Yasa’nın Tekrarı 11

“Tanrınız Rabbi sevin. O’nun uyarılarına, kurallarına, ilkelerine ve buyruklarına her zaman uyun. Unutmayın ki, Tanrınız Rabbin tedibini görüp yaşayanlar çocuklarınız değil, sizsiniz. O’nun büyüklüğünü, güçlü elini, kudretini, belirtilerini, Mısır’da firavuna ve onun bütün ülkesine yaptıklarını; Mısır ordusuna, atlarına, savaş arabalarına neler yaptığını; Mısırlılar sizi kovalar iken onları nasıl Kamış Denizinin suları altında bıraktığını ve onları nasıl yok ettiğini gördünüz. Buraya varıncaya dek rabbin sizin için çölde neler yaptığını; Rubenoğulların’dan Eliav’ın oğulları Datan ile Aviram’a neler ettiğini; bütün İsrail’in gözü önünde yerin nasıl yarıldığını, onları, onların ailelerini, çadırlarını ve onlara ait her canlıyı nasıl yuttuğunu gören çocuklarınız değil, sizsiniz. Rabbin yaptığı bu büyük işlerin tümünü gören sizsiniz.” Yasanın Tekrarı 11: 1-7.

Türkiye

Musa Yehova’nın tüm kudretli eylemlerinin sürekli olarak halkın yüreğinde ve hafızalarında derin bir şekilde muhafaza edilmesinin gerekli olduğunu ve bunun son derece önemli olduğunu hissediyor idi. Zavallı insan zihni, derbeder ve dağınıktır ve insan yüreği de çabuk alevlenir ve dönektir. İsrail, Tanrının Mısır ve firavun üzerindeki ciddi yargılarını çok yakından görmüş olmasına rağmen bu olanları unutma tehlikesi ile karşı karşıya idi ve aynı zamanda Tanrının İsrail halkını hangi amaç ile tasarladığını ve onlar ile ilgili hedeflerinin etkisini kaybetmek tehlikesi tarafından tehdit edilmekte idi.

Bizler, İsrail’in nasıl olup da Mısır’daki geçmişlerinde yaşadıkları onları çok etkileyen olayları unutabileceklerine şaşırabiliriz – atalarının soyu bir avuç insan idi; onların, güçlü zorluklar ve engellere rağmen bir halk olarak düzenli bir şekilde büyümeleri ve ilerlemeleri ve sayılarının göklerdeki yıldızlar kadar çoğalması Tanrılarının onların üzerindeki iyilik eden elinin aracılığı ile mümkün olmuş idi.

Ve sonra ayrıca Mısır ülkesinin üzerine gelen o korkunç on bela! Ne kadar ciddi dehşete neden olan bir durum idi! Tüm bu olayların insan yüreğini Tanrının kudretli gücünün duygusu ve insanın nihai güçsüzlüğü ve önemsizliği ile doldurması gerekiyor idi; insan, tüm kibirli bilgeliği, gücü ve görkemi içinde yine de kendisini Her Şeye gücü Yeten Tanrının karşısına dikilmek gibi saçma bir ahmaklık ile davranmasına neden olmakta idi. İsrail’in Tanrısı Rabbin önünde Firavun ve Mısır’ın tüm gücünün ne gibi bir etkisi olabilir idi! Hepsi bir saat içinde umutsuz bir mahvoluşa ve yıkıma uğramışlar idi. Mısır’ın tüm savaş arabaları, tüm onuru ve yüceliği ve eski ve isim yapmış bir ulus ve uygarlık olmasına rağmen hepsi de denizin derinliklerine gömülmüşler idi.

Ve bunun nedeni ne idi? Çünkü Tanrının İsrail’inin işine burunlarını sokmuşlar idi; kendilerini, En Yüce Olan’ın sonsuz amaç ve öğüdüne karşı çıkan bir konuma koymaya cüret etmişler idi. Tanrı, halkının üzerine sevgisini koymuş idi ve onlar bu halkı ezmişler idi. Tanrı İbrahim’in tohumunu bereketlemeye ant içmiş idi ve ne yerin ne de cehennemin gücü O’nun yapmış olduğu antlaşmayı sıfırlayamaz idi. Firavun gururlu ve katı yüreği ile tanrısal eylemlere karşı çıkma girişiminde bulunmuş idi, ama bunu yapmak ile yalnızca kendi sonunu ve yıkımını hazırlamış oldu. Firavunun ülkesi kökünden sarsıldı ve kendisi ve güçlü ordusu Kızıl Denizin içine gömüldüler; Yehova’nın, dostu İbrahim’in tohumunu bereketleme amacının  önüne çıkmaya kalkışan herkese bu olaylar ciddi bir örnek teşkil etmelidir.

Halk, Yehova’nın yalnızca firavuna ve Mısır’a yaptıklarını hatırlamak ile değil ama aynı zamanda kendileri arasında yapmış olduğu harika işleri hatırlamak ile de yükümlü idi. Dathan ve Aviram ve onların ev halklarının üzerine gelen yargı cana boyun eğmesi gerektiğini gösteren bir başka örnektir. Yerin açıldığı ve onları yuttuğu düşüncesi bile ne kadar dehşet vericidir. Ve tüm bunlar neden olmuştur? Çünkü onlar tanrısal atamaya karşı isyan etmişlerdir. Çölde Sayım kitabında kaydedilmiş olan Levili Korah, İsrail tarihinde kaydedilmiş önemli bir karakterdir. Ama burada onun adı atlanır ve iki Rubenlinin adından söz edilir – topluluğun iki üyesi, çünkü Musa bu iki kişinin başına gelen korkunç sonu halkın önüne koyarak halkın tüm bedenini düşünüp hareket etmeyi istemektedir. Bu iki kişi sıradan üyelerdir, ya da başka bir deyiş ile söyleyecek olur isek, yalnızca ayrıcalıklı Levililer değildirler.

O zaman özetleyecek olur isek dikkatimiz, dışardan ya da içerden, ev dışından ya da evden çağrıldığı zaman bunun tüm amacı yürekleri ve düşünceleri itaatin manevi öneminin duygusu ile etkilemektir. Tanrının çok yakında aralarından alınacak olan sadık hizmetkarının tüm tekrarlarının, tüm yorumlarının ve tüm öğütlerinin temel hedefi bu idi. Musa bu hedefi açıkça belirtmek için Tanrının Ruhu tarafından rehberlik alarak halkın yüzlerce yıllık tarihini tekrar eder. Mısır’a yaptıkları yolculuk, orada gördükleri zulüm, kendi isteklerinin yapılmasında ısrarlı olan firavuna gelen ağır yargı, Mısır’dan çıkış, denizin ortasından geçiş, çöldeki olaylar ve özellikle iki isyankar Rubenli’nin başına gelen korkunç yargı – tüm bunlar Yehova’nın, kutsal buyruklarına itaat etmeleri konusundaki talebinin temelini güçlendirmek için halkın vicdanını harika bir güç ve netlik ile harekete geçirmek amacını taşır.

“Bu gün size bildirdiğim buyrukların tümüne uyun ki, güçlü olasınız ve mülk edinmek üzere Şeria ırmağından geçip ülkeyi ele geçiresiniz. Rabbin ant içerek atalarınıza ve soylarına söz verdiği süt ve bal akan ülkede ömrünüz uzun olsun. “ Yasanın Tekrarı 11:8,9.

Okuyucu şu iki cümle arasında var olan güzel bağlantıya dikkat etsin: “Buyrukların tümüne uyun” – “Ki güçlü olasınız.” Tanrının sözüne tam itaat aracılığı ile büyük güç kazanılır. Bu konuda istendiği gibi bir seçim yapılması söz konusu olamaz. Bizler seçim yapmaya eğilim gösteririz; bize uygun gördüğümüz belirli buyrukları ve talimatları seçip almaya eğilimliyizdir ama bu tutum gerçekten de benliğin tutumudur. Bizlerin, tanrının sözlerinden bazılarını alıp diğerlerini ihmal etmeye nasıl hakkımız olabilir? Hiç bir zaman böyle bir hakkımız yoktur. İlkesel açıdan böyle davranmak tamamen öz irade ve isyandır. Bir hizmetkarın, efendisinin buyruklarına itaat etmekten başka ne gibi bir işi olabilir ki? Kesinlikle hiç bir zaman hiç bir işi olamaz; her buyruk efendinin yetkisini taşır ve bu yüzden hizmetkarın bu buyrukları yerine getirmesini talep eder. Ve şunu da eklememiz gerekir ki, hizmetkar efendisinin buyruklarına ne kadar sade bir şekilde itaat eder ise efendisinin buyruklarının her birine o kadar saygılı bir dikkat ile boyun eğer. Buyruk ne kadar önemsiz görünür ise görünsün hizmetkar kendisini bu konumunda ne kadar güçlendirir ise efendisinin güvenini ve takdirini kazanma konusunda o kadar büyür. Her efendi kendisine adanmış, itaatkar ve sadık bir hizmetkarı sever ve ona değer verir. Hepimiz güvenebileceğimiz, bizim her arzumuzu yerine getirmekten zevk alan ve görevini bilen ve onu yerine getiren bir hizmetkara sahip olmanın bize verdiği rahatlığı biliriz.

O halde şimdi, kutsal Efendimizin yüreğini, O’nun tüm buyruklarını sevecen bir itaat ile tazelemek için çaba sarf etmemiz gerekmez mi? Değerli okuyucu, yalnızca şunu düşün: bizi seven ve bizim uğrumuza canını feda eden o kutsal Olan’ın yüreğine sevinç vermek için bize izin verilmiş olması ne büyük bir ayrıcalığımızdır! Bizim gibi zayıf  ve zavallı yaratıkların Rab İsa Mesih’in yüreğini herhangi bir şekilde tazeleyebilme imkanına sahip olmamız harika bir şeydir! O’nun Adına övgüler olsun! Rab, O’nun buyruklarını yerine getirmemizden zevk alır ve bunun düşüncesinin bile bizim tüm manevi varlığımızı harekete geçirmesi ve bizi O’nun sözünü incelemeye yönlendirmesi gerekir, öyle ki, O’nun buyruklarının neler olduğunu giderek daha iyi anlayalım ve onları yerine getirebilelim.

Biraz önce alıntısını yapmış olduğumuz Musa’nın sözleri aracılığı ile bize elçinin “Kolose’de bulunan Mesih’teki kutsalların ve sadık kardeşler” için ettiği dua güçlü bir şekilde hatırlatılır. Bu neden ile bunu işittiğimiz günden beri sizin için dua etmeye durmadan devam ediyoruz ve tam bir bilgelik ve ruhsal anlayış ile Tanrının, isteğini bütünü ile bilmenizi sağlamasını dilemekten geri kalmadık. Rabbe yaraşır biçimde yaşamanız ve O’nu her yönden hoşnut etmeniz, her iyi işte meyve vererek Tanrıyı tanımakta ilerlemeniz için dua ediyoruz. Her şeye sevinç ile katlanıp sabredebilmeniz için O’nun yüce gücüne dayanarak tüm kudret ile güçlenmenizi diliyoruz. Bizi kutsalların ışıktaki mirasına ortak olmaya yeterli kılan Baba’ya şükretmeniz için dua ediyoruz. O bizi karanlığın hükümranlığından kurtarıp sevgili Oğlunun egemenliğine aktardı. O’nda kurtuluşa ve günahlarımızın bağışına sahibiz.” Koloseliler 1:9-14.

Yersel ve göksel olan arasındaki farklılığa izin vermek – İsrail ve kilise arasında – yasayı verenin ve elçinin sözlerinin arasındaki çarpıcı benzerliği ortaya koyar. İstekli bir yürek ile severek itaat etmenin güzelliğini ve eşsizliğini ortaya koymak için her ikisinin birlikteliği gerekir. Bu durum Baba için değerlidir, Mesih için değerlidir ve Kutsal Ruh için değerlidir. Ve böyle olduğunu bildiğimiz için de yüreklerimizin O’nun isteğinin bilgisi ile dolmaları için yüreklerimizde arzu yaratmaya ve onları güçlendirmeye yeterli olacağı kesindir. Öyle ki, bizler O’na yakışır bir şekilde O’nu hoşnut ederek her iyi işte meyve vererek ve Tanrının bilgisinde büyüyerek yürüyebilelim. Bu durumun bizi Tanrının sözünü öğrenmek için daha gayret ile çalışmaya yönlendirir. Öyle ki, Rabbin düşüncesini ve isteğini giderek daha iyi anlayabilelim ve O’nun nelerden hoşnut olduğunu öğrenelim ve O’nun isteğini yerine getirmek için lütuf almak üzere O’na bakabilelim. Böylelikle yüreklerimizin O’na daha yakın bir şekilde muhafaza edilmesi gerekir ve kutsal yazıları yalnızca gerçeğin bilgisinde büyümek için giderek derinleşen bir ilgiye sahip olmak ile kalmayıp aynı zamanda Tanrının bilgisinde ve Mesih’in bilgisinde de büyüyelim – tüm bunların derin, kişisel ve uygulamalı bilgisi bedensel olarak Tanrının doluluğuna sahip olan o Kutsal Olan’da var olduğunu bilelim. Ah, Tanrının Ruhu çok değerli ve güçlü hizmeti aracılığı ile kutsal Rabbimiz ve Kurtarıcımız İsa Mesih’in isteğini bilmek ve yerine getirmek için bizde daha yoğun bir arzu uyandırsın! Öyle ki, biz de O’nun sevecen yüreğini tazeleyebilelim ve her konuda O’nu hoşnut edebilelim!

Şimdi kısa bir süre için Musa’nın halkın gözlerinin önüne serdiği vaat edilmiş olan o harika ülkenin resmine geri dönelim: “Mülk edinmek için gideceğiniz ülke, çıkmış olduğunuz Mısır ülkesi gibi değildir. Orada tohumunuzu eker ve sebze bahçesi gibi zorluk ile sulardınız. Mülk edinmek için gideceğiniz ülkenin ise dağları ve dereleri vardır. Toprağı gökten yağan yağmur ile sulanır. Orası Tanrınız Rabbin kayırdığı bir ülkedir. Tanrınız Rab orayı tüm yıl sürekli gözetir.” Yasanın Tekrarı 11:10-12.

Mısır ve Kenan ülkeleri arasındaki zıtlık ne kadar büyüktür! Mısır’a gökten yağmur yağmaz idi. Orada her şey insan çabası ile yapılır idi. Ama Rabbin ülkesinde durum bunun tamamen karşıtıdır. Orada insan çabası ile hiçbir şey yapılamaz. Ve hiç bir şeye ihtiyaç duyulmaz çünkü Kenan ülkesinin yağmuru gökten yağar. Yehova’nın Kendisi bu ülke ile ilgilenir ve onu ilkbahar ve sonbahar yağmurları ile sular. Mısır ülkesi kendi kaynaklarına bağımlı idi; Kenan ülkesi ise tamamen tanrının kaynaklarına bağlıdır – oraya sağlana her şey gökten iner. Mısırlılar, “Nehir benim nehrimdir” derler idi; Kenan ülkesinin umudu ise “Tanrının nehrindedir.” Mısır’daki alışkanlık zorluk ile (İbranice’de ‘ayağınız ile”) sulamak idi; Kenan ülkesinde ise su için göğe bakılır idi.

Altmış beşinci Mezmur’da Rabbin ülkesinde “iman gözleri aracılığı ile görülen” durumlar ile ilgili harika bir ifade okuruz: “toprağa bakar ve onu çok verimli kılarsın. Onu zenginliğe boğarsın. Ey Tanrı, ırmakların su ile doludur; insanlara tahıl sağlarsın. Çünkü sen toprağı şöyle hazırlarsın: sabanın açtığı yarıkları bolca sular ve sırtlarını düzlersin. Yağmur ile toprağı yumuşatır ve ürünlerine bereket katarsın. İyiliklerin ile yılı taçlandırırsın, arabalarının geçtiği yollardan bolluk akar ve otlaklar yeşillenir, tepeler sevince bürünür. Çayırlar sürüler ile bezenir, vadiler ekin ile örtülür ve sevinçten haykırarak ezgiler söylerler.” Mezmur 65: 9-13.O’nun, halkı için bir çiftçinin yaptığı işi yapmak üzere aşağı inerek alçaldığını düşünün! Evet, ayrıca bunu yapmaktan zevk aldı! Sevgili halkının “tepeleri ve vadileri” üzerine güneş ışınlarını ve tazeleyici yağmurlarını dökmek O’nun yüreği için sevinç idi. Asmanın, incir ağacının ve zeytinin büyüdüklerini, vadilerin altın başaklar ile bezendiğini ve verimli otlakların koyun sürüleri ile örtüldüğünü görmek O’nun ruhunu tazeler ve adına övgüler yükselmesine neden olur idi. Eğer İsrail yalnızca Tanrının kutsal yasasına itaat ederek yürümüş olsa idi, o zaman yukarda yazdıklarımızın hepsi olur idi ve olmaya devam eder idi. “Tanrınız Rabbi sevmek ve tüm yüreğiniz ile tüm canınız ile O’na kulluk etmek için bu gün size bildirdiğim buyruklara kulak verir iseniz Rab ülkenize ilk ve son yağmuru vaktinde yağdıracak, öyle ki, tahılınızı, yeni şarabınızı ve zeytinyağınızı toplayasınız. Rab tarlalarda hayvanlarınız için ot sağlayacak ve siz de yiyip doyacaksınız.” Yasanın Tekrarı 11:13-15.

Böylece konunun İsrail’in Tanrısı ve Tanrının İsrail’i arasında durduğunu belirtmek istiyorum. Bundan daha basit ve bundan daha bereketli hiç bir şey olamaz idi. Yehova’yı sevmek ve O’na hizmet etmek İsrail’in yüce ve kutsal ayrıcalığı idi. Mutluluk ve verimlilik itaate eşlik eden kesin ve güvenilir refakatçilerdir. İsrail’i bereketlemek ve zenginleştirmek Yehova’nın hem yetkisi hem de hakkıdır. Halk ve halkın ülkesi tamamen Tanrıya bağımlı idi; ihtiyaçları olan her şeyin kendilerine gökten gelmesi gerekiyor idi ve bu yüzden onlar sevecen bir itaat ile yürüdükleri zaman tarlalarına ve asma bağlarına yağmurlar yağıyor idi; gökler yağmuru gönderiyor ve yeryüzü bu yağmura verimlilik ve bereket ile karşılık veriyor idi.

Ama öte yandan İsrail Rabbi unuttuğu ve O’nun değerli buyruklarından vazgeçtiği zaman, gökler pirinç yeryüzü demir oldu; kısırlık, ıssızlık, kıtlık ve sefalet itaate eşlik eden melankolik refakatçidirler. Bundan farklı bir durum nasıl mümkün olabilir idi? “eğer istekli ve itaatkar olur iseniz, o zaman ülkede bol besleneceksiniz; ama eğer itaat etmeyi reddeder ve isyan eder iseniz, o zaman kılıç ile yok edileceksiniz; çünkü bu sözler Rabbin ağzından çıktı.”

Şimdi, burada Tanrının kilisesi için çok derin bir öğretiş yer almaktadır. Yasa altında olmamamıza rağmen yine de itaat etmeye çağrıldık ve lütuf aracılığı ile bize yürekten ve sevecen bir itaat gücü bağışlandığı zaman kendi ruhsal konumumuzda bereketleniriz ve canlarımız sulanır tazelenir ve güçlendirilir ve Tanrının yüceliği ve övgüsü için İsa Mesih aracılığı ile doğruluk ürünlerini ortaya koyarız.

Okuyucu, bu önemli ve uygulamalı konu ile bağlantılı olarak Yuhanna 15.bölümün başlangıcındaki ayetlerden yararlanabilir – bu ayetler çok değerlidirler ve Tanrının içten bir yüreğe sahip olan her çocuğunun gayretli dikkatini talep eden ayetlerdir. “Ben, gerçek Asmayım ve Babam Bağcıdır. Bende meyve vermeyen her çubuğu kesip atar ve meyve veren her çubuğu ise daha çok meyve versin diye budayıp temizler. Size söylediğim söz ile siz şimdiden temizsiniz. Bende kalın, ben de sizde kalayım. Çubuk asmada kalmaz ise kendiliğinden meyve veremez. Bunun gibi, siz de bende kalmaz iseniz, meyve veremezsiniz. Ben asmayım ve sizler çubuklarsınız. Bende kalan ve benim kendisinde kaldığım kişi çok meyve verir. Bensiz hiç bir şey yapamazsınız. Bir kimse bende kalmaz ise çubuk gibi dışarı atılır ve kurur. Böylelerini toplar ve ateşe atıp yakarlar. Eğer bende kalır iseniz ve sözlerim sizde kalır ise ne isterseniz dileyin, size verilecektir. Babam çok meyve vermeniz ile yüceltilecektir. Böylelikle öğrencilerim olursunuz. Babanın beni sevdiği gibi ben de sizi sevdim. Benim sevgimde kalın. Eğer buyruklarımı yerine getirir iseniz, sevgimde kalırsınız tıpkı benim de Babamın buyruklarını yerine getirdiğim ve O’nun sevgisinde kaldığım gibi.” Yuhanna 15: 1-10.

Kutsal yazıların bu ağır bölümü teolojik zıtlıklar ve dini çatışmalar yüzünden çok yoğun bir sıkıntı çekmiştir. Bu konu aslında pratik olduğu kadar basittir de ve yalnızca kendi tanrısal sadeliği içinde durduğu şekilde ele alınması gerekir. Ve eğer biz bu gerçeğe ona ait olmayan bir şey eklemek ister isek o zaman gerçeğin saygınlığını lekelemiş ve doğru uygulamasını elimizden kaçırmış oluruz. Bu gerçekte biz Mesih’e sahibiz; Yehova için yabancı bir asmanın bozuk bitkisi haline gelen İsrail’in yerini alan gerçek asma Mesih’e sahibiz. Bu benzetmede adı geçen yerin cennet değil yeryüzü olduğu aşikardır. Burada üzerinde düşündüğümüz asma ve çiftçi (georgos) gökte değildirler. Ayrıca Rabbimiz, ‘Ben gerçek Asma’yım’ der. Buradaki örnek çok farklıdır; söz konusu olan Baş ve üyeler değil, ama bir ağaç ve onun dallarıdır. Bunların da ötesinde, benzetmenin öznesi benzetmenin kendisi kadar farklıdır. Söz konusu olan sonsuz yaşam değil ama meyve vermektir. Eğer bu akılda tutulmuş olsa idi, o zaman bu ayetin doğru anlaşılması için büyük yarar sağlayacaktır.O zaman tek bir sözcük ile özetleyecek olur isek asmanın ve onun dallarının örneğinden şunu öğreniriz: meyve vermenin gerçek sırrı Mesih’te kalmaktır ve Mesih’te kalmanın yolu O’nun değerli buyruklarını yerine getirmektir. “Eğer buyruklarımı yerine getirir iseniz o zaman sevgimde kalırsınız; benim Babamın buyruklarını yerine getirerek O’nun sevgisinde kaldığım gibi.” Tüm bu ifadeler her şeyi çok net hale getirmektedir. Mevsiminde ürün vermenin yolu Mesih’in sevgisinde kalmaktır ve bu kalışın kanıtı da şu olur: O’nun buyruklarını yüreğimizde bir hazine olarak saklar ve her birine sevecen bir itaat ile boyun eğeriz. Bu itaat yalnızca benliğin enerjisi ile oraya buraya koşmak; bağlılık adına yalnızca benlik gayreti ile çabalar göstermek anlamına gelmez. Hayır, bu itaat tüm bunlardan çok farklı bir şeydir; yüreğin sakin ve kutsal itaatidir. O’nun yüreğini tazeleyen ve adını yücelten kendi sevgili Rabbimize gösterilen sevgi dolu bir itaat.

“Senin gözeten lütfunun sığınağı altına girmiş
Ve orada kalan kişiler ne kadar bereketlidirler.
Yaşamı ve gücü Senden alanlar ve
Senin ile hareket edip Sende yaşayanlar bereketlidirler.”

Sevgili Okuyucu, bu ürün vermek ile ilgili önemli konuyu gayretli bir şekilde yüreklerimize uygulayalım. Bunun ne demek olduğunu daha iyi anlayalım. Ne yazık ki, bu konuda büyük hatalar yapma eğilimindeyiz. Ürünün tanrısal huzurda takdir görmeyeceğinden korkulur. Tanrı, Mesih’te kalmanın doğrudan bir sonucu olmayan herhangi bir şeye ürün olarak sahip olamaz. Gayret, enerji ve adanmışlığımız nedeni ile aralarında bulunduğumuz kişilerin gözünde iyi bir isim ya da ün kazanabiliriz; işin her bölümünde çok çalışabiliriz. Bir çok yere yolculuk ederek vaazlar verebilir, asma bağında gayretli işçiler, manevi reformcular ve büyük hayır severler olabiliriz; Hristiyan cömertliğini bol bir şekilde gösterebilir ve tüm bunları yapar iken Baba’nın yüreği tarafından kabul edilecek tek bir meyve dahi üretemeyebiliriz.

Ve öte yandan, insanın bakışı açısından payımıza düşen, buradaki zamanı belirsizlik ve boşluk içinde geçirmek olur. Dünya ve ağzı ile iman ikrarı tarafından bulunan kilise tarafından çok az takdir ediliriz; zamanın kumları üzerinde çok küçük izler bırakmış oluruz. Ama eğer yalnızca Mesih’te ve O’nun sevgisinde kalır isek ve O’nun değerli sözlerini yüreklerimizde saklar isek ve kendimizi O’nun buyruklarına kutsal ve sevecen bir itaat ile teslim eder isek o zaman mevsiminde ürün veririz ve Babamız yüceltilmiş olur ve Rabbimiz ve Kurtarıcımız İsa Mesih’i tecrübe ile elde edilen bilgi sonucu tanır ve O’nda büyürüz.

Şimdi bölümümüzde Musa’nın halka yoğun bir ciddiyet içeren sözler ile Tanrıları Rabbin tüm buyruk ve yargılarına uyanıklık ve gayret ile uymaları gerektiğine dair acil ihtiyaçlarını hatırlattığı konuşmasına bir an için bakalım. Tanrının sevgili ve sadık hizmetkarı ve halkını gerçekten seven Musa onlara, mutlu ve verimli olmayı sağlayacak kaynaklarının Tanrı olduğunu tekrar etme çabalarından yorulmuyor idi. Ve kutsal Rabbimizin Kendi öğrencilerini onlara meyve vermeyen dalların başına gelecek olan yargıdan söz ederek uyarıda bulunduğu gibi Musa da halkı aynı şekilde itaatsizliğin kesin ve korkunç sonuçları hakkında uyarır.

“Yüreğinizin aldatılmaması ve yoldan çıkmamanız için başka tanrılara hizmet etmemeniz ve onlara tapınmamanız için kendinize dikkat edin.” Ancak halk süreç içinde üzücü bir şekilde alçalır ve yürek aldatılır. Tüm çöküşün başlangıcı bu noktada olur. “Tanrıdan başka yöne gitmeyin.” Ayakların yüreği izleyecekleri kesindir. Bu yüzden yüreğin tüm gayretini muhafaza etmek derin bir ihtiyaçtır. Yürek tüm manevi varlığın merkezidir ve bu nedenle Rab için muhafaza edildiği sürece düşman hiç bir avantaj kazanamayacaktır ama yürek bir kez teslim olduğu zaman gerçekten her şey gitmiş olur; yüreğin Tanrıdan ayrıldığının kanıtı, onun “diğer tanrılara” hizmet etmesi ve onlara tapınması ile kanıtlanır. Ve aşağı doğru çöküş korkunç bir hız ile gerçekleşir.

“Sakının, ayartılıp yoldan çıkmayasınız, başka ilahlara tapmayasınız ve onların önünde eğilmeyesiniz.”  “Öyle ki” – burada belirtilen kesin ve ciddi sonuçlara dikkat edin – “Rab size öfkelenmesin ve yağmur yapmasın ve toprak ürün vermesin diye gökleri kapamasın; size vereceği verimli ülkede çabuk yok olmayasınız.” Yasanın Tekrarı 11: 16,17. Bir ülkede gökler kapandığı zaman yağmursuzluk nasıl da bir kısırlığa ve kuraklığa neden olur! Tazeleyen bir yağmur hiç düşmüyor ve gökyüzü ve yeryüzü arasında hiç bir iletişim yok. Ne yazık! İsrail bu korkunç gerçeği defalarca yaşadı. “Tanrı ırmakları bir çöle çevirir ve su kaynaklarını kuru toprağa dönüştürür; verimli bir ülkeyi kısır kılar çünkü o ülkede oturanlar kötülük yapmışlardır.”

Ve bizler kısır bir ülkede ve kurak bir çölde Mesih’in değerli buyruklarına itaatsizlik nedeni ile bir canın içine düştüğü uygun ve çarpıcı bir örnek görürüz. Böyle bir can göğün tazeleyici bağlantısına sahip değildir – gökten aşağı yağmurlar yağmaz – yüreğe Mesih’in değerliliğine ilişkin açıklama yapılmaz – kederlendirilmemiş bir Kutsal Ruhun tatlı hizmetleri yoktur; Kutsal Kitap mühürlenmiş bir kitap gibidir. Her şey karanlık, bezdirici ve ıssızdır. Ah! Bu dünyada bu durumda bulunan bir candan daha sefil herhangi hiç bir şey olamaz. Böyle bir tecrübeyi ne yazarın ne de okuyucunun asla yaşamamalarını diliyorum. Musa’nın İsrail topluluğuna hitap ettiği ateşli öğütleri işitmek için kulak verelim!  Günümüzdeki soğuk kayıtsızlık ve olumlu isteklilik ortamında bu öğütler çok yerinde, çok sağlıklı ve çok gereklidirler. İçinde bulunduğumuz çağda- tüm insan kavrayışının ötesinde çok kritik ve çok ciddi bir zamanda – Tanrının kilisesinin maruz kaldığı özel kötülüklere karşı önümüze tanrısal bir panzehir koyarlar. “Bu sözlerimi aklınızda ve yüreğinizde tutun. Bir belirti olarak ellerinize bağlayın ve alın sargısı olarak takın. Onları çocuklarınıza öğretin. Evinizde oturur iken, yolda yürür iken, yatar iken ve kalkar iken onlardan söz edin. Evlerinizin kapı sövelerine ve kentlerinizin kapılarına yazın. Öyle ki, Rabbin atalarınıza vermeye söz verdiği topraklar üzerinde sizin de çocuklarınızın da ömrü uzun olsun ve yeryüzünün üstünde gökler olduğu sürece orada yaşayasınız.” Yasanın Tekrarı 11: 18-20.

Bereketli günler! Ve ah! Musa’nın o sevgi dolu geniş yüreği halkının bu tür günlerin tadını çıkartmasını ne kadar da çok istiyor idi. Ve bu tür günlerin yaşanması için koşul ne kadar da basit idi. Gerçekten de hiç bir şey bundan daha basit ve bundan daha değerli olamaz idi. İtaat, onların boyunlarına geçirilmiş ağır bir boyunduruk değil idi, aksine Tanrıları Rabbin değerli buyruklarını yüreklerinde saklamak ve O’nun kutsal sözünün atmosferinde soluk almak gibi hoş bir ayrıcalık idi. Her şey itaate dayanmakta idi. Kenan ülkesinin tüm bereketleri  – o harika ve büyük iyilikler ile dolu ülke, içinden süt ve bal akan ülke, Yehova’nın gözlerinin her zaman sevgi dolu bir ilgi ve özen ile kolladığı ve kayırdığı bir ülke- tüm değerli ürünleri ve tüm ender ayrıcalıkları sürekli olarak onlara ait olacak idi. Ve bunun için tek koşul antlaşma Tanrılarının sözüne sevecen bir itaat göstermeleri idi.

“ Uymanız için size bildirdiğim bu buyrukları eksiksiz yerine getirir ve Tanrınız Rabbi sever, yollarında yürür ve O’na bağlı kalır iseniz Rab bu ulusların tümünü önünüzden kovacak. Sizden daha büyük ve daha güçlü ulusların topraklarını mülk edineceksiniz.” Yasanın Tekrarı 11: 22,23. Tek bir kelime ile söyleyecek olur isek emin ve kesin zafer önlerinde idi, tüm düşmanlar ve engeller önlerinden tamamen kaldırılacaklar idi ve halk vaat edilen ülke olan mirasına zaferli bir yürüyüş ile girecek idi. Şimdiye kadar insan yüreğine hitap etmiş olan en değerli statü ve yargılar saygılı bir itaatin bereketli zemininde onlar için garanti edilmişler idi. Bu statü ve yargıların her biri onların çok lütufkar Kurtarıcılarının Kendi sesi idi. “ Ayak basacağınız her yer sizin olacak. Sınırlarınız çölden Lübnan’a ve Fırat ırmağından Akdeniz’e kadar uzanacak.”  Yasanın Tekrarı 11:24,25.

Meselenin tanrısal yanı burada idi. Ülkenin tamamı uzunluğu, genişliği ve doluluğu ile önlerinde bulunmakta idi; yapacakları tek şey bu ülkeyi Tanrının karşılıksız bir armağanı olarak mülk edinmek idi; onlara düşen tek şey egemen lütfun üzerlerine boca etmiş olduğu bu güzel mirasa iman ile sahip çıkmak için ülkeye ayak basmak idi. Tüm bunların gerçekleştiğini Yeşu kitabında görüyoruz; Yeşu 11:23. ayeti okuyalım: “Rabbin Musa’ya söylediği gibi, Yeşu tüm ülkeyi ele geçirdi ve İsrail oymakları arasında mülk olarak bölüştürdü. Böylece savaş sona erdi ve ülke barışa kavuştu.” 1

Ama ne yazık! Meselenin tanrısal yanı olduğu kadar insani yanı da var idi; Yehova tarafından vaat edilen ve Yeşu’nun imanı aracılığı ile gerçekleşen Kenan ülkesi bir konu idi ve İsrail tarafından mülk edinilen Kenan bir başka konu idi. Bu yüzden Yeşu ve Hakimler kitapları arasında büyük bir farklılık vardır. Yeşu kitabında Tanrının verdiği vaade olan şaşmaz sadakatini görürüz ve Hakimler kitabında ise İsrail’in başlangıçtan beri uğradığı sefil başarısızlığı görürüz. Tanrı, güvenilir sözü ile şöyle ant içmiş idi; tek bir kişi bile onların ve Yeşu’nun kılıcının önünde duramayacak idi- Yeşu, kurtuluşumuzun büyük Kaptanının örneğidir. Ama Hakimler kitabı İsrail’in düşmanı kovma konusundaki başarısızlığına dair melankolik gerçeği kaydeder – tanrısal bağışın tüm kraliyet görkeminin mülk edinilmesindeki başarısızlığından söz eder.

O zaman durum nedir? Tanrının vaadi etkisiz hale mi getirilmiştir? Hayır, aksine; insanın nihai başarısızlığı görünür hale getirilmiştir. “Gilgal” da başlarında yenilmez kaptanları ile on iki oymağın üzerinde zafer bayrağı dalgalanır. “Bohim” de ise İsrail’in kötü yenilgisi nedeni ile yas tutan ağıtçılar görülür.

Buradaki farklılığı anlama konusunda sıkıntı çekmekte miyiz? Hayır, hiç bir şekilde anlama güçlüğü yaşamayız. Bu iki konunun tanrısal kitabın tümünde işlendiğini okuruz. İnsan tanrısal açıklamanın yüceliğine yükselmekte başarısız olur – lütfun ihsan ettiğini mülk edinmekte başarısızlığa uğrar. Bu İsrail’in tarihi için ne kadar geçerli ise, kilisenin tarihi için de o kadar geçerlidir. Eski Antlaşmada olduğu gibi Yeni antlaşmada da Yeşu’ya sahip olduğumuz gibi Hakimler’e de sahibiz.

Evet, sevgili okuyucu, kilisenin her bireysel üyesinin öyküsünde aynı durumu görmekteyiz. Ruhsal ayrıcalıklarının düzeyinde yaşayabilen imanlı nerededir? Tanrı çağrısının yüce ve kutsal ayrıcalıklarını kavramak ve uygulamak konusunda kendisini alçaltan başarısızlığı nedeni ile yas tutmamış olan Tanrı çocuğu nerededir? Ama bu durum Tanrının gerçeğini geçersiz mi kılar? Hayır, O’nun kutsal adına sonsuza kadar övgüler olsun ki, hayır! O’nun sözü her zaman tanrısal saygınlığını ve sonsuz dengesini koruyacak güçtedir. Aynı İsrail’in durumunda olduğu gibi vaat edilen ülke onların önünde de tüm sağlayışları ve tanrısal çekiciliği ile durmakta idi; ama onlar Tanrının onları ülkeye sokarak ülkeyi mülk edinmelerini sağlayacak sadakatini ve her şeye muktedir olan gücünü hesap edemediler. Aynı şey bizler için de geçerlidir, Mesih’teki bizler göklerdeki her türlü ruhsal kutsama ile bereketlendik; konumumuz ile bağlantısı olan ayrıcalıkların kesinlikle sınırı yoktur ve tüm mesele yalnızca Tanrının egemen lütfunun Mesih’te bize vermiş olduğu her şeyi iman aracılığı ile kendimize mal etmektir.

Asla unutmamamız gereken nokta şudur: bir imanlının tanrısal açıklamanın düzeyinde yaşaması onun ayrıcalığıdır. Sığ bir deneyim ya da alçak bir yürüyüş için hiç bir mazeret yoktur. Mesih’teki payımızın doluluğunu fark edemediğimizi, standardın gereğinden fazla yüksek olduğunu, ayrıcalıkların gereğinden fazla yüce olduğunu, hali hazırdaki kusurlu durumumuzda bu harika bereket ve saygınlıkların tadını çıkartmayı bekleyemeyeceğimizi söylemeye hakkımız yoktur.

Tüm bunlar imansızlık göstergesidir ve her gerçek imanlı tarafından bu şekilde görülmeleri gerekir. Soru şudur; Lütuf Tanrısı bu ayrıcalıkları üzerimize boca etmiş midir? Mesih’in ölümü sayesinde bunlar üzerinde hak elde etmiş miyizdir? Ve Kutsal Ruh Mesih’in bedeninin en zayıf üyesinin bu mirasta uygun paya sahip olduğunu beyan etmiş midir? Eğer böyle ise – ki kutsal yazılar böyle olduğunu söylerler – o zaman bu ayrıcalıkların tadını çıkartmamız neden gerekmesin? Tanrısal açıdan bunun ile ilgili hiç bir engel mevcut değildir. Tanrının yüreğinin isteği Mesih’teki payımızın doluluğuna sahip olmamız gerektiğidir. Esin ile yazan elçinin Efes’teki kutsallara ve aynı zamanda tüm kutsallara ciddi bir şekilde ne yazdığını birlikte okuyalım: “Bunun için Rab İsa’ya iman ettiğinizi ve bütün kutsalları sevdiğinizi duyduğumdan beri ben de sizin için sürekli şükrediyor ve sizi dualarımda hep anıyorum. Rabbimiz İsa Mesih’in Tanrısı yüce Baba kendisini tanımanız için size bilgelik ve vahiy ruhunu versin diye dua ediyorum. O’nun çağrısından doğan umudu, kutsallara verdiği mirasın yüce zenginliğini ve iman eden bizler için etkin olan kudretinin aşkın büyüklüğünü anlamanız için yüreklerinizin gözleri aydınlansın diye dua ediyorum. Bu kudret Tanrının Mesih’i ölümden diriltir iken ve göksel yerlerde sağında oturtur iken O’nda sergilediği üstün güç ile aynı etkinliktedir. Tanrı O’nu tüm yönetimlerin, hükümranlıkların, güç ve egemenliklerin yalnız bu çağda değil, gelecek çağda da anılacak olan tüm adların çok üstüne çıkardı. Her şeyi ayakları altına sererek O’na bağımlı kıldı. O’nu her şeyin üzerinde baş olmak üzere kiliseye verdi. Kilise O’nun bedenidir ve her yönden her şeyi dolduranın doluluğudur.” Efesliler 1:15-23.

Bu harika duadan Tanrının Ruhunun gerçek imanlı konumunu anlamamız ve onun görkemli ayrıcalıklarının tadını çıkartmamız gerektiğini ne kadar gayretli bir şekilde arzu ettiğini öğrenebiliriz. Kutsal Ruh değerli ve güçlü hizmeti aracılığı ile yüreklerimizi her zaman bu noktada muhafaza edecektir. Ama ne yazık ki, biz de İsrail gibi günahlı imansızlığımız ile kederlendirir ve canlarımızdan hesap edilemeyecek kadar büyük bereketi çaldırmış oluruz.

Ama Rabbimiz İsa Mesih’in Babası ve Tanrısı yüceliğin Babasına ve tüm lütfun Tanrısına övgüler olsun! O, çok değerli gerçeğinin her detayını hem yersel hem de göksel halkına ulaştıracaktır. İsrail, sonsuza kadar kalıcı olan antlaşma aracılığı ile kendisine garanti edilmiş olan bereketlerin tamamından yine de zevk alacağı bir döneme sahiptir. Ve kilise kendisine Mesih’te verilmiş olan sonsuz sevginin ve tanrısal öğütlerin mükemmel dönemini yaşayacaktır. Yalnızca bu kadarı da değil, ama kutsal Yardımcı bireysel imanlıyı Tanrının görkemli çağrısının umudunun hali hazırdaki keyfine şimdiden yönlendirmek için güce sahiptir ve bu konuda isteklidir. Bu umudun uygulamadaki gücü, yüreği şimdiki değerlerden uzaklaştırmakta ve onu gerçek kutsallık ve diri adanmışlık ile Tanrı için ayırmakta görülür.

Sevgili imanlı okuyucu, yüreklerimizin bu gerçek konusunda tam bir farkındalığa sahip olmasını diliyorum. Böylelikle paylarını ve esenliklerini diri ve yüceltilmiş bir Mesih’te bulan kişiler olarak yaşayabilelim! Tanrı sınırsız iyiliği ile bunu bize İsa Mesih’in adı ve yüceliği uğruna ihsan etsin!

Bölümümüzde yer alan son ayetler Yasanın Tekrarı kitabının ilk kısmını tamamlarlar. Okuyucunun da farkına varacağı gibi bu ayetler Musa tarafından İsrail topluluğuna hitap eden bir dizi konuyu – bu konulara ne açıdan bakar isek bakalım unutulmayacakları kesin olan konulardır  – içerirler. Aslında söylememize gerek yok ama son ayetler itaat konusu ile ilgili olarak bütün ile mükemmel bir uyumu muhafaza ederler ve aynı derin tondaki gayretin soluğu ile yazılmışlardır. Bu itaat konusu, görmüş olduğumuz gibi sevgili konuşmacı Musa’nın halkına hitap eder iken yüreğindeki özel bir yükü oluşturmaktadır.

“Bakın, bu gün önünüze kutsamayı ve laneti koyuyorum” – Musa, bu konuyu nasıl da ciddi bir şekilde vurgulamaktadır!  – “Bu gün size bildirdiğim Tanrının buyruklarına uyarsanız kutsanacaksınız ama Tanrınız Rabbin buyruklarını dinlemez ve bilmediğiniz başka ilahların ardınca giderek bu gün size bildirdiğim yoldan sapar iseniz lanete uğrayacaksınız. Tanrınız Rab mülk edinmek için gideceğiniz ülkeye sizi götürdüğü zaman Gerizim dağında kutsama yapacak ve Eval dağında lanete uğrayacaksınız. Bu iki dağ Şeria ırmağının karşı yakasında, yolun batısında, Arava’da oturan Kenanlılar ülkesinde, Gilgal karşısında ve More meşeliği yanındadır. Tanrınız Rabbin size vereceği ülkeyi mülk edinmek için Şeria ırmağından geçmek üzeresiniz. ORAYI ELE GEÇİRİP YERLEŞTİĞİNİZ ZAMAN BU GÜN SİZE BİLDİRDİĞİM BÜTÜN KURALLARA VE İLKELERE UYMAYA DİKKAT EDİN.” Yasanın Tekrarı 11: 26-32.

Burada tüm meselenin özetini görmekteyiz. Bereket itaat ile, lanet ise itaatsizlik ile bağlantılıdır. Gerizim dağı Eval dağının karşısında durur- verimlilik ve kısırlık. Yasanın Tekrarı kitabının 27.bölümüne geldiğimiz zaman, bu Gerizim dağının ve onun bereketlerinin tamamen geçilmiş olduğunu göreceğiz. Eval dağının lanetleri tüm dehşetli detayları ile İsrail tarafından işitilir, Gerizim dağında ise dehşet verici bir sessizlik hüküm sürer. “Yasanın işlerini yerine getirmeye çalışanların hepsi lanet altındadır.” İbrahim’in bereketleri yalnızca iman zemini üzerinde bulunanların üstüne gelebilir. Ama bu konu hakkında yavaş yavaş bazı başka anlatacaklarımız da olacak.


1.   Yeşu’nun tüm ülkeyi iman ile ele geçirdiğine dair hiç bir kuşku yoktur – zaten bunun aksi mümkün olamaz idi. Ama Yeşu 13:1 ayetinde “Mülk olarak alınacak daha çok toprak var olduğunu” okuruz.