Başak Devşiren Rut

Rut 2

“Ülkenizdeki ekinleri biçerken tarlanızı sınırlarına kadar biçmeyeceksiniz. Arta kalan başakları toplamayacaksınız. Bağ bozumunda bağınızı tümüyle devşirmeyecek, yere düşen üzümleri toplamayacaksınız. Onları yoksullara ve yabancılara bırakacaksınız”  (Levililer 19:9,10)

Eğer Rut’un öyküsünün başlangıcı, kurtaran lütfun portresini çiziyorsa, bu bölüm destekleyen lütfu ortaya koymaktadır. Tanrı’nın lütfu bize yalnızca kurtuluş getirmekle kalmaz, ama aynı zamanda kurtuluşumuzu sağladıktan sonra bize bu dünyada ağırbaşlı, doğru ve tanrısayar olarak yaşamayı da öğretir. Ruhsal ilerleme kaydedebilmek için lütuf öğretişi altında kalmalıyız. Bu bölümde çok çekici bir şekilde resmedilen konu, işte bu lütufta büyüme ve ruhsal gelişmedir.

Tövbe etmiş genç bir imanlının dünyadan kesin bir karar vererek kopması ve tanrı halkı ile birlikte olarak iman yolunu kabul etmesi kendisine büyük bereket getirir. Ama iyi bir başlangıç yine de yeterli değildir. Eğer iman yolunda kalmaya devam etmemiz gerekliyse, lütufta büyüme olması gerekir. Elçi Petrus şöyle der: eğer Hıristiyanlar “dünyada kötü arzuların yol açtığı yozlaşmadan kurtulacak ve Tanrı yolunda yürüyeceklerse, “lütuf ve esenliğin” artan ölçüde tadını çıkarmaları gerekir, ve bunu da ancak “Tanrı’yı ve Rabbimiz İsa’yı tanıyarak” yapabilirler (2. Petrus 1:2-4); bu nedenle Elçi, yazdığı Mektubuna şu öğütler ile son verir: “Rabbimiz ve Kurtarıcımız İsa Mesih’in lütfunda ve O’nu tanımakta ilerleyin” (2. Petrus 3:18).

Korint’te yaşayan imanlılar iyi bir başlangıç yapmışlardı, ama buna rağmen ruhsal gelişme gösterme konusunda ağır ilerliyorlardı. Bu konuda ilerlemelerine engel olan, dünyasallık ve bu dünyanın bilgeliğiydi. Elçi, Galatyalıların iyi bir başlangıç yaptıklarını söyler ve sözlerine şunları ekler: “İyi koşuyordunuz. Sizi gerçeğe uymaktan kim alıkoydu? “ (Galatyalılar 5:7) Galatyalılar, sahte öğretmenler tarafından aralarına sızan yasacılar tarafından engellenmişlerdi. Bu gün de aynı şekilde pek çok kişi, iyi bir başlangıç yapmış gibi görünüyorlar ve adanmış Hıristiyanlar olacaklarına ilişkin vaatte bulunuyorlar, ama ne yazık! Daha sonraki yaşamlarında canlarında çok az bir gelişme oluyor. Rabbimiz ve Kurtarıcımız İsa Mesih’in lütfunda ve O’nu tanımakta ilerlemiyorlar. Dünyanın çekici yönlerine karşı koyamayarak düşüyorlar ve dünyasallaşıyorlar ya da sahte öğretmenlerin etkisi altında kalarak yasacı zihniyete sahip oluyorlar.

Rut’un öyküsünün bu bölümü, bize lütufta büyümenin sırrını açıklayacak. Bu bölümde, Rut’tan başak devşiren biri olarak anlatıldığı aşikardır. İkinci ayette Rut’un, Naomi’ye şöyle dediğini okuyoruz: “İzin ver de tarlalara gideyim ve başak devşireyim.” Yedinci ayette Rut, orakçıların başında duran adama şöyle der: “İzin ver de başak devşireyim.” On yedinci ayette ise şunu okuruz: “Böylece Rut başak devşirdi.” Ve son ayette yine şunlar yazılıdır: “Rut, arpa ile buğday biçimi sonuna kadar Boaz’ın hizmetçi kızlarından ayrılmadı.”

Rut, bu nedenle bu bölümde başak devşiren biri olarak sunulur. Ancak başak devşirmenin ruhsal önemi nedir? Kitabın birinci bölümünün bize, “arpanın biçilmeye başlandığı zaman” olduğunu bildirerek sona erdiğini hatırlamamız gerekir. Naomi ve Rut kendilerini bir bolluk ortamının ortasında buldular. Ama bu hasat ne kadar bol olursa olsun toplanmadığı sürece açları doyurmak için yetersiz kalacaktır. Biçiciler ve başak devşirenler görevlerini yerine getirmek zorundadırlar, bunu yapmadıkları takdirde mevcut olan bolluğa rağmen aç kalırlar. Rut başak devşirerek hem kendisinin hem de Naomi’nin ihtiyaçlarını, hasadın efendisine hizmet ederek karşılamış oldu.

Bu nedenle, ruhsal başak devşirmenin, imanlının ruhsal bereketlerini Tanrı’nın kendisine vermiş olduğu bu unvan tarafından elde ettiği anlamına geldiğini söyleyemeyiz. İsrail tarihinde Tanrı, tam bir kesinlikle ortaya koymuş olduğu ülkenin sınırlarını bildirirken ulusa mutlak bir unvan verdi. Tanrı şöyle dedi: “Ayağının bastığı her yeri sana verdim.” Ancak ulusun bu verilen yere sahip çıkması gerekiyordu. Pavlus bu nedenle “imanlıların Mesih ile birlikte tüm ruhsal bereketler ile kutsanarak göklerde oturtulduklarını” söyledi, ancak bu sözler Pavlus’a, özel bir konuda dua etmesi için engel olmadılar; Pavlus, kutsalların, tüm bu ruhsal bereketlerin genişliğini, uzunluğunu, derinliğini ve yüksekliğini anlayabilmeleri için Kutsal Ruh tarafından iç varlıklarında güçlendirilmelerini diledi.

Rabbin, bizi Kendisine çağırdığı gün, yaşamımızın en harika günüydü. Biz, o gün günahlarımızın bağışlandığını ve Kutsal Ruh ile mühürlenerek kutsalların ışıktaki mirasına ortak kılındığımızı öğrendik. Ve şu anda yücelik konusunda uygun bir büyüme olamasa bile, Elçi yine de Tanrı’yı gerçekten tanımakta ilerlememizi istiyor (Koloseliler 1:10) Ancak yine de ne yazık! Bizler ne kadar da yetersiz başak devşirenler olduk. Mesih’in söz ile anlatılamayan zenginliklerine ne kadar da az dahil olduk.

2.

Nasıl oldu da böyle yetersiz başak devşirenler haline geldik? Bunun nedeni, başak devşirmenin bizlerin, itaat etmek için her zaman hazır olmadığımız koşulları talep etmesinden mi kaynaklanır? Rut’un böyle harika şekilde başak devşiren biri olmasını sağlayan özelliklere dikkat ettiğimiz zaman, bu sorunun yanıtını görürüz.

Öncelikle Rut’un sahip olduğu alçakgönüllülük ve boyun eğme ruhu üzerinde duralım. Rut, Naomi’ye şöyle der: “İzin ver de gideyim” ve daha sonra orakçıların başında duran adama, “İzin ver de başak devşireyim” ifadesi kullanarak konuşur. Rut, kendisinden daha yaşlı ve daha deneyimli olan kişilere bağımlı olarak hareket etti. Kendisine rehberlik edilmesine ve öğüt verilmesine izin verdi, böyle davranmayı önemsedi ve bağımlı olduğu kişileri küçümsemedi. Kırılmış bir iradeye sahipti, bu nedenle iradesi onu kendi gözünde doğru olanı yapması için yönledirmedi, kırılmamış bir iradenin yol açacağı sıkıntıları yaşamadı. Petrus’un sözlerine kulak verelim: “Ey gençler, siz de ihtiyarlara bağımlı olun. Hepiniz birbirinize karşı alçakgönüllülüğü kuşanın: Çünkü Tanrı kibirlilere karşıdır, ama alçakgönüllülere lütfeder” (1.Petrus 5:5).Boyun eğme ve alçakgönüllülük Tanrı’nın Ruh’u ile bağlantılıdır. Kibirli kişi hiç kimseye boyun eğmekten hoşlanmaz. Lütufta büyümek için karşımıza çıkan en büyük engel, kırılmamış bir iradedir.

İkinci olarak, Rut, gayretli ve çalışkandı. Yedinci ayette de okuduğumuz gibi, “Sabahtan şimdiye kadar tarlada çalışıp durdu, çardağın altında pek az dinlendi.” Sonra on yedinci ayette aynı bilgiyi tekrar okuruz: “Rut akşama dek tarlada başak devşirdi.” Tanrı’nın işleri konusunda imanlılar arasında büyük bir gayret eksikliği yok mudur? Bu dünyanın işleri ile ilgilenirken yeterince gayret gösteririz, ama ne yazık ki,  Rab ile ilgili yaptığımız işler genellikle yaşamlarımızın yalnızca ender anlarını kapsarlar. Söz’ü çalışma konusunda gayretli miyiz? Dua ederken gösterdiğimiz gayret yeterli mi? Yaşamdaki telaşların ve zorlukların yok olmalarını dileyebiliriz, ama asıl önemli olan konu  hala, sahip olduğumuz kısa zamanı nasıl değerlendirdiğimizdir. İbraniler 6:12 ayetinde, yazar gayretin önemini vurgular ve tavsiye eder, sonra sözlerine şunları ekler: “Tembel olmamanızı, vaat edilenleri iman ve sabır aracılığı ile miras alanların örneğine uymanızı istiyoruz.” Eğer mirasımızın tadını çıkarmayı istiyorsak, gayretli olmalıyız. Eğer günlük gazeteleri, ve bu dünyanın boş edebiyatını okumak için zaman bulabiliyor, ama Tanrı’nın kutsal Sözü’ndeki verimli tarlalarda başak devşirmek için zaman ayıramıyorsak, canlarımızın kurtuluşu konusunda gördüğümüz gelişmenin küçük olmasına şaşırmamak gerekir.

Üçüncü olarak, Rut, azimle devam etti. Bir gün çalışkan, ertesi gün tembel olmadı ve “Arpa ve buğday hasadı bitinceye kadar Boaz’ın hizmetçi kızları ile birlikte çalıştı.” Hem arpa hem de buğday biçimi tamamlanana kadar her gün, hiç durmadan başak devşirdi. Veriya’daki  Yahudilere bu konuda özellikle bir buyruk verilmemişti, ama onlar yine de Tanrı Sözü’nü büyük ilgi ile karşılayarak her gün Kutsal Yazıları inceliyorlardı (Elçilerin İşleri 17:11). Bir gün gayretli ve çalışkan olmak kolaydır, ama peş peşe her gün gayretli olmak için azimle dayanmak gerekir. “Her gün”, zor ve denemeye tabi tutan bir sözdür. Rab, öğrencilere, “Çarmıhını her gün taşımalarını” söyledi. Kahramanca ve cesur bir fedakarlıkta bulunmak için ortaya büyük çaba konması gerekir ve bu zor olmayabilir, ama her gün sessizce Mesih’i izlemek, denenmenin ta kendisidir. Yarışı kazanan, iyi başlayan kişi değil, azimle dayanan kişidir.

Son olarak, Rut’un, devşirdiği başakları dövdüğünü “ okuruz (ayet 17). Arpa ve buğdayın devşirilmesi yeterli değildir, dövülmeleri gerekir. Kendi başımıza yaptığımız çalışmalar ya da diğer kişilerin hizmetleri aracılığı ile topladığımız gerçek, bize ruhsal büyüme sağlamak için duanın konusu ve odak noktası haline gelmelidir. Gerçeğin kazanılması yalnızca övünmeye yol açacaktır. Eğer gerçek bizi, Rabbi daha iyi tanımamız için yönlendirecekse, gerçeğin keyfini Rab ile bulunduğumuz paydaşlıktan almamız gerekir.

Böylece, bir canın, ruhsal gelişme kaydedebilmesi için boyun eğme, gayretli olma, azimle dayanma ve meditasyon gibi özellikler ile işaretlenmeye çağırıldığını görüyoruz..

Arıca, bunların da ötesinde, önemli olmasına rağmen, bireysel canın koşulunun her şey olmadığını anlıyoruz. Ruhsal gelişme konusunda diğer kişileri yardımımızdan yoksun bırakmamak da gerekir. Bu konu, bu bölümde gözlerimizin önünde yer alan farklı karakterlerde çarpıcı bir şekilde ortay çıkar. Naomi, hizmetçi kızlar, başak devşirenler, orakçıların başında duran adam ve son olarak varlıklı ve güçlü Boaz; tüm bu karakterler Rut ile bağlantılı olarak incelenir. Hepsi de farklı şekillerde Rut’a başak devşirmesi için yardımda bulunurlar; Mesih’in sevgili halkının lütuftaki ruhsal büyümesini sağlamak için Mesih tarafından harekete geçirilen farklı aracılar olarak önümüze çıkarlar.

3.

Naomi, uzun zamandır Boaz ile ilişkiye sahipti ve bu nedenle Boaz’ı iyi tanıdığı için Rut’a öğüt vermek ve onu yönlendirmek konusunda gereken tecrübesi vardı. Aynı şekilde, Mesih ile olan ilişkilerinde uzun yol almış kişiler vardır; ve bu kişiler pek çok hata yapmış olmalarına rağmen (Naomi gibi), genç kutsalları eğitmek ve onlara öğüt vermek konusunda uygun imanlılardır. Naomi, öğretme ve paylaşımda bulunma konusunda armağana sahip biri gibi görünmez, Titus’un ikinci bölümünde okuduğumuz, diğerlerine örnek olması gereken, “iyi davranışlar öğreten” ve genç kadınlara sevgi dolu öğütler veren yaşlı bir kutsal gibi görünmese dahi Naomi, bu ayetlerin ruhu içinde Rut’a, yürüyeceği yolda hiç bir zorluk ya da engel çıkartmadan hemen şöyle der: “Git, kızım!” Rut’u bu mutlu işte çalışması için teşvik eder. Ayrıca Rut, işten döndüğü zaman, onun çalışmasının sevinç ile farkına varır ve takdir eder, çünkü Naomi Rut’un “devşirdiklerini görür ve kendisine verdiği arttırdığı başakları alır” (ayet 18). Ayrıca Rut’un yaptığı işte gösterdiği ilerleme ile ilgilenir, çünkü ona sorular sorar: “Bugün nerede başak devşirdin, nerede çalıştın?” (ayet 19). Son olarak Rut’u Boaz hakkında aydınlatır ve ona başak devşirme konusunda sevgi ile öğüt verir (ayet 20,22). Naomi’nin ruhu, daha yaşlı kutsalları genç kadınları teşvik etmek, onların gelişmeleri ile ilgilenmek, ruhsal refahları konusunda araştırma yapmak, onları Mesih’i tanıma hakkında eğitmek ve nasıl başak devşireceklerine ilişkin öğütte bulunmak için yönlendirse, ne kadar iyi olurdu!

4.

Aynı zamanda hizmetçi kızlar da bu mutluluk getiren başak devşirme işinde yardımcı olurlar. Bu kızlar, 8, 22 ve 23. ayetlerde karşımıza çıkarlar. Rut, başak devşirirken ona eşlik etmektedirler. Bu hizmetçi kızlar, ruhsal gelişme sağlama konusunda Rab ile halkı arasındaki o mutlu paydaşlığa ve iletişime yardımcı olan kişilere bir örnek teşkil etmezler mi?

Boaz Rut!a şu uyarıda bulunur: “Başak devşirmek için başka tarlaya gitme; buradan ayrılma. Burada, benim hizmetçi kızlar ile birlikte kal.” Orada başka tarlalar ve başka hizmetçi kızlar da vardır, ama onlar Boaz’a tanıdık değildirler. İman yolunda genç ya da yaşlı olalım, eğer Boaz’ın bu uyarısına kulak verirsek, doğru hareket etmiş oluruz. Çünkü dünyaya ait pek çok çekici tarla vardır ve zaman zaman bize eşlik etmek için çok hoş önerilerde bulunabilirler, ama dünyanın tarlaları ve boş arkadaşlığı Mesih’ten değildir. Elçilerin günlerinde dünya onlara bir hapishane verdi ve onlar bu hapishaneden serbest bırakıldıklarında, kendi arkadaşlarının yanına gittiler. Gerekli durumlarda dünya insanları ve bu yaşamdaki olaylar ile iş ilişkilerimizin olması mümkündür, ama tatlı paydaşlığın tadını çıkartacağımız ve ruhsal gelişme göstereceğimiz çevreler bunlar değildir. İhtiyacımız olanı yalnızca “kendi arkadaşlarımız” ile, Rabbin halkı ile beraberlikte bulabiliriz. Hıristiyanlığın ilk günlerinde, Tanrı halkının düzenli olarak sürdürülen paydaşlığı “büyük güç” ve “büyük lütuf” ile sonuçlandı. İbraniler kitabının onuncu bölümünde bize şu öğütte bulunulur: “Bazılarının alıştığı gibi, bir araya gelmekten vazgeçmeyelim; o günün yaklaştığını gördükçe, birbirimizi daha da çok yüreklendirelim.” Kutsallar sevginin ve iyi işlerin kaynağı değildirler, ama kutsallar ile birlikte olmak, kesinlikle sevgiyi ve iyi işleri beraberinde getirecektir. Bu dünyanın yargılanacağı gün, yaklaşmaktadır, bu nedenle bu dünyanın dostluklarını bırakmakla iyi ederiz ve bozulmamış kalan, giysilerini beyaz olarak koruyan “Boaz’ın hizmetçi kızları” ile mutlu paydaşlıklar yaşarız. O gün ne kadar yaklaştıkça, bizler de birbirimize o kadar yaklaşmalıyız.

5.

Aynı zamanda orakçılar da Rut için hizmet verirler. Orakçılar karşımıza 4, 5-7, 9 ve 21. ayetlerde çıkarlar. Orakçılar, Boaz’ın hizmetkarlarıydılar ve kendilerini Rabbin halkına hizmet etmeye adamış olan Rabbin hizmetkarlarının özelliklerini canlı olarak gözlerimizin önüne seren kişilerdir.

Rabbin her hizmetkarı için gerekli olan ilk konu, Rabbin huzurunda olmaktır. Bu nedenle Boaz’ın orakçılarına “Rab sizinle olsun!” diyerek seslendiğini okuruz; Boaz bu sözleri ile onların esenliğini arzu ettiğini belirtir. Ve buna benzeyen bir ruhun müjde döneminde öyle dediğini okuruz: “Öğrencileri de gidip Tanrı sözünü her yere yaydılar, Rab onlar ile birlikte çalışıyordu.” (Markos 16:20)

İkincisi, Boaz’a verilen hizmetin etkin olarak tamamlanması için orakçıları yöneten hizmetkara da boyun eğilmesi gerekir. Biz, yalnızca Rabbin değil, ama aynı zamanda adı bildirilmeyen hizmetkar (ayet 5) tarafından resmedilen Kutsal Kişi’nin, yani, Kutsal Ruh’un da kontrolüne ihtiyaç duyarız.

Üçüncü olarak gerekli olan, orakçıların önde gitmesi ve Rut’un onları izlemesidir ve Rut şunları söyler: “Orakçıların ardından gidip başak devşireyim.” Kutsal Yazılar şunu belirtir: Tanrı halkı arasında ruhsal önderlik yapan, bize Tanrı’nın Sözü’nü konuşmuş olan, ve bize onların imanlarını izlememiz gerektiği söylenen kişiler vardır. Bu kişilerin sözlerini dinlememiz ve onlara boyun eğmemiz gerekir, çünkü onlar canlarımızın gözetmenidirler (İbraniler 13: 7, 17).

Gerekli olan dördüncü konu, Boaz’ın hizmetkarları olan bu genç adamların kuyulardan su çekmeleridir. Rut’un suyu içmesi kendisine sunulan bir ayrıcalıktı, ama suyu çekmek genç erkeklerin sorumluluğuydu. Tanrı’nın derin kuyularından su çekmek için herkes çağrılmamıştır ya da bu çağrı herkes için uygun değildir. Ancak bu su kişilerin kapasitelerine uygun kaplara konulduğu zaman herkes tarafından içilebilir. Kuyudaki su, pek çok kişinin ulaşamayacağı yerdedir; kaptaki suya ise herkes ulaşabilir. Bu nedenle Rut’a söylenen söz şudur: “Susayınca var git, kuyudan çektikleri su ile doldurdukları testilerden iç.” Timoteos’dan istenen, “bu konuların üzerinde durması, kendini bu konulara vermesi ve ilerlediğini herkesin görmesiydi”. Bu sözler, kesinlikle kuyudan su çekmek anlamına geliyordu. Ama  Timoteos için kuyudan su çekmenin “yararı”, “herkese görünmesiydi”. Kaptaki herkes için uygun olan su buydu (1. Timoteos 4:15).

Beşinci olarak, orakçıların hizmet verme konusunda uygun olabilmeleri için kendilerinin başında duran adamdan özel talimatlar almaları gerekmekteydi. “Boaz orakçılarına ,’demetler arasında da başak devşirsin, ona dokunmayın’ diye buyurdu. Hatta onun için demetlerden başak ayırıp yere bırakın da devşirsin. Sakın onu azarlamayın” (ayet 15,16). Bireylerin özel ihtiyacı, Rabbin özel yönlendirmesini gerektirecektir. Hizmetkarın, Efendisine yakın olması ne kadar da gereklidir; hizmet ederken, “azarlamadan” ya da “paylamadan” özel bir ihtiyacı nasıl karşılayacağını bilmesi gerekir. Rab, her konuda olduğu gibi, bu konuda da, bize mükemmel bir örnek oluşturur. Diriliş gününde Petrus’a şu sözleri ile bir mesaj gönderir: “Şimdi O’nun öğrencilerine ve Petrus’a gidip şöyle deyin,” sınırsız mükemmelliğe sahip olan O, yoldan çıkmış zavallı bir koyuna, onu “azarlamadan” ya da “paylamadan” teselli verdi (Markos 16:7).

Son olarak, orakçıların emekleri hasadı tamamlayacaktır, çünkü Boaz Rut’a şöyle dedi: “Adamlarım bütün biçme işini bitirinceye kadar onlar ile birlikte kal.” (ayet 21) Boaz’ın hizmetkarları için geçerli olan, Rabbin hizmetkarları için de geçerli olacaktır, çünkü Elçi, önümüze konmuş olan görkemli umudu hizmetindeki kişileri harekete geçirmek için kullandı. “Bu nedenle, sevgili kardeşlerim, Rab yolunda verdiğiniz emeğin boşa gitmeyeceğini bilerek dayanın, sarsılmayın. Rabbin işinde her zaman gayretli olun.” (1. Korintliler 15:58)

6.

Boaz’ın orakçıların başında duran adamı, aynı zamanda Rut’un başak devşirme işindeki ilerlemesi ile de bağlantılı bir konuma sahiptir. Bu adamın adı belirtilmez ve çok ortada görünmez, ancak yine de Boaz adına Boaz’ın tarlalarında çalışan her orakçıyı kontrol eden kişidir. Ayrıca Rut ile Boaz’ı karşılaştıran, ve Boaz ile Rut hakkında konuşan odur. Hizmetkar da Boaz’ın düşünceleri ile mükemmel uyum içindedir. Orakçıların başında duran adam, Boaz’a gerçek hakkında bilgi verir, ama Rut’a tek bir kötü söz bile etmez ve Rut’u, Boaz’ın tarlalarında başak devşirmesi için teşvik etmekle Boaz’ın zihninden geçenleri önceden tahmin etmiş olur. Bu kişi, hiç kuşkusuz, Mesih’i temsil etmek için Mesih’in adında yüceltilmiş Mesih’ten gelmiş olan Kutsal Ruh’un büyük Kişiliğinin çarpıcı bir resmidir. Kendiliğinden konuşmayan, dünya tarafından görülmeyen, ama Rabbin hizmetkarlarını kontrol eden ve canlarda yaptığı lütufkar iş aracılığı ile canları Mesih ile temasa geçiren Kutsal Ruh! O, Mesih adına yeryüzüne gelmiş Olan’dır ve Baba ve Oğul’un zihni ve yüreği ile mükemmel uyum içinde düşür ve hareket eder.

7.

Son olarak, Boaz’ın, Mesih’i iki şekilde temsil ettiğini görüyoruz. Birincisi, O’nun Kişiliği ve işlerinin görkemini, ikincisi ise O’nun bizimle bireysel olarak lütfu aracılığı ile ilgilenmesini temsil eder.

Boaz, kişisel olarak bir “yakın akraba” ve “varlıklı, güçlü bir adam” olarak takdim edilir. Rut Kitabında “yakın akraba” sözü, pek çok kez kullanılır, başka bir yerde ise bu sözcük “kurtarıcı” olarak çevrilmiştir ve bu sözcüğün anlamının gerçek önemini ortaya koyar. Yakın akraba, erkek kardeşi ve erkek kardeşinin mirası bir yabancının eline geçtiği takdirde, her ikisini de kurtarma hakkına ve gücüne sahipti.

Günaha düşen insan yersel miras ile ilgili tüm hakkını kaybetti ve kendisini düşmanın egemenliği altına sokarak suçlu bir günahkar olarak ölüme ve yargıya maruz kaldı. Ne kendisini, ne yeryüzünü, günahın, ölümün ve Şeytan’ın egemenliğinden kurtaracak gücü yoktu. Hem yetkiye hem de güce sahip biri tarafından kurtarılmaya ihtiyacı vardır.Mesih, Boaz’da bir figür olarak resmedilen büyük Kurtarıcıdır. Kurtarıcı Mesih, halkını fidye ile satın alır ve gücü aracılığı ile kurtarır. Ödediği bedel, bizim uğrumuza verdiği Kendi yaşamıydı. “ Atalarınızdan kalma boş yaşayışınızdan altın ya da gümüş gibi geçici şeyler ile değil, kusursuz ve lekesiz kuzuyu andıran Mesih’in değerli kanının fidyesi ile kurtuldunuz.” Ayrıca O, kurtarışını gücü aracılığı ile yaptı, çünkü yanızca kanını dökmedi, ama dirildi ve dirilişi ile ölümün ve mezarın gücünü yok etti. Kan aracılığı ile kurtulmuş olarak güç tarafından kurtarılmayı bekliyoruz, çünkü O, bu ölümlü bedenlerimizi ölümlü soyun tüm izlerinden kurtardığı zaman, her şeyi kendine bağlı kılmaya yeten gücünün etkinliği ile zavallı bedenlerimizi değiştirip kendi yüce bedenine benzer hale getirecektir. En sonunda O’nun, günahın, ölümün ve Şeytan’ın gücünden kurtaracağı mirasa sahip olacağız ve O’nun yüceliğinin övülmesi için Mesih ile birlikte paylaşacağımız bu mirasın tadını çıkaracağız (Efesliler 1:14).

8.

Ayrıca, Boaz figüründe, yalnızca büyük Kurtarıcımızın yüceliklerinin gölgesine sahip olmanın da ötesinde şeylere sahibiz; Rabbimiz bizimle bireysel olarak ilgilenirken kullandığı yolların ne kadar güzel olduklarını da görüyoruz. O’nun Kişiliği ve işi hakkındaki gerçeği öğrenmek sahip olduğumuz tek ayrıcalık değil, aynı zamanda O’nu tanımakta ilerleme konusunda bize ne kadar lütufkar davrandığını tecrübe etme ayrıcalığına da sahibiz. Keşke tüm imanlılar Mesih ile birlikte, diğer kişilere tam olarak söyleyemeyecekleri ve yalnızca Mesih ve kendi canları tarafından bilinen, yabancı hiç kimsenin ortak olamayacağı gizlilikteki bir can birlikteliğinin ardından gidebilselerdi!

Can ile ilgili bu tür kişisel konularda, yabancı Rut’a varlıklı, zengin adam Boaz’ın gösterdiği lütufkar yollarda Rabbin örneğini görüyoruz.

Bu yollar lütuf ve gerçek ile işaretlenmişlerdir ve lütuf ve gerçek aracılığı ile gelen Kişi’yi önümüze getirirler. Bizler, zayıflığımız nedeni ile gerçek pahasına lütuf gösterebilir ya da lütuf pahasına gerçeği elimizde tutabiliriz. Mesih’te, gerçeğin mükemmel uyumu ile lütfun sınırsız ifadesi mevcuttur.

Boaz, insanın yüreğine dokunan bir lütuf ile tüm zenginliklerini Moavlı yabancının – yasa dışı doğan biri olarak Rabbin topluluğuna girmeyen ve soyundan gelenlerin de onuncu kuşağa kadar Rabbin topluluğuna girmeyecekleri birinin –  önüne serer. (Yasa’nın Tekrarı 23:3). Boaz’ın tarlaları, hizmetkar kızları, genç uşakları, kuyuları, tahılları, sahip olduğu her şey Rut’un hizmetine verilir. Rut, Boaz’ın tarlalarında kalabilir, hizmetkar kızları tarafından yardım görür, orakçıların ardından başak devşirir ve onun kuyusundan su içebilir. Boaz, Rut’un geldiği soy, yabancı olması ya da yoksulluğu hakkında tek bir söz bile söylemez. Geçmişini azarlayan ya da geleceği hakkında tehdit savuran ya da şimdiki cömertliği ile ilgili hiç bir konuşma yapmaz. Verilenlerin hepsi, sınırsız ve egemen lütuf ile sunulur. Mesih de biz günahkarlar ile olan ilişkisinde aynı şekilde davranır. Lütuf, cennetin en iyi armağanlarını Smairiye’deki bir kuyunun başında su çeken günahkar bir kadının önüne serer; lütuf, günah ile dolu Petrus gibi bir adam için denizdeki balığa buyruk verir. Ve lütuf ölmek üzere olan bir hırsıza Tanrı’nın cennetinin kapılarını açar. Ve lütuf, bizi herhangi bir para ya da bedel ödemeksizin Mesih’in söz ile anlatılamaz zenginlikleri ile bereketledi.

Ama hepimizin çok iyi bildiği gibi, lütfun zenginlikleri gerçeğin parıltısını karartmaz. Evet, gerçeği ortaya çıkartan lütuftur. Boaz için bu yabancıya geldiği soyun düşüklüğünü hatırlatmak önemli değildir. Bu yabancının kendisi zaten gerçeği itiraf eder. Rut, Boaz’ın önünde yere kapanır, böylece her bereketi kendisinden aldığı kişinin yüceliğinin bilincinde olduğunu belirtir. “Senin gözünde neden lütuf buldum?” sorusu ile böyle bir lütfu hak edecek hiç bir şeye sahip olmadığını açıklar.  Ve Boaz üzerinde hiç bir hak iddia edemeyeceğinin farkındadır, çünkü “bir yabancı olduğunu” kabul eder. Yalnızca Boaz’ın lütfunun varlığında, onun gerçek konumunu takdir eder ve kendi gerçek konumu içinde kalır, bu tutumu ile bize Rabbimizin zamanındaki lütuf ve gerçeğin yollarının diğer parlak örneklerini hatırlatır.

Eğer lütuf, yoksul bir günahkara sonsuz yaşam kaynağı olan diri suların karşılıksız armağanından söz ediyorsa, aynı zamanda günahkar hakkındaki gerçeği de ortaya koyacaktır. İsa, “Git, kocanı çağır” sözleri ile kadına yaptıkları hakkındaki gerçeği bildirdi ve diğer söylediği “buraya gel” sözleri, kadını, Tanrı’nın yüreğindeki tüm sevgiye davet eden lütuftu. Gerçek, kadına yüreğindeki kötülüğü açıkladı, ama lütuf, kadının yüreğine, kadının yaptığı her şeyi bilmesine rağmen, onu yine de sevebilen ve O’na gelmesi için davet eden bir yüreği açıkladı.

Ve böylece başka bir olayda, başka bir kadın ile – Rut gibi bir yabancı olan Kenanlı bir kadın – lütuf ve gerçeğe ait aynı yolların sergilendiğini görüyoruz. Öğrenciler, lütuf pahasına gerçeği elde etmek istediler. “Kadını gönder” dediler. Ama Rab öyle yapmadı ve gerçek pahasına lütuftan vazgeçmedi. Ve Rab kadına bu şekilde davrandığı için kadının ağzından gerçekler dökülüverdi, çünkü Rabbin bu davranışı kadının itirafta bulunmasını sağladı, “Haklısın ya Rab, ama köpekler de efendilerinin sofrasından düşen kırıntıları yer.” Kadın bir köpek olduğu gerçeğini konuşurken, Rabbin, bir köpekten sofradan düşen kırıntıları esirgemeyecek lütfa sahip olduğunu görmüştü. Rabbin lütfu, onu kendisi hakkındaki gerçeğe yöneltti. Ve imanının ödülüne sahip oldu, çünkü Rab, lütfu konusunda böyle bir hak talebinde bulunan bir imana karşılık vermekten zevk duydu. Ve şöyle diyebildi, “Ey kadın, imanın büyük! Dilediğin gibi olsun!” (Matta 15:21-28).

Yalnızca Rabbin huzurunda, O’nun yüreğindeki lütfun varlığında yüreklerimizdeki kötülüğün bilincine varabildiğimiz anlar, yaşamımızda gerçekten kutsanmış olan anlardır. Biz ne kadar kötü olursak olalım, O’nu yüreğindeki lütfu alabileceğimizi ancak bu tür anlarda öğreniriz.

Böylece Rut’un yüreğini teselli eden Boaz oldu. Rut, “Ben bir yabancıyım” diyerek gerçeği kabul etmişti ve Boaz Rut’a, “Bana kendi hakkında benim bilmediğim hiç bir şey söyleyemezsin” der gibiydi, “Yaptığın her şey bana bir bir anlatıldı” (ayet 11). Rut’un zihninde Boaz’ın lütuf armağanlarını geri alabilmesine neden olacak, geçmişi ile ilgili kendisini korkutan hiç bir şey yoktu. Aksine, özgürce, “Beni teselli ettin” diyebildi, “Yüreğimi okşadın, (yüreğime konuştun)” . Rabbin benim hakkımda her şeyi bilmesine rağmen yine de beni sevdiğini öğrenmek kadar yüreğe dokunan, yüreği kazanan ya da yüreği teselli eden başka hiç bir şey yoktur.

9.

Ancak yine de Rut’un öyküsünün bu bölümü bu şekilde son bulmaz. Boaz lütuf göstermiştir, Rut gerçeği itiraf etmiştir ve tüm bunlar gerçekten de vicdana esenlik ve yüreğe sevinç getirmiştir, ama hepsi bu kadar değil. Boaz Rut’u yalnızca teselli etmekle ve sonra onu minnet dolu bir yürek ile bırakmakla yetinmemiştir. Bu davranışı Rut’un yüreğini tatmin etmiş olsa bile, Boaz’ın yüreğini tatmin etmeyecekti. Rut, daha fazla bereket beklentisi içinde olmasa bile Boaz’ın, ona bağışlayacağı daha pek çok şey vardı. Boaz, yüreğine konuşmuş olduğu kişinin refakati ile yetinmeyecekti. Bu nedenle şu sözleri söyleyebildi: “Buraya yaklaş.” Rabbin de bize ilgi göstermesi bu ilgiden daha derin bir şekilde ama yanı tarzda değil mi?” Rab, korkularımızı yok ettiği, yüreklerimize konuştuğu ve sevgimizi kazandığı zaman bunu O’na eşlik etmemiz için yapar. Sevgi, sevilen kişinin refakatine sahip olmamaya razı değildir. Uyanık da olsak uyuyor da olsak, bizim O’nun ile birlikte olabilmemiz için öldü. Eğer, “Buraya yaklaş” diyen bu lütufkar daveti işitir ve kabul edersek, mutlu oluruz.

Böylece Rut’un, bundan önce hiç tanımadığı bir kişinin refakatinde oturması gerçekleşti. Ama eğer Rut, “orakçıların yanında oturduysa”, bunu Boaz’ın refakatinde yaptı, çünkü “Boaz ona kavrulmuş başak verdi” sözlerini okuyoruz. Rabbin halkının refakatinde Rabbin kendisinin varlığının bilincinde olarak oturduğumuz takdirde mutlu oluruz. O zaman gerçekten ülkenin kavrulmuş başağı ile beslenebiliriz. Aynı Rut gibi, “doyarız” ve “arttırırız” (ayet 14, N. Tr.). O’nun huzurunda canlarımız beslenir, yüreklerimiz doyar ve doymuş yüreğin doluluğu diğer kişilere de vermemizi sağlar.