Bölüm 6

Mayasız Ekmek Bayramı


“Kurban eti ile birlikte mayalı ekmek yemeyeceksiniz. Yedi gün mayasız ekmek-sıkıntıda yenilen ekmek- yiyeceksiniz.” (Yasanın Tekrarı 16:3)

“Yeni bir hamur olabilmek için eski mayadan arınıp temizlenin. Zaten mayasızsınız. Çünkü Fısıh Kuzumuz Mesih kurban edildi. Bunun için içtenliğin ve dürüstlüğün mayasız ekmeği ile bayram edelim.” (1.Korintliler 5:7 ve 8)


“ Sonra beni Yuvasına götürdü,
Bayramın kutlandığı yere getirdi ve
Beni Babası ile birlikte sofraya oturttu.
Ben ekmek için dilenirken O’nun sayesinde şimdi
O’nun ev halkından olan evladı oldum.
Ben sevgiye, sevince, şarkı söylemeye ve yüceliğe getirildim.”


Mayasız ekmek bayramı, fısıhtan sonraki günde başladı ve yedi gün sürdü. Yedi günün anlamı zamanın mükemmel olan dönemidir. Kuzu on dördüncü günde gün batımında boğazlandı. Mayasız ekmek bayramı hemen gün batımından sonra gelen on beşinci günde hemen başladı. Bu yüzden fısıh bayramı ve mayasız ekmek bayramı arasında hiç zaman aralığı olmuyor idi. Kuzunun ölümü, kanın serpilmesi ve bayramın kutlanması arasında hiç bir zaman aralığı yok idi.

Mayasız ekmek bayramı yedi gün sürüyordu ve imanlının tüm yaşamının bir örneği idi. Ve biz böylelikle anlıyoruz ki, Mesih’in değerli kanına iman eden bir iman eder etmez bir imanlı olarak iman yaşamına başlamaktadır – mayasız ekmek bayramını kutlamaya başlar.

Kuzunun öldürülmesi tek bir eylem idi ve Fısıh tek gün süren bir bayram olarak görülür idi. Aynı durum İlk Ürünler bayramı, Pentikost bayramı ve Kefaret günü için de geçerli idi.

Bu tek günlük bayramlar yalnızca her biri kendi içinde mükemmel ve tam olan Rabbin elinin belirli yüce işlerine işaret ederler. Ama bu yedi ya da sekiz günlük bayramlar Tanrının bu yüce işlerinin sonucuna işaret ederler.

Fısıh nasıl Mesih’in ölümünün bir örneği ise yedi günlük mayasız ekmek bayramı da imanlının Mesih’e güvendiği günden bu yeryüzünden ayrılana kadar süren yeryüzündeki yaşamından söz eden bir örnek teşkil eder. Kutsallık ve gerçek içinde kefareti temel alan Tanrı ile olan paydaşlıktan bahseder. Mesih’in kanı Tanrı ile olan tüm gerçek paydaşlığın temelidir. Bu paydaşlıkta devam etmenin tek yolu, boğazlanmış kuzudan – bizim yerimize ölen Mesih- beslenmektedir. Boğazlanmış kuzudan keyif almanın tek yolu imanlının burada aşağıdaki yürüyüşündeki kutsallık için gerekli olan mayadan (kötülükten) uzak durmasıdır.

Kutsal Ruh bize bu örneğin anlamını açıklar. Ve şöyle der: “Yeni bir hamur olabilmek için eski mayadan arınıp temizlenin. Zaten mayasızsınız. Çünkü Fısıh Kuzumuz Mesih kurban edildi. Bunun için eski maya ile – kin ve kötülük mayası ile – değil içtenliğin ve dürüstlüğün mayasız ekmeği ile bayram edelim.” (1.Korintliler 5:7,8)

Kapı sövelerinin üstüne sürülmüş olan kan, her şeyin, yani yalnızca güvenliğin değil ama aynı zamanda esenliğin de temelidir. Kanı incelemeye devam ettiğim sürece gerçek esenliğe sahip olamam – ama beni güvende kılanın, kan hakkında benim ne düşündüğümün değil, Tanrının ne düşündüğünün önemli olduğunu öğrendiğim zaman, – işte o zaman gerçek esenliğe sahip olabilirim. Kan, Tanrının gözleri içindir, orada evin içinde olan kişiler dış kapıdaki kanı göremediler ama iman ile o kan altına sığındıkları için kurtulduklarını bilerek mükemmel esenliğe sahip oldular.

Aynı zamanda şunu da hatırlamalıyız: Evin içinde olan insanların iyi ya da kötü olup olmadıkları önemli değil idi. Aynı şekilde mutlu ya da üzgün –huzurlu ya da korku içinde -olup olmadıkları da önemli değil idi- onların güvencesi Tanrının gözlerinin kapıların üzerinde gördüğü kandı.

Ben bunu öğrendiğim zaman ve yalnızca kana ve Tanrının sözüne güvendiğim zaman kurtuluş bilgisi ve Tanrı ile gerçek huzur var olacaktır.

Yüreklerimizde yalnızca bu gerçek huzura sahip olduğumuzda kızartılmış kuzudan sevinç ile beslenebiliriz. Tüm kurtarılmış olanlar bayramı kutlamak üzere tek bir yürek olarak o masanın çevresinde toplandılar.

Bu bayram kurtarılmış günahkar için ne kadar da önemlidir! Kızartılmış o kuzu benim günahlarıma karşı Tanrının gazap ve yargısını üstlenmiş olan Rab İsa Mesih’in Kendisidir. Mesih’ten beslendiğimiz zaman güç buluruz. Belimizde kuşağımız, ayaklarımızda ayakkabılarımız, elimizde eşyalarımızla bize herkes göçmen olduğumuzu söyler. Onlar Mısırdalar idi, ama Mısırdan değil idiler- Mısırdan ayrılmaya her an hazırdılar. Bu neden ile Tanrının kutsalları burada yeryüzünde aşağıda yalnızca göçmendirler, dünya bizim yuvamız değildir. Biz dünyadayız, ama dünyadan değiliz. Çarmıh, bizi bu dünyaya bağlayan hatları kesmiştir.


Yüreğimi yeryüzüne bağlayan ipler İsa’nın eli ile çözüldüler.
O’nun çarmıhının önünde kendimi ülkede bir yabancı olarak buldum.


Mayasız ekmek bayramı ister Mısırda, ister çölde ya da ister Kenan ülkesinde kutlansın fark etmiyor idi, çünkü işaretleri her zaman aynı idi. İmanlı kişiye dünyada bir yabancı gözü ile bakılsa da (Mısırdan Çıkış 12:11), ya da imanlı kişi çölde bir göçmen olarak görülse de (Çölde Sayım 9:3), veya Yeşu 5:10 ayetinde okuduğumuz gibi imanlı kişiler, vaat edilen diyarın sahipleri olarak bilinseler de, bayram her zaman tam olarak her yerde birbirinin aynıdır. Böylece biz de öğreniyoruz ki, kutsalın, Mesih’ten beslenme ilde desteklenen paylaşımı kurtuluşunu temel alır ve kutsallıkta kötüden ayrı tutularak muhafaza edilir. Bunlar asla değişmeyen ilkelerdir; bu ilkler Tanrının karakteri gibi değişmezdirler.

Son bölümümüzde kızartılmış kuzudan yiyen İsraillilerin bu gün Rabbin sofrasına paydaş olan kutsallar ile kıyaslanmış olabileceklerini fark ettik. Bu sofranın gerçek işareti tapınmadır. Bizim için ölen Kişiden beslenir ve Onun ölümünü hatırlar iken yüreklerimiz tapınarak Onun önünde eğilir ve övgü ve hayranlık ile Ona yöneliriz. Kızartılmış kuzunun hepsi ertesi sabaha kadar yenip bitirilmeli idi. Mısırdan Çıkış 12:10 ayeti bize gerçek tapınmanın Mesihin ölümünden ayrı olarak tanınamayacağını söyler. Gerçek tapınma asla bayat olmamalıdır; gerçek tapınmanın her zaman taze olması gerekir.

Bayramın “mayasız ekmek” ile birlikte kutlanması gerekiyor idi ve ne mayanın ne de mayasız ekmeğin evlerinde bulunmaması buyrulmuş idi. Rabbin bu konu ile ilgili vermiş olduğu buyrukların ne kadar özenli olduğuna lütfen dikkat edin.

(1) Mayalı ekmek yenmemeli idi.

(2) Ortada maya olmamalı idi.

(3) Evlerinde maya bulundurmalarına izin yok idi. (Mısırdan Çıkış 13:7)

Maya nedir? Genelde maya olarak adlandırdığımız bir malzemedir. Biz ekmek yapar iken una maya koyarız. Ekmekte gördüğümüz küçük delikler ekmeğin içindeki mayadan kaynaklanır. Çok küçük bir miktar maya çok kısa bir zamanda çok fazla miktardaki bir unu etkileyecektir. Mayanın hamuru kabarttığını ve hamurun daha büyük görünmesine neden olduğunu görürüz. Eğer mayanın hamurun içinde işlemesine izin verecek olur isek hamur çok geçmeden ekşiyecek ve kısa bir süre sonra çürüyecek ve hamuru çöpe atmamız gerekecektir. Bu mayalanmış hamurun küçük bir parçası taze ve temiz mayasız bir hamura konduğu zaman daha önce mayalanmamış hamurun tamamını ya mayalayacak ya da onu ekşitecektir. Bu şekilde mayanın ne kadar hızlı çoğaldığını görebiliriz.

İnsanlardan, tüm mayanın yok edilmesini gayret ile istemeleri talep edildi. Ya da eğer çok az bir mayayı bıraktıkları takdirde bu, çok geçmeden tüm hamuru mayalayacak idi.

Maya kötü ile ilgili bir semboldür- yalnızca kötü – her zaman kötü ve bu tür kötünün işlediği her yeri bozduğunu biliriz. Tanrı ile paydaşlığın arzu edildiği bir yerde böyle bir duruma izin verilmemesi gerekir. Bizim doğamızda günah her zaman mevcut olacaktır ama günahın yaşamlarımızda çalışmasına ve ne gizlide ne de açıkça yaşamlarımızın içine girmesine izin verilmemesi gerekir. Aksi takdirde Tanrı ile paydaşlık mümkün olamaz.

“Şimdi öfke, kızgınlık, kötü niyet dahil hepsini üzerinizden sıyırıp atın.” (Koloseliler 3:8)

“Her kötülüğü, hileyi, ikiyüzlülüğü, kıskançlığı ve tüm iftiraları üzerinizden sıyırıp atın.” (1.Petrus 2:1)

“Her türlü pisliği ve her tarafa yayılmış olan kötülüğü üstünüzden sıyırıp atın.” (Yakup 1:21)

Tanrının, Kendisi ile paydaşlık etmek isteyen kişilere,  mayayı üzerinizden atın derken ne demek istediğini bu sözler açıkça ortaya koymaktadırlar.

Eski maya belki de eski alışkanlıklara işaret etmektedir; artık benimsemiş olduğumuz eski günahlara, sürdürdüğümüz eski davranışlara ve tövbe etmeden önce keyif aldığımız eski tutumlarımıza örnek olabilir. Bu eski hatalar imanlı uyanık durmadığı takdirde onu tekrar esarete sürükleyecek güçtedirler; imanlı, her gün Rabbimiz İsa Mesih ile paydaşlığı aradığı zaman içindeki Kutsal Ruh bu eski alışkanlıklarından daha güçlü olarak işleyecektir elbette!

Bizi alçaltsa bile, insanın işlemiş olduğu her günahın köklerinin her Tanrı çocuğunun bedeninde kaldığını hatırlamamızda yarar var – ve eğer Kutsal Ruh aracılığı ile bizi koruyan Tanrı lütfu olmasa idi, bu günahlar ürün verirler idi. Bize günahın köklerinin artık bedende kalmadığını söyleyen kişiler yalnızca kendilerini aldatırlar ve hem Tanrının kutsallarına büyük zarar verirler hem de Mesih’in adını lekelerler. (1.Yuhanna 1:8) Rab

Eğer “eski maya” tövbe etmeden önce işlenmiş o eski günahları temsil ediyor ise o zaman belki yeni mayayı da gözden geçirebiliriz; eski maya belki imansızın ayartılmadığı diğer günahları temsil ediyor olabilir. Bu gün bu günahları ne yazık ki Rabbin halkında sık sık görürüz. Bu günahlardan bazılarını sıralayalım: ruhsal gurur, kıskançlık, övünmek, dünyasal bir ruh, öncelik isteyen bir arzu, yanlış öğretiş, Tanrı sözüne kuşku duymak ve onu eleştirmek ve diğer pek çok kendinizde gördüğünüz hatalar.

Eğer bu günahlar yargılanmaz ise ve eğer biz yeterince uyanık kalmaz isek paydaşlığımız zedelenebilir. Şeytan sık sık bu günahları Rab ve birbirimiz ile olan paydaşlığımızı bozmak için kullanır. Bu neden ile sevgili kardeşlerim ayık ve uyanık kalalım ve yaşamlarımızdan mayayı çıkartalım ve maya görünür görünmez Tanrıdan mayayı yargılaması için lütuf isteyelim.

Tanrı halkı kızartılmış bu kuzunun etrafında toplandığı zaman önlerinde masanın üzerindeki mayasız ekmek ile yalnızca Rab ile paydaşlığı temsil etmek ile kalmıyorlar ama aynı zamanda ortalarındaki Mesih’in kişiliğinde kötülüğü üzerlerinden atmış olanın paydaşlığını da yaşıyorlar idi. İnsanın birlik ve paydaşlık ile yöntemi, kötüyü hafife almak – onun üzerini örtmek ve onun yanından geçip gitmek – bunu genellikle Hristiyan kimliği yüklenmiş olan kuruluş ve konseylerde sürekli görürüz. Ama bunlar gerçekte Tanrının bizim için Sözünde çok net olarak belirtmiş olduğu temel ilkelerden çok uzaktırlar.

Dünyasal açıdan ünlü biri bir zamanlar imanlı bir kişi hakkında şöyle demiş idi: “Tüm İngiltere’de John’dan daha yetenekli bir adam tanımıyorum-, ama o da şu eski Kitaba bir ahmak gibi boyun eğiyor.” Dünya, dindar dünya bizi ahmak gibi görse de sevgili kardeşlerim, sizler de ben de her zaman “o eski Kitaba” boyun eğmekten vazgeçmeyelim. Eğer Tanrı ile paydaşlığın keyfi çıkarılacak ise bizim kendi bireysel yaşamlarımızda ya da kutsalların toplantılarında kötülüğün yargılanması ve üzerimizden atılması gerekir.

Mayasız ekmek yedi gün yenmeli idi. “İçtenlik ve gerçeğin mayasız ekmeği” ile ilgili örneğin ne anlama geldiğini Tanrının Ruhu söyler. Mayadan uzak durmak bu gerçeğin bir yanıdır ve mayasız ekmek yemek ise bu gerçeğin diğer yanıdır.

Bu iki taraf hakkında Yakup 1:21 ayetinde çok net bilgi verilir. “Her türlü pisliği ve her tarafa yayılmış olan kötülüğü üstünüzden sıyırıp atın.” (Burada mayanın sıyırıp atılmasından söz edilmektedir.) “Ve içinize ekilmiş, canlarınızı kurtaracak güçte olan sözü alçakgönüllülük ile kabul edin.” Bu ayette söz edilen ise mayasız ekmek ile beslenmektir. Aynı düşüncenin 1.Petrus 2:1 ve 2 ayetlerinde de yer aldığını görürüz, “Bu nedenle her kötülüğü, hileyi, ikiyüzlülüğü, kıskançlığı ve bütün iftiraları üzerinizden sıyırıp atın. Yeni doğmuş bebekler gibi, hilesiz sütü andıran Tanrı sözünü özleyin ki, bunun ile beslenip büyüyerek kurtuluşa erişesiniz.” Herhangi bir gerçeğin yalnızca bir yüzünü görmek her zaman tehlikelidir. “İçtenlik” sözcüğünün anlamı nedir? Filipeliler 1:10 ayetinde, “içten” sözcüğü ile karşılaşırız ve orada bu sözcük, “güneş ışığında bakıldığı zaman saf olan” anlamına gelir. Bir bardağı ya da bir damla suyu güneşe doğru kaldırdığınız zaman göreceğiniz şudur: bardak da bir damla su da oldukça saftırlar. Sözcüğün bu bağlam içindeki anlamı “içtendir.” Bu neden ile Tanrı kişi, “içtenlik”sözündeki Tanrı ışığının net parlaklığını yürüyüşümüze ve yolumuza yansıtmak ve sonra da bu söze karşı olan bulduğumuz her şeyi yargılamanın anlamı, “içtenliktir” diyebiliriz. Ama Tanrının ışığının bu net parlaklığının yollarında ışıldamasına izin veren ve her zaman yalnızca saf olanı bulabilen bir kişi var mıdır? Tek bir Kişi vardır ve O da Rab İsa Mesih’tir. O, “gökten aşağı inmiş olan Ekmek’tir.” O, “içtenlik ve gerçeğin mayasız ekmeğidir.” Bir başka kişi, içtenlik sözcüğünü “saydam bir karakter” olarak tercüme etmiştir. Kızartılmış kuzu Onu nasıl benim günahım nedeni ile Tanrı gazabı ve yargısını üstüne yüklenen Tanrı Kuzusu olarak temsil ediyor ise mayasız ekmek de aynı şekilde Onu Cennetten yeryüzüne gelen kutsal, saf ve lekesiz İnsan olarak temsil etmektedir. O, bana ne kadar da harika bir bayram sunmuştur! Tanrı sözünün ışığındaki saf parlaklık benim aynı zamanda hem yürüyüşümde hem de yollarımda kesinlikle parlayacaktır. Güneş ışığında “saf ya da saydam olmayan” kendisini hiç kuşkusuz yaşamlarımızda sık sık gösterecektir ve bizi alçaltacak ve aynı zamanda Rabbimizin önünde tövbe ve utanç ile diz çökmemize neden olacaktır. Ve bu yol Onun yoludur; bu yol, canlarımız için sağlık ve kutsallık yoludur. Bu yolda bayramın tadını çıkartacağımız kesindir; bu yol benlik için acı bir patika olabilir ve Rab bunu biliyor idi çünkü şu buyruğu verdi: “Kızartılmış kuzuyu acı otlar ile birlikte yiyeceksiniz.” (Mısırdan Çıkış 12:8) Kendini yargılayan can, Mesih’ten keyif alan candır. Acı otlar kızartılmış kuzu ve mayasız ekmekten daha çok zevk almamızı sağlarlar.

Tanrının önünde her zaman “güneş ışığında” bulunmak bizi çarmıha ve Mesih İsa’nın Kişiliğine götürür. “Sıkıntıda yenilen ekmek” (Yasanın Tekrarı 16:3) ve acı otlar her zaman bayramın bir bölümünü teşkil ederler. 1.Korintliler 5:8 ayetinde görüyoruz ki, var olan yalnızca “içtenliğin mayasız ekmeği” değil idi, ama içtenliğin ve gerçeğin mayasız ekmeği idi. Aynı zamanda bu da bayramın bir parçasıdır. Mesih şöyle dedi:” Gerçek Benim!” Mesih, her şeydir. Yiyeceğimiz Odur. Tanrının gerçeğinin yerini alması gerekir. “Tanrının isteğini size tam olarak bildirmekten çekinmedim.” (Elçilerin İşleri 20:27) Bu sözlerin hatırlanması gerekir; hiç bir şey unutulmadan, hiç bir şey ihmal edilmeden ve hiç bir şey abartılmadan! Bu şekilde kutsalların öncelikle Tanrıları ile “paydaşlıkları” ve sonra bir birleri ile paydaşlıkları, bayramın tüm yedi günü boyunca bozulmadan yerine getirileceklerdir. “O gelinceye kadar” devam eden tüm yersel yaşamımız boyunca ve daha sonra o parlak diriliş sabahında yaşamakta olan ve uyumuş olan kutsalların hepsi Babanın evine toplanacaklardır; o parlak Yuvaya hiç bir maya asla giremez ve burada yeryüzünde bozulan ve lekelenen tüm paydaşlık sonsuza kadar bitecektir ve hepimiz boğazlanmış olan Kuzunun çevresinde tek bir yürek ve tek bir ses ile toplanacağız. Tek konumuz yalnızca O olacaktır- ve yine tek konumuz Ona övgü sunmak olacaktır.

Rab, o günün gelişini çabuklaştır!


Ey mutlu sabah! Rab gelecek ve Kendisini bekleyen halkını
Kaygının yer almadığı yuvaya götürecek.
Orada suç ve günah bilinmez.
Rab gelecek ve Kendisine ait olanları sahiplenecek
Ve onları Kendisi ile birlikte tahtına oturtacaktır.
Paylaşılacak yüceliği çok parlaktır!

Diriliş sabahı gelecek ve uyuyan her kutsal uyanacak
Ve ışık ile tekrar ortaya çıkacaktır.
Ey, o sabah, sen ölümlü gözler için çok parlaksın!
Kurtarılmış kilisenin tamamının dirildiği ve
Mesih ile birlikte egemenlik sürmek için yukarı göklere
Alınacağı o sabah yolları ne kadar parlak olacaktır!

Ey Rab! Bizim göçmen ruhlarımız yücelik, onur ve gücün
Sonsuza kadar kalıcı şarkısını söylemek için nasıl da özlem duyar!
Kutlu Kurtarıcımız, bizim gücümüz ve kalkanımız sen olacaksın!
Çünkü canlarımıza Kendini –gücümüz ve kulemiz olarak- açıkladın.