Yasa’nın Tekrarı 15

“Aviv ayını tutun ve Tanrınız Rabbin Fısıh Bayramını kutlayın. Tanrınız Rab Aviv ayında geceleyin sizi Mısır’dan çıkardı. Tanrınız Rabbin adını yerleştirmek için seçeceği yerde davarlardan ve sığırlardan Fısıh kurbanlarını keseceksiniz. Kurban eti ile birlikte mayalı ekmek yemeyeceksiniz. Yedi gün mayasız ekmek-sıkıntıda yenilen ekmek-yiyeceksiniz. Siz Mısır’dan acele ile çıktınız. Öyle ki, yaşadığınız sürece Mısır’dan çıktığınız günü anımsayasınız. Yedi gün ülkenizin hiç bir yerinde maya bulunmasın. Akşam kurban edeceğiniz hayvanların etinden ilk günün sabahına bir şey bırakmayacaksınız. Fısıh kurbanlarını Tanrınız Rabbin size vereceği kentlerden birinde kesmeyeceksiniz. Ancak Tanrınız rabbin adını yerleştirmek için seçtiği yerde keseceksiniz. Kurbanı orada, akşam gün batınca, Mısır’dan çıktığınız saatlerde keseceksiniz.” Yasanın Tekrarı 15: 1-6.

Efes Müzesi'nde Heykeli
Efes Müzesi’nde Heykeli

İsrail’in Tanrısının halkının yüreğini kendisine çekmek için arzu ettiği yol her zaman Levililere özgü törenlerin çeşitli kurbanları, uygulamaları ve kurumları aracılığı ile olduğuna işaret etmemiz gerçekten eğitici olacaktır. Her gün sabah ve akşam olmak üzere iki kuzu var idi; her hafta kutsal Sebt günü var idi; her ay yeni ay (gökteki) var idi. Her yıl Fısıh Bayramı var idi ve her üç yılda bir ondalık var idi; her yedi yılda bir özgürlük ve her elli yılda bir jübile yılı var idi.

Tüm bunlar çok derin ilginçliğe sahip konulardır. Her yüreğe hoş gelen ayrı bir öykü anlatır ve yine her yüreğe değerli bir ders öğretir. Sabah ve akşam sunulan kuzu kurbanı bildiğimiz gibi her zaman “dünyanın günahını ortadan kaldıran Kuzu’ya” işaret eder. Sabat günü ise Tanrı halkı için ayrılmış olan güzel bir dinlenmenin ve huzurun örneğidir. Yeni Ay ise doğruluk Güneşinin ışıklarını uluslar üzerine yeniden yansıtarak onları restore ettiği zamanı çok güzel bir şekilde önceden bildirmektedir. İsrail halkının Mısır tutsaklığından kurtarılışının kalıcı anısı Fısıh Bayramı idi. Ondalık yılı Yehova’nın ülkeye sahip olduğu gerçeğini ortaya koymakta idi ve aynı zamanda Tanrının işçilerinin ve yoksullarının hesabını karşılamak gibi hoş bir şekilde kullanılıyor idi. Sebt yılı ise tüm borçların iptal edildiği, tüm yüklerin kaldırıldığı parlak bir zaman için vaatte bulunuyor idi. Ve son olarak jübile yılı tüm değerlerin yenilenme zamanlarına ilişkin harika bir örnek oluşturmakta idi; bu yılda tutsaklar özgür bırakılacaklar, sürgünler uzun zamandır uzak kaldıkları evlerine ve miraslarına geri dönecekler ve İsrail ülkesi ve tüm yeryüzü Davut’un Oğlunun yararlı ve kusursuz yönetimi altında sevineceıcı olk idi.

Şimdi tüm bu hoş kutlama ve törenlerde önde gelen iki karakteristik özellik dikkatimizi çeker; Tanrının yüceliği ve insana bereket. Bu her iki konu tanrısal bir bağ tarafından sonsuza kadar kalıcı olarak bir birlerine bağlıdırlar. Tanrının düzenlemiş olduğu şekil şudur: O’nun tam yüceliği ve yaratığın bereketi ayrılamaz bir şekilde bir birlerine bağlı olmalıdırlar. Bu durum yüreğe çok büyük bir sevinç verir ve bizlerin şu çok bilinen cümlenin gücünü ve güzelliğini daha iyi anlamamıza yardımcı olur: “Ve Tanrının yüceliğinin umudu ile de seviniriz. Bu yücelik tam gücü ile parladığı zaman insanın bereketlenmesinin, huzur ve mutluluğunun tam ve sonsuz noktasına ulaşacağı kesindir.

Bu yedinci yıldaki her şeyin hoş ve önceden verilen örnekler olduklarını görüyoruz. Bu yıl Rabbin verdiği özgürlük anlamına gelir idi ve bu yüzden onun bereketli etkisinin Dan oymağından Beerşeva’ya kadar her yoksul borçlu tarafından hissedilmesi gerekir idi. Yehova borçlunun yüreğinde sevinç şarkıları söylemesini sağlayarak halkına O’nun ile paydaşlık etmelerinin yüce ve kutsal ayrıcalığını bağışlayacak idi. Onların yalnızca öğrenmek istemeleri yeterli idi; o zaman Rab onlara her şeyi bağışlamanın büyük bereketini öğretecek idi. Rabbin Kendisi de bundan zevk alır, O’nun yüce ve görkemli adına övgüler olsun!

Ama ne yazık! Zavallı insan yüreği bu seviyeye ulaşacak durumda değildir. İnsan yüreği bu göksel yolda yürümek için tam olarak hazır değildir. Lütfun tanrısal ilkesini kavramak ve bunu dışarı bildirmesi için düşük ve sefil bir bencillik tarafından üzücü bir şekilde engellenir ve sakat bırakılır. İnsan yüreği bu göksel atmosfer içinde kendisini tam olarak yuvasında hissedemez. Tanrının tüm parlak yollarında çok güçlü bir şekilde ışıldayan o kraliyet lütfunun kabı ve kanalı olamayacak kadar aldatıcıdır. Önümüzdeki bölümde yer alan şu tedbir önerileri ile dolu ayetlerde bunu görebiliriz: “Eti, Tanrınız Rabbin seçeceği yerde pişirip yiyeceksiniz. Sabah dönüp çadırlarınıza gideceksiniz. Altı gün mayasız ekmek yiyeceksiniz. Yedinci gün Tanrınız Rab için bir toplantı düzenleyecek ve iş yapmayacaksınız. Ekin biçme zamanından başlayarak yedi hafta sayacaksınız. Sonra Tanrınız Rabbin sizi kutsadığı oranda vereceğiniz gönülden sunular ile O’nun için Haftalar Bayramını kutlayacaksınız. Tanrınız Rabbin adını yerleştirmek için seçeceği yerde O’nun önünde siz, oğullarınız, kızlarınız, erkek ve kadın köleleriniz, kentlerinizde yaşayan Levililer, aranızdaki yabancılar, öksüzler ve dullar hep birlikte sevineceksiniz. “ Yasanın Tekrarı 15: 7-11.

Burada zavallı bencil yüreğin derindeki kaynakları keşfedilir ve yargılanır. İnsan doğasındaki kötülüğün gizli köklerini görünür hale getirmek için lütuf gibisi yoktur. İnsanın tanrısal sevginin aracı olabilmesi için manevi varlığının en derin kaynaklarında yenilenmesi gerekir. Ve bu şekilde lütuf aracılığı ile yenilenmiş olan kişilerin bile düşmüş doğamızın giyinmiş olduğu bencilliğin sinsi biçimlerine karşı sürekli uyanık durmaları gerekmektedir. İnsan ihtiyacının her bir şekline yüreği tam bir biçimde açık tutmaya devam eden tek şey lütuftur. Payımıza düşen bir sefalet ve ıssızlık sahnesinin ortasında eğer bereket kanalları olacak isek göksel sevginin kaynağının başında sıkı bir şekilde kalmamız gerekir.

Şu sözler ne kadar da hoştur: “Elini tam açacaksın!” Bu sözler cennetin havasını solumamızı sağlarlar. Açık bir yürek ve açık bir el Tanrıya benzer. “Rab sevinç ile vereni sever”, çünkü Kendisi de tam aynı şekilde hareket eder. “Tanrı herkese özgürce verir ve esirgemez.” Ve O bize, O’na benzemek gibi çok üstün bir ayrıcalık ihsan etmiştir. Eşsiz ve harika lütuf! Lütfun düşüncesi bile yüreği hayranlık, sevgi ve övgü ile doldurur. Bizler yalnızca lütuf aracılığı ile kurtulmadık ama aynı zamanda yalnızca kardeşlerimize değil ama tüm insanlık ailesine diri lütuf örnekleri olarak yaşamaya çağrıldık. “Bu nedenle henüz fırsatımız var iken herkese özellikle imanlı ev halkına iyilik yapalım.”

Sevgili imanlı okuyucu, yüreklerimize tüm bu tanrısal bilgileri gayret ile uygulamamız için izin verelim. Bu tanrısal bilgiler çok değerlidirler ama onların gerçek değeri, yalnızca pratikte uygulandıkları zaman fark edilirler. Bizler insan sefaletinin, insan üzüntüsünün ve insan ihtiyacının on binlerce çeşidi tarafından kuşatılmış durumdayız. Çevremizde, her yanımızda kırık yürekler, ezilmiş ruhlar ve parçalanmış yuvalar mevcutturlar. Her günkü yürüyüşlerimizde dullar, öksüzler ve yabancılar ile karşı karşıya geliriz. Tüm bu kişiler ile karşılaştığımız zaman ne yaparız? Onlara karşı yüreklerimizi katılaştırır ve ellerimizi kapatır mıyız? Yoksa Rabbin sevgi dolu özgürlük ruhuna göre harekete geçmeyi mi seçeriz? Aklımızda tutmamız gereken şudur: bizler Babamızın sevgi dolu yüreği ve insan ihtiyacının her türü arasındaki iletişimin doğrudan kanalları olmak için tanrısal doğanın ve karakterin yansıtıcıları olmaya çağrıldık. Kendimiz için yaşamamamız gerekir. Böyle yaptığımız takdirde ağzımız ile ikrar ettiğimiz o manevi görkeme sahip Hristiyanlığın her özellik ve ilkesini çok sefil bir şekilde inkar etmiş oluruz. Bizim özel hizmetimiz yüce ve kutsal ayrıcalığımız olan görevimiz yani, ait olduğumuz o cennetin bereketli ışığını çevremizdekilerin üzerine dökmektir. Aile içinde, tarlada, işte, dükkanda ya da fabrikada, özet ile nerede olur isek olalım bizim ile temas eden kişilerin yollarımızda, sözlerimizde ya da görünümlerimizde İsa’nın lütfunun parladığını görmeleri gerekir. Ve sonra eğer herhangi bir ihtiyaç konusu önümüze gelir ise eğer artık hiç bir şey yapamıyor isek o zaman en azından ihtiyacı olan bir kulağa yatıştırıcı sakinleştiren bir sözcük söyleyebilmeliyiz ya da kişinin göz yaşlarına bizim döktüğümüz göz yaşları da karışmalı, ya da yürekten gelen içten bir sempati ile duygulara ortak olarak iç çekebilmeliyiz.

Değerli okuyucu, bu sözler bizim davranışlarımız ile uyuşuyor mu? Tanrısal sevginin kaynağına yeterince yakın yaşıyor muyuz? Ve bu şekilde cennetin taze havasını soluyarak çevremizdekilere hoş kokular olabiliyor muyuz? Yoksa benliğin kötü huylarını ve düşmüş ve bozulmuş olan insanlığın kusurlu davranışlarını mı sergiliyoruz? Bencil bir imanlı görünümü ne kadar kötüdür. Böyle bir kişi yürüyen bir zıtlık, yaşayan ve hareket eden bir yalandır. Ağzı ile ikrar ettiği Hristiyanlık yüreğini yöneten ve bu nedenle yaşamında kendini gösteren karanlık ve kusurlu bencillik ile lekelenir.

Rab, ağzı ile iman ikrarında bulunan ve kendilerinin Hristiyan olduklarını söyleyen herkese günlük yaşamında insanlar tarafından bilinen ve okunan Mesih’in lekesiz bir mektubu olmaları için lütuf ihsan etsin. Sadakatsizlik bu şekilde en azından en ağır iddialarından ve en ciddi itirazlarından yoksun bırakılmış olacaktır. Ağzı ile iman ikrarında bulunan bir imanlının dengesiz yaşamı sadakatsiz kişiye yanlış iddiaları için güç vermiş olur. Yeryüzünde sürekli dengeli olabilen tek bir imanlı yoktur ama buna rağmen kutsal yazıların ışığı aracılığı ile biliyoruz ki, böyle bir konu bir an için bile Mesih’in yargı kürsüsünün önüne gelmeyecektir. Yine de her şeye rağmen Hristiyanlar insanların önünde ciddi bir şekilde parlamak ile sorumludurlar, öyle ki, insanlar onların iyi işlerini görsünler ve göklerdeki Babayı yüceltsinler. Bizler Tanrının sözünde açıklanmış olan göksel ilkeleri günlük yaşamda sergileme ve örnek olma konusunda sorumluluk taşırız. Sadakatsiz kişiye, iddia edecek ya da itiraz edecek bir konum fırsatı vermememiz gerekir; böyle hareket etmek bize düşen bir sorumluluktur.

Tüm bu konuları yüreğimizde saklayalım. Ve sonra Rabbin özgürlük yılı ile ilgili keyifli konu üzerinde düşünerek Tanrıyı yüceltmek için fırsatımız olacaktır.

Şimdi okuyucu için İbrani kölesi ile ilgili dokunaklı ve güzel örnekten alıntı yapacağız. Kutsal Ruhun dili ile konuşma konusunun önemini giderek artan bir şekilde hissederiz. Çünkü genellikle okuyucuya bakması için bir Kutsal Kitap’a sahip olması gerektiği söylenir. Ama bizler yine de şu gerçeği biliyoruz: kutsal yazıların bölümlerine işaret edildiği zaman pek çok durumda referansı okumak için elimizde tuttuğumuz kitabı bir kenara bırakma konusunda gönülsüz oluruz. Ve bizim onlara sunacağımız görüşler hakkında edecekleri itiraz basit olacaktır: alıntısını yaptığımız kutsal yazıları anlaması ve takdir etmesi için sevgili imanlı okuyucuya yardımcı olmak.

“Eğer İbrani kardeşlerinizden bir erkek ya da kadın size satılır ise altı yıl size kölelik edecek, yedinci yıl onu özgür bırakacaksınız. Onu özgür bırakır iken eli boş göndermeyin. Ona davarlarınızdan, tahılınızdan ve şarabınızdan bol bol verin. Tanrınız Rabbin sizi kutsadığı oranda ona vereceksiniz.” Yasanın Tekrarı 15: 12,13.

Her zaman lütufkar Tanrımız tüm bu konularda ne kadar kusursuz bir güzellik sergilemektedir; bir kardeşin eli boş gitmesini istemez! Özgürlük ve yoksulluk manevi bir uyum içinde değildirler. Kardeşin ayrılır iken yoluna özgür, tam ve bağışlar almış olarak gönderilmesi gerekir; yapacağı başlangıç yalnızca özgürlük ile değil ama aynı zamanda özgür bir servete sahip olarak da yapılmalıdır.

Böyle bir durum gerçekten de tanrısaldır. Bize okullarda bu türde ahlak dersleri verildiğini söylemenizi istemiyoruz. Başlarının üzerinde cennet halkasına sahiptirler; Tanrının cennetinin hoş kokusunu saçarlar; Tanrı da bize aynı şekilde davranmamış mıdır? Tüm övgüler O’nun yüce adına olsun! O bize yalnızca yaşam ve özgürlük vermemiş ama aynı zamanda zaman ve sonsuzlukta istememiz mümkün olan her şey ile özgür şekilde donatmıştır. O, bizler için cennetin tükenmez hazinelerini açmıştır; evet, O bize bağrındaki biricik Oğlunu vermiştir- bizi kurtarmak için bizi tatmin etmek ve doyurmak için. O, bize tanrısal bir yaşam sürmek için gerekli olan her şeyi vermiştir. Şimdiki yaşamda ve gelecek olan zamanda yaşam için gerekli olan her şey Babamızın özgür eli tarafından tam ve mükemmel bir şekilde garanti altına alınmıştır.

Ve bir İbrani köleye nasıl davranılması gerektiği ifade edilir iken Tanrının yüreğindeki derin sevginin nasıl ortaya çıktığına değinmeden geçemeyiz. “Ona eli açık davranın.” Cimrice ya da kendinizi zorlayarak değil. Cömertliğin Tanrıya yakışan bir şekilde yapılması gerekiyor idi. Halkının eylemleri Tanrının Kendisinin bir yansıması olmalı idi. Bizlere O’nun manevi temsilcileri olmak gibi yüce ve kutsal bir saygınlık için çağrı yapıldı. Bu çağrı harikadır ama O’nun sınırsız lütfu aracılığı ile yapılmıştır. O bizi yalnızca sonsuza kadar sürecek olan bir cehennem ateşinden kurtarmak ile kalmadı ama aynı zamanda O’nun adına eylemde bulunmaya ve Oğlunu çarmıha geren bir dünyanın ortasında O’nun gibi olmaya da çağırdı. Ve O, yalnızca bu üstün saygınlığı bize lütfetmek ile kalmadı ama aynı zamanda bize bu saygınlığı destekleyecek bir kraliyet hazinesi de lütfetti. Cennetin tükenmez kaynakları bize sunulmuştur. O’nun sınırsız lütfu aracılığı ile “Her şey bizimdir!” Ah! Keşke sahip olduğumuz ayrıcalıkların daha çok farkına varabilsek ve böylelikle kutsal sorumluluklarımızı daha sadık bir şekilde yerine getirebilsek.

Bölümümüzün 15.ayetinde halkın yüreğine sunulmuş olan çok dokunaklı bir motif görürüz; bu motif halkın sevgi ve empatisini harekete geçirecek şekilde hesaplanmıştır. “Mısır’da köle olduğunuzu ve Tanrınız Rabbin sizi kurtardığını anımsayın. Bu buyruğu bu gün size bunun için veriyorum.” Halk, kendisinden daha yoksul olan kardeşi ile ilişkisinde sonsuza kadar kalıcı ve çok güçlü olan bir motifi, yani Yehova’nın onları Mısır’dan kurtarır iken gösterdiği lütfu hatırlamalı idi. Bu ilke asla başarısızlığa uğratmayan bir ilkedir. Ve bu ilkeden başka hiç bir şey yüreklerindeki sevgiyi harekete geçiremez idi. Eğer motiflerimizin kaynaklarını Tanrının Kendisinden ve bize olan davranışlarından başka bir yerde arar isek o zaman pratik kariyerimizde çok çabuk çökeceğimiz kesindir. Kardeşlerimize ya da diğer kişilere karşı gerçek bir cömertlik uygulayacak güce sahip olmak istiyor isek Tanrının, İsa Mesih’in kurtarışında bize göstermiş olduğu harika lütfu yüreklerimizde her zaman muhafaza etmemiz gerekir. Yalnızca kendi yüreğimizde kabaran iyilik duyguları ya da diğer kişilerin üzüntü, sıkıntı ve ihtiyaçları aracılığı ile harekete geçen kendi hislerimiz yetersiz olduklarını kanıtlayacaklardır. Sonsuz sevgi kaynağını bulabileceğimiz tek yer yalnızca yaşayan tanrının Kendisi’dir.

16.ayette efendisi ile kalmayı tercih eden bir kölenin durumu ele alınır. “Eğer köleniz siz ve ailenizi seviyor ise ve sizden hoşnut ise ve yanınızdan ayrılmak istemediğini söyler ise bir biz alıp kölenin kulak memesinden sokarak kapıya geçirin; o zaman yaşam boyu köleniz olarak kalacaktır. Kadın kölelerinize de aynı şeyi yapın.”

Bu ayeti Mısır’dan Çıkış 21:1-6 ayetleri ile kıyaslayacak olur isek her kitabın sahip olduğu farklı özellik nedeni ile beklediğimiz bir farklılığın ortaya çıktığını görürüz. Mısır’dan Çıkış kitabında tipik özellik, Yasanın Tekrarı kitabında ise manevi özellik önde gelir. Bu yüzden Yasanın Tekrarı kitabında esin alarak kaydeden yazar eş ve çocuklar hakkındaki her şeyi atlamıştır; Mısır’dan Çıkış kitabında amaca uygun olarak bu örneğe güzel ve eksiksiz bir şekilde yer verilir. Burada sözü edilen fark yalnızca şu açıdan dikkatimizi çeker: Yasanın Tekrarı kitabı gerçekten de kendisinden öneki kitapların kısır bir tekrarından çok daha fazlasıdır. Bu kitapta ne tekrara ne de karşıtlığa yer verilmez. Her kitabın kendisine özgü tanrısal konu ve amaç ile mükemmel bir uyum içinde hoş çeşitlilikler yer alır. Sadakatsiz kişilerin sığlıkları ve bilgisizlikleri konusunda söyleyeceklerimiz bu kadar!

Bölümümüzde bu ilginç konunun manevi görünümü yer alır. Köle efendisini sevmiştir ve onun ile mutludur. Bu nedenle sürekli köleliği tercih etmiş ve efendisinin işaretini almıştır; efendisini özgürlüğünden daha çok sever ve ondan ayrılmak istemez. Bu konu elbette her iki taraf açısından tartışılması gereken bir konudur. Bağlantının uzun süre olması elbette her zaman hem efendi hem de köle için iyi bir işarettir. Sürekli bir değişim genel bir kural olarak bir yerlerde manevi bir hatanın kanıtı olarak görülebilir. Hiç kuşkusuz bu konuda istisnalar vardır. Ve yalnızca bu da değil ama efendi ve kölenin ilişkisi içinde her başka ilişkide olduğu gibi göz önünde bulundurulması gereken iki taraf mevcuttur. Örneğin, efendinin sürekli olarak kölelerini değiştirip değiştirmediğini ya da kölenin sürekli olarak efendilerini değiştirip değiştirmediğini düşünmemiz gerekir. Eğer kölelerini sürekli değiştiren efendi ise durum efendinin aleyhine, eğer efendilerini sürekli değiştiren köle ise o zaman durum kölenin aleyhine olacaktır.

Gerçek şu ki, hepimizin kendimizi bu konu ile ilgili olarak yargılamamız gerekir. Efendiler olan bizlerin hizmetkarlarımızın rahatlığını, mutluluğunu ve yararlarını gerçekten ne kadar istediğimizi düşünmemiz gerekir. Aklımızda tutmamız gereken şudur: hizmetkarlarımız ile ilgili olarak onlardan ne kadar fazla iş elde edeceğimizden çok onların kendisini düşünmemiz gerekir. “Yaşa ve yaşat” ilkesinin düşük seviyesinde bile hizmetkarlarımızın mutlu ve rahat olmaları için her olası yolu araştırmaya bağımlıyız. Onlara bizim çatımız altında bir yuvaya sahip olduklarını hissettirmeliyiz; yalnızca onların ellerinin işine razı olduğumuzu değil ama aynı zamanda onların yürekten sevgilerini istediğimizi de bilmeliler. Bir kez çok büyük bir şirketin başkanına şu soruyu sorduğumuzu hatırlıyoruz: “Bu şirkette kaç yüreğe iş veriyorsunuz?” Başkan kafasını salladı ve gerçek bir üzüntü duyarak patron ve işçi arasındaki ilişkide ne kadar az yüreğe yer verildiğini söyledi. Bu yüzden “iş yapan eller” ifadesi yürek duyguları içermez.

Ama Hristiyan bir efendi bundan daha yüksek bir düzeyde durmaya çağrılmıştır. Ve Efendisi olan Mesih’in bir örneği olma ayrıcalığına sahiptir. Bu gerçeği hatırladığı zaman hizmetkarına karşı olan tüm davranışlarını düzenleyecektir. Tanrısal Örneği Mesih onu günlük yaşamının tüm uygulamalı ayrıntılarında O’nun izinden giderek artan bir ilgi ile yürümesi için inceleme yapmaya yönlendirecektir.

Hristiyan hizmetkar için de aynı konum ve aynı eylem çizgisi geçerlidir. Efendisi gibi hizmetkarın da bu yeryüzüne ayak basmış olan tek gerçek Hizmetkar’ın yürüdüğü yol ve yaptığı hizmet ile önüne koymuş olduğu büyük örneği incelemesi gerekir. Hizmetkar O’nun kutsal ayak izlerinden yürümeye, O’nun ruhundan içmeye ve O’nun sözünü incelemeye çağrılmıştır. Kutsal Ruh diğer tüm ilişkilerin hepsinden daha çok hizmetkarlara öğüt vermeyi seçmiştir; okuyucu bu durumu Efesliler, Koloseliler ve Titus’a yazılan mektupları okumaya başladığında ilk bakışta görebilir. İmanlı hizmetkar Kurtarıcımız Tanrının öğretişini örnek alarak Rab İsa’ya hizmet edebilir. Ve ev yaşamının sıradan işlerini kapsayan bu hizmetinde en az sonsuzluğun büyük gerçeklikleri hakkında binlerce kişiye hitap etmeye çağrılmış bir imanlı kadar etkin olacaktır.

Böylece hem efendi hem de hizmetkar karşılıklı olarak göksel ilkeler tarafından yönetildikleri zaman her ikisi de Rabbe hizmet etmeyi ve O’nu yüceltmeyi isteyeceklerinden birlikte mutlu bir ilişki sürdürebileceklerdir. Efendi egemen, aşırı titiz ve keyfi olmayacaktır. Ve hizmetkar da kendi çıkarını arayan, başına buyruk ve kibirli olmayacaktır. Her ikisi de ilgili işlerinin sadık sorumluluğu aracılığı ile bir birlerinin rahatını ve mutluluğunu düşünerek tüm ev çevresinin esenliği ve mutluluğuna katkıda bulunacaklardır. Bu söylediklerimiz keşke yeryüzünde yaşayan her imanlı ev halkında aynı göksel model uygulanarak tecrübe edilebilse! O zaman Tanrının gerçeği haklı çıkartılmış, Sözü onurlandırılmış ve Adı ev içindeki ilişkilerimizde ve pratik yollarımızda yüceltilmiş olur idi!

18.ayette bize sadakat ile açıklanan zavallı insan yüreğindeki köke ilişkin bir öğüt sözü yer alır. “Kölenizi özgür bırakınca üzülmemelisiniz. Size hizmet ettiği bu altı yıl boyunca ücretli bir işçiden iki kat fazla iş görmüştür. Tanrınız Rab yaptığınız her işte sizi kutsayacaktır.” Yasanın Tekrarı 15:18.

Bu sözler çok etkileyicidir. Yalnızca insan yüreğinin –yoksul bir kölenin davasını savunmak ve onun taleplerini ortaya koymak için bir efendinin yüreği- önünde durmaya tenezzül eden En Yüce Olan’ı düşünün, sanki Kendisine bir iyilik yapılmasını istiyor gibi konuşuyor! Davayı güçlü kılmak için söylenmesi gereken her sözü söylüyor. Efendiye altı yıllık hizmetin değerini hatırlatıyor ve onu cömert eylemine karşılık bir ödül olarak bereketini arttırma vaadi ile teşvik ediyor. Bu mükemmel güzellikte bir vaattir. Rab yalnızca cömert işler yapılmasını değil ama aynı zamanda bu cömert işlerin yapıldığı kişinin yüreğini de sevindirmek ister; O yalnızca bir eylemin özünü değil ama aynı zamanda tarzını da düşünür. Biz bazen bir iyilik yapma işine kendimizi adarız ve bu iyiliği bir görev gibi yerine getiririz ve o zaman yapmamız gereken şeyi yapar iken bu bize zor gibi görünür; böylece eylem tüm çekiciliklerinden yoksun bırakılmış olur. Cömert eylemi güzel kılan cömert yürektir. Bir iyilik yapmamız gerektiği zaman bu eylem nedeni ile kendi yüreğimizin sevinç duyması gerekir; yüreğimizin sevinç duyduğundan emin olmalıyız. Tanrısal yol şöyledir: “Ödeyecek hiç bir şeyleri olmadığı zaman o her ikisini de içtenlik ile bağışladı.” “Hem sevindirmeliyiz hem de sevinmeliyiz.” “Tövbe eden tek bir günahkar için göklerde büyük sevinç olur.” Ah! Babamızın yüreğinin değerli lütfunu daha parlak yansıtan imanlılar olmamız için dua ediyorum!

Bu çok ilginç bölüm ile ilgili düşüncelerimize son vermeden önce bu bölümün son paragrafından alıntı yapalım: “Sığır ve davarlarınızın içinde ilk doğan her erkek hayvanı Tanrınız Rabbe ayıracaksınız. Sığırınızın ilk doğan öküzü ile iş yapmayacak ve sürünüzün ilk doğan koyununu kırkmayacaksınız. Siz ve aileniz her yıl Tanrınız Rabbin önünde O’nun seçeceği yerde onları yiyeceksiniz. Bir hayvanın özrü var ise, kör ya da topal ise herhangi bir ciddi sakatlığı var ise onu Tanrınız Rabbe kurban etmeyin. Bu durumdaki hayvanları kentlerinizde yiyebilirsiniz. Dinsel açıdan kirli ya da temiz kişi bunların etini ceylan ya da geyik eti yer gibi yiyebilir. Ancak kan yemeyeceksiniz. Kanı su gibi toprağa akıtacaksınız.” Yasanın Tekrarı 15: 19-23.

Tanrıya yalnızca mükemmel olanın sunulması gerekiyor idi. İlk doğan, kusursuz erkek yani lekesiz Tanrı Kuzusunun örneği, çarmıhta bizim için kurban olarak Kendisini sunan, Tanrının huzurundaki esenliğimizin bozulamaz temeli ve canlarımızın değerli yiyeceği. Tanrısal olan bu idi; topluluk tanrısal merkez Olan’ın çevresinde bir araya geldi ve Tanrının huzurunda sofraya oturdu; bu tanrısal olarak atanmış olan Mesih’in örneği idi. Mesih bizim kurbanımız, merkezimiz ve soframızdır. O’nun çok değerli ve görkemli adına sonsuz ve evrensel övgüler olsun!