BÖLÜM 7

HİZMETKARLAR

“Ey köleler, dünyadaki efendilerinizin sözünü Mesih’in sözünü dinler gibi saygı ve korku ile ve saf yürek ile dinleyin. Bunu yalnız insanları hoşnut etmek isteyenler gibi göze hoş görünmek için yapmayın. Mesih’in kulları olarak Tanrının isteğini candan yerine getirin. İnsanlara değil Rabbe hizmet eder gibi gönülden hizmet edin. Çünkü ister köle ister özgür olsun, herkesin yaptığı her iyiliğin karşılığını Rabden alacağını biliyorsunuz. “— Efesliler 6:5-8.

“Ey köleler, dünyadaki efendilerinizin her sözünü dinleyin. Bunu, yalnız insanları hoşnut etmek ister gibi göze hoş görünen hizmet ile değil, saf yürek ve Rab korkusu ile yapın.”— Koloseliler 3:22.

“Kölelik boyunduruğu altında olanların hepsi efendilerini tam bir saygıya kayık görsünler ki, Tanrının adı ve öğretisi kötülenmesin. Efendileri iman etmiş olanlar ise nasıl olsa kardeşiz deyip efendilerine saygısızlık etmesinler. Tersine, daha iyi hizmet etsinler. Çünkü bu iyi hizmetten yararlananlar sevdikleri imanlılardır.” —1.Timoteos 6:1,2

“Köleleri, her konuda efendilerine bağımlı olmaya özendir. Efendilerini hoşnut etsinler. Ters yanıt vermeden ve hırsızlık yapmadan tümü ile güvenilir olduklarını göstersinler. Böylece Kurtarıcımız Tanrı ile ilgili öğretiyi her bakımdan çekici kılsınlar.” — Titus 2:9,10

“Ey hizmetkarlar, efendilerinizin yalnız iyi ve yumuşak huylu olanlarına değil, ters huylu olanlarına da tam bir saygı ile bağımlı olun. Haksız yere acı çeken kişi, Tanrı bilinci ile acıya katlanır ise Tanrıyı hoşnut eder.” — 1.Petrus 2:18-20

Kutsal yazılarda hizmetkarların yönlendirilmesi ve rahatı için verilen öğütler diğer başka herhangi bir sınıfa göre çok daha fazladır. Böylece anlıyoruz ki hizmetkarlara verilen onur büyüktür ve bu onur Tanrının onlara olan sevgisinin ve bu konumda bulunan herkese duyduğu şefkatin ve verdiği değerin bir kanıtıdır. Bunun nedeni kilisenin belki de her çağda yani, elçilerin gününden günümüze kadar çok sayıda hizmetkarın var olması gerçeği ile ilgili olabilir. Bu kişiler Tanrının lütfu aracılığı ile Tanrı çocukları arasına katılmışlardır. Ve o günden bu güne birlikte yaşadıkları kişiye müjdeyi duyurarak ya da aksine Mesih’in adına onur vermeyerek yani, iyilik ya da kötülük için büyük ölçüde etkili olmuşlardır. Bu konuda öğüt ve tavsiyelerin verilmesinin nedeni hiç kuşkusuz Kurtarıcımız Tanrının her konudaki öğretişine tanrısal vurgulama yapılmasının anlaşılması içindir.

Elçi Pavlus’un mektuplarında söz edilen hizmetkar ifadesi, bizim kendi aramızda kullandığımız anlamdan çok daha geniş bir anlama sahiptir. “Köle” ya da “kul”, anlamları ile ilgili en iyi çevirinin hizmetkar olmasına rağmen yine de dilin kullanımı için tam eş anlamlı ifadelerdir. Çünkü Doğu’nun köleleri hiçbir şekilde Batı’nın köleleri gibi değiller idi. Genel olarak ifade edecek olur isek onlar ev halkının kadın ya da erkek hizmetkarları idiler. Ve bu konuda bizim hizmetkarlarımızdan farklı özelliğe sahip idiler; efendileri onları bir bedel ödeyerek ya da bir ganimet olarak aldıkları için efendilerine ait idiler. Ama köle olmalarına rağmen kendilerine çok iyi davranılır idi. Hatta genellikle bir süre sonra ailenin üyeleri haline gelirler idi. İbrahim’in kahyası Eliezer’in ve Potifar’ın evindeki Yusuf’un durumlarında olduğu gibi etkin ve yüksek görevler ile meşgul olurlar idi. Onlar gerçekten de eve ait kişiler idi; yani ev halkının üyeleri idiler. Ve bu neden ile onların ve şimdiki hizmetkarların konumu arasındaki farklılık ne olur ise olsun, eğer onların ev halkı hizmetkarlarına uygulanacaklarını anlayacak isek o zaman verilen öğütlerin ruhu ile tam bir uyum içinde olmamız gerekir. Elçi Petrus bu konuda farklı bir sözcük- gerçekten ev halkına ait anlamına gelen “domestik”- kullanır. Bu konuda hiç kuşkumuz yok çünkü Petrus evlerinde  “domestiklerden” ziyade bir kaç kölesi olan imanlı Yahudiler’e yazıyor idi. Bu neden ile hizmetkar grubuna giren tüm sınıflar gerçekten ev halkına dahil edilirler idi. Ve bu yüzden tüm grupların her derecesindeki hizmetkarlar bu bölümde kendi ihtiyaç ve konumlarına uygun pek çok şey bulacaklardır. Çünkü her kim yersel bir efendinin yetkisi altında ise ona vereceği hizmet hakkında Tanrının isteğini, O’nun sözünde yer alan yönlendirmelere uygun olarak okuyup öğrenebilir. Ancak aynı zamanda tüm imanlıların da Rabbin hizmetkarları olduklarının unutulmaması gerekir. Bu yüzden bu kutsal yazıların öncelikli uygulaması hitap edilen özel sınıf içindir; burada herkes için eğitim ve tavsiyeler yer alır. O’nun atmış olduğu adımları “bir hizmetkar “ olarak izlememiz gerektiğine dair bize bir örnek bırakmış olan Rab İsa bile “kul özünü almıştır.” (Filipeliler 2) Rab İsa bize bu şekilde her imanlının, bir başka imanlının isteğine bağlı olduğuna dair gerçek konumumuzu öğretmiştir. “Hangisi daha büyük? Sofrada oturan mı, hizmet eden mi? Sofrada oturan değil mi? Oysa ben aranızda hizmet eden biri gibi oldum.”  (Luka 22:27)

(1)  Hizmetkarın öncelikli görevinin itaat etmek olduğu ünvanından da anlaşılmaktadır. Bu hizmetten beş farklı mektupta (Efesliler 6:5; Koloseliler 3:22; 1.Timoteos 6:1; Titus 2:9; 1.Petrus 2:18) söz edilir. Ve çocuklar ile ilgili konuda olduğu gibi talep edilen itaat bu konuda da hemen hemen sınırsızdır. “Ey hizmetkarlar (köleler), dünyadaki efendilerinizin her sözünü dinleyin.” (Koloseliler 3:24) Bu noktaya kadar – hizmetkara verilmiş olan buyruk Rabbin sözüne uygun olduğu sürece- efendi olan erkeğe ya da kadına eksiksiz itaat edilmelidir. Burada erkek efendi ile birlikte kadın efendiden de söz ediyoruz; herkesin bildiği gibi buradaki kutsal yazılarda kadın efendilerden söz edilmez. Bunun ilk nedeni, efendi sözcüğünün Tanrının gözünde, kadın ve erkeklerden genellikle insan ifadesi ile söz edildiği için kadın efendileri de kapsıyor olmasıdır. Ya da ikinci neden olarak ve daha büyük bir olasılık ile kadın efendi, yetkisini ev halkının başı olan kocasından aldığı için Tanrının önünde sorumludur ama yetkisi kocasından geldiği için erkek efendi, ev halkı ile ilgili düzenlemeler konusunda karısına güvenebilir. Bu neden ile bu ifade, ev halkı ile ilgili düzenlemelerde hem erkek hem de kadın efendilerin bu düzenlemelere dahil oldukları şeklinde anlaşılmalıdır. Ve hizmetkarın konumu ile uyumlu olan itaat ya birine ya da her ikisine de gösterilmelidir.

Hizmetkarların hemen hemen sınırsız olarak adlandırılan bu itaati ile ilgili görevlerin böyle bir tanımını kabul etme konusunda belki küçük bir tereddüt yaşanması olasıdır. Ancak kutsal yazılardaki sözcükler bundan daha dar kapsamlı bir tanımı kabul etmezler. Kutsal yazıları çok ayrıntılı bir şekilde inceleseniz bile anlamları basit ve nettir. İtaat gerçekten de ilgili konum tarafından gerekli kılınmıştır. Efendi yönetir ve hizmetkar itaat etmek zorundadır ya da ev halkı sürekli olarak bir karşıtlık ve çatışma ortamı içinde bulunacaktır. Her imanlı ev halkının Tanrının kuralının ya da yönetiminin bir temsilcisi olması gerektiği hatırlandığı zaman bu konu daha aşikar olarak görünecektir. Bir hizmetkar için efendisi ne ise, bir imanlı için Rabbi aynıdır. Efendi tarafından ev halkı içinde ya da üzerinde uygulanan yetki bu neden ile gerçekten Rabbin ev halkı üzerindeki yetkisidir. Rab, efendiyi, ev halkının davranış ve düzeninden sorumlu tutar. Elçinin şu sözleri söyleyebilmesinin nedeni budur: “Rab Mesih’e hizmet ediyorsunuz.” Buyrukları yersel efendiler aracılığı ile alırsınız ama bu buyruklara itaat etmek ile Rabbin Kendisine hizmet etmiş olursunuz. Çünkü bulunduğunuz konuma sizi yerleştirmiş olan Tanrıdır ve sizden bulunduğunuz konuma ait olan itaati bekler. Eğer bu gerçek daha tam ve daha yürekten fark edilmiş olur ise ve eğer hizmetkar efendiden gelen  buyruğu her zaman Rabbin sesi olarak işitir ise hizmet çok daha kolay – gerçekten ‘lütfun bir aracı’ olarak – hale gelecektir. Çünkü sonra verilmiş olan buyruğu tartışmak için gelecek olan ayartma, buyruğun mantıklı olup olmadığını sorgulamayacak, onu kötülük ile suçlamayacak ve böylece itaatsizlik uzaklaştırılmış olacak ve aynı zamanda itaatin neşeli kaynağı her zaman canın içinde var olacaktır. Bu arada zorlukların, adaletsizliklerin ya da hatta zalimliklerin var olması mümkündür. Ancak bu tür denemelerin dikeni, imanlının aldığı buyruğun doğrudan Rab’den gelen bir ayrıcalık olarak kabul etmesi ile uzaklaştırılabilir. O zaman Tanrının isteği fark edilmiş ve boyun eğerek kabul edilmiş olacaktır.

İtaatin zorunluluk derecesi, efendinin karakteri nedeni ile zayıf düşürülemez. Elçi Pavlus bu konuda şu sözleri yazmıştır: “Ey hizmetkarlar, efendilerinizin yalnız iyi ve yumuşak huylu olanlarına değil, ters huylu olanlarına da tam bir saygı ile bağımlı olun.” (1. Petrus 2:18)

Böyle bir durumda hizmet- itaat- çok daha zor hale gelecektir. Öyle efendiler vardır ki, iyi ve yumuşak huylu olmaları nedeni ile hizmetkarlarının yüreklerini kazanırlar ve bu hizmetkarlar da efendilerine çok değer verirler, öz veride bulunur ve hatta efendilerinin isteklerini yerine getirmeyi zevk bilirler. Ancak öte yandan, yine öyle efendiler vardır ki, ters huyludurlar ve en küçük talepleri bile çok büyük güçlüğü barındırırlar. Hizmetkarın ayartılması şu şekilde olur: iyi ve yumuşak huylu efendiye hizmet etmek için yarışırlar ama eğer efendi ters huylu ise bazen ona itaat etmeyi dahi reddederler. Ama buradaki ayette de belirtilmiş olduğu gibi itaatin görevi efendinin karakteri ile ilgili bir hizmet değildir. Bunu unutmak demek hem Rab İsa’ya hizmet edildiğini unutmak demektir hem de aynı zamanda göze hoş görünen hizmet günahına ya da yalnız insanları hoşnut etmeyi istemek günahına düşmek anlamına gelir; oysa Rabbin isteği, insanlara değil Kendisine hizmet eder gibi gönülden hizmet edilmesidir. (Efesliler 5:6,7; aynı zamanda bakınız Koloseliler 3:22,23.)

Eğer şimdi burada verilmiş olduğu gibi, itaatin özelliklerine işaret edecek olur isek Rab ile doğrudan bağlantılı olmak aracılığı ile istenen görev daha kolay yerine getirilecektir.

(a)  ”Göze hoş görünen hizmet ile yalnız insanları hoşnut etmek isteyenler.” Hizmetin efendinin gözüne hoş görünmek için yapılmaması gerekir. Eğer böyle olur ise ayartma onu hoşnut etmek yönünde olacak ve bu neden ile hizmetkar insanı hoşnut eden biri haline gelecektir. Eğer hizmet Rab yerine insan için yapılır ise o zaman bu tür hizmetlerin hepsi, en küçüğü dahi Tanrının önündeki değerini yitirir. Böyle bir davranış, imana göre değil göz ile görünene göre yürümektir.

(b)  ”Dünyadaki efendilerinizin sözünü Mesih’in sözünü dinler gibi dinler gibi, saygı ve korku ile ve saf yürek ile dinleyin. Bunu, yalnız insanları hoşnut etmek istermiş gibi göze hoş görünmek için yapmayın. Mesih’in kulları olarak Tanrının isteğini candan yerine getirin. İnsanlara değil, Rabbe hizmet eder gibi gönülden hizmet edin. Çünkü ister köle ister özgür olsun, herkesin yaptığı her iyiliğin karşılığını Rab’den alacağını biliyorsunuz.” (Efesliler 6:5-8; aynı zamanda bakınız Koloseliler 3:22-24)

Böylece hizmetkarlar Rabbin huzurunda alçaltılırlar. Onlar Mesih’in hizmetkarlarıdırlar ve Tanrının isteğini candan ve gönülden yapmaları gerekir ve gözlerini her zaman yalnızca Rab İsa’nın üzerinde dikmeleri gerekir. Ve kötünün kendilerine söylediği yalanları hatırlayarak mutlu ve neşeli bir şekilde tam hizmet etmeli ve gerçek itaat sunmalıdırlar. Aynı zamanda bu hizmet ve itaatleri, efendilerinin karakterinden tamamen bağımsız olmalıdır. İmanlı hizmetkarlar tüm bu doğruları akıllarında tutacak oldukları takdirde pek çok tuzağı kendilerinden uzaklaştırmış olacaklardır ve bu şekilde yaptıkları hizmette Mesih yüceltilmiş olacak ve Kurtarıcılarını Tanrının öğretişi ile her konuda uyumlu olarak onurlandırmış olacaklardır.

(2)  Kutsal yazılarda yer alan bundan sonraki yön tavırlar hakkındadır. Bu durum aslında daha önce tanımlanmış olan görev ile bağlantılıdır. Çünkü nerede sevinç ile ve gönülden, candan bir itaat var ise orada uyumlu bir tavır olacağı kesindir. Ama eğer dikkat Tanrı sözünün belirli ifadelerine yönlendirilir ise hem konuyu daha farklı bir ışık ile hem de konunun önemini vurgulayarak göstermeye hizmet edebilir.

(a)  ”Kölelik boyunduruğu altında olanların hepsi kendi efendilerini tam bir saygıya layık görsünler ki, Tanrının adı ve öğretisi kötülenmesin.” (1. Timoteos 6:1) Hizmetkarların efendilerinin konumlarına layık saygının tamamını onlara göstermeleri gerekir. Ve bu talep aynı zamanda efendinin kişisel karakterinden tamamen bağımsız olarak gösterilmesini ister. Tanrı bizden nasıl yetkileri nedeni ile kralları onurlandırmamız için talepte bulunur ise aynı şekilde hizmetkarlara da efendilerinin konumları nedeni ile onlara saygı göstermelerini buyurur. Bu öğüdün bilgeliği ve uygunluğu aşikardır. Çünkü hizmetkarın hizmetini uygun ve kabul görür hale getiren, insanlara değil Rabbe hizmet eder gibi gönülden hizmet etmeleridir. Hizmet, insanları hoşnut etmek isteyenler gibi göze hoş görünmek için yapılmamalıdır.

(b)  Aynı zamanda alçakgönüllülük de sergilenmelidir. Hizmetkarların “saygı ve korku ile ve saf yürek ile” itaat etmeleri gerekir. (Efesliler 6:5; 1.Petrus 2:18) Yani, “hizmetkarların efendilerini her konuda hoşnut etmeleri gerekir. Tümü ile güvenilir olduklarını göstermelidirler. (Titus 2:9) Ters yanıt vermeden ve hırsızlık yapmadan efendilerine bağımlı olmalıdırlar. Daha önce tanımlanmış olan sınırlar içinde her zaman efendilerini hoşnut etmelidirler.

(c)  ”Ters yanıt vermeden.” (Titus 2:9) Tahammül etmek, söz ile değil eylem ile uygulanmalıdır; dilin çabuk ve kaba ya da sert sözler söylememesi için kontrol altında tutulması gerekir. Her hizmetkar bu yönde gelen ayartmaların sayısının ne kadar çok olduğunu bilir. Bir kızgınlık anında efendilerin ağzından sert, kaba ve hatta adaletsiz sözler çıkabilir ve genelde eğilim bu tür sözlere aynı tarz sözler ile karşılık vermektir; sonra da öfkenin ateşi bir kez daha tutuşur ve bunu söndürmek çok zor hale gelir. Ve bu son derece doğal yani insan yapısına uygun bir tavırdır. Ama Tanrı, sözünde bize daha iyi bir yol gösterir. Ve bu yüzden hizmetkarına şu sözleri yazmasını söylemiştir: “Sana söylenen kötü söze karşılık verme!” Elçi Petrus da aynı konuya değinir ve bu konu ile ilgili olarak Mesih’in örneğine işaret eder: “Çünkü günah işleyip dövüldüğünüz zaman dayanır iseniz bunda övülecek ne var? Ama iyilik edip acı çektiğiniz zaman dayanır iseniz Tanrıyı hoşnut edersiniz. Nitekim bunun için çağrıldınız. Mesih, izinden gidesiniz diye uğrunuza acı çekerek size örnek oldu. O, günah işlemedi ve ağzından hileli söz çıkmadı. Kendisine sövüldüğü zaman sövgü ile karşılık vermedi ve acı çektiğinde kimseyi tehdit etmedi. Davasını adalet ile yargılayan Tanrıya bıraktı.” (1.Petrus 2:20-23) Rab, bu yüzden tanrının önünde sabır ile katlandı ve bu yüzden insanların yüzüne bakmadı ve onlara “yanıt vermedi”. Kendisini ve davasını adalet ile yargılayan Tanrının eline bıraktı. Aynı tavır hizmetkarlar için de geçerlidir. Hizmetkarların kendilerine kaba ve hatta haksız davrandıkları zaman Tanrının önünde bu zalim davranışa sabır ile boyun eğmeleri gerekir. Ve haklarının savunması için O’na bakmalıdırlar. Böyle bir tavır göstermek insan doğası için imkansızdır. Ancak Rabbe bağlı olan ve yapacakları konusunda kendisine ya da başka insanlara değil, yalnızca Tanrıya güvenen ve gözlerini yardım almak için O’na dikmiş olan imanlı, esenlik ve bereketin söz ile anlatılamaz güzelliklerini tecrübe edecektir. Kutsal Rabbimiz aynı davranışlara maruz kalmıştır. Ve bu tür davranışların ne demek olduğunu bilir ve bu yüzden yürüdüğü yolda Kendisini izleyen kişilere yardım edebilir ve onların imdatlarına yetişir. Böyle durumlarda O’nun acılarına paydaşlık etmiş oluruz. Ve “Mesih ile birlikte acı çekiyor isek Mesih ile birlikte yüceltileceğiz.” (Romalılar 8:17)

(3)  Konuya güvenilir olmak da dahildir. “Hırsızlık yapmadan, tümü ile güvenilir olduklarını göstersinler.” (Titus 2:10) Bu öğütte, hizmetkarların kahyalardan farklı bir görünümüne işaret edilir. Hizmetkarların kendilerine emanet edilmiş olan her şeye karşı sadakat ile hareket etmeleri gerekir. Ev halkına ait olan mallar sürekli olarak hizmetkarların ellerinin altındadır. Ve bu neden ile şu sözler söylenmiştir:” Hırsızlık yapmadan tümü ile güvenilir olduklarını göstersinler.” Hizmetkarlar, efendilerine ait olan herhangi bir şeye zarar vermemeli ve kendileri için kullanmamalıdırlar. Eğer hırsızlık etmenin ne demek olduğunu açıklayacak olur isek bu konu belki daha iyi anlaşılacaktır. Elçilerin İşleri 5.bölümde bizlere Hananya ve Safira adlı kişilerden söz edilir. Hananya adındaki adam karısı Safira’nın onayı ile bir mülk satar ve paranın bir kısmını kendine saklayarak gerisini getirip elçilerin buyruğuna verir. Oysa bu mülkün tamamını Rabbe adadığını söylemiştir. Buradaki örnek, hırsızlık etmenin anlamını açıklar; çünkü Titus kitabında hırsızlık etmek olarak tercüme edilen sözcüğün aynısı burada esirgemek olarak tercüme edilmiştir. Bu neden ile hırsızlık etmek ifadesi tam olarak çalmak anlamına gelmez ama mülkün hizmetkar tarafından kendi kullanımı olarak anlaşılır. Çünkü mülk, kadın ya da erkek efendiye aittir. Her ev halkının hizmetkarının elinin altında kendisine emanet edilmiş olan pek çok mülk – yiyecek, giysi ve diğer şeyler- vardır. Tanrı tüm hizmetkarların bu konuda sadık olmalarını talep eder. Hizmetkarların en küçük eşyayı bile izin istemeden almamaları gerekir. Evde olan her şey kadın ya da erkek efendiye aittir ve hizmetkarın evde olan her şeyi kutsal bir emanet olarak görmesi gerekir. İbrahim’in uşağı Eliezer ve Potifar’ın evindeki Yusuf bize, hırsızlık etmeyen sadık hizmetkarlara örnek olarak gösterilirler. Kurtarıcı, “adaletsiz kahya” benzetmesinde efendisinin malına zarar veren birini tanımlar.” (Luka 16:1) Her hizmetkarın bu verilen örneklere kulak asması kendi iyiliği içindir. Çünkü aynı zamanda bu konuda gelen ayartmalar oldukça güçlüdür ve eğer bir kez bu tür bir ayartmaya teslim olunur ise ayartmaların gücü artacak ve böylece tam yıkımın nedeni kanıtlanmış olacaktır. “Hırsızlık etmeyin” ifadesindeki bu tanrısal söz hizmetkarın yürüdüğü yolda ona ışık olsun ve karşısına çıkan tuzaklardan korunabilsin.

(4)  Özel bir duruma göre davranmak üzere özel bir yön verilmiştir. Elçi şöyle der: “Efendileri iman etmiş olanlar ise nasıl olsa kardeşiz deyip efendilerine saygısızlık etmesinler. Tersine, daha iyi hizmet etsinler. Çünkü bu iyi hizmetten yararlananlar sevdikleri imanlılardır. Bu ilkeleri öğret ve öğütle.” (1.Timoteos 6:2) Hristiyanlık Rab İsa Mesih’in Efendimiz olduğunu öğretir ve hepimizin kardeş olduğunu bildirir. Ve Tanrının herkese eşit davrandığını söyler. Özellikle ilkel topluluklarda yeni gerçeği anlamamış hala “boyunduruk altında” olduğunu düşünen kişiler efendileri ile eşit olduklarını bilmedikleri için kendilerinden talep edilen hizmette Mesih’te tek bir temel üzerinde bulunduklarından haberdar olmadıkları için ayartmalar karşısında sürçerler. Burada bu öğüdün verilmesinin nedeni, ayartmaya karşı konulması içindir. Mesih ile birlikte O’nda eşit durumda bulunma gerçeğinin yersel farklılıklarda değişiklik yaratmayacağını bilmeyen hizmetkar efendisine daha iyi hizmet etmek yerine, nasıl olsa kardeşiz diyerek ona saygısızlık etme hatasına düşebilir. Eğer her ikisi de imanlı ise efendi ve hizmetkarın kardeş olduğu doğrudur; ama aynı zamanda doğru olan bir bşka şey daha vardır; o da şudur: konumlar bu dünya ile ilgili olduğu sürece biri hala efendidir diğeri de hala hizmetkardır. Sosyal düzenlemeler ve farklılıklar Hristiyanlık ilkeleri tarafından korunur ve desteklenir. Bu neden ile imanlı efendilere sahip olan hizmetkarların imanlı efendilerini küçümsememeleri gerekir, çünkü onlar kardeşleridir; aksine onlara daha iyi hizmet vermelidirler çünkü her imanlı gibi efendiler de Mesih’in lütfuna paydaştırlar; hizmetkarlar bu yüzden iyi hizmet ettikleri zaman sevdikleri imanlılara yarar sağlamış olmaktadırlar. Mesih’te bir olduklarına dair gerçek ve onları sürekli bir birlerine bağlı tutan kardeşlik bağlarının gayretli ve istekli hizmet için yeni bir motivasyon oluşturması gerekir. Çünkü, efendi ve hizmetkar geçici olarak farklı konumda iken bu farklılığın geçici olduğunu bilerek şimdiden sevinebilirler. Dünyadaki bu farklı sosyal konum sonsuzluğun ışığında sonsuza kadar sönüp kaybolacaktır. Ve böylelikle hizmetkarlar ve efendiler aynı şekilde Rablerinin isteği ile meşgul olduklarının farkına varacaklardır. Bu yönlendirmeye dikkat eden ve uygulayan hizmetkarlar kendilerini pek çok hayal kırıklığından korumuş olurlar. Hatta şimdi bile imanlı olan kişiler genel bir Hristiyanlık temelindeki kadın ya da erkek efendilerinden gereğinden fazlasını beklemeye yönlendirilirler. Kadın ya da erkek efendi bunu yeterince hatırlamıyor olabilir; ama eğer böyle olduğu takdirde iman eden hizmetkarların, imanda bir olmaları aracılığı ile üzerlerinde üretilen tek etkinin kendilerini hizmet etme konusunda hem daha iyi hem de daha istekli yapmak olduğunu göstermek için özen ile davranmaları gerekir. Çünkü talepler her ne kadar böyle bir hizmetin yapılması gerektiğini belirtiyor ise de yapılan hizmet, insanlara değil, Kendisini Rab olarak çağırmaktan keyif aldıkları O’na yapıldığını akılda tutmalıdırlar ve Rab onlara bunun ödülünü ya da karşılığını verecektir.

(5)  Verilmiş olan buyruğun tam özelliğini göstermek için yeterli ifadesi kullanılmıştır. Burada akla şöyle bir soru gelebilir: Nesneleri nedir? Bu sorunun yanıtı iki yönlüdür. İlki, hizmetkarların Kurtarıcımız Tanrı ile ilgili öğretiyi her yönden çekici kılmalarıdır.” (Titus 2:10) Ve ikincisi, “kölelik boyunduruğu altında olanların hepsi kendi efendilerini tam bir saygıya layık görsünler ki, Tanrının adı ve öğretisi kötülenmesin.” (1.Timoteos 6:1) O zaman bu durumda hizmetkarların yaşamları efendilerine saygısızlık ettikleri için bir sürçme taşı teşkil etmeyecek ve buyrulduğu gibi rablerinin adını onurlandırmış olacaklardır. Daha önce de gözlemlemiş olduğumuz gibi hizmetkarların pek çoğu imanlı kişilerdir ve bu yüzden taşıdıkları Hristiyan adına layık bir şekilde yürümeleri gerektiği konusunda ısrar edilmektedir. Çünkü hizmetkarlık konumu genelde çok zor bir konumdur. Hizmetkarların hataları genellikle abartılır ve erdemleri ise görülmez ve üzerlerinde durulmaz; çünkü hizmetkarları gerçek imanlı olan kadın ve erkek efendileri ancak yetkin bir hizmet tatmin edecektir. Öte yandan aynı şekilde kabul edilmesi gerekir ki, imanlı hizmetkarlar bazen fazla rahat davranabilirler. Ve durum böyle olduğu zaman Tanrının adına ve öğretisine leke sürmüş olurlar. Ama Tanrı sadıktır ve hizmetkarın konumunun zorlukları ne olur ise olsun eğer hizmetkar O’na güvenir ise O, hizmetkarı destekleyecek ve eğer hizmetkar davranışı ile Kurtarıcı Tanrının öğretisine uygun harekete eder ise Tanrı, Mesih’in adının kokusunun yayılmasını sağlayacak ve bu şekilde ev halkının bulunduğu yeri Mesih’in tatlı kokusu kaplayacaktır.

(6)  Bundan sonraki kısımda hem teşviklere hem de uyarılara yer verilir.

(a)  Teşvik. “İnsanlara değil, Rabbe hizmet eder gibi gönülden hizmet edin. Çünkü ister köle ister özgür olsun, herkesin, yaptığı her iyiliğin karşılığını Rab’den alacağını biliyorsunuz.” (Efesliler 6:7,8) “Rab’den miras ödülünü alacağınızı bilerek her ne yapar iseniz insanlar için değil, Rab için yapar gibi candan yapın. Rab Mesih’e kulluk ediyorsunuz.” (Koloseliler 3:24) Özelliği her ne olur ise olsun tüm hizmet Rabbe duyulan sorumluluk ile yapılır. Ve teşvik de işte bu noktada ortaya çıkar. Tanrının gözleri, sadık hizmetkarın üzerindedir ve onun tüm hayal kırıklıklarını, denemelerini ve üzüntülerini bilir ve onu her zaman onaylar ve destekler. Hizmetkar, Rabbinin ellerinden sonunda “miras ödülünü” alacaktır. “Çünkü bedende yaşar iken gerek iyi gerek kötü, yaptıklarımızın karşılığını almak için hepimiz Mesih’in yargı kürsüsü önüne çıkmak zorunda” olacağımız zaman yakındır. (2.Korintliler 5:10)

Aynı zamanda teşvik de vardır – ve bu teşvik ne kadar da bereketlidir! – Bu teşvik Mesih’in örneğinden ortaya çıkar. Bu, elçi Petrus’un öğretişinde var olan özel güçtür. Çünkü elçi hizmetkarlara verdiği öğütlere hiç zaman kaybetmeden başlar ve sonra bu öğütleri Rab İsa’nın yürüdüğü tüm yollar ve çektiği acılar ile birbirine bağlar. Bunun nedeni Rab İsa’nın Mükemmel Hizmetkar olmasıdır. O, asla Kendi isteğini yerine getirmedi ama her zaman bir başkasına boyun eğdi. Kendisi hakkında söylemiş olduğu şu sözleri okuyalım: “Çünkü kendi isteğimi değil, beni gönderenin isteğini yerine getirmek için gökten indim.” (Yuhanna 6:38); Ve O, Oğul olmasına rağmen acı çekerek itaat etmeyi öğrendi. Bu neden ile eğer gözlerimizi O’na diker isek zorluklar kaybolacaktır ve en çetin yollarda bile O bizi gücü ile donatacaktır. Böylece doğruluk uğruna Mesih ile O’nun acılarına paydaş olabiliriz. Böylelikle “İsa’ya bakmak”, üzüntüler için bir panzehir olacak ve hizmetkarın, yolunda sadakat ile ilerlemesi için ona teşvik sağlayacaktır.

(b)  Bir tek uyarı vardır. “Haksızlık eden, ettiği haksızlığın karşılığını alacaktır ve hiç bir ayrım yapılmayacaktır.” (Koloseliler 3:25)

Burada aynı zamanda kötülü yapmaktan caydırılmak için bir sorumluluk getirilmiştir. Rab bu yüzden hizmetkarların ihtiyaçları için ne kadar da özenli bir sağlayışta bulunmuştur. Ve bunu ne kadar da yumuşak bir tavır ile yapar! Tanrı, hizmetkarları ve onların görevlerini Kendi varlığının ışığına getirir, öyle ki yapılan her hizmet O’nun için yapılabilsin. Eğer teşvikler ve uyarılar her hizmetkarı yalnızca Tanrının onayı için yaşamak üzere etkilemek için verilir. O zaman en ağır yük ışığa dönüşecek ve en zor durumda bile Tanrının sadakati nedeni ile sevinç duyulabilecektir.

(7)  Tüm bunlardan sonra son olarak hizmetkarların yerleştirildikleri ev halkına bereket olma fırsatlarının var olduğunu hatırlatmadan geçemeyeceğiz. Sonsuzluk boyunca imanlı hizmetkarları için Tanrıyı övecek olan pek çok aile vardır. Tanrının Kutsal Ruhu, Naaman’a bereketin aracısı olan İsrailli küçük bir tutsak kızı nasıl da onurlandırmıştır (2.Krallar 5) ve o günden günümüze kadar Tanrı, hizmet etmekte oldukları ev halkının üyelerinin tövbe etmesi ve kurtulması için pek çok hizmetkarı kullanmıştır. Yazarın çok iyi tanıdığı orduda bulunan bir komutan bilgisizlik ve imansızlık içinde Hindistan’tan dönmektedir. Bu komutanın imanlı bir siyahi hizmetkarı vardır. Geminin güvertesinde geçen boş zamanlardan birinde bu hizmetkar efendisine Tanrı lütfunun müjdesini duyurma fırsatı bulur. Hizmetkarın tanıklığı bereketlenir ve hizmetkarın efendisi İngiltere’ye vardığı zaman artık Mesih’in çarmıhının bir askeridir. Komutan iman ettikten sonra askerlik mesleğini bırakır ve kendisini müjde hizmetine adar. Ve yazar bu imanlı eski komutanın Kutsal Ruhun işleyişi ve gücü ile vaaz ettiği kişilerin Tanrı sözü önünde, ormandaki ağaçların rüzgarın önünde eğildikleri gibi eğildiklerini görmüştür. Bunun gibi binlerce olay kayda geçmiştir ve yalnızca sonsuzluğun ışığı, kaç kadın ve erkek efendinin ya da çocuklarının iman eden hizmetkarlarının yürüyüş ve davranışları ile sergilenen alçakgönüllü tanıklıkları aracılığı ile kurtulduklarını açıklayacaktır.

Tanrı bu sözleri okuyan her imanlı hizmetkara, Kendi lütfu aracılığı ile konumunun verdiği sorumluluğu fark edebilmesi ve bu sorumluluğu yerine getirebilmesi için güç ihsan etsin diye dua ediyorum.