Yaratılış 23

Bu esin ile yazılmış olan kısa bölüm cana çok tatlı ve yararlı bilgi sağlar. Bu bölümde Kutsal Ruh önümüze güzel bir örnek koyar; iman adamı bu güzel örneği hedef almalıdır. İmanın, bir kişiyi dünya insanlarından bağımsız hale getirdiği doğru iken, tanrısal bir gerçek iken imanın aynı zamanda bu insanlara her zaman içtenlikle davranılmasını öğrettiği de doğrudur. “Öyle ki, kimseye muhtaç olmadan öbür insanların önünde saygın bir yaşam süresiniz.” 1.Selanikliler 4:12. “Çünkü yalnız Rabbin gözünde değil, insanların gözünde de doğru olanı yapmaya çalışıyoruz.” 2.Korintliler 8:21. “birbirinizi sevmekten başka hiç kimseye bir şey borçlu olmayın.” Romalılar 13:8. Bunlar önemli konulardır; Mesih’in sadık hizmetkarları tarafından tüm çağlarda gözlemlenmiş konulardır. Ama ne yazık ki günümüz dönemlerinde bu konulara yeterince önem verilmemektedir.

Bu nedenle Yaratılış kitabının 23.bölümüözel bir dikkat gerektirmeye değer bir bölümdür. Bölüm Sara’nın ölmesi ile başlar ve İbrahim2i yeni bir özelliği ile, yas tutan biri olarak sunar. “İbrahim yas tutmak ve ağlamak için Sara’nın ölüsünün başına gitti.” Yaratılış 23:2. Tanrının çocuğunun bu gibi durumlar ile karşılaşması gereklidir, ama bu gibi durumları diğer kişilerden farklı olarak karşılaması gerekir. Diriliş ile ilgili büyük gerçek onu rahatlatacaktır ve onun üzüntüsüne oldukça farklı bir üzüntü katacaktır. “Kardeşler, umudu olmayan öbür insanlar gibi kederlenmemeniz için gözlerini yaşama kapamış olanlar konusunda bilgisiz kalmanızı istemiyoruz. İsa’nın ölüp dirildiğine inanıyoruz. Aynı şekilde Tanrı İsa’ya bağlı olarak gözlerini yaşama kapamış olanları O’nun ile birlikte geri getirecektir.” 1.Selanikliler 4:13,14. İman adamı bir erkek kardeşin ya da kız kardeşin mezarı başında durabilir ve mezarın onu uzun süre tutsak edemeyeceğinin bilinçli mutluluğu içindedir. “Yalnız yaratılış değil biz de – evet Ruhun turfandasına sahip olan bizler de – evlatlığa alınmayı, yani bedenlerimizin kurtulmasını özlem ile bekleyerek içimizden inliyoruz.” Romalılar 8:23.

Ben şimdi İbrahim’in dirilişe olan imanını ifade ederek Makpela tarlasında mezar yapacağı bir toprak satın aldığına inanıyorum. “Ölüsünü kaldırıp oraya gömdü.” İman, ölümü uzun süre göz önünde tutamaz. Övgüler olsun ki diri Tanrı dirilişi sağlamıştır. İmanın görüşünü her zaman diriliş doldurur. Ve iman dirilişin gücü ile ölüler önünde yükselir. İbrahim’in bu eyleminde pek çok anlam gizlidir. Biz bu eylemin anlamını şimdi daha ayrıntılı olarak anlamak istiyoruz, çünkü bizler ölüm ve onun sonuçları ile meşgul olmaya gereğinden fazla eğilim gösteririz. Ölüm şeytanın gücünün bağıdır, ama şeytanın son bulunduğu yerde Tanrı başlar. İbrahim gidip Makpela’daki tarlada bulunan bir mağarada Sara için bir uyku yeri satın aldığı zaman bunu anladı. İbrahim’in gelecek ile ilgili düşüncesinin ifadesi bu şekilde oldu. İbrahim gelecek olan çağlarda Tanrının Kenan ülkesi hakkındaki vaadinin yerine geleceğini biliyor idi ve “kesin ve görkemli bir dirilişin umudu ile Sara’nın bedenini mezara koyacak gücü bulabildi.

Machpelah in Hebron
Makpela

Hititliler bu konu hakkında hiç bir şey bilmiyorlar idi. İbrahim’in canını dolduran bu gerçek düşünceler sünnetsiz Hitit oğulları için tamamen yabancı düşünceler idi. Onlara göre İbrahim’in ölüsünü nereye gömeceği basit bir mesele gibi görünüyor idi. Ama İbrahim açısından bu mesele hiç de basit bir mesele değil idi. İbrahim Hititlere şöyle dedi: “Ben aranızda konuk ve yabancıyım. Bana mezar yapabileceğim bir toprak satın. Ölümü kaldırıp gömeyim.” Yaratılış 23: 4. Bir mezar konusunu böyle önemli bir hale getirmek Hititlilere garip görünebilir idi ve öyle de görünüyor idi. Ama sevgili okuyucu, “dünya O’nu tanımadığı gibi bizi de tanımıyor.” İmanın en güzel izleri ve özellikleri doğal ya da eski yaratılıştaki insan için anlaşılması en zor olan konulardır. İbrahim’in bu konudaki eylemlerine özellik katan değerleri ya da beklentileri hakkında Hititlilerin en ufak bir fikirleri dahi yok idi; İbrahim’in Kenan ülkesine sahip olunacağı günlere bakarak hareket ettiğini Hititlilerin anlamaları imkansız idi. İbrahim, yalnızca DİRİLİŞ SABAHINDA ölü bir kişi olarak Tanrının zamanını bekleyebileceği bir yer arıyor idi. İbrahim Hitit oğulları ile arasında herhangi bir çatışma hissetmedi ve bu yüzden başını mezara koymaya oldukça hazırlıklı idi ve Tanrıya kendisi için, kendisi ile ve kendisi aracılığı ile hareket etmesi için izin verdi.

“Bu kişilerin hepsi imanlı (kata pistin, κατὰ πίστιν) olarak öldüler. Vaat edilenlere kavuşamadılar ise de bunları uzaktan görüp selamladılar ve yeryüzünde yabancı ve konuk olduklarını açıkça kabul ettiler.” İbraniler 11:13. Bu tanrısal yaşamda gerçekten farklı bir özelliktir. Elçinin, İbraniler kitabının 11.bölümünde sözünü ettiği bu “tanıklar” yalnızca iman ile yaşamadılar, ama yaşamlarının sonuna vardıkları zaman bile Tanrının vaatlerinin canlarını ilk başlangıçta olduğu gibi gerçek ve tatmin edici olduğunu kanıtladılar. Ben şimdi ülkede bir mezar yeri almanın yalnızca yaşamak için değil ama ölmek için de iman gücünün bir gösterisi olduğuna inanıyorum. İbrahim bu satın alma konusunda neden bu kadar özel bir şekilde davrandı? İbrahim neden herkesin duyacağı bir biçimde Efron’a tarlanın parasını ödemek için ısrar etti? Ve neden Efron’un Hititlilerin önünde sözünü ettiği dört yüz şekel gümüşü “tüccarların ağırlık ölçülerine göre” tarttı? Bu soruların yanıtı, imandır! İbrahim yaptığı her şeyi iman ile yaptı. Tanrının vaat ettiği ülkeyi verdiğini biliyor idi ve soyunun bu ülkeye görkemli bir şekilde sahip olacağını biliyor idi ve o zamana kadar hiç kimseye borçlu olmak istemiyor idi.

Böylece bu güzel bölümü iki açıdan gelen ışık içinde gözden geçirebiliriz. İlki, önümüze bu dünyanın insanları ile olan ilişkilerimiz hakkında sade ve pratik bir ilke koyar. Ve ikincisi, iman adamının her zaman hatırlaması gereken kutlu umudu sunan bakış açısıdır. Bu iki noktayı bir araya getirdiğimiz zaman Tanrının çocuğunun her zaman ne olması gerektiğine dair bir örneğe sahip oluruz. Müjde’de önümüze konan umut, görkemli bir ölümsüzlüktür ve bu yüreği doğanın ve dünyanın her etkisinin üzerine yükseltir. Bu umuda sahip olmayan kişiler ile ilgili tüm ilişkileri yönetmek için yüce ve kutsal bir ilke oluşturur. “Sevgili kardeşlerim, daha şimdiden tanrının çocuklarıyız. Ama ne olacağımız henüz bize gösterilmedi. Ancak Mesih göründüğü zaman O’na benzer olacağımızı biliyoruz. Mesih’te bu umuda sahip olan, Mesih pak olduğu gibi kendini pak kılar.” 1.Yuhanna 3:2,3. Bir gün O’na tamamen benzer olacağımızı biliyor isek O’na şimdiden benzemeye başlamayı arzu ederiz. Bu yüzden imanlının her zaman herkesin önünde saflık, saygınlık ve ahlaki lütuf içinde yürümeye özen göstermesi gerekir.

Bu durum Hititliler ile ilgili olan olayda da İbrahim için söz konusu idi. Bölümümüzde ortaya konduğu gibi İbrahim’in tüm davranış ve tutumu çok saf ve ilgisizlik gibi görünen bir eylem sanılabilir idi. İbrahim Hititliler arasında önemli bir bey idi. Ve Hititliler ondan iyiliklerini esirgemek istemiyorlar idi. Ama İbrahim iyiliklerini yalnızca diriliş tanrısından almayı öğrenmiş biri idi ve Makpela tarlasındaki mağara için “onlara” para öder iken aslında Kenan ülkesi için “Tanrı’ya” bakıyor idi. Hitit oğulları tüccarların ağırlık ölçüleri ile ilgili para değerlerini iyi biliyorlar idi ve İbrahim de Makpela’daki mağaranın değerini iyi biliyor idi. Hititliler için ülkenin değeri dört yüz şekel gümüş idi, ama İbrahim için ülkenin değeri ölçülemez idi; ülke sonsuza kadar kalıcı bir miras idi ve sonsuza kadar kalıcı bir miras olduğu için de ona yalnızca dirilişin gücünde sahip olunabilir idi. İman, cana ileriye, Tanrının geleceğine doğru yol gösterir. İman her şeye Tanrının baktığı gibi bakar ve onları kutsal yerin yargısı ile uyumlu olarak değerlendirir. Bu nedenle İbrahim iman zihniyeti içinde ölüsünü kaldırdı ve onu gömecek bir yer satın aldı ve bu yerin İbrahim’in diriliş umudunu ve onun üzerinde temellenmiş olan mirası ile ilgili umudu ortaya koyar.