının Roma’daki bu işinin elçiliğe özgü bir bağlantıya sahip olup olmadığına dair bir kanıt mevcut değildir. Hem Kutsal Yazılar hem de tarih Roma’daki kiliseyi kimin kurduğu konusunda sessiz kalmışlardır. Ancak Petrus’un bu konuda sessiz kalmadığı kesindir. Pavlus’un adının Roma’daki kilise ile birlikte anılması için en küçük bir neden bile yoktur. Petrus’u kaya olarak kabul ederek temelini inşa eden Roma Katolik Kilisesinin övünmesi ve Roma piskoposunun Petrus’un ardılı olması saçmalık ve boş sözden başka bir şey değildir. Pavlus, zincire vurulmuş olarak Roma’ya götürülünceye kadar herhangi bir elçinin Roma’yı ziyaret edip etmediği konusunda elimizde hiç bir bilgi kaynağı bulunmamaktadır.

Öyle anlaşılıyor ki, Pavlus’un daha önce Roma’ya gitmesine engel olan tanrısal bir takdir bulunuyor idi.

Pavlus, bu Romalı imanlıları ilk kez duyduktan sonra onlar için her zaman sürekli dua ettiğine dair Tanrıyı ( hizmet etmekte olduğu Tanrıya yalnızca dışsal ya da şekilse olarak değil ama O’nun Oğlu’nun müjdesindeki içsel varlığı ile yani ruhunda hizmet etmektedir) tanıklık etmeye çağırır. Ve Pavlus’un Tanrıya olan bu ricalarına ayrıca şu gayretli istek de dahil idi. Eğer Roma’daki imanlıları ziyaret etme fırsatı bulabilmesi Tanrının isteği ise bu ziyareti bereketli olacak idi. Bu dileğinin ve duasının onun beklediğinden ne kadar farklı olarak yanıtlandığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Ve bu bize Tanrının tüm dualarımızı yanıtlar iken egemen olan bilgeliği konusunda az da olsa bir fikir vermektedir. Neyin bereketli olup neyin bereketli olmadığına karar veren insan değil Tanrıdır ve O’nun yolları bizim yollarımızdan çok farklıdır.

Pavlus onları görmek için özlem duyuyor ve onların gerçekte bina edilmeleri için onlara bazı ruhsal armağanlardan söz etmek amacı ile Tanrı tarafından kullanılmayı ümit ediyor idi. Ve yalnızca onlara bir bereket olmayı değil ama aynı zamanda onların da kendisine bir bereket olacağına dair kesin bir beklentiye sahip idi. Hem Roma’daki imanlılar hem de Pavlus birlikte teselli edilecekler idi.

Geçen birkaç yıl boyunca Pavlus Roma’ya gitmek için kendisini hazırlamış idi ama planları gerçekleşmedi; öteki uluslara ait diğer kentlerde olduğu gibi Roma’da da ürünlere sahip olmayı özlemiş idi çünkü Pavlus kendisini tüm insanlığa borçlu hissediyor idi. Ona teslim edilmiş olan hazine, kendi sevinci için değil ama Grek ya da Barbar, kültürlü ve bilgili ya da cahil olan diğerlerine bildirmesi için idi. Ve bu gerçeğin farkında olan Pavlus müjdeyi her yerde olduğu gibi Roma’da da duyurmaya hazır idi.

Pavlus, 16.ayette “Mesih’in müjdesinden utanmıyorum” dediği zaman insanların bu sözlere bağlandıklarından çok daha fazlasını kast ediyor olduğunu anlıyorum. Pavlus, yalnızca bir Hristiyan olarak çağrılmaktan ya da Mesih’e duyduğu imanı her zaman cesaret ile duyurmaktan utanmıyor idi ama aynı zamanda da müjdeyi harika buluyor idi çünkü müjde esin ile yazılmış idi ve insanlığın kurtuluş planı idi, yeryüzündeki tüm düşünce sistemlerinden üstün olan tanrısal bir şekilde açıklanan gerçeğin sistemi idi ve Pavlus her koşulda bu müjdeyi savunmaya hazır idi. Bazı kişilerin ileri sürdüğü gibi onun o güne kadar Roma’dan uzak kalma nedeni dünyanın başkenti olan Roma’da Mesih’in gerçeğini ve sözlerini duyurmaktan korkması değil idi; bu büyük kenti tehdit eden kültürlü filozoflar tarafından mantıksal açıdan reddedilen ve tanınmayan Tanrı gerçeğini Ruh’un gücü ile açıklayabilir ve onların sorularını yanıtlayabilir idi. Pavlus asla korkmuyor idi; o, kurtuluşun tek yetkin planını biliyor idi ve bu filozofların saçma mantıklarının gerçeğin gücüne üstün gelemeyeceklerinden emin idi. Müjde, insan mantığının çok üzerinde idi ama asla mantıksız ya da saçma değil idi. Müjde, mükemmel idi çünkü Tanrıdan idi!

Bu müjde, dindar Yahudi ya da kültürlü Grek ayırt etmeksizin ona iman eden herkese kurtuluş getiren tanrısal dinamik olduğunu gözler önüne sererek kanıtlamış idi. Müjde, kurtuluş için Tanrının gücü ve Tanrının bilgeliğidir. Müjde, insan zihninin, vicdanının ve yüreğinin her türlü ihtiyacını karşılar çünkü Müjde’de “Tanrının, insanı akladığı (adaleti) ve bu aklanmanın yalnızca iman ile olduğu açıklanır.” Ben, anlaşılması zor bir ifade ile çevrilmiş olan “imandan imana” ifadesinin gerçek anlamının, “iman ile aklanan yaşayacaktır” ve “doğru kişi iman ile yaşayacaktır” ifadelerinde yer aldığını kabul ediyorum; gerçekten de “iman ile başlayarak iman ile devam etmek!” Yani imana sahip olan kişiler imana dayanarak devam edeceklerdir! Başka bir deyiş ile müjde, işler aracılığı ile bir kurtuluş öğretişi değil ama tamamen iman ilkesine dayanan bir kurtuluşun ilan edilmesidir! Tanrı, yüzlerce yıl önce sıkıntı çeken Habakkuk peygambere “doğru kişi iman aracılığı ile yaşayacaktır” dediği zaman bu duyuruyu yapmış idi.

Romalılar mektubunun tüm metni bu konu hakkındadır, aynı Galatyalılar ve İbraniler mektuplarında olduğu gibi!

Bu durum, bize tanrısal planın dakikliğini gösterir ve yüzlerce yıl boyunca milyonlarca kişinin huzur bulduğu gerçek budur. Ve aynı zamanda Augustine tasarımının temeli de bu metindir. Aynı gerçek, Martin Luther’e özgürlük kapısını açan anahtar olmuştur. Yine aynı şekilde, Reform’un savaş ve zafer çığlığı bu gerçektir! Ve o günden bu güne Tanrıdan olduğunu ağzı ile ikrar eden her sistemin temel taşı bu gerçektir! Eğer bu gerçek konusunda hata yapılır ise insanlar her konuda hata yapmaya tutsak olurlar. Eğer bu temel ilke yanlış anlaşılır ya da inkar edilir ise Müjdeyi doğru anlamak imkansız olur. Yalnızca iman aracılığı ile aklanmak, gerçeğin doğruluğunun testidir. Ama Kutsal Ruh tarafından öğretilmediği takdirde hiç bir zihin bu gerçeği kabul edemez çünkü Müjde, benlikte ve yararsız olan ilk insanı İkinci İnsan’ı yüceltmek için tamamıyla bir kenara atar ve yok sayar; öyle ki, yalnızca Tanrının amacına uygun İnsan, yani Rab İsa Mesih yüceltilsin! İman, tüm onuru, işi tamamlamış olan O’na verir ve yalnızca O’nda Tanrı tam olarak yüceltilir; O, Kutsallığı ve Doğruluğu ile bizi haklı çıkartır; bunu, günahkarın ölümü ile yapmaz, iman eden herkesin kurtuluşunu sağlayan O’dur! Müjde, Tanrıya layık bir iyi haberdir ve gücünü onu iman ile kabul etmiş olan kişilerde başardıkları aracılığı ile sergilemiştir.


1.  2.Timoteos 3:16 ayetinin birebir çevirisi.