Yaratılış 6 — Yaratılış 9

Kitabımızda şimdi çok derin bir anlama sahip olan ve güçlü bir şekilde ifade edilen bir bölüme gelmiş bulunuyoruz. Hanok sahneden alınmıştır. Hanok’un bir yabancı olarak yeryüzündeki yürüyüşü göğe alınması ile sona ermiştir. Hanok insanların kötülüğü had safhaya alınmadan önce yukarı alındı ve bu nedenle Hanok gelecek olan tanrısal yargıdan etkilenmedi. Altıncı bölümün ilk iki ayetini okuduğumuz zaman Hanok’un dünya üzerindeki etkisinin ve yukarı alınmasının ne kadar küçük bir etki yarattığını görürüz. “Yeryüzünde insanlar çoğalmaya başladı. Kızlar doğdu. İlahi varlıklar (İbranice’de Tanrı oğulları) insan kızlarının güzelliğini gördükleri zaman beğendikleri ile evlendiler. “ Yaratılış 6: 1-2.

Tanrıdan olan ile insan dan olanın bu birleşimi kötülüğün özel bir biçimidir ve şeytanın elinde Mesih’in yeryüzündeki tanıklığını etkilemek için çok etkili bir araçtır. Bu karışım sık sık çok arzu edilen bir şeyin karışımı haline gelebilir ve genellikle Tanrıya ait daha geniş bir duyuru gibi görünebilir – tanrısal bir etkinin daha tam ve daha canlı bir dışa vurumu; üzülmekten çok sevinilecek bir şey. Ama bizim bu konu hakkındaki yargımız tamamen kutsal yazıların bakış açısına bağımlı olacaktır. Eğer bu konuya Tanrının huzurunun ışığında bakacak olur isek Tanrı oğullarının bu dünyanın çocukları ile birleşmelerinin ya da Tanrının gerçeğinin insan birleşmesi ile bozulmasının kazanılmış bir avantaj olduğunu düşünmemiz mümkün değildir. Böyle bir birleşim duyurulan gerçeğin tanrısal yöntemi değildir. Yeryüzünde O’nun tanıklarının yerini almak tanrısal bir konu olamaz. Tanrının ilkesi tüm kötülükten ayrılmaktır ve bu ilke gerçeğe her zaman mutlaka ciddi bir zarar verecektir.

Şimdi önümüzde bulunan öyküde Tanrı oğulları ile insan kızlarının birleşmesinin feci sonuçlara yol açtığını göreceğiz. Evet, insan yargısına göre bu birleşmenin görünürde doğru ürün verdiği söylenebilir. O dönemde “yeryüzünde eski çağ kahramanları ve ünlü kişiler” olduğunu okuruz. Ama Tanrının bu konudaki yargısı insan yargısından çok farklı idi; Tanrı insanın gördüğü gibi görmez. O’nun düşünceleri bizim düşüncelerimiz değildir. “”Rab baktı, yeryüzünde insanın yaptığı kötülük çok ve insanın aklı fikri hep kötülükte.” İnsanın Tanrının önündeki durumu böyle idi; “yalnızca kötülük” ve “sürekli kötülük”. Kutsal olanın kutsal olmayan ile birleşiminin sonucu bu idi. Ve bu her zaman böyle olacaktır. Eğer kutsal tohum saflığını muhafaza edemez ise o zaman yeryüzünde tanıklık ile ilgili her şey lekelenecek idi. Şeytanın ilk çabası kutsal tohumu öldürerek Tanrının amacını bozmak idi ve bu konuda başarısızlığa uğradığı zaman bunu bozma çabaları ile şeytan aslında kendi sonunu hazırladı.

Şu anda okuyucumun “Tanrı oğulları” ve insan kızları arasındaki bu birleşimin hedefini, karakterini ve sonucunu net bir şekilde anlaması gereken andır. Birleşme adına ödün verilen gerçeğin günümüzdeki durumu da büyük tehlike arz eder. Bu tehlikeye karşı kendimizi özenli bir şekilde korumamız gerekir. Gerçekten ödün verilmesine neden olan bir birleşmenin olmaması gerekir. Gerçek Hristiyan ilkesi her zaman şu olmalıdır: “Bedeli ne olur ise olsun gerçeği koru; eğer birleşmeye engel olunur ise daha iyi olur, ama gerçeği muhafaza etmek gerekir.” Yarar ya da amaca erişmek için başvurulan çarenin ilkesi bu şekilde beyan edilir ise bunun aksi olabilir. “Bedeli ne olur ise olsun birleşmeyi ilerlet; eğer bu şekilde gerçek korunabiliyor ise o zaman daha iyidir, ama birleşmeyi ilerlet.” Bu ikinci ilke yalnızca tanıklık yolunda her şeyin tanrısal olduğu bir durumda uygulanabilir. 1 Gerçekten vazgeçilen yerde gerçek tanıklığın olamayacağı aşikardır ve bu yüzden tufandan önceki döneme ait dünyada bu kutsal olan ve kutsal olmayanlar -biri tanrısal diğeri ise insani olan – arasındaki birleşmeyi görebiliriz. Bu durum kötülüğün artmasına ve bunun sonucu olarak da Tanrının yargısının dünya üzerine inmesine neden olmuştur.

“Rab, ‘insanı yeryüzünden silip atacağım’ dedi.” Bundan daha azı yeterli olmayacak idi. Yeryüzünde Tanrının yolunu bozmuş olan her şey tamamen silinip atılmalı idi. Aralarında hiç bir ayrım gözetilmeksizin eski çağ kahramanları ve ünlü kişilerin hepsinin silinip atılması gerekiyor idi. Benliğe ait olan her şey yani tanrının huzurunda uygun olmayan her şey bir kenara atılmalı idi. “Önümde tüm benliğin sonu gelecek.” Söz konusu  olan yalnızca bazı benliklerin sona erdirilmesi değil idi – iyileşmesi imkansız olan her kötü şey son bulacak idi. Çünkü Yehova’nın gözünde her şey kötü ve bozuk idi. Ve iyileşmesi mümkün değil idi. Tecrübe edilmiş idi ve yararı görülmemiş idi. Ve Rab şu sözleri ile Nuh’a bir çözüm beyan etti: “Kendine gofer ağacından bir gemi yap.”

Böylece Nuh çevresinde olup biten olaylar ile ilgili Tanrının düşüncesini öğrenmiş oldu. Tanrı sözünün etkisi insanın açgözlülüğü ve kibrinin tüm köklerini ortaya koymuş oldu. İnsanın yüreği gurur ile kabarabilir ve bağrı duygu ile şişebilir; bu durum eski çağ kahramanları ve ünlü kişiler için de geçerli idi. Lirin ve orgun sesi tüm cana bir titreşim gönderebilir, ama aynı anda lanetlenmiş bir toprak da mevcuttur ve insanın gereksinimleri yaklaşmakta olan yargı ile ilgili her düşünceye karşıt bir şekilde sağlanmaktadır. Ama ah! Şu ciddi sözler! “son vereceğim, silip atacağım.” Bu sözler gerçekleşmesi yakın olan olayların üzerine ne kadar ağır bir hüzün getirmekte idi. Bu noktada insan zekası bir kurtuluş ya da kaçış yolu icat edemez miydi? Güçlü kişi, kendisini kudreti aracılığı ile kurtaramaz mıydı? Ne yazık ki, hayır! Kurtuluş için TEK bir yol var idi, ama bu insan gözüne, insan mantığına ya da insan düşüncesine değil anacak imana açıklanabilir idi.

“İman sayesinde Nuh, henüz olmamış olaylar ile ilgili olarak Tanrı tarafından uyarılınca, Tanrı korkusu (eulabetheis, εὐλαβηθεὶς) ile ev halkının kurtuluşu için bir gemi yaptı. Bununla dünyayı yargıladı ve imana dayanan doğruluğun mirasçısı oldu.” İbraniler 11:7. Tanrı sözü insanın aldatılmış yüreğinin üstüne parlayan Işığını getirir. Yılanın boş ve aldatıcı sözlerini tamamen uzaklaştırır; Tanrı sözü tanrısal yargının kılıcı olarak geçici dünyanın üzerinde asılı durur. İnsan yalnızca iman yolu ile Tanrı sözü tarafından “uyarılır”; Tanrının söylediği sözler henüz fiziksel gözler ile görülmedikleri zaman doğa fiziksel gözleri ile gördüğü tarafından yönetilir – yani duyular aracılığı ile yönetilir. İman ise yalnızca Tanrının saf sözü (bu karanlık dünyada paha biçilemez değerdeki hazine) tarafından yönetilir. Dışsal görünümler ne olurlar ise olsunlar Tanrının sözü sağlamdır ve güvence verir. Tanrı Nuh’a gelmekte olan yargıdan söz ettiği zaman ortada bunun ile ilgili hiç bir belirti yok idi. “Henüz fiziksel göz ile görülen bir şey yok idi.” Ama Tanrı sözü, bu sözü iman ile birleştiren yüreğe bunu hali hazırdaki bir gerçeklik haline getirdi. İman inanmak için bir şeyi görmeyi beklemez, çünkü “iman işitmek ile ve Tanrının sözünü işitmek ile olur.”

İman insanının ihtiyaç duyduğu tek şey Tanrının konuşmuş olduğunu bilmesidir; bu bilgi cana mükemmel bir kesinlik sağlar. “Rab böyle dedi” ifadesi her şeyi yoluna koyar. Kutsal yazıların tek bir satırı bile insan zihninin tüm mantığına ve tüm düşüncelerine verilen yeterinden fazla bir yanıttır. Ve eğer bir kişi kanaatlerinin temeli olarak Tanrının sözüne sahip ise o zaman insan düşüncesinin ve ön yargısının tüm gelgitlerine karşı sakin bir şekilde karşı durabilir. Nuh’un yüreğini hizmet verdiği uzun yıllar boyunca destekleyen Tanrının sözü idi ve aynı şekilde aynı söz o günden bu güne kadar dünyanın tüm karşı koymalarına rağmen milyonlarca Tanrı kutsalını desteklemiştir ve desteklemeye devam etmektedir. Bu nedenle Tanrının sözünden daha yüksek bir değere sahip olabilecek hiç bir şey yoktur. Tanrı sözü olmadan her şey karanlık bir belirsizliktir, ama Tanrı sözü ile her şey ışık ve esenliktir. Tanrı sözünün parladığı her yerde Tanrı insana güvenli ve bereketli bir yolu işaret eder. Tanrının sözünün parlamadığı yerde kişi insan geleneğinin zihin karıştıran yollarında dolaşmaya terk edilir. Eğer Nuh vaazının temeli olarak Tanrının sözüne sahip olmamış olsa idi, 120 yıl boyunca nasıl olur da “doğruluk vaazı” verebilir idi? İmansız bir dünyanın alaylarına ve hor görmelerine nasıl katlanabilir idi? Dünya ufkunda henüz tek bir bulut bile görünmemiş iken Nuh nasıl olur da gelecek olan yargıya tanıklık konusunda böylesine bir sabır ile tahammül edebilir idi? Mümkün değil, bunları yapamaz idi! Nuh’un üzerinde durduğu temel Tanrının sözü idi ve “Mesih’in Ruhu” Nuh’un kutsal bir kararlılık ile kendisini yükselten ve sarsılmaz o temel üzerinde kalabilmesini sağladı.

Ve şimdi sevgili imanlı okuyucum, günümüzdeki gibi kötü bir günde Mesih’e hizmet eder iken bu temelden başka neye sahibiz ki? Elbette hiç bir şeye sahip değiliz; bu temelden başka bir şeye sahip olmayı zaten istemeyiz de. Yalnızca Kutsal Ruh tarafından açıklandığı takdirde anlaşılacak, uygulanacak ya da kullanılacak olan Tanrı sözü ya da kutsal yazıların tümü Tanrı esinlemesidir  ve öğretmek, azarlamak ve yola getirmek, doğruluk konusunda eğitmek için yararlıdır. Bunlar sayesinde Tanrı adamı “her iyi iş” için donatılmış olarak yetkin olur. 2.Timoteos 3:16,17. Yüreğe huzur veren ne kadar güzel ve doğru sözler! Şeytanın tüm düşüncelerinden ve insanın düşüncelerinden yüreği  rahatlatan sözler! Tanrının saf, bozulmaz ve sonsuz sözü! Yüreklerimiz O’nun bu paha biçilmez sözlerindeki hazine için O’na hayran kalsın ve tapınsın! “Yeryüzünde insanın yaptığı kötülük çok ve aklı fikri hep kötülükte.” Ama Tanrının sözü Nuh’un yüreğinin sığındığı tek huzur veren yer idi.

“Tanrı Nuh’a, ‘İnsanlığa son vereceğim’ dedi. ‘Çünkü onlar yüzünden yeryüzü zorbalık ile doldu. Onlar ile birlikte yeryüzünü de yok edeceğim. Kendine gofer ağacından bir gemi yap.” Burada insanın mahvoluşunu ve Tanrının bu konuya getirdiği çözümü görüyoruz. İnsana ilkelerini ve yollarını olgunluk yoluna getirmesi için kariyerini son sınırına kadar izlesin diye izin verildi. Maya çoğalmış ve kitleyi doldurmuş idi. Kötülük doruğuna ulaşmış idi. İnsanlığın tümü öylesine kötü bir hale gelmiş idi ki, daha kötüsü olamaz idi. Ve bu yüzden Tanrı için her şeyi tamamen yok etmekten başka bir yol kalmamış idi. Ama Tanrı var olan tek doğru adamı sonsuz amaçlarına uygun olarak diğer yedi akrabası ve yakını ile birlikte “sekizinci kişi” olarak seçti ve onun aracılığı ile herkesi kurtuluşa çağırdı. Bu olay çok canlı bir şekilde çarmıh öğretişini ortaya koyar. Orada Tanrının insan doğasını tüm kötülükleri ile birlikte yargıladığını görürüz; ve aynı zamanda da O’nun kurtaran lütfunun tüm doluluğu ile çarmıhta açıklandığına tanık oluruz. Çünkü Tanrımızın yüreği merhamet ile doludur. Luka 1:78. Yücelerden doğan Güneş yardımımıza gelmek için bizi ziyaret etti. Nerede? Günahkarlar olarak, tam olduğumuz yerde. Tanrı enkaz halinde olan insanın içinde bulunduğu durumun en dipteki yerine kadar gelmek için aşağı gelmiştir. Günahkarın durumunda o bereketli günün kaynağının ışığının nüfuz etmemiş olduğu tek bir nokta dahi mevcut değildir. Ama eğer ışık bu şekilde nüfuz etti ise o zaman bize gerçek karakterimizi açıklayacaktır. Işık kendisine karşı olan her şeyi yargılamak zorundadır. Ama bunu yapar iken aynı zamanda “günahların bağışlanması aracılığı ile gelen kurtuluş bilgisini de” verir. Çarmıh hem Tanrının “tüm insanlık” üzerindeki yargısını açıklar hem de kaybolmuş ve suçlu günahkara sağladığı kurtuluşu gözler önüne serer. Günah mükemmel bir şekilde yargılanmıştır- günahkar mükemmel bir şekilde kurtulmuştur – ve Tanrı çarmıhta mükemmel bir şekilde açıklanmış ve mükemmel bir şekilde yücelmiştir.

Eğer değerli okuyucum bir an için Petrus’un ilk mektubuna dönecek olur ise orada bu konunun tamamı hakkında pek çok aydınlatıcı bilgi görecektir. Üçüncü bölümün 18. ayetinde şu sözleri okuruz: “Nitekim Mesih de bizleri Tanrıya ulaştırma amacı ile doğru kişi olarak doğru olmayanlar için günah sunusu olarak ilk ve son kez öldü. Bedence öldürüldü ama ruhça diriltildi. Ruhta gidip bunu zindanda olan ruhlara da duyurdu. Bir zamanlar Nuh’un günlerinde gemi yapılır iken Tanrının sabır ile beklemesine rağmen bu ruhlar söz dinlememişler idi. O gemide birkaç kişi daha doğrusu sekiz kişi su ile kurtuldu: ya da «sudan (di hydatos, δι’ ὕδατος) sağ salim çıktı.» Bu olay vaftizi simgeliyor (antitypon, ἀντίτυπον). Bedenin kirden arınması değil, 2 Tanrıya yönelen temiz vicdanın dileği olan vaftiz, İsa Mesih’in dirilişi ile şimdi sizi de kurtarıyor. Göğe çıkmış olan Mesih Tanrının sağındadır. Bütün melekler, yetkiler ve güçler O’na bağlı kılınmıştır.” 1.Petrus 3:18-22.

Bu, çok önemli bir bölümdür. Çünkü gofer ağacından yapılan gemi öğretişini ve onun Mesih’in ölümü ile olan bağlantısını çok ayrıntılı bir şekilde önümüze getirir. Tufan anında olduğu gibi Mesih’in ölümünde de kendi içinde günahsız olanın üzerinden tanrısal yargının dalgaları ve selleri geçti. Yaratılış, Yehova’nın haklı gazabının seli altına gömüldü ve Mesih’in Ruhu şu sözleri yazdırmıştır: “Bütün dalgaların ve sellerin üzerimden geçiyor.” Mezmur 42:7. Burada bir imanlının yüreği ve vicdanı için çok temel teşkil eden bir gerçek ile karşı karşıyayız. “Tanrının tüm dalgaları ve selleri” Rab İsa çarmıhta asılı olduğu zaman O’nun lekesiz Kişiliğinin üzerinden geçti. Ve bunun çok bereketli bir sonucu olarak da bu dalga ve sellerin tek bir tanesinin bile imanlının kişiliğinin üzerinden geçmediğini görüyoruz. Golgota’da “enginlerin tüm kaynaklarının fışkırdığını ve göklerin kapaklarının açıldığını” görmekteyiz. Mesih kaseden içti ve Tanrı gazabına mükemmel bir şekilde tahammül etti. Tanrı halkının içinde bulunduğu lanetli konumun tüm sorumluluğunu üstüne aldı ve Kendisini adil yargının tüm ağırlığı altına bıraktı. Bu gerçeğe duyulan iman cana huzur sağladı. Eğer Rab İsa bize karşı olan her şeyi yendi ise, eğer yol üzerinde bulunan her türlü engeli ortadan kaldırdı ise eğer günahı ortadan kaldırdı ise ve eğer gazap ve yargı kasesini bizim yerimize sonuna kadar içti ise eğer güneşi örten her bulutu temizledi ise o zaman kesinleşmiş olan bu esenliğin tadını çıkartmamız gerekmez mi? Sormaya dahi gerek yok. Esenlik bizim kaçınılmaz payımızdır. Derin, söz ile anlatılamaz bereket ve kutsal güvence bize aittir; çünkü kurtaran sevgi bize Mesih’in mutlak bir şekilde tamamlamış olduğu işin doğru temeli üzerinde yer sağlamıştır.

Nuh, tanrısal yargının dalgaları ve selleri konusunda herhangi bir yargıya sahip miydi? Hiç bir zaman kaygı duymadı. Bunu nasıl yapabildi? Çünkü kendisinin bu dalgaların üzerinde yükseldiği zaman bulutsuz bir esenliğin diyarına götürüldüğünü biliyor idi. Tüm insanlığın yargılandığı anda derin suların üstünde esenlik içinde yüzen gemide durdu. Nuh yargının ulaşamayacağı bir yere konmuş idi ve onu oraya koyan Tanrının Kendisi idi. Nuh Romalılar 8.bölümde kullanılan zaferli ifade ile şu sözleri söyleyebilir idi: “Tanrı benden yana ise bana kim karşı koyabilir?” Yaratılış 7:1 ayetinde okuduğumuz gibi Nuh gemiye Tanrının Kendisi tarafından davet edilmiş idi. “Bütün ailen ile birlikte gemiye bin.” Ve Nuh gemideki yerini aldıktan sonra şu sözleri okuruz: “Rab, Nuh’un ardından kapıyı kapadı.” İfadeden de çok net bir şekilde anlaşılabileceği gibi geminin içinde olanlar için tam ve mükemmel bir güvencenin olduğu kesin idi. Yehova kapıyı kapadı ve O’nsuz olan hiç kimse ne gemiden içeri girebilir ne de gemiden dışarı çıkabilir idi. Gemide hem bir pencere hem de bir kapı mevcut idi. Rab her şeye gücü yeten eli ile kapıyı güvenli bir şekilde kapattı ve Nuh’a tüm yargının indiği yeri görebilmesi için bir pencere verdi Nuh bu pencereden bakarak yargının kendisinin üzerinde kalmadığını görüyor idi. Kurtarılan aile yalnızca “yukarı” bakabilir idi, çünkü pencere “yukarda” yapılmış idi. Yaratılış 6:16. Geminin içinde bulunan kurtarılmış olanlar tufanın neden olduğu yargı dalgalarını, ölümü ya da yok oluşu göremezler idi. Tanrının kurtarışı – “gofer ağacı” onların ve tüm yukarda belirtilmiş olanların arasında durmakta idi. Onların yapmaları gereken tek şey yukarı bulutsuz gökyüzüne, dünyayı mahkum edenin ve onları Kurtaran’ın sonsuz konutuna bakmak idi.

“Rab Nuh’un ardından kapıyı kapadı.” İmanlının Mesih’te sahip olduğu mükemmel güvenliği bundan daha iyi ifade edebilecek başka hiç bir söz yoktur. Tanrının kapatmış olduğunu kim açabilir idi? Hiç kimse. Nuh ve ailesi Tanrının mükemmel güvencesi altında idi. Tanrının kapattığı gemi kapısını açabilecek ve suların geminin içine girmesine neden olabilecek hiç bir güç, hiç bir melek, hiç bir insan ya da hiç bir şeytan olamaz idi. Enginlerin bütün kaynaklarının fışkırmasını ve göklerin kapaklarının açılmasını gerçekleştiren el, geminin kapısını kapatan el ile aynı el idi. Bu nedenle Mesih’ten “Davut’un anahtarına sahip olan, açtığını kimsenin kapayamadığı ve kapadığını da kimsenin açamadığı” Kişi olarak söz edilir. Vahiy 3:7. Mesih aynı zamanda “ölümün ve ölüler diyarının anahtarlarını da” elinde Tutan’dır. Vahiy 1:18.Mesih’in yetkisi olmaksızın hiç kimse ne mezarın kapısından girebilir ne de oradan çıkabilir. Mesih, yerde ve gökte tüm güce sahip Olan’dır. O, kilisenin Başıdır ve imanlı O’nda mükemmel güvenceye sahiptir. Matta 28:18; Efesliler 1:22. Nuh’a kim dokunabilir idi? “İçi ve dışı ziftlenmiş” olan o gemiye hangi dalga nüfuz edebilir idi? Aynı şekilde şimdi de iman aracılığı ile çarmıhın gölgesinde sığınmış olanlara kim dokunabilir? Her düşman ile savaşılmış ve her düşman susturulmuştur – evet, sonsuza kadar susturulmuştur. Mesih’in ölümü her itirazı zaferli bir şekilde susturmuştur ve aynı zamanda O’nun dirilişi ile Tanrının haklı talebi yerine gelmiş ve aklanmamız sağlanmıştır; aklanma bağışını alan bizlerin O’na güven içinde yaklaşacağımız kesindir.

Bu nedenle Tanrının Kendisinin eli tarafından güvenlik altına alınmış olan gemi kapısı sayesinde bizim yapacağımız tek şey yalnızca pencereden yukarı, göğe bakarak sevinmektir. Ya da başka bir deyiş ile O’nun ile mutlu ve kutsal bir paydaşlık içinde yürümektir; O bizi gelecek olan gazaptan kurtarmış ve bizi gelecek olan yüceliğinin mirasçıları ve bekleyenleri haline getirmiştir. Petrus, “uzağı göremeyen körlerden ve eski günahlarından temizlendiğini unutan kişilerden” söz eder. 2.Petrus 1:9.

Nuh’un öyküsü ile ilgili olarak ilerlemeden önce şimdi kısa bir süre için Nuh’un uzun süre doğruluk vaaz ettiği kişilerin durumuna biraz bakalım. Şu ana kadar “kurtarılmış” olan kişilere baktık, şimdi de “kaybolmuş” olan kişilere bakalım. “Geminin içinde” olan kişilerden söz ettik, şimdi de “geminin dışında” olan kişilerden söz edelim. Hiç kuşkusuz merhamet kapısı kapandıktan sonra gemi suların üzerinde yükselmeye başlar iken arkada kalan ve geminin yükselişine kaygı ile bakan gözler olmuştur. Ama ne yazık ki, bu bakışlar boşuna olmuştur. Lütuf günü sona erdikten sonra “kapı kapandı” – tanıklık zamanı sona erdi ve artık geminin ardından kaygı ile bakan bu gözler için umut yok idi. Nuh’u ve ailesini geminin içine koyup geminin kapısını kapatan el aynı şekilde bu kişileri geminin dışında bırakmış oluyor idi. İçerde olanların dışarı çıkmaları nasıl imkansız ise aynı şekilde dışarda olanların da içeri girmeleri imkansız idi. Gemi dışında kalanların kayboldukları kesin idi; geminin içinde olanlar ise yetkin kurtuluşa sahip olanlar idi. Hem Tanrının uzun süren sabırlı bekleyişi hem de O’nun Hizmetkarının tanıklığı, her ikisi de görmezlikten gelinmiş idi. Dünya değerlerine öncelik verilmiş idi. “Nuh’un günlerinde nasıl oldu ise, İnsanoğlu’nun günlerinde de öyle olacak. Nuh’un gemiye bindiği güne dek insanlar yiyip içiyor ve evlenip evlendiriliyorlar idi.” Luka 17:26,27. Soyut açıdan bakıldığı zaman tüm bunların hiç birinde yanlış olan bir şey yoktur. Yanlış olan yapılan şeylerde değil, onları yapan kişilerde idi. Yapılan tüm bu şeylerin hepsi Rab korkusu ile ve O’nun kutsal adının yüceliği için yapılmış olabilir idi, ama ancak iman ile yapılmış olsalar idi! Ama ne yazık ki, iman ile yapılmadılar. Tanrının sözü reddedildi. Tanrı yargıdan söz etti ama onlar buna inanmadılar. Tanrı günahtan ve mahvolmaktan söz etti ama onlar ikna olmadılar. Tanrı bir çözümden söz etti ancak onlar kulak asmadılar. Kendi planları ve spekülasyonları doğrultusunda yollarına devam ettiler. Ve yaşamlarında Tanrıya yer vermediler. Sanki yeryüzü sonsuza kadar kendilerine ait imiş gibi davrandılar. Bir teslimiyetin gerekli olduğunu unuttular. O “ciddi günün” geleceğini düşünmediler. Tanrıyı dışarda bıraktılar. Yüreklerindeki düşünce ve fikirler sürekli olarak yalnızca kötü idi. Ve bu yüzden hiç bir şeyi doğru yapamadılar. Kendileri için düşündüler, kendileri için konuştular ve kendileri için hareket ettiler. Kendi hoşlarına gideni yaptılar ve Tanrıyı unuttular.

Ve şimdi değerli okuyucum Rab İsa Mesih’in söylemiş olduğu şu sözleri hatırlayın: “Nuh’un günlerinde nasıl oldu ise, İnsanoğlu’nun günlerinde de öyle olacak.” Bazı kişiler şu düşünceye inanmamız gerektiğini sanırlar; İnsanoğlu göğün bulutları içinde göründüğü zaman bu yeryüzünün dört bir bucağı bir doğruluk örtüsü ile örtülecek. Şimdi işlemekte olan araçların sonucu olarak bize bir doğruluk ve esenlik egemenliğini aramamız gerektiğini öğretirler. Ama yukarda alıntısı yapılan bölüme kısa bir an için baktığımız zaman tüm bu öğretişlerin boş ve hayal ürünü beklentiler oldukları ortaya çıkar. Nuh’un günlerinde durum nasıl idi? Suların denizleri örttükleri gibi doğruluk da yeryüzünü örtüyor muydu? Egemen olan Tanrının gerçeği mi kabul edilmiş idi? Yeryüzü Rabbin bilgisi ile dolu muydu? Kutsal Yazılar bu sorulara şu yanıtı veririler: “Yeryüzü şiddet ve vahşet ile dolu idi.” Yeryüzünde yaşayan insanlığın TÜMÜ yollarında yanlış idiler. Aynı zamanda yeryüzü Tanrının önünde de bozulmuş durumda idi. O zaman aynı şey İnsanoğlu’nun günlerinde de böyle olacaktır. Bu yeterince açık bir bilgidir, anlaşılması kolaydır. Doğruluk ve şiddet birbirlerine hiç bir şekilde benzemezler. Evrensel kötülük ve evrensel esenlik arasında da aynı şekilde hiç bir benzerlik mevcut değildir. Gerekli olan tek şey Söz’e boyun eğen ve ön yargılı düşüncelerin etkisinden özgür kılınmış bir yürektir, öyle ki İnsanoğlu’nun yaklaşmakta olan gelişi ile ilgili günlerin gerçek özelliği anlaşılabilsin. Okuyucumun bu noktada lütfen dikkati dağılmasın. Saygı ile kutsal yazılara boyun eğsin. Tufandan önceki günlerde dünyanın durumuna baksın ve her zaman şunu hatırlasın: o zaman nasıl ise şimdiki çağın sonunda da aynı şekilde olacak. Bu, çok çabuk sonuca varılabilecek basit bir gerçektir. O zaman evrensel bir doğruluk ve esenlik konumu gibi bir durum yok idi, aynı şekilde son günlerde de böyle bir durum olmayacaktır.

Hiç kuşkusuz, insan dünyayı kendisi için rahat ve kabul edilebilir bir yer haline getirebilmek için çok bol bir enerji harcamıştır, bunu görebiliyoruz. Ancak bu çabası dünyayı Tanrı için uygun bir yer haline getirmesinden çok farklı bir çaba idi. Aynı zamanda insan bu yüzden de şimdiki zamanda insan yaşamının patikasında bulunan taşları temizleme konusunda da aynı şekilde elinden geldiğince meşguldür ve bu yolu mümkün olduğunca engelsiz bir hale getirmek ister. Ama bu” Tanrımız için çölde düz bir yol hazırlayın” ifadesi ile aynı şey değildir; Yehova’nın kurtarışını her insanın görebilmesi için “pürüzlü yerleri yok edip yumuşatmak” da değildir. Uygarlık üstün gelir, ama uygarlık doğruluk değildir. Temizlik ve donanım ilerlemektedir, ama bu Mesih’in evini uygun hale getirmek için değildir; bu yapılanlar Mesih karşıtı içindir. İnsan bilgeliği insanlığın leke ve kusurlarını kendi çabaları ile örtmek için ortaya konur, ama bu kusurlar örtülseler bile uzaklaştırılamazlar! Gizli hale getirilseler dahi bozuklukları her zaman vardır ve olacaktır. Gözlerden hataları gizleyen boyalar dökülecek ve sedir ağacından yapılan süslemeler yok olup gidecektir. İnsanın sefaletini saklamak isteyen her tür girişim çok geçmeden gücünü yitirecektir. Adem soyunun fiziksel, zihinsel ve ahlaki çöküşünü tanımlamak isteyen tüm çabalar insan hayır severliği ve içerdiği her iyilik geçici olduğunu zaman içinde kanıtlamak zorunda kalacaktır. Tanıklık ortaya konmuştur. “Rab baktı, yeryüzünde insanın yaptığı kötülük çok ve aklı fikri hep kötülükte.” İnsanlığın sonu insanın önüne gelmemiştir, ama Tanrının önüne gelmiştir. Ve şu sözleri söyleyen alaycı kişilerin sesleri kulaklara gelir. “Hani, O’nun gelişi ile ilgili vaat nerede? Çünkü atalar uyuduğundan bu yana her şey yaratılışın başında olduğu gibi hala devam ediyor, ancak bu alaycıların sorularına yanıt alacakları an giderek hızla yaklaşmaktadır. “Öncelikle şunu bilmelisiniz: Dünyanın son günlerinde kendi tutkularının ardından giden alaycı kişiler üreyecek. Bunlar, ‘Rabbin gelişi ile ilgili vaat ne oldu? Atalarımızın ölümünden beri her şey yaratılışın başlangıcında olduğu gibi duruyor’ diyerek alay edecekler. Ne var ki, göklerin çok önceden Tanrının sözü ile var olduğunu, yerin sudan ve su aracılığı ile şekillendiğini bile bile unutuyorlar. O zamanki dünya yine su ile ve tufan ile mahvolmuş idi. Şimdiki yer ve gökler ise ateşe verilmek üzere aynı söz ile saklanıyor, tanrısızların yargılanarak mahvolacağı güne dek korunuyorlar. Sevgili kardeşlerim, şunu unutmayın ki, Rabbin gözünde bir gün, bin yıl, bin yıl ise bir gün gibidir. Bazılarının düşündüğü gibi Rab vaadini yerine getirmekte gecikmez, ama size karşı sabrediyor. Çünkü kimsenin mahvolmasını istemiyor, herkesin tövbe etmesini istiyor.” 2.Petrus 3:4-10.

İşte değerli okuyucum, bu yanıt bu dünyanın çocuklarının zihinsel alaylarının karşılığıdır. Ama Tanrı çocuklarının durumu ve beklentileri böyle değildir. Tanrıya şükürler olsun ki Tanrı çocukları bundan tamamen farklı bir hedefe sahiptirler; dünyadaki kötülük doruk noktasına ulaşmadan önce Tanrı çocukları havada göksel Damat ile buluşmayı beklemektedirler. Ve bu yüzden tanrısal yargıdan uzaktırlar. Tanrının kilisesi dünyanın ateş ile yanmasını değil, “parlak sabah Yıldızının” yükselmesini beklemektedir.

Şimdi gelecekteki hangi yöne bakacak olur isek olalım, bakmak için hangi bakış açısın seçersek seçelim dünya alevler içinde iken gelecek olan damadı ile bekleyen Kilise canında yücelik görür. Tanrı kaybolmuş günahkarlara lütfu aracılığı ile hala tanıklık etmektedir; O’nun şimdiki bu söz ile anlatılamaz tanıklığını hissetmek gerekir. “Uygun zaman işte şimdidir, kurtuluş günü işte şimdidir.” 2.Korintliler 6:2. “Tanrı insanların suçlarını saymayarak dünyayı Mesih’te kendisi ile barıştırdı ve barıştırma sözünü bize emanet etti.” 2.Korintliler 5:19. Şimdi barıştırıyor, ama ilerde yavaş yavaş yargılayacağı dönem geliyor; şimdi her şey tamamen lütuf, o zaman her şey gazap olacak. Şimdi çarmıh aracılığı ile günahı yargılıyor, o zaman cehennemde günahı sonsuza k adar cezalandıracak. Şimdi lütfun en saf, en zengin ve en özgür mesajını göndermekte. Ve günahkarlara Mesih’in değerli kurbanı aracılığı ile tamamlanmış bir kurtuluştan söz ediyor. Ve her şeyin tamamlanmış olduğunu beyan ediyor. Lütufkar davranarak bekliyor. Rabbimizin sabırla tahammül etmesi kurtuluştur. “Bazılarının düşündüğü gibi Rab vaadini yerine getirmekte gecikmez, ama size karşı sabrediyor. Çünkü kimsenin mahvolmasını istemiyor, aksine herkesin tövbe etmesini istiyor.” Tüm bu ifadeler şu anki zamana çok ciddi bir önem vermektedir. Gelecek olan gazaptan kurtulunması için lütuf beyan ediliyor! Ne kadar vakur! Nasıl da derin bir ciddiyet!

Ve sonra tanrısal amaçların açıklanışına nasıl da derin bir ilgi ile işaret etmemiz gerekiyor! Kutsal yazılar tüm bu konular üzerine ışık tutar ve öyle bir ışık tutar ki, herhangi birinden bunları işitmeye ihtiyaç duymayız. Her şeyi tam olarak biliriz. Şimdi işlemekte olan tüm ilkelerin doğrudan eğilimini tam olarak anlamamız gerekir. Olayların gitmekte olduğu yöne karşı duyarlı ve uyanık olmamız lazımdır. İnsanlar altın bir çağ hayali kurarlar. Ve kendilerine sanat ve bilim alanında binlerce yıl sürecek başarı vaatlerinde bulunurlar. Ve kendilerini yarının bu gün ve bu günden daha da bol olacağı düşüncesi ile beslerler. Ama ah, bu düşünceler hayaller ve vaatler ne kadar da boşturlar. İman, dünya ufkunun çevresinde toplanmaya başlayan kalın bulutları görebilir. Yargı gelmektedir. Gazap günü kapıdadır. Kapı çok yakında kapanacaktır. Güçlü görünen hayaller dehşet veren bir yoğunluk içinde çökeceklerdir. O zaman bu durumda insanları uyaracak olan bir ses yükseltmek ne kadar da önemlidir. Sadık bir tanıklık aracılığı ile insanoğluna acınacak durumu ile ilgili uyarıda bulunmak gereklidir. Evet, belki böyle yaptığımız takdirde her zaman kötülük konusunda peygamberlikte bulunmak ile suçlanabiliriz, ama Ahav da Mika’ya karşı böyle hareket etmemiş miydi? Ancak şimdi bu konu üzerinde durmayacağız. Biz Tanrı sözünün peygamberlik ettiğini peygamberlik edelim ve bunu yalnızca insanları “ikna etmek” amacı ile yapalım. Tanrı sözü ayaklarımızın altından yalnızca yanlış temeli alsın ve bunu bu yanlış temelin yerine asla hareket etmeyecek olan sonsuz sabitliğe sahip bir temel koymak amacı ile yapsın. Bu doğru temel bizden saçma bir umudu alır ve bunun yerine bizi asla utandırmayacak olan bir umut verir. Bu doğru temel “ezilmiş fitili” alır ve yerine bize “çağların kayasını verir. İçinde su barındıramayacak çatlak bir su sarnıcını alır ve bizi içinden diri sular akan bir yere yerleştirir. İşte bu, gerçek sevgidir. Bu, Tanrının sevgisidir. O, esenliğin olmadığı yerde “esenlik, esenlik!” diye bağırmayacaktır. O, günahkarın yüreğinin O’nun güvenliğinin sonsuz gemisi içinde tatlı bir huzur ile dinlenmesini ister, kendisi ile zevkli bir paydaşlığın tadını çıkartmasını arzu eder. Mahvolma, yargı ve çaresizlik geçecektir; O’nun ile birlikte yenilenmiş bir yaratılışta dinlenmek umudu bize güç verir.

Şimdi tekrar Nuh’un öyküsüne geri dönelim ve onu yeni bir konum içinde görelim. Nuh’un gemiyi inşa ettiğini gördük, onun geminin içine girdiğini gördük ve şimdi onun gemiden çıktığını ve yeni dünyadaki yerini aldığını göreceğiz. 3 “Ve Tanrı Nuh’u hatırladı.” Bu garip yargılama eylemi sona erdikten sonra kurtarılmış olan aile ve onlar ile birlikte gemide bulunan her şey hatırlandı. Tanrı yeryüzünde bir rüzgar estirdi ve sular alçalmaya başladı. Enginlerin kaynakları ve göklerin kapakları kapandı, yağmur dindi. Sular yeryüzünden çekilmeye başladı. Şimdi güneş ışınları yargı vaftizi ile vaftiz edilmiş olan bir dünya üzerinde hareket etmeye başlarlar. Yargı, Tanrının garip işidir. Tanrı, yargı aracılığılı ile yüceltilse bile yargıdan hoşlanmaz. Adına övgüler olsun ki, Tanrı yargı yerinden ayrılmaya ve merhamet yerine geçmeye her zaman hazırdır, çünkü Tanrı merhametten hoşlanır.

“Kırk gün sonra Nuh yapmış olduğu geminin penceresini açtı. Kuzgunu dışarı gönderdi. Kuzgun sular kuruyuncaya dek dönmedi ve uçup durdu.” Yaratılış 8: 7. Murdar kuş kaçtı ve hiç kuşkusuz su üzerinde yüzen bir ceset üzerinde durup döndü. Tekrar gemiye dönmek istemedi. Ama güvercin aynı şeyi yapmadı. “Güvercin konacak bir yer bulamadı, çünkü her yer su ile kaplı idi. Gemiye, Nuh’un yanına döndü.” Yaratılış 8:9. éNuh yedi gün bekledi ve sonra güvercini yeniden dışarı saldı. Güvercin gagasında yeni kopmuş bir zeytin yaprağı ile akşama doğru geri döndü.” Yaratılış 8: 10-11. Yenilenmiş zihin ile ilgili hoş bir örnek. Yenilenmiş zihin çevresini saran umutsuzluğa rağmen huzurunu ve payını Mesih’te bulmak ister. Ve yalnız bu kadarı ile de kalmaz. Aynı zamanda mirasına da gayret ile sahip çıkar ve yargının geçip gitmiş olduğuna ve yenilenmiş bir yeryüzünün tam bir şekilde ortaya çıktığına dair bereketli kanıta sahip çıkar. Dünyasal zihin ise bunun aksine Mesih dışında herhangi bir şeyde ya da her şeyde huzur bulmaya çalışır ve her türlü kirlilik ile beslenir. Dünyasal zihin için bir zeytin yaprağının hiç bir çekiciliği yoktur. Dünyasal zihin tüm ihtiyaçlarını göz ile görülen bir ölüm içinde bulabilir ve bu yüzden yeni bir dünya ve onun görkemleri ile meşgul olmaz. Ama Tanrının Ruhu tarafından öğretilen ve yönlendirilen yürek yalnızca Tanrının esenlik bulduğu ve sevindiği şeylerde esenlik bulabilir ve sevinebilir. Yenilenmiş zihin kurtuluş gemisinde dinlenebilir; “var olan her şeyin yenileneceği zaman” gelinceye kadar kurtuluşu ile esenlik bulur. Sevgili okuyucum, aynı şey sizin ve benim için de geçerli olsun. İsa Mesih yüreklerimizdeki kalıcı pay ve huzur olsun, öyle ki, esenliği ve payı tanrı yargısı altında olan bir dünyada aramayalım. Güvercin Nuh’a geri döndü ve dinlenme zamanını bekledi ve bizler de her zaman O’nun gelecek olan çağda yüceltilmesini ve görünecek olan görkemini bekler iken yerimizi her zaman Mesih’in yanında bulalım. “Gelecek olan gelecek ve gecikmeyecektir.” Bu konuda ihtiyacımız olan TEK şey biraz sabırlı olmaktır. Tanrı yüreklerimizi O’nun sevgisine ve “Mesih’in sabrına” yönlendirsin.

“Ve Tanrı Nuh’a, ‘yanındakiler ile birlikte gemiden çık’ dedi.” Yaratılış 8: 15. Gofer ağacından bir gemi yap ve gemiye bin diyen aynı Tanrı şimdi Nuh’a gemiden çıkmasını söylüyor. Ve Nuh gemiden çıktı ve Rabbin önünde bir sunak hazırladı. Tüm bu yaptıkları sade bir itaat örneğidir. Bir iman itaati ve bir de iman tapınması vardır ve her ikisi birlikte yürürler. Sunak hazırlanmıştır. Nuh sunakta bütün temiz sayılan hayvanlar ile kuşlardan Rabbe yakmalık sunular sundu. Gemi, Nuh’u ve Nuh’un ailesini yargı sularının üstünde güvenlik içinde taşımış idi ve onu eski dünyadan yeni dünyaya getirmiştir ve şimdi bu durumda Nuh yeni dünyada tapınan biri olarak yerini alır. 4 Ve burada dikkat edilmesi gereken nokta Nuh’un sunağı Rab için dikmiş olmasıdır. Batıl inanç bir kurtuluş aracı olduğunu düşünerek gemiye de tapınabilir idi. Tanrı yerine O’nun yarattıklarını koymak yüreğin her zaman eğilim duyduğu bir hata olmuştur. Evet, gemi çok belirgin ve görünen bir araç idi, ama Nuh’un imanı geminin ötesine geçerek geminin Tanrısına ulaştı. Ve bu nedenle Nuh gemiden indiği zaman gemiden ayrılma zamanını uzatmadı, ona özlem dolu bakışlar ile bakmadı ya da onu asla bir tapınma objesi olarak görmedi. Hemen Rab için bir sunak inşa etti ve Rabbe tapındı. Ve daha sonra da gemiden asla bir daha söz dahi edilmedi.

Tüm bu konular bize hem çok basit hem de çok önemli bir ders öğretirler. Yürek Tanrının gerçeğinden bir an için bile kayar ise yüreğin çökesine engel olacak bir sınır yoktur; çünkü putperestliğin en büyük şekillerinden birinin yoluna doğru adım atılmış olur. İman yargılanmasında iman, can için tek değerli olan diri güç kaynağını her zaman Tanrıdan alır. Yani kısaca şöyle açıklayalım: iman, Tanrının ataması ile ilgili olarak Mesih’te sevinç bulduğu sürece kaynağı her zaman Tanrı olacaktır. Bunun ötesindeki hiç bir şeyin değeri yoktur; eğer herhangi bir yaratık en düşük derecede bile yürek ve O’nun değerli işi ve görkemli Kişiliği arasına girecek olur ise, o zaman Tanrıya ait olan yüceliğe gölge düşürülür ve artık övülen tanrı olmaz, yaratık olur. Oysa övgü ve yüceliği hak eden yalnızca Tanrıdır; yaratığın şeytanın bir aracısı haline gelmesi konusunda ayık ve uyanık kalınmalıdır. Batıl inancın yargısına göre düzen her şeydir ve Tanrı dışarda bırakılır. Ve Tanrının adı yalnızca düzeni yüceltmek amacı ile kullanılır ve insan yüreğinin düşüncelerine derin bir bağlılığa ve insan zihni üzerinde kudretli bir etkiye neden olur. İsrail çocuklarının tunç yılana tapınmaları konusunda da durum aynı idi. Tanrı tarafından kullanıldığı için onlara bir bereket kanalı olan tunç yılan İsrail çocuklarının yüreği Rabden ayrıldığı zaman batıl inançlara göre tapınılan bir obje haline geldi. Ve Hezekiya tunç yılanı parçalar halinde kırmak ve onu “pirinçten bir parça” olarak adlandırmak zorunda kaldı. Tunç yılan kendi içinde yalnızca bir Nehuştan (İbranice’de hem tunç hem de yılan sözcüklerini çağrıştırır) idi, ama Tanrı tarafından kullanıldığı zaman, zengin bir bereket aracı olmuş idi. İman bu durumda elbette tanrısal açıklamanın gerçeğine sahip çıktı. Ancak batıl inanç her zaman yaptığı gibi tanrısal açıklamayı önemsemedi ve Tanrının bu olaydaki gerçek amacını kavrayamadı, bu gerçek amacı kaybetti ve aslında bu davranışı ile tunç yılanı bir tanrı yaptı. (Bakınız 2.Krallar 18:4)

Ve değerli okuyucum, tüm bu olaylarda şimdiki çağ için geçerli olan derin bir ders yok mudur? Ben derin bir ders olduğundan eminim. Bizler bir düzen çağında yaşıyoruz. Ağzı ile iman ikrarında bulunan kiliseyi sarıp sarmalayan atmosfer geleneksel bir dinin elementlerine gebedir ve bu durum Mesih’in canından ve O’nun tanrısal kusursuz kurtarışından çalar. İnsani gelenekler cüretkar bir şekilde Mesih olarak bir kişinin var olduğunu ya da Mesih’in çarmıhı gibi bir gerçeğin varlığını cüretkar bir şekilde inkar etmezler mi? Eğer böyle yapmasalar idi, pek çok kişinin gözleri açılabilir idi. Ama ne yazık ki, durum böyle değildir. Kötü, bundan çok daha dehşetli ve tehlikeli bir karaktere sahiptir. Düzenler Mesih’e ve Mesih’in işine göre oluşmuşlardır. Günahkar yalnızca Mesih aracılığı ile kurtulmaz, ama Mesih ve O’nun ile ilgili düzenler aracılığı ile kurtulur. Ama böyle düşünüldüğü takdirde Mesih’ten tamamıyla çalınmış olur çünkü bizi kurtaran Mesih ile ilgili düzenler değil, Mesih’in Kendisidir. Düzenler ile ilgili bir dinden yana olan herkesin bu konu üzerinde çok ciddi bir şekilde düşünmesi gerekmektedir. “Eğer yüreğiniz Mesih’te sünnet edilmemiş ise bunun size hiç bir yararı olmaz.” Kurtuluş için gerekli olan yalnızca ve tam olarak sadece Mesih’tir, ya da hiç bir şeydir. Şeytan insanları şu konuda ikna eder: “Mesih ile ilgili düzenlere önem verdikleri takdirde Mesih’i onurlandırmış olurlar.” Oysa şeytan çok iyi bilmektedir ki, Mesih ile ilgili düzenler Mesih’i tamamen bir kenara iterler ve düzenleri tanrı haline getirirler. Daha önceki bir yerde yapmış olduğum bir uyarıyı burada tekrar yapmak isterim: batıl inanç düzenleri Tanrı aleyhine kullanmaya çalışır; bu konudaki sadakatsizlik ve gizemcilik gibi silahları aşikardır; iman yalnızca tanrısal açıklamayı kullanır ve yalnızca Tanrı’yı yüceltir.

Ama şu anda bu kısım üzerinde daha önce planlamış olduğumdan daha fazla durduğumu görüyorum ve bu yüzden bu kısma Yaratılış 9.bölümün içeriğine geçiş yapmak için yavaş yavaş son vereceğim. Yaratılış 9. Bölümde tufandan sonra yaratılışın altına konmuş olduğu yeni antlaşmayı görürüz. “Tanrı, Nuh’u ve oğullarını kutsayarak, ’Verimli olun ve çoğalıp yeryüzünü doldurun’ dedi. “ Yaratılış 9:1. Tanrının yenilenmiş dünyaya giriş yapan insana verdiği buyruk üzerinde düşünelim. Yeryüzünün bazı bölümlerini değil, ama yeryüzünü doldurmalarını istedi. Tanrı yeryüzünün üzerinde çok sayıda insan olmasını arzu etti ve onların kendi enerjilerine bağlı olarak hareket etmemelerini istedi. Yaratılış 11.bölümde insanın bu buyruğu nasıl ihmal ettiğini göreceğiz.

Bu durumda her diğer yaratığın yüreğine insan ile ilgili bir korku yerleşti. Bu yüzden insan yaradılışının daha altında yer alan yaratıklar insandan korkmaya ve ondan dehşet duymaya başladılar. Yaşamda ve ölümde hayvanların insanın hizmetinde olmaları gerekiyor idi. Tanrının sonsuza kadar kalıcı antlaşması aracılığı ile TÜM yaratılış kurtulmuş idi. Bir daha asla bu şekilde bir yargı olmayacak idi. O zamanki dünya su ile kaplanarak yok edilmiş idi; ama şimdiki gökler ve yer tanrısız insanların yargılanacakları o günde ateş ile yok edilecekler idi. Yeryüzü bir kez su ile temizlenmiş idi ve daha sonra tekrar ateş ile temizlenecek idi. Ve bu ikinci temizlik döneminden Mesih ‘te kurtulmuş olanların dışında hiç kimse kaçıp kurtulamayacak idi; Mesih ölümün derin sularından geçmiş ve tanrısal yargının ateşini üzerine almış idi, bu sayede kurtulmak için Kendisine sığınanları kurtardı. Ancak O’na sığınmayan ya da iman etmeyenler derin suların altında kalacak ve tanrısal yargının ateşine uğrayacaklardır.

“Tanrı konuşmasını şöyle sürdürdü: ‘Sizinle ve bütün canlılar ile kuşaklar boyu sonsuza dek sürecek antlaşmamın belirtisi şu olacak: Yayımı bulutlara yerleştireceğim ve bu, yeryüzü ile aramdaki antlaşmanın belirtisi olacak.” Yaratılış 9: 13. Tüm yaratılış ikinci bir kez Tanrının antlaşmasının sağlamlığı altında huzur ve esenlik içindedir; Tanrı yayını bulutlara yerleştirmiştir. Gökkuşağı göründüğü zaman Tanrının esenlik antlaşmasını aklımıza getirmek bizi mutlu kılar ve insan olarak kendi kusurlu ve belirsiz hafızamıza değil, ama Tanrının kusursuz ve mükemmel hafızasının güvencesi altında olduğumuzu hatırlarız. Tanrı, “Anımsayacağım” der. Tanrının neyi hatırlayacağını ve neyi hatırlamayacağını düşünmek ne kadar hoş! Tanrı Kendi antlaşmasını hatırlayacaktır ama halkının günahlarını hatırlamayacaktır. Tanrının antlaşmasını sabit kılan çarmıh, halkın günahlarını ortadan kaldırmıştır. Buna duyulan inanç sıkıntılı ve huzursuz vicdana esenlik sağlar.

“Yeryüzüne ne zaman bulut göndersem, yayım bulutların arasında ne zaman görünse, sizin ile ve tüm canlı varlıklar ile yaptığım antlaşmayı anımsayacağım. Canlıları yok edecek bir tufan bir daha olmayacak.” Yaratılış 9: 14,15. Ne kadar güzel ve etkili bir ifade! Yargının tehdidinden sonra yansıyan güneşin ışınları Tanrının antlaşmasından, Tanrının kurtarışından ve Tanrının hafızasından söz eden bu cümleler yüreği sakinleştirir. Onları yansıtan bulutun arasından çıkan değerli, çok değerli güneş ışınları! Bulutun içinde görünen bu yay bize ne kadar güçlü bir şekilde Golgota’yı hatırlatır. Gerçekten de orada Golgota’da Tanrı Kuzusunun kutsal Başı üzerinde kendisini gösteren kalın ve koyu yargı bulutu öylesine koyu bir bulut idi ki, öğle vaktinde bile “tüm yeryüzüne karanlık hakim oldu.” Ama Tanrıya övgüler olsun ki iman, toplanmış olan en karanlık ve koyu bulutların içinde bulunan görkemli yayı görebilir. Çünkü iman Tanrının sonsuz sevgisinin parlak ışıklarının korkunç bir hüznün arasından çıktığını ve bulutta yansıdığını görür. Aynı zamanda o karanlığın orta yerinden yükselen şu sesi de işitir:” Tamamlandı!” Ve iman bu sesin söylediklerinde Tanrının sonsuza kadar sürecek olan amaçlarının farkına varır, bu sözler yalnızca yaratılış için değil, aynı zamanda İsrail’in oymakları ve Tanrının kilisesi için de söylenmiştir.

Bu bölümün son paragrafı çok alçaltıcı bir görünümü gözler önüne serer. Yaratılışın rabbi kendisini yönetme konusunda başarısız olur: “Nuh çiftçi idi, ilk bağı o dikti. Şarap içip sarhoş oldu ve çadırının içinde çırılçıplak uzandı.” Yaratılış 9: 20,21. Tek doğru adam olan ve doğruluk vaazı veren Nuh’un içinde bulunduğu bu durum üzücüdür! Ama insan dediğimiz zaten nedir ki? Bulunduğu her yerde insana bakın ve göreceğiniz tek şey yalnızca başarısızlık olacaktır. Aden bahçesinde başarısızlığa uğradı; yenilenmiş yeryüzünde başarısızlığa uğradı; Kenan diyarında hata yaptı; Kilisede hatalar yapar ve bin yıllık ışık ve görkem döneminde yine hatalar yapar. İnsan her yerde hata yapar ve her konuda hata yapar. İnsanda iyi olan hiç bir şey yoktur. İnsana verilen avantajlar ne kadar büyük olur ise olsun, sahip olduğu ayrıcalıklar ne kadar engin olur ise olsun ve bulunduğu konum ne kadar arzu edilebilir olur ise olsun, insanın ortaya koyacağı tek şey yalnızca başarısızlık ve günah olacaktır.

Ama yine de burada Nuh’a bakar iken onu iki şekilde görmemiz gerekir, yani, bir “örnek” olarak ve bir “insan” olarak. Ve örnek olarak baktığımız zaman tam bir güzellik ve anlam görmemize rağmen insan olarak baktığımız zaman o günah ve akılsızlık ile doludur. Ancak buna rağmen Kutsal Ruh yine de şu sözleri yazmıştır: “Nuh doğru bir insan idi ve çağdaşları arasında kusursuz biri idi ve Tanrı yolunda yürüdü.” Yaratılış 6:9. Tanrısal lütuf onun tüm günahlarını örtmüş idi ve ona Mesih’in lekesiz doğruluk giysisini giydirmiş idi. Nuh kendi çıplaklığını fark etmesine rağmen Tanrı onun çıplaklığını görmedi, çünkü onun içinde bulunduğu durumun zayıflığında ona bakmadı. Tanrısal ve sonsuza kadar kalıcı doğruluğun tüm gücü içindeki Nuh’a baktı. Bu nedenle bizim bu tanrısal gerçeği aklımıza getirmediğimiz zaman tamamen yanlış kişiye bakabileceğimizi anlıyoruz. Ham ise Tanrının düşüncelerinden tamamen habersiz olarak insana sağlanmış olan bereket konusunda bir bilgisi olmadığını gösterdi ve  çıplak babasını bir giysi ile örttü– Ham insanın zayıflıklarının bağışlandığını ve günahının örtüldüğünü bilmiyor idi; bunun aksine Sam ve Yafet davranışları ile tanrısal yöntemin insan çıplaklığına nasıl bir çözüm getirmiş olduğunu anladıklarını gösterdiler ve bu nedenle bir bereket miras aldılar, ama Ham bir lanet miras aldı.


1. Şu ayeti her zaman aklımızda tutmamız gerekir: “Ama gökten inen bilgelik her şeyden önce paktır, sonra barışçıldır ve yumuşaktır ve uysaldır.” Yakup 3:17. Dünyadan ya da insan doğasından gelen bilgelik kin, kıskançlık ve bencillik içerir ve bu yüzden asla saf olamaz.

2. Yukardaki dikkat çeken bölümde Kutsal Ruh’un vaftiz düzeni konusundaki bilgeliğini yeterince takdir etmek mümkün değildir. Vaftiz ile ilgili yapılmış olan kötü kullanımı biliyoruz – vaftizin bir çok insanın düşüncelerinde nasıl yanlış bir yere sahip olduğunu biliyoruz – yalnızca Mesih’in kanına ait olan yeterliliğin su vaftizine nasıl atfedildiğini biliyoruz – Kutsal Ruh’un yeniden doğum sağlayan lütfunun nasıl su vaftizine aktarıldığını biliyoruz ve tüm bu konular hakkında sahip olduğumuz bilgi ile Tanrının Ruhunun bu konuda özneyi nasıl koruduğuna hayran kalıyoruz; benliğin kirliliğinin su ile yıkanıp temizlenmesi mümkün değildir. Ama Tanrı önünde huzurlu bir vicdana sahip olmanın yanıtı krallığın düzenlerinden biri olarak ne kadar önemli olur ise olsun su vaftizi ile değildir, “yanıt”, “Bizi suçlarımızdan kurtarmak için ölen ve aklanmamız için tekrar dirilen İsa Mesih” tir.

Vaftiz tanrısal düzenin bir buyruğu olarak ve Tanrı tarafından belirlenmiş yeri içinde çok büyük bir öneme ve derin bir anlama sahiptir. Ancak insanları şu ya da bu şekilde örneği özün yerine koymuş olarak gördüğümüz zaman Tanrının sözünün ışığı aracılığı ile şeytanın işini ifşa etmemiz gereklidir.

3.  Burada okuyucumun söz edeceğim konu üzerinde dua ederek düşünmesini rica ediyorum; takdiri ilahi gerçeği olarak adlandırılan konuyu özellikle incelemek için kendini adamış olan bazı kişilerin zihinlerine çok yakın bir konudur bu konu. Hanok ve Nuh’a işaret eder. Hanok daha önce görmüş olduğumuz gibi yargı gelmeden önce yukarı alınmış idi. Nuh is yargının içinden geçmiş idi. Bu nedenle Hanok’un kilise ile ilgili bir örnek olduğu düşünülür. Kilise insan kötülüğü doruğuna ermeden ve insanların üzerlerine tanrısal yargı düşmeden önce yukarı alınacaktır. Öte yandan Nuh ise İsrail’in geri kalan bakiyesine ilişkin bir örnektir. İsrail derin sıkıntı sularından ve derin yargı ateşinden geçirilecek ve Tanrının sonsuza kadar kalıcı antlaşmasından dolayı bin yıllık parlak dönemin tam sevincine yönlendirilecektir. Burada eklemem gereken bir şey var; o da şudur: bu düşünce iki Eski Antlaşma atası aracılığı ile aklıma geldi. Ve bu düşüncenin kutsal yazıların genel düzenine ve içeriğine uygun olarak desteklendiğini biliyorum.

4. Bu gemi ile ilgili konuya vaftiz ile ilgili bağlantısı olan çok önemli ve derin bir buyruk olarak bakmak ilginç olabilir. Gerçekten vaftiz olmuş olan bir kişi elçinin de söylemiş olduğu gibi “kendisini kurtaran öğretiş örneğine yürekten itaat eder” ve bu kişi iman aracılığı ile ruhta ve prensip olarak eski dünyadan yeni dünyaya geçmiştir. Su, eski insanın gömülmüş olduğuna bir sembol teşkil ederek kişinin üzerinden geçer ve bu sembol o kişinin eski yaratık konumundan geçtiğini ve eski doğasının tamamen bir kenara ayrılmış olduğunu ima eder. Kısaca artık, eski yaratık ölü biridir. Kişinin suya gömülmesi ile ifade edilmek istenen şey, onun eski yaratık olarak adının yerinin ve varlığının gözden kaybolduğuna ilişkin bir gerçektir. Eski yaratık tüm günahları, zayıflıkları ve çaresizlikleri ile Mesih’in mezarına gömülmüştür ve bir daha asla Tanrının görüş alanına gelemeyecektir.

Ve kişi tekrar sudan dışarı yükseldiği zaman ifade edilen şey şudur: Mesih’in dirilişi sayesinde imanlı da artık yeni bir yaşamın sahibi olarak dirilir. Eğer Mesih ölümden dirilmemiş olsa idi, imanlı sudan dışarı çıkamaz ve haklı olarak eski doğasına ait olan yerde suyun altında kalması gerekir idi. Ama Mesih yeni bir yaşamın gücü aracılığı ile ölümden dirildiği için günahlarımızın hepsini tamamen ortadan kaldırmıştır ve bizler de bu sayede sudan dışarı çıkabiliriz ve böyle yapmak ile Tanrının lütfu aracılığı ile Mesih’in ölümü sayesinde yeni bir yaşama tam olarak sahip oluruz ve bu yeni yaşam ile birlikte Mesih bize sonsuza kadar kalıcı bir şekilde tanrısal doğruluğunu armağan eder. “ Babanın yüceliği sayesinde Mesih nasıl ölümden dirildi ise biz de yeni bir yaşam sürmek üzere vaftiz yolu ile O’nun ile birlikte ölüme gömüldük. Eğer O’nunkine benzer bir ölümde O’nun ile birleşti isek, O’nunkine benzer bir dirilişte O’nun ile birleşeceğiz.” (Bakınız Romalılar 6 ve Koloseliler 2. Aynı zamanda 1.1petrus 3:18-22 ayetleri ile de kıyaslayınız.” Tüm bunlar vaftiz olgusuna yoğun bir önem kazandırır ve onu anlam açısından gerçeğe gebe kılar.